10 Cloverfield Lane - Cloverfield Yolu No: 10 - İZLE
Dan Trachtenberg'in yönettiği ve Josh Campbell, Matthew Stuecken'ın yazdığı filmin oyuncuları Mary Elizabeth Winstead, John Goodman, John Gallagher Jr. Yapımcılığını J.J. Abrams'ın üstlendiği bu…
Dan Trachtenberg'in yönettiği ve Josh Campbell, Matthew Stuecken'ın yazdığı filmin oyuncuları Mary Elizabeth Winstead, John Goodman, John Gallagher Jr. Yapımcılığını J.J. Abrams'ın üstlendiği bu…
10 Cloverfield Lane - Cloverfield Yolu No: 10 - İZLE
Cloverfield Yolu No: 10. İsmi bile gizemli değil mi? Size izlemenizi tavsiye edeceğim bu filmde gizem dışında, biraz korku, çokca psikolojik gerilim, bilim kurgu ve hatta dram bile var. Bütün bu unsurları taşıdığı gibi spoilera da yatkın bir film. O yüzden bu videonun başında spoilerdan arındırılmış genel bir tanıtım yapacağım. Filmi izlemeyenler rahat olsun. Spoiler’lı açıklamalarımdan önce 5 saniyelik bir geri sayım yapacağım.
Nereden başlayalım? Ben bir filmi izlemeden önce genelde yönetmenine bakarım. Bu filmi yöneten kişi Dan Trachtenberg. Bu ismi sinema dünyasında ilk kez duydum açıcası. Ama bir yandan da tanıdık geliyordu, biraz araştırınca geçmişte bir kaç bölüm takip ettiğim bir Podcast olan “The Totally Rad Show”un üç sunucusundan biri olduğunu buldum. Enteresan bir kariyer. Podcast dünyasından çıkmış bir yönetmenin ilk uzun metraj filmiyle karşı karşıyayız. Ama benim ilgimi çeken daha da enterasan başka bir konu var. Çok sevdiğim Black Mirror dizisinin “Playtest” adlı bölümünü hem yazmış, hem de yönetmiş. “Playtest” bu videonun yayınlandığı Ağustos 2016 tarihinde henüz gösterime girmedi. 21 Ekim 2016’da Black Mirror’ın yeni sezonunda yayınlanacak olan 6 bölümden biri olacak. Evet ve bu bölümlerden birini yazıp yöneten biri bu filmin yönetmeni Dan Trachtenberg.
Ama onun arkasında daha da önemli ve dikkat çekici başka bir isim var: J.J.Abrams. Lost dizisiyle tanıdığımız yapımcı ve yönetmen. Onun yapım şirketi Bad Robot tarafından yapılmış bu film. Aynı şirket tarafından yapılan 2008 yapımı Cloverfield filmini izlediyseniz işte bu film onun “manevi halefi” olarak kabul ediliyor. Gerçekten böyle bir deyim var bunu ben uydurmadım: “spiritual successor.” Yani konu olarak onun devamı değil o yüzden Cloverfield 2 dememişler ama aynı ruhu taşıyor diyebiliriz. Benzer korkular, benzer komiklikler, benzer tuhaflıklar burada da var. Kişisel bir yorum olarak ben bu filmi Cloverfield’dan daha çok sevdim. Aralarında anlatım tekniği olarak da farklılık var. Cloverfield’da sonradan bulunmuş video görüntüleri üzerinden hikaye anlatım tekniği uygulanmıştı ki bu son dönemde özellikle Blair Cadısı filmiyle bilinirliği artan bir teknik; bu filmdeyse daha klasik bir yöntem olan “üçüncü şahıs anlatıcı” tekniği kullanılmış ki bu en yaygın hikaye anlatım biçimlerinden biridir.
