Amerika'nın Pasifik Kuzeybatı bölgesinde çalışan Türkler

Amerika'nın Pasifik Kuzeybatı bölgesinde çalışan Türkler

22 Ağustos 2021 ·Video·29 dk YouTube'da izle →
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Bu gördüğünüz uçan daire Seattle'ın sembolü. Neden buradayım? Çünkü 80 günde 20 bin kilometre sürecek bir yolculuğa çıkt ım. Üstelik sadece elektrikli bir araçla. Ta ki Seattle'da başka bir aracı görene kadar. Evet, güzel bir anlaşma yaptık. Ben yola artık başka türlü devam etmeye karar verdim. Sağ olsun, çağrı arabasını verdi. Ben motorunu elektrikli hale getirip geleceğim. Wow! Bu aracın iç tasarımı da en az dışı kadar çekici.

Dokunduğunuz her noktasının düşünülerek tasarlandığı bekli. Sürüş karakteristiği kullandığınız moda göre değişiyor. Eco modunda şaşırtıcı derecede rahat ve sessiz. Spor modunda beklendiği gibi her şey biraz daha sertleşiyor ve hareketlerinize çok daha duyarlı hale geliyor. Merak etmeyin, bu video böyle araç incelemesi modunda devam etmeyecek. Sizleri götürmek istediğim özel bir yer var. Bakalım tahmin edebilecek misiniz?

Burası Jit Kun Do'nun kurucusu Bruce Lee'nin ebedi istirah atgahı. 33 yıllık hayatına dövüş sanatları ve oyunculuk kariyerinin çok ötesinde şeyleri sığdırabilmiş, kendi felsefesini oluşturabilmiş biriydi Bruce Lee. Jit Kun Do için basitleştirmek tanımını yapmıştı. Gereksiz tüm hareketlerden vazgeçmek. Yani ekonomiklik, sadelik, etkililik, doğrudanlık. Bedenin tümünü kullanmak. Sıcak suyu almak.

Evet, Seattle'da da tabii her zaman olduğu gibi yakalandık. Bu kez yanımızda Çağrı ve Onur var. Onur'la bizim dostluğumuz zaten çok eskilere dayanıyor. Sağolsun bize burada hem rehberlik etti hem kameramanlık yaptı. Her türlü derdimizi çilemizi çekti. Çağrı'yla da yeni tanıştık. Çağrı da... Onur eski bir Microsoft çalışanı. Çağrı halen bir Microsoft çalışanı olarak...

Böyle tanışmış olduk. Burada tabii asıl ilgimizi çeken şey şu oldu. Çağrı'nın arabasıyla bizimkini değiş tokuş edelim dedik. Biz yola bulunan devam ediyoruz şimdi. Dolayısıyla... Ama bir dakika bu elektrikli değildi galiba değil mi? Evet aslında... O zaman elektriklisi çıkana kadar biz vazgeçtik. Bu işten diyelim. Geliyor o da geliyor inşallah. O zaman Sufi... Seni sürücü koltuğuna alarak... What? Bruce Lee'nin mezarından ayrıldık.

Şimdi Çağrı'yla onun yeni arabasıyla yolculuğa başladık. Şimdi arabanın her şeyi güzel. Tipi, tasarımı muhteşem. Fakat o sesi duyunca anlıyoruz ki elektrikli değil. ICE yani Internal Combustion Engine. Şimdi bunlar artık bir akım haline gelmiş durumda. Umuyoruz ki en kısa sürede tıpkı Porsche Taycan'da olduğu gibi... Bunların da elektriklisi üretilir. Ben bugün yayına verdiğim podcast'te... Ses tasarımı, geleceğin sesinden bahsettim.

BMW mühendisleri ve elektrikli araçlar üretiyorlar. Fakat işte bu eski ses alışkanlığından kopamayan sürücüler için... Benim gibi. Evet, Çağrı gibi. Kişiler için yine bir Alman olan Hans Zimmer'e ses tasarımı yaptırmışlar. Bak iş birliğini görüyorsun değil mi Çağrı? Başka elektrikli araçlar da buna benzer şeyleri takip et meye başlayacak diye tahmin ediyorum. Bu arada motoru görebiliyoruz galiba. Evet, oradan.

