Dünya Hızlanıyor, Bu Yaz Tarihin En Kısa Günleri Yaşanacak!

Dünya Hızlanıyor, Bu Yaz Tarihin En Kısa Günleri Yaşanacak!

10 Temmuz 2025 ·Video·13 dk YouTube'da izle →

9 Temmuz 2025’te Dünya, International Earth Rotation and Reference Systems Service’in (IERS) atomik saat ölçümlerine göre 24 saatlik dönüşünü yaklaşık 1,3 milisaniye erken tamamladı. Bu, modern…

Özet

9 Temmuz 2025’te Dünya, International Earth Rotation and Reference Systems Service’in (IERS) atomik saat ölçümlerine göre 24 saatlik dönüşünü yaklaşık 1,3 milisaniye erken tamamladı. Bu, modern…

Bu Yaz Dünya Tarihinin En Kısa Günleri Yaşanacak

Bir günün yirmi dört saat olduğuna hepimiz eminiz, değil mi? Peki ya değilse?

Dünya'nın dönüşü beklenmedik bir şekilde hızlanıyor arkadaşlar. Aslında milyarlarca yıldır yavaşlama trendinde olan gezegenimizde bu trendin tersine bir şey oluyor şu anda. Bu yaz, Temmuz ve Ağustos aylarında Dünya'nın dönüş hızının artacağı hesaplandı. Üstelik bilim insanları için bile kafa karıştırıcı bir durum bu. Londra Üniversitesi'nden Astrofizikçi Graham Jones'a göre, 9 Temmuz, 22 Temmuz veya 5 Ağustos 2025 tarihlerinden biri şimdiye kadar kaydedilmiş en kısa gün olabilir.

Bilim insanları atomik saatleri kullanarak gezegenimizin dönüş hızındaki en küçük değişiklikleri bile sürekli ölçüyor. Dünyanın dönüş hızını resmen takip eden ana otorite IERS'ın verilerine göre 2020 yılına kadar kaydedilen en kısa gün uzunluğu normal günden 1,05 ms daha kısaydı.

Dünya, kendi ekseni etrafındaki bir dönüşünü 24 saatte yapıyor ya. Yani 24 saat x 60 dakika x 60 saniye = 86400 saniyede dönüyor. İşte 2020 yılında ilk kez bu her zamanki 86 bin 400 saniyeden 1,47 milisaniye daha hızlı döndü. O zamandan beri, yani son 5 yıldır gezegenimiz her yıl dönüş hızını arttırdı. Ölçülen en kısa gün ise geçen yıl 5 Temmuz 2024 tarihiydi. O gün, normal bir günden -1,66 ms daha kısa sürdü.

Milisaniye bizim hissedemeyeceğimiz kadar kısa bir süre. Ama yaklaşık olarak anlayabilmek için şöyle gözünüzü bir kırpın. 100 milisaniye geçti. Yani göz açıp kapayıncaya kadar geçen süreden bile daha az bir değişiklik bu, o yüzden kulağa önemsizmiş gibi gelebilir. Ama önemli. Çünkü normalde Dünya ilk gününden bu yana yavaşlıyor.

Sevgili uydumuz Ay sağolsun, milyarlarca yıldır Dünya'nın dönüşünü yavaşlatıyor. Yaklaşık 4,5 milyar yıl önce Dünya'nın 1 günü 6 saat civarındaydı. 3,5 milyar yıl önce 12 saat sürüyordu. Tabi o zamanlar ortada insan filan yoktu. O yüzden biz günü hep 24 saat olarak kabullenmiş durumdayız.

Peki neden böyle bir yavaşlama trendi var? Ay'ın neden olduğu gelgit kuvvetleri, Dünya'nın momentum kaybetmesine neden olan faktörlerden biri. Yani Ay, Dünya'nın dönme enerjisinin bir kısmını sürekli olarak emiyor. O yüzden de yavaşlıyoruz, Ay frene bastırıyor.

O zaman milyarlarca yıldır yavaşlayan Dünya neden yeniden hızlanmaya başladı? Niye gaza basıyoruz? Bilim insanları bunun kesin olarak sebebini bilmiyor. Çünkü gezegenimizin dönüş hızındaki değişiklikler birçok karmaşık şeye bağlı. Bu karmaşayı sadeleştirmek için 3 farklı düzlemde düşünelim.

