Chicago'da kiminle karşılaştım?
Bir şehri tanımanın en iyi yolu, onun sokaklarında gezinmektir öyle değil mi? Biz de o yüzden #80gundeyaridevrialem ismini verdiğimiz #roadtrip gezimizde bugün arabayı bırakıp tabana kuvvet dedik.…
Bir şehri tanımanın en iyi yolu, onun sokaklarında gezinmektir öyle değil mi? Biz de o yüzden #80gundeyaridevrialem ismini verdiğimiz #roadtrip gezimizde bugün arabayı bırakıp tabana kuvvet dedik.…
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)
Bu çok çılgınca. Bir şehri tanımanın en iyi yolu onun sokaklarında gezinmekt ir öyle değil mi? Biz de o yüzden bugün arabayı bırakıp tabana kuvvetledik. Ama önce bir yerlerde durup kahvaltı yapmak lazım. Tabi bir uygulama kullanarak bize en yakın ve en meşhur bir yeri bulmak sadece bizim aklımıza gelmediği için 25 dakika sıra beklemek gerekiyor. Normalde şekersiz besleniyoruz ama bazen bazılarımız minik kaçamaklar da yapabiliyor.
Hareketsiz bir göster olmasına rağmen bakınca sanki yılan lar dönülmüş gibi bir şey var. Kafe duvarı ilizyonu bununla ilgili bir video yapmıştım. Aslında buradaki çizgilerin hepsi birbirine yatay fakat s anki kırıl çizgiler gibi gözüküyor. Bu kutular birisi kare birisi şey gözüküyor ya. Halbuki aslında aynı boyutanın. Daha büyük gözüküyor değil mi bu? Evet. Değil mi? Aslında aynı. Hepsi aynı. Üstteki de mi aynı?
Üstteki de aynı. İnanın bununla değil mi? Hepsi aynı. Şahit. Görsel illüzyonlar benim ilgi alanıma girdiği için az önce söylediğim gibi kanalımda birkaç kez bunlarla ilgili video hazırlamıştım. Ama dünyanın pek çok yerinde kurulu olan bu müzeye uğram adan da duramadım. Kim yeniyor ya? Beni asıl şaşırtan böyle bir konseptin pek de bilinmeyen bir yerden çıkmış olması.
İlk kez 2015'te Hırvatistan'ın Zagreb kentinde açılmış bu müze. Ve daha sonra tüm dünyaya 15 kadar merkeze yayılmış. Şu anda ben çok büyüğüm. Şimdi... Ben çok büyüğüm. Bir daha. 2-3. Bravo! Çok büyüğüm. Bu çok büyüğüm. Evet. Bu çok ciddi. Müzik Dönerek çıkan merdivenler. Sanki bir kahve öğütücüsünün içindeymişiz gibi tasarlanmış.
Müzik Dünyanın en büyük Starbucks'ını ben kurulduğu yer olan Seattle'da diye tahmin ediyordum. Şimdi yolda oraya da uğrayacağız, kurulduğu yere falan da gideriz. Ama Chicago'da karşımıza çıktı. Burası nispeten yeni açılmış bir yermiş. Ve normalde yer bulabilmek bile çok zormuş ama gördüğünüz gibi biz baya güzel bir köşe bulduk. Ve şimdi siparişlerimiz geldi. Ne olduğunu bilmediğimiz bir kahveyi sevgili eşime aldık.
Bitirmek üzere kendisi çok güzelmiş. Ne olduğunu bilmiyoruz ama öğrenmemiz lazım mutlaka. Ne olduğunu bilmediğimiz başka sıcak bir kahve klasik bana. Ama bizdeki en deneysel kahveyi Sufi aldı. Nedir Sufi? Gel bakalım şöyle. Adını bilmiyoruz ama nitrojenle... Nitrojenle mi soğutulmuş? Evet. O yüzden bu kadar soğut. Buz gibi. Evet. Sıvı nitrojenle yapılmış dondurma.
Roket yakıtı gibi bir şey yani. Hadi bakalım. Oooo. Ama bayağı tatlıymış. Bayağı. Çok şekerli. Normal kahve ile ağzımı temizlemem lazım şimdi. Ben an önce sürdülerim. Hiç temizliği ağzımı ona temizledim. İyi hadi bakalım. Willis Tower. Eski adıyla Sears Tower. 1974'te yapıldığında bu 442 metre yükseklikte 108 katlı b ina dünyanın en yüksek binasıydı. Bu unvanını epeyce bir süreye devam ettirdi.
Fakat şu anda Amerika'nın 3. Dünyanın 23. Yüksek binası haline geldi. Teknoloji öyle bir hızlı ilerliyor. Ve bu tür inşaatlar o kadar hızlı yükseliyor ki artık bu un vanını çoktan kaptırmış durumda. Ama Chicago deyince akla gelen ikonik binalardan biri. Burada Tribune Tower diye bir binada ilginç ayrıntılar görd ük. Şu dışarıya doğru taşan taşlar. Hem Amerika'nın hem de dünyanın farklı yerlerinden getiril miş.