Baş karakterimiz Michelle nişanlısıyla kavga ettikten sonra bir kaza geçirir ve kendinden geçer. Uyandığında ise bir yeraltı sığınağında olduğunu fark eder. Bu temayı yani yeraltı sığınağını Lost dizisini izleyenler hatırlayacaktır. İşte orada o klostrofobik ortamda Michelle ile birlikte iki kişi daha vardır. Peki bu kişiler kimdir? Kurtarıcı mı? Psikopat mı? Yoksa her ikisi de mi? İşte işin gizemi asıl bundan sonra başlıyor. Bu gizemli atmosferi oluşturabilmek için oyunculara çekimleri sırasında filmin adını bile söylememişler. Ama bunun ne kadar etkisi olmuştur bence tartışılır.
Senaryodaki her bir ayrıntı filmde daha sonra gelecek bir şeyin işaretçisi ya da önceden olmuş bir şeyin tamamlayıcısı. Hani Rus yazar Çehov'un bir kuralı vardır ya: “eğer birinci perde açıldığında duvarda bir tüfek asılı duruyorsa... o tüfek patlamalıdır, yoksa seyirci şaşırır” diye. İşte bu filmin senaryosu da böylesi bir titizlikle yazılmış.
İzlerken sürekli kafanızda teoriler üreteceğiniz türden bir film bu. Sonunda ne olacağını, filmin nasıl biteceğini öğrenmek için can atacağınız türden. Filmi izlemeniz için gösterebileceğim bir başka sebepse oyunculuklar. Özellikle de John Goodman’ın oyunculuğu.
Artık daha fazla spoiler vermeden konuşulabilir mi emin değilim. Bu bilgileri verdikten sonra şimdi filmi izlemeyenleri izlemeye davet edelim ve biz de izleyenlerle konuşmaya kaldığımız yerden devam edelim.
SPOILER
Önce afişte gördüğüm bir sözle başlayayım: “Canavarlar çok farklı formlarda gelebilir.”
En sondan başlayalım mı? Pek çok insan filmin bu şekilde bitmesinden hiç hoşlanmamış. Açıkçası ben sevdim. Neredeyse sonuna doğru tür değiştiren bir film olmuş bu finaliyle. Hikayeyi bambaşka bir yere sürüklemiş.
Filmi izlediğinize göre artık sorabilirim. Sizce Howard’ın durumu ne? Aklı tam yerinde değil, kızını özledi ve ona benzediği için Michelle’in arabasına çarpıp onu kaçırdı mı yoksa bir seri katil, karısı ve kızı filan da yok, belli tipteki kişileri bulup kaçırıyor ve sonra da öldürüyor mu?
Bana göre bu karakter tam bir tacizci. Empatiden yoksun, kıskanç ve tehditkar. Michelle’i bir sığınağa hapsederek hem fiziksel olarak onu dış dünyadan izole ediyor, hem de ailesinin ve arkadaşlarının öldüğünü söyleyerek psikolojik olarak da aynı izolasyonu devam ettiriyor.
Peki ya Michelle? Onun masumiyeti sorgulanamaz mı? İçinde bulunduğu şartlar, yaptığı bir takım hareketleri “normal olarak” kabul etmemizi gerektirir mi? Bir bakış açısıyla ona da soğuk kanlı, manipülatif, sosyopat bir katil diyemez miyiz? Küçük de olsa bir bakış açısıyla? Neyse fazla ileri gitmeyelim.
Her şeyden önce Michelle’in problemleri bu sığınağa düştükten sonra Howard’la başlamadı. O zaten kendi hayatından kaçmaya daha filmin başında nişanlısıyla yaptığı kavganın ardından arabasına atlayıp gidince başlamıştı. Zaten filmin bir yerlerinde daha önce de tacize maruz kaldığını söylüyor. Anlaşılan buna çözüm olarak sürekli kaçmayı uygun bulmuş. Babasından kaçmış, nişanlısından kaçıyor, nihayet bu sığınaktan da kaçmayı başarıyor. Ama bir karakter olarak gelişebilmesi için bir şeylerin değişmesi gerek. Hem zaten uzaylı istilasından da kaçabilmesi için gezegeni terk etmesi lazım. Biz karakterdeki değişimi filmin son planında net olarak görüyoruz. Yol ayırımına gelince güvenli bölge olan Baton Rouge’a gitmek yerine uzaylı canavarlarla savaşmak üzere Houston’a gitmeye karar veriyor. Yani nihayet korkularıyla yüzleşiyor. Ayrıca muhtemel bir devam filmi için bizlere de kapıyı aralık bırakıyor.