Bakayım gösterebilecek miyim size şöyle arkadan. Evet Çağrı bu arada seni tanıyalım. Microsoft dedin. Nerede çalışıyorsun? Hangi departmanda? Evet, Edge takımında aslında tam browser, browser'ın üzerine bir WebView diye bir kontrol var. O da işte diğer app developer'ların, app'lerinde web content, Entegre Etmeni için kubandığı bir kontrol. İlk bunu söylediği zaman Çağrı, ben hemen Explorer 6'yı mı yapıyorsunuz hala diye bir espride bulundum.

Tabii yaşı genç olanlar bu espriyi anlayamazlar. Bir zamanlar Explorer 6 diye efsanevi bir browser vardı. Ve ben o zamanlar web tasarımıyla uğraştığımdan, CSS kodlar ımın içerisine Explorer 6'da düzgün gözükebilmesi için özel kod satırları yazmak, eklemek ihtiyacını hissederdim. Tabii o günlerden bugüne çok şey değişti, gelişti. Artık bütün tarayıcılar standartlara uygun bir şekilde hazırladığınız sayfaları gösteriyor.

Çağrı gibi çalışanlarımız sayesinde. Bu arada Seattle'da epeyce bir Microsoft çalışanı olduğunu da öğrendim. Böyle binlerin üzerinde sayılarla, tam sayıyı bilmiyorum ama yarın da zaten çok eski bir dostum sağ olsun Microsoft 'da geleceğin evleriyle ilgili bazı şeyleri göstermek üzere davet etti. Ama şu anda biz geleceğin arabalarıyla ilgili bir deneyim yaşamak durumundayız. Tabii bu araç spor bir araç olduğu için var mıdır bilmiyorum ama autopilot falan gibi bir takım teknolojik öz ellikler yok herhalde değil mi?

Yok yani sadece normal Cruise Control, şey de değil, adapt if de değil. Evet. Bir de Blind Spot var ama bence yani bu tür bir arabada zaten yalnız dikiz aynası çok hoşuma gitti çünkü ayna değil tamamen bir ekran. Evet. Dikiz aynası gibi tasarlanmış ve gerçekten işe yarıyor her halde çünkü arkayı görme ihtimali yok. Evet zaten göremiyoruz. İlk başta gördüğünüz sahil Seattle'ın değil dünyanın en zen gin birkaç kişisinin yan yana evlerinin olduğu sahil Medina.

Orada Bill Gates'in hemen yanındaki komşusu Jeff Bezos düny anın en zengin adamı. Bir geçti zaten bir zamanlar öyleydi de şimdi yine aynı şekilde herhalde ilk onda filandır. Böyle epeyce bir şeyi yükseltiyorlar fakat benim daha çok ilgimi çeken şey hemen ilerideki şu karlı zirve. Gerçekten Japonya'daki Fuji Dağı'nı da gördüm ama burası çok underrated kalmış bence. Vay vay vay. Hadi bakalım. Sufi bak Microsoft'ta çalışanlar demek ki böyle oluyor.

Bu da sana mesaj olsun. I should look at Microsoft. Ya. Twitter'a geçiyormuş bu arada. Ha Twitter'a geçiyormuş bak. O da fark etmez hepsi aynı. Evet burada yumurta pişirebiliyoruz daha sonra. Arabamızın bir faydası da bu bize. Çok güzel bir yere geldik. Burada lütfen kayalardan uzak durun yazısının hemen altında . Medina yazıyor. Medina diyorlar burada. Ama Medine'ye de benziyor. Arasında bir ilişki var mı bilmiyorum.

Bildiğim şey bu bölgenin zip kodunun Amerika'da en geliri yüksek zip kodlardan biri. Belki de birincisi oldu. Çünkü hemen gördüğünüz şu ağaçların arkasında Bill Gates'in , Steve Olmer'ın ve Jeff Bezos'un evleri var. Bunların üçü de birbirine komşu ve üçü de herhalde dünyanın en zengin ilk 10'u içerisinde. Hazır burada çalışan, burada yaşayan kişileri bulmuşken Seattle hakkındaki düşüncelerini öğrenelim.