En içte Dünya çekirdeğinin hareketleri bunu etkiliyor. Orada demir-nikel denizinde yüzen katı çekirdek adeta bağımsız bir topaç gibi dönüyor. Bazen manto ile senkron tutturuyor, bazen milimetrik de olsa öne fırlıyor. Bu öne fırlamalar, manyetik alanı besleyen eriyik akımları hızlandırıyor; akımlar da tıpkı dev bir fren-gaz sistemi gibi Dünya'nın kabuğuna minik itmeler gönderiyor. Bir topu avucunuzda çevirirken parmağınızı hafifçe dokundurur ve hızını değiştirirsiniz ya onun gibi bir şey. İç çekirdeğin bu dokunuşları gezegenimizin gününü milisaniyelerle bile olsa oynatabiliyor.

Eminim aklınıza depremler gelmiştir. Evet, büyük depremler gerçekten de Dünya'nın dönüş hızını çok küçük bir miktar değiştirebilir. Ancak bu değişim genellikle milisaniye bile değil ondan da küçük mikrosaniyeler düzeyindedir. Mesela 2004 Sumatra Depremi'yle NASA'ya göre Dünya'nın dönüşü yaklaşık 2,68 mikrosaniye hızlandı, eksen de ≈ 7 cm kaydı. 2011 Tōhoku Depremi'yle de Dünya'nın günü 1,8 mikrosaniye kısaldı, ekseni ise 17 cm kadar kaydı. Bunları ek bilgi olarak veriyorum, bugün bahsettiğimiz hız değişikliklerinin yanında çok daha küçük etkiler bunlar.

Şimdi ikinci düzleme geçelim. Yüzeyde okyanusların ve atmosferin hareketleri de dönüş hızının değişmesini sağlayabiliyor. Ancak Moskova Devlet Üniversitesi'nden Dr. Leonid Zotov sadece okyanus ve atmosferik modellerin bu derece büyük bir ivmelenmeyi açıklamaya yetmeyeceğini söylüyor. "Kimsenin beklemediği bir şey" diyor.

Hatta bu konuda yaptığım araştırmada bu düzlemde yani yüzeyde, gezegenimizin teni diyebileceğimiz yerde meydana gelen hareketlerin onu hızlandırmak yerine yavaşlattığını öğrendim. NASA'nın 120 yıllık veri seti, eriyen Grönland ve Antarktika buz tabakaları ile çekilen yeraltı suyunun, kütleyi kutuplardan Ekvator'a taşıdığını gösteriyor. Yani insan eliyle hızlanan iklim değişikliği, buzların ve suların yer değiştirmesine sebep oluyor. Bunu da bir buz pateni yapan kişinin hareketlerine benzetebiliriz. Kollarını içe doğru kıvıran bir buz patencisi ne yapar, hızlanır. Kollarını dışarıya uzattıkça giderek yavaşlar. İşte Dünya kutuplarında eriyen buzlar ekvator bölgesindeki şişkinliği arttırınca kollarını açmış buz patencisi gibi bir etkiye yol açıyor ve Dünya'nın dönüşünü frenleyip günü uzatıyor. Bunun da her yüzyılda 1,33 ms günü uzattığı hesaplanmış. Yani bu tersine bir etki. Oysa biz bu Dünya'nın neden daha hızlı döndüğünü anlamaya çalışıyoruz.

O zaman biraz daha dışa çıkalım. Dünyanın çekirdeği etkiliyor dedik, yüzeyindeki okyanus ve atmosfer hareketleri de etkiliyor dedik. Üçüncü düzlemde Ay var. O da bizi etkiliyor demiştik. Ve o da normalde yavaşlatan bir etkiye sahip. Ama bunun bir istisnası da var. Her 18,6 yılda bir gerçekleşen bir olay: büyük Ay durağanlığı (major lunar standstill). Bu dönemde Ay'ın yörüngesinin Dünya'nın ekvatoruna olan açısal mesafesi maksimuma ulaşıyor. İkisi arasındaki açı 28°36′ oluyor. (23°27′'lik Dünya eğikliği ile Ay'ın 5°09′'luk yörünge eğikliği toplamı).

