Açlık - OKU
Açlık (Norveççe: Sult), Norveçli yazar Knut Hamsun tarafından kaleme alınmış ve 1890 yılında ilk baskısı yapılmış bir romandır. Roman, 20. yüzyılın edebi açılışı olarak görülmekle beraber, modern ve…
Açlık (Norveççe: Sult), Norveçli yazar Knut Hamsun tarafından kaleme alınmış ve 1890 yılında ilk baskısı yapılmış bir romandır. Roman, 20. yüzyılın edebi açılışı olarak görülmekle beraber, modern ve…
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)
Sabaha karşı çok erken uyandım. Gözlerimi açtığımda oldukça karanlıktı ortalık. Neden sonra alt kattaki dairede saatin beşi vurduğunu duyd um. Tekrar uyumak istedim ama uyuyamadım. Kendime geliyor, uyanık yatıyor, binbir şey düşünüyordum. Birdenbire bir tasvir yazışıma, bir fıkraya gidebilir birka ç güzel cümle geldi aklıma. Benzerini görmediğim bir düşeş, çok hoş bir yazı piyangosuy du bu. Yattığım yerde bu kelimeleri tekrarladım, tekrarladım müke mmeli buldum.
Az sonra bunların yanına yenileri eklendi. Birden uykum uyku kalmadı bende. Yataktan fırlayıp karyolanın arkasındaki masada duran kağıt kaleme sarıldım. İçimde bir damar kopmuştu sanki. Kelime kelimeyi takip ediyor, sözler mantıklı bir düzene giriyor, durumlar beliriyor, sahneler birikiyor, zihnimden hareket ler, konuşmalar serpiliyor. Gönlüm harikulade bir huzurla sarılıyordu. Büyülenmiş gibi, habire yazıyor, bir an olsun aralık ver meden sayfanın birini doldurup ötekine geçiyordum.
Düşünceler öyle ani geliyor, öyle gürül gürül akıyorlardı ki, var kuvvetimle çalıştığım halde, yeteri kadar hızlı yazamad ığım için teferruatın çoğunu kaçırıyordum. İlhamın ardı arkası kesilmiyor, konuyla dolu yazdığım her kelime kendiliğinden doğuyordu. Bu mutlu, esrarlı dakika uzadıkça uzuyordu. Dizlerimin üstünde yazılı 15-20 sayfa birikmişti ki, nihayet durdum, kalemi elimden bıraktım. Yazdıklarımın cidden bir kıymeti varsa kurtulmuştum.
Yataktan fırlayıp giyindim. Ortalık aydınlanıyordu. Kapıdaki fenerler işletmesinin ilanını yarı yarıya seçebili yordum. Pencere kenarı yazdıklarımı gösterecek kadar aydınlanmıştı şimdi. Derhal kağıtlarımı temize çekmeye koyuldum. Bu hayallerden garip ve koyu bir renk ve ışık buğusu yüksel iyordu. Peş peşe güzel buluşlar karşısında şaşkın, irkiliyor, şimdiye kadar okuduğum yazılar içinde en iyisinin bu olduğunu düşünüyordum içinden.
Keyfimden sarhoştum adeta. Sevincimden kurumlanıyor, yüce duygular içinde yüzüyordum. Yazdığım kağıtları elimle tarttım. Ortalama bir tahminle 5 kron değer biçtim. 5 kronu fazla bulmak kimsenin aklından geçmezdi. Bu yazının bu fiyata kelepir olduğunu itiraf gerekirdi. İç değeri düşünülürse, böyle orijinal bir yazıyı bedavaya kaptırmak niyetinde değildim. Benim bildiğim bu çeşit yazılar sokaklardan toplanmıyordu.
Sonunda 10 kronda karar kıldım. Zamanla aydınlanmıştı oda. Kapıdan tarafa baktım. Kendimi zorlamadan ince iskelet harfleriyle ve güzel Andersen'in kefen, tabut örtüşü, büyük kapı sağ k olda ilanını okuyabildim. Saat 7'yi çalalı bir hayli oluyordu. Kalktım. İçin arka kararının ortasında dikildim. Etraflı düşününce, Madam Gundersen'in odadan çıkmamı isteyişi işime de geliy ordu hani. Bu oda hiç de bana göre değildi aslında.