Seattle kültürü hakkında neler söyleyebilirsiniz? Soru buydu. Çok fazla göçmen ve çeşitlilik olması bence çok güzel buray la ilgili. Kampüs'te de en çok sevdiğim şeydi o. Ve sizin işyerleriniz de öyle değil mi? Yani bence de evet, liberal olması güzel. Çok fazla çeşitli insan olunca dolayısıyla şeyler de art ıyor yani. Daha fazla özgürlük. Çağrı ne diyecek? Evet yani ben de katılıyorum. Yaratılmıcı arkadaşlara katılmakla kaldı o da.

Eskiden olsa Nirvana falan, müzik kültürü sanırım. Evet, daha farklı bir şey var. Evet onu fark ettik biz de. Grunge ve punk kültürü burada doğmuş, gelişmiş. Hatta özel bir adı daha vardı da unuttum şu anda. Şimdi herkes mühendis burada. Bir bakıma bu bayağı bir tek düzelik yaratıyor. Fakat yani herkesin akıllı olması o da... O da bir noktadan sonra birazcık şey olmuyor mu ya? Herkes akıllı, herkes akıllı.

Sıkılmıyor musunuz? Ya iyi bilgi alışverişi oluyor. Farklı insanların farklı hobileri falan var. Bayağı bir insandan bayağı bir şey öğrendimini düşünüyorum ben açıkçası. Onun avantajları var. Fakat insan ister ki bir tane sanatçı olsun, bir tane doktor olsun, şey olsun ama onların hiçbiri yok. Herkes mühendis. Ama kahveciler var, baristalar var. Baristalar var, doğru. Bir sürü kahvecilerimiz var. Ne?

Düştüledim. Bir kahvecilerimiz, kötü yemek yerlerimiz var. Yaloygarya koy. İyi balığımız var. Aileler için çok güzel yerlerden bir tanesi. Çok yeşil bir defa. Yani sınırsız aktivite var. Kamp, hike, kayak, kayak dedim ski. Dağlar var. Yelken. Yapacak bir sürü şey var. Bence aileler için de. Aileler için de yine dağlar var. Gördüğün dağlar. Aynen öyle yani. Dağın üstünde. Amerika'nın Kuzey Avrupası.

Ha bak güzel. Bir dakika. Bir daha alalım bunu. Bence tam olarak Amerika'nın Kuzey Avrupası. Yani İskandinavya'yı almışlar. Evet. Amerika'ya monte etmişler diyebiliriz. Zaten buraya gelen ilk göçmenler bildiğim İskandinav göçmen leri. Özellikle bir batıya giderseniz. Bainbridge Island, Coldwell falan oralar hep İsveç. İsveç'ten gelen, Norveç'ten gelen insanlar yerleşmişler. Gelmişler yine böyle güneşin az olduğu bir bölgesini seçmiş ler Amerika'nın.

Kendi kültürlerine uygun. Uygun. Depresif. Depresiflik demişken öyle bir şeyden söz ediliyor. Burası Amerika'nın en üzgün kenti falan diyorlar. Sizce öyle mi? Bence olabilir. Çok yani siz... Sizden hiç öyle bir elektrik almıyorum. Belki mutlu gözüküyorsunuz da. Belki yüksek olduğu için o belki bir tık. Mühendisler mutlu. Yani mühendisler çok mutlu. Bak yine mühendislik şeyi geliyor.

Mühendisler mutlu. Arabalarına bakıp görebilirsiniz yani. Yani mutlu oldukları zannetmiyorum ama güneş yani daylight değil mi? Bayağı etkiliyor. Kışın özellikle. Ama Hawaii'ye de yakın olduğu için mesela. Herkes senede birkaç kere Hawaii'ye. Hawaii'ye de yakın. Bir başka de işte. Evet. Kaç kere gittiniz arkadaşlar? Biz iki yıldır gittik Hawaii'ye. Evet. Amerika'da Türklerin yaşamı. Amerika'da belgeselimizin sonuna geldik.