Dünya'yı bir topaç gibi düşünün: Ay'ın çekimi bu topacın dönüşünü hafifçe frenliyor, ama her 18,6 yılda bir "büyük Ay durağanlığı" denen özel konumda bu fren zayıflıyor. İşte 2025 yazında Ay yörüngesi, Dünya'nın ekvatorundan en uzak açısına (≈ 28,6°) çıkacak; böylece gelgitlerin yavaşlatıcı torku geçici olarak azalacak.

Bu ilginç fenomen yeni keşfedilmedi bu arada. İnsanlar binlerce yıldır Ay'ın 18-19 yılda bir böyle ekstrem konumlara ulaştığını biliyordu. Hatta İngiltere'de Stonehenge ya da İskoçya'daki Callanish Stones gibi anıtlarda Ay'ın bu aşırı konumlarını takip etmek için bazı taşların özel olarak yerleştirildiği bulundu. Ama her ne kadar Ay'ın fren etkisini azaltsa da tek başına bu olay Dünya'nın hızını arttıran bir şey değil.

Aynı anda bir taraftan da iç çekirdek ve atmosfer-okyanus salınımları da "gaza basar" gibi davranınca bu tarihlere ulaşılıyor. Ve işte, 9 Temmuz, 22 Temmuz veya 5 Ağustos'taki hızlanmalar bu şekilde hesaplanıyor. Bu tarihlerde gezegen bir dönüşünü yaklaşık 1,5 milisaniye daha erken tamamlayabilir ki bu da şimdiye kadar ölçülen en kısa gün rekoru anlamına geliyor. Bu tarihler elbette birkaç gün sapabilir. Kesin ölçümler ancak o günlerdeki atomik saat verileriyle doğrulanabilir. Milisaniyeleri biz fark etmesek de atomik saatler bu mini "hızlanmayı" yakalıyor.

Peki bunun bir mahzuru var mı? Yani Dünya yavaşlamak yerine daha hızlı dönerse ne olur? O çok eski zamanlardaki kadar hızlanmaz ama diyelim ki hızlandı yani 1 gün 12 saat, hatta 6 saat sürmeye başladı. Şimdikinden çok daha hızlı dönüyor. Bu hızda yaşamak gerçekten çok kötü olurdu. O 3 düzlemi hatırlayın, bizim de üzerinde bulunduğumuz yüzeyde korkunç hava olayları yaşanırdı; kasırgalar her şeyi silip süpürürdü. Merkezkaç kuvveti suyu Ekvator'a çekerdi ve Endonezya gibi bölgeler ya da Güney Amerika'nın kuzey ucu tamamen sular altında kalırdı. Bu elbette en kötü senaryo. Ve az önce de söylediğim gibi Dünya'nın yeniden bu kadar hızlı dönmeye başlaması pek olası değil.

Ama az da olsa hızlanmaya devam edersek, bu başka açılardan kötü olabilir. Mesela kullandığımız ve hatta bağımlısı olduğumuz teknolojik araçlar 2030 yılına kadar bu durumdan etkilenebilir.

İlk akla gelen şey navigasyon. Biliyorsunuz GPS sistemleri çok hassas zamanlamalar üzerine kurulu. Ve eğer bir gün, 24 saatlik bir referans süreden çok saparsa, bunun bazı önemli sonuçları olabilir. Örneğin, uydular atmosferdeki konumlarını kaybedebilir. Şu anda onların gökyüzünde tam olarak nerede olduklarını tahmin edebiliyoruz ama bu sapma çok radikal bir şekilde artarsa bu hesaplamalar da şaşabilir. Eğer bu kaymayı uzun süre düzeltmeden bırakırsak, navigasyon sistemlerimiz tamamen yanlış çalışmaya başlar ve buna bağlı tüm akıllı teknolojik araçlar da sapıtmaya başlar. Instagram, Facebook gibi sosyal medya araçlarının çatı şirketi Meta'da çalışan mühendisler, "dünya çapında öngörülmeyen ve yıkıcı kesintilere yol açabileceği" konusunda uyarıda bulundular. Buna benzer bir kötü durum senaryosunu daha önce Y2K olayıyla 2000 yılından önce beklemiştik ama neyseki gerekli önlemler zamanında alındı ve bu kabus senaryosu başlamadan engellendi.

