Ayabe'de Japon köyü turu - VLOG 8

Ayabe'de Japon köyü turu - VLOG 8

25 Mart 2016 ·Video·19 dk YouTube'da izle →

Japonya'dan dönmüş olsam da anılar hala çok canlı. VLOG serisine kaldığım yerden devam ediyorum. Sabah Kazuko'nun (Kezban'ın) kız kardeşiyle tanışıyoruz. Annesi Schiziko bize mükellef bir Japon…

Özet

Japonya'dan dönmüş olsam da anılar hala çok canlı. VLOG serisine kaldığım yerden devam ediyorum. Sabah Kazuko'nun (Kezban'ın) kız kardeşiyle tanışıyoruz. Annesi Schiziko bize mükellef bir Japon…

Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

İzlediğiniz için teşekkür ederim. Akşam internetini kullandım. Çok teşekkür ediyorum. Arigato. Wi-Fi kullanmış. Arigato. Burada adil kullanım kotası var mı onu merak ediyorum ben. Sınırsız. İstediğimiz kadar internete gelebiliyoruz yani. Görüyorsunuz Japonya'da adil kullanım kotası diye bir şey yok. Ume. Japonya'nın kutası. Ume. Sırı. Arigato. Sırı. Hı hı.

Nihayet kültür sanat sayfasını da buldum. Eminim artık kültür sanat sayfası olduğuna. Kitaplarda var. Bu Shizikosan var ya, on parmağında on marifet. Bize bir sabah kahvaltısı hazırladı sormayın. Pirav, wapba, ondan sonra şey, salmon balığı, bu türü brendirmiş, soya sos koymuş, tofu, mesot çorba, bir de yumurta. Ben dünyada bir van sofrası tanırım, bir de ayabe sofrası, kahvaltı sofrası tanırım. Bakın şimdi ben burada Japon kültürü adına kahvaltıda neler yiyorum.

Ama gel gör ki rehberimizin izlediği şeye bakar mısınız? Bir de ben acaba Türk kahve içeceğim. Kahvaltı boş ver. Japon kahvaltı. Ekmek yiyeceğim. Bize Japon kahvaltısı yediriyor, kendisi ekmek yiyor. Evet. Kahvaltıda zeytin, kurabiye, çay kahve götürüyor. Hadi bakalım. Sonra da Eyva Eyva izleyecekmiş. Evet. Öyle galiba. Baya çocukluğum şarkısı yiyor. Rehberimiz Kazuko bizi köyüne getirdiğini söyleyince biz de gerçekten köy zannettik.

Cherry. In spring time. Oh, oh, oh. Oh, oh, oh, mamonah. Ayabe 36 bin nüfuslu, bizim standartlarımızda küçük bir şeh ir. Kazuko'nun annesi Shiziko teyze bizim köy beklentimizi karşılamak için gezdirmeye başladı. Doğası muhteşem. Etrafı görüp görüntüledikçe, Üstat Japon sinemacı Kurosawa'nın düşler filmini gibi sevi yorum kendimi. Fotoğraf çekmek için her türlü teknik deniliyor.

İnsanlara ölülerini gömmeyi öğreten hayvan. Hani bizde bir söz vardır. Kargalar ötünce bülbüller susarmış diye. Erasmus da şöyle der. Kuğular ancak kargalar susunca şarkı söylemeye başlar. Yani bilge insanlar, aptallar sessizleşince konuşurlar. Anlayacağınız, batılı kültürlerde karganın imajı biraz kötü . Burada da epeyce bir kızgın gözüküyorlar zaten. Angry Birds. Torunaga san. Tame Hero. Barış. Adi gari.

Bugün pazar olduğu için, Shiziko teyze mezarlık ziyareti yapıyor. Bizde ona eşlik ediyoruz. Mezarları temiz tutmak, çiçeklerle süslemek, tütsü yakarak etrafa güzel kokular yaymak gibi şeyler yapıyoruz. Bunlar bebek mezarlarıymış. Üzerlerinde bakın küçük pembe önlükler var. Benim dikkatimi çeken bir başka şey de mezarların üzerind eki semboller. Mesela şu sembol. Ya da şu. Her ailenin kendine ait bir sembolü, bir arması varmış.

Mesela bu aileninki birazcık daha karmaşık. Bununki çiçek gibi. Bizi gezdiren rehberimiz tek kelime Türkçe bilmiyor. İngilizce de çok iyi bilmiyor ama biz yine de anlaşıyoruz değil mi? Tamam. Ona çok teşekkür ediyoruz. Çok çok teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim'i de öğrendi. Gerçekten insanlar bence ne kadar farklı, ne kadar uzak coğ rafyalarda olurlarsa olsunlar, ne kadar farklı kültürlerden gelirlerse gelsinler, iletişim kurmanın, anlaşmanın bir yolunu buluyorlar.