Burası Teksas'dan gelmiş. Yukarıdan Norveç'ten, Almanya'dan, Çin Seddin'den ve Berlin duvarından getirilme taşlar var. Yani dünyanın bütün taşlarını toplayıp böyle bir bina inşa etmişler. Bu kent mimari tasarım açısından baktığınızda adeta bir açık hava müzesi gibi. 19. ve 20. yüzyıldaki ünlü mimarlar bir tuval gibi kullan mışlar bu kenti. Otelimizin tam karşısında bulunan Marina Bay Kuleleri adeta şehir içinde bir şehir gibi.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bugün şehri yürüyerek arşınlama konusunda kararlıyız.
Gün sonunda ayaklarımıza kara sular indikten sonra fark ett ik ki yaklaşık 10 kilometre yürümüşüz. İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Tabii ki müzenin benim açımdan en ilgi çekici kısmı uzay yarışıyla ilgili olan bölüm.
Gördüğünüz araç Aurora 7 1962'de Amerika'nın uzaya gönderdi ği ikinci araç. Şimdi içindeki astronotların 5 saat boyunca tıkılı kaldığı yeri göstereyim. Bu arada gerçek değil. Simülasyon falan değil. İşte böyle bir yerin içerisinde kalıyorlarmış. Uzay yarışıyla ilgili uzay zaman çizgisi hazırlamışlar. 1957'de başlıyor Sputman'ın uzaya gönderilmesiyle. Ve Ruslar daha sonra Ica'ya, bir köpeğe gönderiyorlar.
1958'de ilk Amerika'nın gönderdiği uydudan sonra Amerikalılar bir maymun gönderiyorlar 1961'de. Birkaç ay içerisinde olanlara bakın şimdi. İki ay sonra Yuri Gagarin uzaya çıkıyor. Ve hemen neredeyse bir ay yüze geçmeden Alan Shaffer'da çık ıyor Amerika'da. Şu aralıkta inanılmaz bir stres yaşandığını tahmin etmek hiç de zor değil. Burada Apollo 8'in gerçek modülünün yanı sıra Sputnik'ten Space X'e ve oradan da ISS'e kadar uzayla ilgili pek çok önemli araç hakkında uygulamalı bilgiler sunuluyor.
Müzik Benim en çok ilgimi çeken şey ise aydan getirilmiş bir taş. Müzik Müzik Müzik Bir dizüstü bilgisayar yaklaşık 50 watt gücünde. Bunu çalıştırabilmek için ne kadar kaka'ya ihtiyaç var? İki el arabası. Kartonluğa bisiklet yapmış anamlar. Bu kaka'ya ihtiyacımız var. Çok acayip değil Sofi. Evet. Burada da ağaçtan var. Bu kaka'ya ihtiyacımız var.
bu kaka'ya ihtiyacımız var. Bu kaka'ya ihtiyacımız var. Şşşş sessiz olun. Bu odanın özel akustik tasarımı birbirinden çok uzakta dur an iki kişinin fısıldayarak konuşabilmesini sağlıyor.
Bu kaka'ya ihtiyacımız var.
Üstelik bu trenler bizim de yolculuğumuzun sonraki duraklar ından biri olan Seattle'a kadar gidiyor. Bayanlar ve baylar. Gördüğünüz gibi az sonra Marvel'ın süper kahramanlar evren ine giriş yapacağız. Duyduk duymadık demeyin. Biletler bir ay boyunca yok satarken biz bir şekilde bul mayı başardık.
Nasıl yaptık bilmiyorum. Ama az sonra tam beş dakika sonra içeriye girmeye hak kaz andık. Marvel sergisinde çizgi roman kültürünün kilometre taş larını oluşturan nadide çizimler var. Hepsi de orijinal ilk çizimler. Sergide bir hikaye anlatıcı olarak en çok ilgimi çeken şey, Marvel metodunu yakından inceleme fırsatını bulabilmek oldu . Normalde çizgi romanlar tıpkı filmler gibi önce senaryo aş amasıyla başlar.
Yazarlar sayfalardaki tüm görselliği ve diyalogları en ince ayrıntısına kadar yazılı olarak tarif eder. Sonra çizerlere geçer, işler. Oysa Stan Lee öncülüğünde 50'li 60'lı yıllarda geliştirilen Marvel metodunda hikaye kabataslak belirlendikten sonra çizerler tarafından sayfalar hemen hazırlanmaya başlanır. Çizimler bittikten sonra ona uygun diyaloglar yazılır. Böylece çizerler görsellik konusunda hiçbir kısıtlamaya git meden yaratıcılıklarını sergileme şansına kavuşmuş olurlar.
İşte tüme varım değil de tümden gelim diyebileceğimiz Marvel metodunun özü bu. İzlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
İşte burası galiba. Occult Screenshot Society. Kapalı. Hay Allah ya. Sadece Perşembeden Cumartesi'ye sadece 1'den 7'ye kadar açıkmış. Yani çalışma saatleri bile gizemli. Şans. Neyse yapacak bir şey yok. Bunun yerine artık başka bir kitapçıda takılacağız. Ben de çok merak ediyordum ama. Yolculuk planları yaparken o küt bir kitapçıya uğramayı hay al ediyordum ama gördüğünüz gibi evdeki hesap çarşıya uymadı .
Yolculuklar böyledir işte. Bazen kendinizi onun akışına bırakmak en iyisidir. Biz güneşin battığı yöne doğru ilerleyip Chicago'yu arkamızda bırakırken aklımda kalan soru da işte buydu. Bakalım yarın hangi durakta uyanacağız? İzlediğiniz için teşekkür ederim.