Benzer bir durum Dünya'nın dönüş hızının artmasıyla ilgili olarak da yaşanıyor şu anda. Ve yine neyse ki bu felaketi önleyebilecek bir çözüm de var. Ve oldukça basit bir yöntem: Zaman ölçümcüler, bu küçük farkları dengelemek için "artık saniye" adı verilen saniyeleri ekleyip çıkarabiliyorlar. 1970'li yıllardan beri Dünya'nın dönüş hızı sürekli ölçülüyor ve şimdiye kadar 27 kez artık saniye eklendi. Dünya yavaşladığı için hep eklenmek zorunda kaldı. En son 2016'da 1 artık saniye daha eklendi ve o günden beri hiç ekleme yapılmadı. Hatta 2035 civarında tamamen askıya alınması da tartışılıyordu. Ancak son yıllarda gözlenen bu hızlanma trendi devam ederse, 2026'da ilk kez "eksi artık saniye" gerekebilir. Yani güne saniye eklemek yerine çıkarmak zorunda kalabiliriz.

Sonuç olarak Dünya'nın dönüş hızındaki milisaniyelik değişimler, gezegenimizin dinamik yapısının bir yansıması arkadaşlar. Her şeyin döngüleri var. Gezegenimizin kalbi titreşiyor, yüzeyinde yani teninde dolaşan bizler okyanus ve atmosfer hareketlerini hissedebiliyoruz, geceleri başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz Ay'ın bile bildiğimizden çok farklı 18-19 yılda bir gerçekleşen döngüleri var. Ben bunları görünce gezgenimizi bir canlı, nefes alan bir mekanizma gibi hayal etmeyi seviyorum. Bizler de onun üzerindeki "yolcularız". Milisaniyeler belki kolumuzu kaldırıp saatimize baktığımızda hissedilmiyor, ama atomik saatler, GPS uyduları ve gezegenin uzun soluklu jeolojik ritmi için kritik. Bilim insanlarının bu minik titreşimleri izleyip anlamaya çalışması o yüzden önemli. Eğer "günün süresi" bile sabit değilse, değişebiliyorsa, doğanın hiçbir parçası durağan değil demektir. Öyleyse biz de merakımızı, teknolojimizi ve kolektif farkındalığımızı güncel tutmalıyız. Çünkü Dünya dönmeye devam ettikçe, bize yeni sorular sordurtacak. İşte o soruların peşine düşmek de yeni keşiflere kapı aralayacak.

Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Bu yaz dünya tarihinin en kısa günü yaşanabilir. Bir günün 24 saat olduğuna eminiz değil mi hepimiz? Peki ya değilse? Dünyanın dönüşü beklenmedik bir şekilde hızlanıyor arkadaşlar. Aslında milyarlarca yıldır yavaşlama trendinde olan gezegen imizde bu trendin tersine bir şeyler oluyor şu anda. Bu yaz Temmuz ve Ağustos aylarında dünyanın dönüş hızının artacağı hesaplandı. Üstelik bilim insanları için bile kafa karıştırıcı bir durum bu.

Londra Üniversitesi'nden astrofizikçi Graham Jones'a göre 9 Temmuz, 22 Temmuz veya 5 Ağustos 2025 tarihlerinden biri şimdiye kadar kaydedilmiş en kısa gün olabilir. Bilim insanları atomik saatleri kullanarak gezegenimizin dönüş hızındaki en küçük değişiklikleri bile sürekli ölç üyor. Dünyanın dönüş hızını resmen takip eden ana otorite Ears'ın verilerine göre 2020 yılına kadar kaydedilen en kısa gün uzunluğu normal bir günden 1.05 milisaniye daha kısaydı.

Dünya kendi ekseni etrafındaki bir dönüşünü 24 saatte yapıyor ya, yani 24 saat çarpı 60 dakika çarpı 60 saniye eş ittir, 86.400 saniyede dönüyor. İşte 2020 yılında ilk kez bu her zamanki 86.400 saniyeden 1 .47 milisaniye daha hızlı döndü. Ve o zamandan beri yani son 5 yıldır gezegenimiz her yıl dönüş hızını arttırdı. Ölçülen en kısa gün ise geçen yıl 5 Temmuz 2024 tarihiydi. O gün normal bir günden eksi 1.66 milisaniye daha kısa sürd ü.