Eminim sizlerin de çeşitli ayrıntılar dikkatini çekmiştir. Ben geçenlerde videosunu yaptığım için mi bilmiyorum ama sığınakta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri Eyfel Kulesi resimleri oldu.
Evet canavarlar çok farklı formlarda gelebilir. Filmin sonunda bunları gerçek anlamda gördük ama insanlar ne kadar insandı? Belki de bu filmde izlediğimiz her kişi kendi çapında bir canavardı. Belki de olağanüstü şartlar ortaya çıkana kadar herkesin “normal” davranması beklenen bir şeydir. Asıl insanlık olağanüstü şartlar ortaya çıktığında da “normal ve insan olmanın gerektirdiği gibi” davranabilmektir.
Canavarlık belki de dışımızda aradığımız, dünya dışı şeylerden beklediğimiz bir şey ama insan olarak bizler de buna dönüşmeye çok yatkınız. Filmdeki sığınakta gördüğümüz o küçücük dünyada bile canavarlaşmaya meyilli insanları izledik.
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)
*Müzey* Cloverfield Yolu numara 10 Gerçekten ismi bile gizemli geliyor değil mi? Size izlemenizi tavsiye edeceğim bu filmde gizem dışında biraz korku, çokça psikolojik gerilim, bilimkurgu ve hatta dram bile var. Bütün bu unsurları taşıyan bir film ve bunun gibi spoiler'a da çok yatkın bir film. O yüzden videonun daha başında spoiler'dan arındırılmış olarak konuşacağımı belirteyim. Böylece spoiler kaygısı taşıyanlar ve filmi izlemeyenlerin içi rahat olabilir.
Biliyorsunuz spoiler'lı açıklamalarımdan önce 5 saniyelik bir geri sayım yapıyorum. Şimdi, nereden başlayalım? Açıkçası ben bir filmi izlemeden önce genellikle onun yönet menine bakarım. Bu filmi yöneten kişi Dan Trahtenberg. Bu ismi sinema dünyasında ben daha önce duymamıştım. Ama bir yandan da tanıdık geliyordu kulağıma. Biraz araştırınca geçmişte birkaç bölümünü takip ettiğim bir podcast olan The Totally Red Show'un 3 sunucusundan biri olduğunu buldum .
Yani enteresan bir kariyeri olan bir yönetmen. Podcast dünyasından çıkmış bir yönetmenin ilk uzun metraj filmiyle karşı karşıyayız. Ama benim ilgimi çeken daha da enteresan başka bir konu var . Çok sevdiğim Black Mirror dizisinin Playtest adında bir böl ümünü hem yazmış hem de yönetmiş. Playtest ismi bu arada size tanıdık gelmeyebilir. Çünkü bu videonun yayınlandığı Ağustos 2016 tarihinde henüz gösterime girmemişti.
21 Ekim 2016'da Black Mirror'ın yeni sezonunda yayınlanacak olan 6 yeni bölümden biri olacak. Evet bu da müjdeli bir haber olsun. Ve bu bölümlerden birini yazıp yöneten bir kişinin filmini izleyeceğiz bu filmde. Ama onun arkasında bence daha da önemli ve dikkat çekici başka bir isim var. J.J. Abrams. Dost dizisiyle tanıdığımız yapımcı ve yönetmen. Onun yapım şirketi olan Bad Robot tarafından yapılmış bir film bu.