İngilizce Bu köyün çileği meşhur dediler. Biz de hemen koparıp yiyelim dedik. Bakalım nasılmış tadı. Şöyle. Değil mi? Harika bir şey ya. Hayatımda yedim. Kesinlikle en güzel çilek bu yani. Başka bir şey diyemiyorum. İlkokulda bizim silgiler böyle kokardı resmen. Silgi kokulu çilek. Ben de bir tane daha yiyeceğim. Abi çilek falan değil bizimki ya. Bizimki çilek değil. Bizimki çilekse bu ne? Bu çilekse bizimki ne?

Çilekse bizimki ne? Versene bir tane daha. Çilek baya güzel. Çilek şarkı. Ne bu? Kroma mı? Haa. Haa kara fasulye bu. Haa. Kara fasulye. Çok faydalı. Şimdiki mesaj sadece eşim için. Bak şunlardan alıyorum hanım.

Kara fasulyemiş bunlar. Kara değil. Kara fasulye değilmiş. Pardon. Bunlardan alıyorum. 800 yen. Bunun yemeği nasıl yapılıyor bilmiyorum. Bize öğretecek. Nasıl yapılıyor yemek? Boil. Tamam. Kaynatılıp normal. Bizdeki kuru fasulye gibi yapılıyor büyük ihtimalle. Bu ne acaba? Evet çayımızı da alalım. Alışverişi yaptıktan sonra ev sahibimiz bize küçük bir geleneksel çay seramonisi düzenliyor.

Uzak doğu kültürlerinde çay çok önemli. O kadar önemli ki onu yapmanın, demlemenin ve sunmanın bir ritüeli var. Şimdi onu çekmeye gidiyorum. Bakalım nasıl bir şey bizi bekliyor. Yaşe çay var. Elinde tuttuğu fırçanın adı şazen. Bambu ağacından yapılıyor. Şimdi çaydan önce böyle bir tatlı yememiz gerekiyormuş. Önce tatlıyı tadıyoruz. Sonra çayı iki elimizle kavrayıp saat istikametinde üç kere döndürüyoruz.

Döndürüyoruz. Üç. Şu bir. İki. Ve üç. Sonra da yavaşça yudumluyoruz. Hımm. Kampeli kudu. Hı hı. Bitti. Gelin. Buyurun buyurun. Burası salon. Ama bugün biraz şey olduk. Ne anlık. Aslında buradan çıkartıyoruz tabi. Çünkü tatami diye bir şurası. Japon genelik güzel şeylerde tatami üstünde basmak yasak. Tarihi. Onun için çıkartıyoruz. Ve biraz Türklaştığı için burası geçtim. Anne kız. Kızım anne. Ne yapıyorsun diye.

Bizim evde sin turizm var. Anne çok inanıyor. Anne anne de çok inanıyor. Dede de çok inanıyordu. Onun için burada küçük köşe. Bakın. Koyuyor. Sabah. Mutlaka. Sabah. Hiçbir şey. Kakitan sonra. Hiçbir şey içme de. Onca tanrıda. Yaşı çay sunuyoruz. Hımm. Evet. Esu jaksı mutlaka. Kaynak su. Yapıyorsunuz. Burada koyuyor. Ondan sonra şöyle oturuyor. Böyle. Ondan sonra. Doğa ediyor. Geziyoruz.

Biraz mola vermek isterseniz. Burada oturuyorsunuz. Hayata bir mola. Çay molası. Evet. Japon çay molası. Orası batça baktı. Çok çalışıyordu. Arada batça istedi. Mola vermek için. Batça yaptı kendisi. Şimdi biraz danlık ama. Yazı zaman bayağı daha yaşı yaşı veriyor. Hı hı. Bu kesme hiç duydunuzdur. Bonsay. Hı hı. Tabii ki duydum. Bonsay şekli. Kontrol yapıyorsunuz sürekli.

Ayda bir kere falan. Açını da saçı gibi. Şey yaparsınız. Ben giyeceğim tarihini. Bonsay. Bonsay şekli. Kontrol yapıyorsunuz sürekli. Açını da saçı gibi. Şey yaparsınız. Ben giyeceğim tarihini. Bir şey sorabilir miyim? Buyurun. Şimdi bu kaligrafi bunlar değil mi? Japon yazı sanatı. Yazı. Evet. Peki ne yazıyor burada? Ben okuyamıyorum.

Türk olduğu için. Niye okuyamıyorsun? Bu dini ile alakası. Dini. Evet. Bu Şintoizm'in bir kitabı var galiba. Kojiki mi deniyor o kitaba? Ben tam çok... Sen bilmiyorsun. Ben biliyorum ben sana söyleyeyim. Şimdi sizin dininizin kitabı Kojiki. Burada muhtemelen Kojiki'den alıntılar var. Peki bir sorum daha var. Tamam. Şimdi sizin alfabenizden alıntılar var. Sizin alfabenizde kaç tane harf var. Bizde genelde 52.