Zorlukları. Evet. Zorlukları. İçerimizin sonuna geldik. Çünkü burada konut fiyatlarında ciddi bir artış söz konusu ymuş. Özellikle Çinliler herhalde gelip evleri alıp alıp fiyat ların yükselmesine sebebiyet veriyormuş. Doğru. Onları da öğrendik. Evet burada ve Vancouver'da.

Vancouver'da da aynı zamanda. Vancouver'da daha da fazlaymış hatta o trend. Ya şu gökyüzünün güzelliğine bir bakar mısınız arkadaşlar? Bize Seattle'ı hep kapalı hep depresif diye anlattılar. Ama günlük güneşlik cennet gibi bir yer. Kim haklı kim haksız bilmiyorum. Bu turist modu diyor arkadaşlar. Bu reklamlar. Bu reklamlar diyorlar. Gelin yerleşin. Yerleştikten sonra asıl yüzünü gösteriyormuş. Burada bir duralım.

Hayat her zaman böyle açık ve güneşli değil. Böyle günlere ulaşmak için uzun ve zahmetli bir eğitim yol undan geçmek ve kendini geliştirmek gerekiyor. Şimdi bunu yapmak isteyenlere iki çift lafım olacak. Bu yolculukta en başından beri bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım dünya hakkında öğrendiklerimizle hep beraber iler liyoruzdur. Gördüğünüz gibi bu yolculuk kavramını ben biraz daha geniş yorumlamaktan yanayım.

Hepimizin bir hayat yolculuğu var sonuçta. Bu yolda ilerlemek de önce büyük hayaller kurmak ve kendini tanımakla başlıyor. Hayalleri gerçekleştirebilmek için de iyi bir plana ve iyi bir rehbere ihtiyacımız var. Kendimize örnek olarak alabileceğimiz rol modellerine. Daha önce bu yollardan geçmiş kişilere. Peki ya size böyle bir kendini tanıma yolculuğuna çıkabil menizi sağlayacak bir eğitim seti hazırlandığını söylesem?

Üstelik hemen şimdi ücretsiz olarak erişebileceğiniz bir video serisi olarak. Evet, Elidor Türkiye adım adım kendi yolumuzda başlığı alt ında böyle bir eğitim seti hazırladı. Üstelik toplum gönüllüleri ve Uluslararası Kadın Araştırmal arı Derneği uzmanlığıyla hazırlanan bu kişisel gelişim programı, Senarist, oyuncu ve gazeteci Gülse Birsel, Oyuncu Meriç Aral, Sunucu Cansu Canan Özgen gibi rol modellerinin hikayeler inden oluşan 7 bölümlük bir video serisi.

Bu içeriklere Elidor Türkiye YouTube kanalından ve Kendi Y olumuzda web sitesinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca KendiYolumuzda.com üzerinden form dolduran herkese 31 Ekim 2021'e kadar geçerli Udemy'de uygun eğitimlerde kullanılabilecek 27 lira değerinde Udemy kredisi veriliyor. Her hayal başka bir yolculuk olduğuna göre, Kendi yolculuğunuzda hayalinize doğru ilerleme sırası sizde . Sonuçta yolculuğa bir yerlerden başlamak ve kendi yolunuza koyulmak gerek.

Buradaki arkadaşlar sağolsunlar çok güzel bir restorana get irdiler. Böyle kızılderili temalı ve arkamda görmüş olduğunuz port rede Seattle'a ismini veren yerli şef Seattle'ın tek portresiy miş. Sufi senin ilgini çeken şeyler varsa onları da bana yönlend irebilirsin yani. Burada aldığım bilgiye göre tam kapının karşısına bu totemi yerleştirmek çok eski bir kızılderili geleneğiymiş. Ve elleri açık bir şekilde gelenleri selamlayıp onlara hoş geldiniz anlamında bu totemi kullanıyorlarmış.

Bu restoranda da bunu aynı şekilde muhafaza etmişler. O, gel buraya! Neden bir sürüyeceklerden bir sürüyeceklerden bahsediyorsun ? Seattle'da tanıştığımız bu arkadaşlarla sımsıcak bir akşam geçirdik. Sufi karşısında hem İngilizce hem de Türkçe bilen bir kitle bulunca fısatı kaçırmadı ve hemen stand-up gösterisine baş ladı. İki dilin iyiciliklerini kullanarak bilmeceler kurgulamak çok daha kolay galiba.