Aynı şirket tarafından yapılan 2008 yapımı Cloverfield film ini izlediyseniz eğer, işte bu film onun manevi halefi olarak kabul ediliyor. Ve gerçekten de manevi halef diye bir deyim var. Bunu ben uydurmadım. "Sprential Successor" diye geçiyor. Dileyenler araştırabilir. Yani konu olarak onun devamı değil. O yüzden Cloverfield 2 dememişler ama aynı ruhu taşıyor diye tanımlayabiliriz. Benzer korkular, benzer komiklikler, benzer tuhaflıklar bu filmde de var.
Ama kişisel bir yorum olarak ben bu filmi Cloverfield'dan çok daha fazla sevdim. Onu da belirteyim. Aralarında anlatım tekniği olarak bazı farklılıklar var. Cloverfield'da sonradan bulunmuş video görüntüleri üzer inden hikaye anlatım tekniği uygulanmıştı. Böyle sallanan kamera görüntüleri falan vardı o yüzden. Ki bu teknik son dönemde özellikle biliyorsunuz Blair cadısı filmiyle bilinir ya artan bir teknik.
Bu filmde ise daha klasik bir yöntem olan üçüncü şahıs anlatıcı tekniği kullanılmış ki bu en yaygın hikaye anlatım biçimlerinden biri. Baş karakterimiz Michel nişanlısıyla kavga ettikten sonra böyle yola çıkıyor ve daha sonra bir kaza geçirerek kend inden geçiyor. Uyandığında ise bir yeraltı sığınağında olduğunu fark ediyor. Bu temayı yani yeraltı sığınağını Lost dizisini izleyenler gayet iyi hatırlayacaktır.
İşte orada o klostrofobik ortamda Michel ile birlikte iki kişi daha var. Var da bu kişiler kim? Bunlar kurtarıcı mı? Yoksa psikopat mı? Yoksa her ikisi de mi? İşte işin asıl gizemi de zaten bu noktadan sonra başlıyor. Bu gizemli atmosfer oluşturabilmek için oyunculara çekimleri sırasında filmin adını bile söylememişler. Ama tabi bunun ne kadar etkisi olmuştur oyunculuklarına orası bence tartışılır.
Senaryodaki her bir ayrıntı filmde daha sonra gelecek bir şeyin işaretçisi ya da önceden olmuş bir şeyin tamamlayıcısı gibi. Hani Rus yazar Çehov'un bir kuralı vardır ya Eğer birinci perde açıldığında der Çehov tiyatroda duvarda asılı bir tüfek varsa o tüfek bir yerlerde mutlaka patlamalıdır. Yoksa seyirci şaşırır. İşte bu filmin senaryosunda da böylesine ayrıntılar, detay lar var. Bu kadar titizlikle hazırlanmış.
İzlerken sürekli kafanızda teoriler üreteceğiniz türden bir film bu. Sonunda ne olacağını, filmin nasıl biteceğini öğrenmek için can atacağınız türden bir film. Bu filmi izlemek için size gösterebileceğim başka bir sebep se oyunculuklar. Özellikle de John Goodman'ın oyunculuğu. Artık daha fazla spoiler vermeden konuşulabilir mi çok emin değilim. O yüzden bu bilgileri de verdikten sonra şimdi filmi izleme yenleri hemen filmi izlemeye davet edelim.
Ve biz de izleyenlerle konuşmaya kaldığımız yerden devam ed elim. 5 saniyelik bir aranın hemen ardından. Önce afişte gördüğüm bir sözle başlayayım. Canavarlar çok farklı formlarda gelebilir. Şimdi en sondan başlayalım mı? Pek çok insan bu filmin bu şekilde bitmesinden hiçbir şekilde hoşlanmamışlar. Ama açıkçası ben çok sevdim. Neredeyse sonuna doğru tür değiştiren bir film olmuş bu finaliyle. Hikayeyi bambaşka bir yere sürüklemiş.