Milisaniye bizim hissedemeyeceğimiz kadar kısa bir süre ama yaklaşık olarak anlayabilmek için şöyle gözünüzü bir kırpın , 100 milisaniye geçti. Yani göz açıp kapayıncaya kadar geçen süreden bile daha az bir değişiklik bu. O yüzden kulağa önemsizmiş gibi gelebilir. Ama önemli. Çünkü normalde dünya ilk gününden bu yana sürekli olarak y avaşlıyor. Sevgili uydumuz Ay sağ olsun milyarlarca yıldır dünyanın dönüşünü yavaşlatıyor.

Şöyle düşünün, yaklaşık 4.5 milyar yıl önce dünyanın bir günü 6 saat civarındaydı. 3.5 milyar yıl önce 12 saat sürüyordu bir gün. Tabi o zamanlar ortada insan falan yok. O yüzden biz günü hep 24 saatmiş gibi kabullenmiş durumday ız. Oysa çok daha hızlı dönerken yavaşladığı için dünya şu anda 24 saatte bir kendi ekseni etrafında dönüyor. Peki neden böyle bir yavaşlama trendi var? Ayın neden olduğu gelgit kuvvetleri dünyanın momentum kay betmesine neden olan faktörlerden biri.

Yani Ay, dünyanın dönme enerjisinin bir kısmını sürekli olarak emiyor. O yüzden de yavaşlıyoruz. Ay frene bastırıyor. İyi de o zaman milyarlarca yıldır yavaşlayan dünya neden yeniden hızlanmaya başladı? Niye şimdi biz gaza basmaya başladık? İnsanları bunun kesin olarak sebebini bilmiyor. Çünkü gezegenimizin dönüş hızındaki değişiklikler birçok karmaşık şeye bağlı. Bu karmaşayı sadeleştirebilmek için şimdi 3 farklı düzlem düşünelim.

En içte dünyanın çekirdeğinin hareketleri bir kere bunu etk iliyor. Orada demir nikel denizinde yüzen katı çekirdek adeta bağı msız bir topaç gibi dönüyor. Bazen mantoyla senkron tutturuyor, bazen de milimetrik de olsa öne fırlıyor. İşte bu öne fırlamalar manyetik alanı besleyen eriyik akım ları hızlandırıyor. Akımlar da tıpkı dev bir fren gaz sistemi gibi dünyanın kab uğuna minik itmeler gönderiyor.

Yani bir topu böyle avucunuzda çevirirken parmağınızı böyle hafifçe dokundurur ve hızını değiştirirsiniz ya. İşte onun gibi bir şey. İç çekirdeğin bu dokunuşları gezegenimizin gününü milisaniy eler seviyesinde bile olsa oynatabiliyor. Şimdi eminim aklınıza depremler gelmiştir. Ve evet büyük depremler gerçekten de dünyanın dönüş hızını çok küçük bir miktar değiştirebilir. Ancak bu değişim genellikle milisaniye bile değil.

Ondan da küçük, mikrosaniye düzeyinde. Mesela 2004 Sumatra depremiyle NASA'ya göre dünyanın dönüşü yaklaşık 2.68 mikrosaniye hızlandı. Eksende 7 santimetre kaydı. 2011 Tohoku depremiyle de dünyanın günü 1.8 mikrosaniye kıs aldı ve ekseni 17 santimetre kadar kaydı. Bunları ek bilgi olarak veriyorum. Bugün bahsettiğimiz hız değişikliklerinin yanında bunlar çok daha küçük etkiler. O yüzden biz şimdi ikinci düzleme geçelim.

Yüzeye. Yüzeyde okyanusların ve atmosferin hareketleri de dünyanın dönüş hızının değişmesini sağlayabiliyor. Ancak Moskova Devlet Üniversitesi'nden Dr. Leonid Zotto sadece okyanus ve atmosferik modellerin bu derece büyük bir ivmelenmeyi açıklamaya yetmeyeceğini söylüyor. Bu son 5 yılda meydana gelen hızlanmayı sadece atmosferle sadece okyanuslarla açıklayamayız diyor. Kimsenin beklemediği bir şey bu diye de ekliyor.