Evet, bu bir şey mümkün değil. Evet, evet. Bu bir şey mümkün değil. Bende bir tane cevap var mı? Tamam. A riverbank. Tamam, tamam. Tamam. Tamam, tamam. Bu dışarıda terk edilmiş post-apokaliptik bir dünyadan çık mış gibi görünen, biraz alışveriş merkezine benzeyen şey. Microsoft'un merkez kampüsü. Ve burası da benim gördüğüm en büyük Microsoft diyebilirim. Şimdi biraz burada gezebileceğiniz yerler var mı onlara bak acağız.

Çok merak ediyorum ben. Buraları bize gezdiren sevgili dostum Nuri ile ta İstanbul 'dan Türkiye'de Microsoft'da çalıştığı yıllardan tanışıyoruz . Daha sonra bir Dubai'ye gitti. 8 yıl kadar. Orada yaşadıktan sonra son... 2,5 yıldır. 2,5. Neredeyse 3 yıl olacak. Neredeyse 3 yıldan beri de. Gerçi onun herhalde sadece 1 yılı. Evet. Geri kalanı ev. Evde. 1,5 yıl neredeyse. Normalde az önce bahsettiğim gibi aslında çok kalabalık bir mekandayız.

Normal şartlar altında. Normalde burası çok kalabalık oluyormuş normalde. Öğne saatleri ve ofiste kimse yok. Burası mikser diye geçen orta buluşma alanı herkes için. Evet. Birçok aslında dağınık bir kampüs Microsoft. Farklı bölgelerden gelip buluşamadığınız arkadaşlarla burada buluşabiliyorsunuz. Kaç kişi çalışıyor bu kampüste? Yaklaşık 160.000 kişi. Toplam kampüs dediğimiz aslında Redmond bir il. Türkiye'deki il kavramından biraz daha.

Yakında mesela Belgrade'ye başka bir il var. Sınırlar vesaire yok ama Microsoft'un orada da kampüsü var. Yeni yeni Kirkland ve Samamish diye iki farklı il daha var. Oralarda da. Dolayısıyla dört farklı ile yayılmış yüzün üzerinde farklı binada. Ve birçoğu da artık Home Office çalışan. Evet evet. Bir çalışan kitlesi var. Baya kompleks bir şey yani. Baya kompleks bir kompleks.

Evet gerçekten de bir post apokaliptik dünyaya giriş yapmış gibiyiz. Söylenenlere göre burası çok kalabalık oluyormuş normalde ama şimdi kimsecikler yok. İncintop oynuyor. Kompleks. Evet evet. Nasıl oluyor şimdi burada Xbox şeyleri geliştiriliyor? Burada hani yeni şu bölüm aynen hani yazılım ekibinin yap makta olduğu yeni ürünleri test etme şansın oluyor. Bak hayatının iş fırsatı sana bak. Burada işin Xbox oyunlarını test etmek.

Şu koltuklara oturuyorsun. Ne dersin? Karşıda Minecraft oynamak. Şu tarafta da AI for good diye aslında Microsoft'un yaptığı AI üzerine dünyadaki çalışmaların örnekleri var. Çok yaratıcı ve güzel aslında örnekler var o tarafta. Zaman olsa keşke benim ofise gitsek ben HoloLens'in şeyine bakıyorum. Global pazarlamasına bakıyorum. Olmadı bir tane Unity ship ederim. Şey çok güzel çünkü. Mixed Reality yapılabiliyor.

Dolayısıyla hani HoloLens'i takıyorsun. O demoları ben gördüm hatta yayınladım sizin videomuzu. Holoportation diye geçiyor. Evet evet. Hakikaten fiziksel olarak bir tane kopyanı çıkartıp bir anda şey yapabiliyorsun. Holoport edebiliyorsun. Yüzünü sokacağız. Maskeni çıkartabilirsin. Shield da şey oldu böyle. Ha ha ha. Seattle hep böyle bugün de olduğu gibi aslında biraz kapalı bulutlu bir havada. Bulutların merkezi diye geçiyor.