Şimdi filmi izlediğinize göre artık size de sorabilirim. Sizce Howard'ın durumu ne Allah aşkına? Aklı tam yerinde değil kızını özledi ve ona benzediği için Michelle'in arabasına çarpıp onu kaçırdı mı? Yoksa bir seri katil, karısı ve kızı filan da yok. Belli tipteki kişileri bulup kaçırıyor ve sonra da öldür üyor mu? Hangisi? Bana göre bu karakter tam bir tacizci. Empatiden yoksun, kıskanç ve tehditkar bir kişi.
Michelle'i bir sığınağa hapsederek onu hem fiziksel olarak dış dünyadan izole ediyor hem de ailesinin, arkadaşlarının öldüğünü söyleyerek psikolojik olarak da aynı izolasyonu s ürdürüyor, devam ettiriyor. Peki ya Michelle? Michelle'in onun masumiyeti hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz ce bu sorgulanamaz mı? İçinde bulunduğu şartlar, yaptığı birtakım hareketleri bizim normal olarak kabul etmemizi gerektirir mi otomatik olarak?
Bir bakış açısıyla ona da soğukkanlı, manipülatif, sosyopat bir katil diyemez miyiz? Küçük de olsa bir bakış açısıyla. Neyse daha fazla ileri gitmeyeyim bu konuda. Her şeyden önce Michelle'in problemleri bence sığınağa düşt ükten sonra Howard'la başlamadı. O zaten kendi hayatından kaçmaya daha filmin başında nişan lısıyla yaptığı o kavganın ardından arabasına atlayıp git meye başlayınca, karar verince başlamıştı.
Zaten filmin bir yerlerinde de daha önce de tacizeye maruz kaldığını söylüyor. Yani anlaşılan buna çözüm olarak sürekli olarak kaçmayı uy gun bulmuş. Babasından kaçmış, şimdi nişanlısından kaçıyor ve nihayet bu sığınaktan da kaçmayı başarıyor filmin sonuna doğru. Ama bir karakter olarak gelişebilmesi için bence senaryoda bir şeylerin değişmesi gerekiyordu. Hem zaten uzaylı istilasından da kaçabilmesi için artık gez egeni terk etmesi lazımdı.
Bu da mümkün değil. İşte biz karakterdeki değişimi filmin en son planında çok net olarak görebiliyoruz. Hani yol ayrımına geliyordu ya, orada güvenli bölge olan Baton Rouge'a gitmek yerine uzaylı canavarlarla savaşmak üz ere Houston'a gitmeye karar veriyor. Yani nihayet sonunda korkularıyla yüzleşiyor. Ayrıca muhtemel bir devam filmi içinde bizlere kapıyı aral ık bırakıyor. Eminim sizlerin de buna benzer çeşitli ayrıntılar dikkat inizi çekmiştir.
Ben geçenlerde videosunu yaptığım için mi bilmiyorum ama s ığınakta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri Eyfel Kulesi' nin resimleri oldu. Evet, canavarlar çok farklı formlarda gelebilir demiştik. Filmin sonunda bunları gerçek anlamda da gördük. Ama insanlar ne kadar insandı? Belki de bu filmde izlediğimiz her kişi kendi çapında bir canavardı. Belki de olağanüstü şartlar ortaya çıkana kadar herkesin normal davranması onlardan gayet beklenen bir şeydir.
Asıl insanlık olağanüstü şartlar ortaya çıktığında normal ve insan olmanın gerektirdiği gibi davranabilmektir. Canavarlık belki de dışınızda aradığımız, dünya dışı şeyler den beklediğimiz bir şey ama insan olarak bizler de buna dön üşmeye çok yatkınız galiba. Filmdeki sığınakta gördüğümüz o küçücük dünyada bile canav arlaşmaya meyilli insanları izledik sonuçta. Filmdeki sığınakta gördüğümüz o küçücük dünyada