Pencerelerde basit yeşil perdeler asılıydı. Gardrop yerine duvarlara acayip çiviler çakılmıştı. Bu da ki fakir harcı salıncak koltuk, bir koltuk bozuntusuydu sadece. Ona baktıkça insanın gülmekten kırılacağı geliyordu. Yetişkin bir adam için alçaktı bir kere. Sonra dardı. Oturanın kalkabilmesi için bir çizme çekeceğine ihtiyacı vardı adeta. Aslında bu oda fikir işleriyle uğraşanlara göre yapılmamış tı.
Artık bu odada kalmak istemiyordum. Ne olursa olsun kalmak istemiyordum. İzbeye katlanmıştım. Ümit ve memnunlukla kibirli, hep ikide bir cebimden çıkarıp okuduğum orijinal yazımın tesirinde bu işin derhal bir çaresine bakmak, buradan taşınmak istiyordum. İçinde birkaç temiz yakayla ekmeğimi sardığım, buruşuk bir gazete kağıdı bulunan paketimi aldım, battaniyemi dürüp katladım, yedek beyaz kağıtlarımı cebime koydum.
Hiçbir şey bırakmadığıma emin olabilmek için köşe bucağı araştırdım. Bir şey bulamayınca pencereye gidip sokağa baktım. Kapalı ve nemliydi gökyüzü. Yanmış demirci dükkanında kimseler görünmüyordu. altta, avluda, duvardan duvara gerili çamaşır ipi ıslaklıkt an gerginleşmişti. Bütün bunları öteden beri biliyordum. Bildiğim için pencereden çekildim. Battaniyemi koltuğuma sıkıştırıp, fenerler işletmesinin ilanı önünde bir reverans yaptım.
Matmazel Andersen'in kefenleri önünde eğildim, kapıyı açtım . Altyazı M.K. Sabahın çok erken bir saatinde kalkıp içindekileri yazıya d ökmek. Bazıları bunu aslında sadece yazar olanlara değil, herkese öneriyor bu tür bir çalışmayı. Buna yazı terapisi deniyor. Kökeni bu kitaba mı dayanıyor onu bilemiyorum. Yani içinden bir pasaj, bir alıntı yaptığımız bu kitaba. Açlık kitabına. Knut Hamson'ın 19. yüzyılda yazdığı psikolojik bir roman.
Buna psikolojik diyorum çünkü romanın kahramanı, insan aklının zaman zaman ne kadar da mantıksızlaşacağını gösterircesine davranıyor sürekli olarak. Bu konu yani insan aklı mevzusu, yazar Hamson'ın sıklıkla üzerinde durduğu işlediği bir tema . Bu ve bir de modern şehir medeniyeti, açlık romanının meşhur bir açılış cümlesi var. Şimdi size onu okuyacağım. Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şeh irde, Christiana'da aç sefil sürtüyordum o günlerde.
Evet, burada Christiana dediği, bugün bizim Norveç'in başkenti olarak tanıdığımız Oslo k enti. Ama romanın yazıldığı dönemde, yani 1877 ile 1925 arasında oraya Christiana deniliyormuş. Bundan bir asır önceki moderniteden söz ediyor Hamson ve o modernite içerisinde aklı karışmış, kafası karışık insan ların psikolojisine çok güzel bir şekilde değiniyor. Bazen de mizahi bir tarzda. bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim. Lütfen hemen onun bir fotoğrafını çekin. Sonra da Instagram'da "Okur musun Barış Özcan?" diyerek benimle paylaşın. Paylaşın ki bu paylaşımları gören herkes bunlardan istifade edebilsin ve ben de aralarından seçtiğim güzel örnekleri bu şekilde videoya dönüştürerek sizlerle tekrar paylaşayım.
Bir başka kitapta görüşmek üzere. Şimdilik hoşçakalın.