52 genelde. Evet. Ama siz ilkokuldayken bizdeki gibi 29 harf öğrenmiyorsunuz değil mi? Yok. Kaç bin tane öğreniyordunuz? 3 bin. 3 bin tane? Evet. Çin'den gelen 3 bin tane harf. Biz karışık karışık karışık karışık. Evet. Şunu öğrendik biz burada bu arada. Japonca sondan eklemeli diller grubu olarak Türkçe ile aynı ailede yer aldığı için öğrenmesi çok kolay. Konuşmayı öğren mek kolay. Ama böyle işin teknik kısımlarına girince harfleri öğrenmek , yazmak vs. bunlar zor değil mi?

Evet. Okumak zor. Onları boş ver. Konuşalım yeter. Konuşalım. Tamam. Gelin gelin. Tekrar böyle dönüyoruz. Annem, kareştörü yapıyoruz. Evet. Yani kareştörü yapıyoruz. Şunu öğrendik biz burada bu arada. Japonca sondan eklemeli diller grubu olarak Türkçe ile aynı ailede yer aldığı için öğrenmesi çok kolay. Konuşmayı öğren mek kolay. Ama böyle işin teknik kısımlarına girince harfleri öğrenmek , yazmak vs. bunlar zor değil mi?

Evet. Okumak zor. Onları boş ver. Konuşalım yeter. Konuşalım. Tamam. Gelin gelin. Tekrar böyle dönüyoruz. Annem çiçek çok seviyor. Mutlaka değiştiriyor. Yani her zaman misafir gelmeden önce kendisi yapıyor. İki yana yapıyor. Seviyor kendisi. Bize de yaptı zaten. Evet yaptı değil mi? Hocalık var. Hocalığı da var yani bu konuda. Evet. Bu arkada da çok güzel bir ağaç var. Yukarıda da odamız var. Ben küçükken yukarıda benim odam vardı.

Şimdi ders çalışıyordu yukarıda. İki odada Framba. Gelin. Bundan sonra mutfağımız. Biraz standık. Ama çünkü yemek çok yaptık. Ne yapar o yaptık. Öyle mi? Salonun odası burası. Siz de oturdunuz. Şurası çok güzel. Yudaka. Kirikiri. Burası sucak içerisi. Kış zaman. Burada böyle oturuyorsunuz. Portakal fiyatı yiyorsunuz. Televizyon var burası. Böyle bir saat iki saat geçiyorsunuz. Ama koltuk de var. Siz için.

bir saat iki. Dışarıda da anne şey yapıyor. Kapısı çıkmıyor da. Sardık, domates daha basit bir şey yapıyor annesi. Annem öyle. Bazen bunu kullanıyor annem. Bu masajı çok iyi. Kaptan görmüşken. Dönerinizi taze ediyorum. Peki burada ne yazıyor şimdi mesela? Ha ben sana bir dakika. Önce bunu söyle. Bu menü mi? Alışveriş listesi mi? Yok. Bu annenin şey. Yapacak bir şey de yazıyor. Mesela Mart 2. He takvim.

Takvim bu takvim. Anladım. Öyle. Yaşırça yaptık. Peki bir sorum daha var. Şimdi sizde hem soldan sağa yazım şekli var. Değil mi? Ama şeyde de var. Yukarıdan aşağıya. Zaten şimdi herkes onu merak ediyor. Neden yukarıdan aşağıya? Neden? Çok iyi soru. Çok iyi soru değil mi? Evet. Bu soruyu sende soruyorsun hep. Evet. Neden yukarıdan aşağıya? Bilmiyorum. Bilmiyorsun değil mi? Bilmiyorum. Ya şöyle acaba daha mı efektif bir kullanım oluyor sayfada?

Daha mı etkili bir kullanım? Ama belki de yazışı. Daha eski zaman. Hımm. Nasıl? Aşağıya doğru yazdık. Belki bak. Ha bak şimdi aklıma bir şey geldi. Evet. Eskiden kağıtlar böyle sarılırmış ya rulo yapılırmış. Değil mi? Evet evet. Bulun kağıtlarda mecburen aşağıya doğru yazmak belki de daha mantıklıydı. Belki de. Evet. Bak sana bir evet evet. Bunları öğren. Tamam.

Sen Japonsun. Evet. Tamam ben de hazırlayacağım. Hadi bakalım. Hazırlan sen. Hazırlanım. Hadi görüşürüz. Hadi hadi. Bakın aynı kez bana bence mi? Aynısı. Bıramıyorum. Ama bak bu gelin ona göre. Gelin olmuş halinde. İnşallah. Hayırlı bir kısmet artık. Buradan. Kendisi bir Türk dostu. Görüyorsunuz gelin hali de burada. Evet. İnşallah. Hayırlısı. Japonya'ya geldim. Stüdyo Ghibli'ye gidemedim.

Miyazaki San'ı ziyaret edemedim ama bakın ne gördüm. Bakın ne gördüm. Totoro. Yine bir trene yetişmek için yine koşturuyoruz. Evet. Şöyle diyebilir miyiz Kazukasa. Trene koşmak bir Japon atası korunu. Trenin koşmak bir Japon atası korunu.