Çünkü Microsoft'un Azure, Amazon'un AWS, Google'ın da GCP, Google Cloud platformunun merkezi Seattle. Dolayısıyla bulutların bu kadar çok olmasına şaşmamak lazım . Yani bu Cloud Computing denilen işte internette verilerin saklandığı o bulutlarla buradaki bulutlar arasında bir iliş ki kurabiliriz. Benim de aklıma şu geldi. Şu çevredeki bölgede dünyada yaşayan insanların pek çok dij ital bilgisi o şeylerin içerisinde saklanıyor.

Aynen. Bu kadar da bir havaalanı gibi gözüküyor. Ve içinde uçaklar var gerçekten de. Ama bir havaalanı olmasının ötesinde dünyanın en büyük uçak fabrikası. Boeing. Ve evet o da Seattle'da. Evet galiba Seattle'da mühendis olmak gerçekten de başka bir şey. Günlerdir bizi gezdiren ve kameramanlık desteği de veren es ki dostum Onur, uçuş müzesinde de bize eşlik etmek üzere hazır. Etrafında mı gözler bunlar?

Hayır. Bu ilk uçuşu yapan kardeşlerin uçağı. Bak orada yazıyor 59 saniye boyunca 256 metre gitmişler. Tamam. Yani dünyada uçaklar değil mi? Hayır. Havacılık tarihi ve müzesinde elbette Wright kardeşlerin u çağı olmazsa olmaz. Tabi bu kendisi gerçeği değil bir reprodüksiyonu. Fakat az önce Sufi'ye de söyledim aynı şeyi. Bu kanatlardan alınmış bir parça bu yaz benim canlı yayınla aktardığım Mars'a inişte kullanıldı.

Ve o roverla beraber oraya taşındı. Daha önce de Ay'a götürülmüştü. Dolayısıyla dünyada ilk uçağın Wright kardeşlerin uçağının bir parçası şu anda uyudumuz olan Ay'da diğer parçası da bize en yakın gezegen lerden birinde Mars'ta. Amerika'da doğudan batıya doğru bir göç var. Bu göç 1830'lu yıllarda işte at arabaları veya kanı arabal arı ile başlamış. Ve o zamanlar bir uçtan diğerine gidebilmek 6 ay sürüyormuş .

Bizim şu anda arabayla yaptığımız, elektrikli araçla yapt ığımız geziye benzer ama tabi zorunlu ihtiyaçlardan dolayı yapılan bir göç bu. Daha sonra 1856'larda süre 21 güne, 3 haftaya indirgenmeyi başarmış atlı arabalarla. Sadece at üzerinde giden ulaklar, postacılar bu mesafeyi 11 günde aşabilmeyi başarmışlar 1860'lı yıllarda. Ve 1869'da ise trenle bir sahilden diğerine, bir okyanustan ötekine ulaşabilmenin süresi bir haftaya, 7 güne kadar in miş.

Bu ilk yolculuktan, kanı arabalarıyla yapılan 1830'daki ilk yolculuktan, 100 yıl sonra 1931'de bu arkamda görmüş olduğunuz uçakla aynı mesafe 28 saatte aşılmaya başlanmış. -Kanada -Anne -Şu, bak dur, when you're made a plastic -Gezdiğimiz müzelerde görsel anlatımlar çok ilgimi çekiyor. Burada da güzel bir infografik yapmışlar. Mount Rainier, bu bölgedeki en büyük dağ. Ve ticari uçaklar, işte Everest ile bu dağ arasındaki yükse kliklerde uçuyor.

Biraz kaçta, 10 kilometre seviyesine kadar çıkıyor. Everest bildiğiniz gibi 8 kilometre civarında. Daha sonra yukarıya doğru insanların limitlerini geçiyoruz. Sıcak hava balonlarının irtifası ve 100 kilometre yüksekl ikte de karman çizgisi, uzayın sınırı. Ve en tepede ISS var. Alçak yörüngede, uçurum o da. -Kanada yukarıya doğru çıkıyor.

-Yolculuk ne tarafa? Pilot bey? -Kanada yukarıya doğru çıkıyor. -Joystiği var değil mi? -Yok. -Kanada yukarıya doğru çıkıyor. -Bir de onu havada üç boyutlu bir ortamda yaptığını düşüns ene. -Ee. -Bir de G kuvvetine karşı savaşıyorsun.