Hatta benim bu konuda yaptığım araştırmada bu düzlemde yani yüzeyde bir anlamda gezegenimizin teni diyebileceğimiz yerde meydana gelen hareketlerin onu hızlandırmak yerine y avaşlattığını öğrendim. 120 yıllık veri seti eriyen Grönland ve Antarktika buz tab akalarıyla çekilen yeraltı suyunun kütleyi kutuplardan ekv atora taşıdığını gösteriyor. Yani insan eliyle hızlanan iklim değişikliği buzların ve s uların yer değiştirmesine sebep oluyor.

Bunu da bir buz pateni yapan kişinin hareketlerine benzete biliriz. Kollarını içe doğru kıvıran bir buz patencisi ne yapar? Hızlanır. Kollarını dışarıya uzattıkça giderek yavaşlar. İşte dünya kutuplarında eriyen buzlar ekvator bölgesindeki şişkinliği arttırınca kollarını açmış buz patencisi gibi bir etkiye yol açıyor. Ve dünyanın dönüşünü bir anlamda frenleyip günü uzatıyor. Bunu da hesaplamışlar. Her yüzyılda 1.33 milisaniye civarında günü uzattığı bulun muş.

Tabi bu tersine bir etki yavaşlatıyor dedim. Oysa biz dünyanın neden daha hızlı döndüğünü anlamaya çalış ıyoruz değil mi? Yani buzlar 1'i 100 yılda 1.33 milisaniye yavaşlatıyor. Oysa son 5 yıldır her sene 1.5 milisaniye daha hızlanmaya başladık. E o zaman biraz daha dışa çıkmamız lazım. Dünyanın çekirdeği etkiliyor dedik. Yüzeyi etkiliyor. Oradaki okyanusların ve atmosferin hareketleri etkiliyor dedik.

E biraz daha dışarı çıkarsak 3. düzlemde ay var. E o da bizi etkiliyor demiştik. Ve o da normalde yavaşlatan bir etkiye sahip. Ama bunun da bir istisnası var arkadaşlar. Her 18.6 yılda 1 gerçekleşen bir olay. Büyük ay duranlığı. Bu dönemde ayın yörüngesinin dünyanın ekvatoruna olan açıs al mesafesi maksimuma ulaşıyor. İkisi arasındaki açı yaklaşık 28 dereceye çıkıyor. Yani yaklaşık 23 derecelik dünyanın eğikliği ile ayın 5 derecelik yörünge eğikliğinin toplamı.

Şimdi de dünyayı bir topaç gibi düşünün. Ayın çekimi bu topajın dönüşünü hafifçe frenliyor. Ama her 18.6 yılda bir büyük ay duranlığı denen bu özel kon umda işte o frenin etkisi zayıflamaya başlıyor. Ve bu yaz 2025 yazında ayın yörüngesi dünyanın ekvatorundan en uzak açısına çıkacak. Böylece gelgitlerin yavaşlatıcı torku da geçici olarak azal acak. Ha bu ilginç fenomen yeni keşfedilmedi bu arada. İnsanlar binlerce yıldır ayın 18-19 yılda bir böyle ekstrem konumlara ulaştığını biliyordu.

Hatta İngiltere'de Stonehenge ya da İskoçya'daki Celenish Stones gibi anıtlarda ayın bu aşırı konumlarını takip edebilmek için bazı taş ların özel olarak yerleştirildiği bulundu. Ama her ne kadar ayın fren etkisini azaltsa da tek başına bu olayda dünyanın hızını arttırabilecek kadar güçlü bir şey değil. Aynı anda bir taraftan iç çekirdek, bir taraftan atmosfer ve okyanus salınımları da gaza basar gibi davranınca işte bu üç tarihe ulaşılmış.

9 Temmuz, 22 Temmuz veya 5 Ağustos'taki hızlanmalar bu şekilde hesaplanıyor. Ve bu tarihlerde gezegen bir dönüşünü yaklaşık 1,5 milisani ye daha erken tamamlayabilir ki bu da şimdiye kadar ölçülen en kısa gün rekoru anlamına geliyor. Bu tarihler elbette birkaç gün sapabilir. Kesin ölçümler ancak o günlerdeki atomik saat verileriyle doğrulanacak. milisaniyeleri biz fark edemesek de atomik saatler bu mini hızlanmaları gayet güzel yakalıyorlar.