-G kuvvetine karşı savaşıyorsun. -Yok. Dünyanın en büyük özel hava ve uzay müzesi olarak, burayı gezmek için çok daha fazla vakit ayırmak gerekiyor elbette ama ben en azından ilgimi çeken bazı kısımları sizinle de pay laşmak istedim. Arabalara kanat takıp uçma fikri hepimizin aklına gelmiştir ama bazıları bunu gerçekten de denemiş. İki farklı aracı birleştirip hibrit bir şeyler üretmek kon usunda pek çok deneme yapılsa da bu konsept bir türlü yaygınlaşamamış.

Bu müze aynı zamanda ilk ve orta dereceli okullar için uzay ve havacılıkla ilgili eğitimlerin de verildiği bir merkez. O yüzden çocukların ilgisini çekecek her şeyi düşünmüşler. Bir uçak şirketinin nasıl kurulduğunu öğrenmekse benim ilg imi çeken şey. Mesela bu marangoz atölyesinin ne ilgisi var? Boeing'in kurucusu William Boeing normalde ormancıymış. Yani ağaçları kesiyormuş 1910'da ilk uçağı görene kadar.

Sonra 1915'te ilk uçağını satın almış ve 1917'de de daha sonra dünyanın en büyük havayolu şirketi olacak olan Boeing 'i kurmuş. Bir anlamda önce ağaçları kesen adam daha sonra o ağaçları kullanıp uçaklar yapıp uçurmaya başlamış diyebiliriz. Bak. 1,2,3,4,5,7 Neredeyiz şu anda biz? Air Force 1 Başkanın tuvaleti mi bu? Başkanın tuvaleti mi bu?

Başkanın tuvaletini mi bu? Başkanın tuvaletini tuttuğu bilgisayara.

Ben bir kere daha geniş. Ben pembe telefona gidiyorum. Pembe telefon. İçine mini uçan uçakları düşürdüm. Şok şok şok. Onların kresi falan okutuyorlar herhalde. O da yas hızım. Ünlü uçuşları bu uçağın. Ve bir tanesi de Ankara'ya. İzlediğiniz için teşekkür ederim.

Bir sonraki videoda görüşmek üzere.

Yolculuğumuzda şu ana kadar hep batıya doğru gitmiştik. Artık yönümüzü güneye çevirdik. Tabi çevirince arabanın ön camının tüm kiri de ortaya çıktı . Ama siz ona değil de kaç şeritli olmasına rağmen yine de sıkışan şu trafiğe bir bakın. Bir de ilerideki bulutlara. Burası videoyu bitirmek için uygun bir yer gibi. Ama aynı gün gece geç saatlerde Portland'da varır varmaz başımıza gelen bir olay nedeniyle kamerayı yeniden açmak zorunda kaldı.

Portland'da gelir gelmez başımıza ilginç bir olay geldi. Tam arabamızı otoparka park ederken bir çığlık sesleri duy duk ve Bir kadının eşinin ve oğlunun asansörde sıkıştığını fark ettik. Ve hayatımızda ilk kez 911'i arayarak yardım çağırdık. Şu anda yardımı bekliyoruz ama içeridekiler de Birazcık panik atak geçiriyorlar anladığımız kadarıyla. Neyse ki bir kaç dakika içinde itifaiye ulaştı ve asansörd eki kişileri kurtardılar.

İçeridekilerin telefonunun pili bittiği için gece geç vak itte kimseye ulaşamayacaklarını düşünüp paniğe kapılmışlar. Bizim bu kente gelince karşılaştığımız ilk kişiler oldular. Tuhaf bir karşılaşma. Ama zaten burası için kentin sakinleri bile bu ifadeyi kullanıyor. "Keep Portland Weird" diyorlar. Portland'ı tuhaf tut. Burada geçireceğimiz birkaç gün içerisinde neden böyle ded iklerini çok daha iyi anlayacağız.

Ama önce böyle tuhaf biten bir günü dengeleyebilmek için kitaplarımızın sığınağına kaçmalıyız.