Peki bunun bir mahsuru var mı? Yani dünya yavaşlamak yerine daha hızlı dönerse ne olur? O çok eski zamanlardaki kadar hızlanmaz ama diyelim ki hız landı. Yani bir gün 12 saat hatta 6 saate indi. O kadar hızlı dönüyor ki bundan 4 kat daha hızlı 6 saatte bir tur atıyor. Şimdikinden çok daha hızlı dönüyor. Bu hızda yaşamak gerçekten çok kötü olurdu arkadaşlar. Yine o 3 düzlemi hatırlayın. Bizim de üzerinde bulunduğumuz yüzeyde korkunç hava olay ları yaşanırdı.

Kasırgalar her şeyi silip süpürürdü. Merkez kaç kuvveti suyu ekvatora çekerdi ve Endonezya gibi bölgeler ya da Güney Amerika'nın kuzey ucu tamamen sular altında kalırdı. Bu elbette en kötü senaryo ve az önce de söylediğim gibi dünyanın yeniden o kadar hızlı dönmeye başlaması pek de ol ası değil. Ama az da olsa hızlanmaya devam edersek bu başka açılardan kötü olabilir. Mesela kullandığımız ve hatta bağımlısı olduğumuz teknoloj ik araçlar 2030 yılına kadar bu durumdan büyük ölçüde etkil enebilir.

İlk akla gelen şey navigasyon. Biliyorsunuz GPS sistemleri çok hassas zamanlamalar üzerine kurulu. Ve eğer bir gün 24 saatlik referans süreden çok saparsa bunun bazı önemli sonuçları doğabilir. Örneğin uydular atmosferdeki konumlarını kaybedebilir. Şu anda biz onların gökyüzünde tam olarak nerede olduk larını tahmin edebiliyoruz. Ama bu sapma çok radikal bir şekilde artarsa işte bu hesapl amalarımız şaşmaya başlar.

Eğer bu kaymayı uzun süre düzeltmeden öylece bırakırsak navigasyon sistemlerimiz tamamen yanlış çalışmaya başlar. Ve buna bağlı tüm akıllı teknolojik araçlar da sapıtır. Instagram, Facebook gibi sosyal medya araçlarının çatı şir keti var ya Meta. İşte orada çalışan mühendisler dünya çapında öngörülemeyen ve yıkıcı kesintilere yol açabileceği konusunda uyarıda bul undular. Buna benzer bir kötü durum senaryosunu daha önce Y2K olayı ile 2000 yılından önce beklemiştik.

Ama neyse ki gerekli önlemler zamanında alındı. Ve o kabus senaryosu daha başlamadan engellendi. İşte şimdi benzer bir durum dünyanın dönüş hızının artmas ıyla ilgili olarak da yaşanıyor. Ve yine neyse ki bu felaketi önleyebilecek bir çözüm de var . Ve oldukça basit bir yöntem. Zaman ölçümcüler bu küçük farkları dengeleyebilmek için artık saniye adı verilen saniyeleri ekleyip çıkarabiliyor lar. 1970'li yıllardan beri dünyanın dönüş hızı sürekli olarak ölçülüyor.

Ve şimdiye kadar 27 kez artık saniye eklendi. Dünya yavaşladığı için hep eklenmek zorunda kaldı. En son 2016'da bir artık saniye daha eklendi. Ve o günden bugüne hiç yeni bir ekleme yapılmadı. Hatta 2035 civarında tamamen askıya alınması da tartışılıy ordu. Ancak son yıllarda gözlenen bu hızlanma trendi devam ederse 2036'da ilk kez eksi artık saniye gerekebilir. Yani güne saniye eklemek yerine çıkarmak zorunda kalabilir iz.

Sonuç olarak dünyanın dönüş hızındaki bu milisaniyelik değişimler gezegenimizin dinamik yapısının bir yansıması arkadaşlar. Her şeyin döngüleri var. Gezegenimizin kalbi titreşiyor. Yüzeyinde yani teninde dolaşan bizler okyanus ve atmosferd eki o değişimleri, hareketleri hissedebiliyoruz. Geceleri başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz ayın bile bizim bildiğimizden çok daha farklı 18-19 yılda bir gerçek leşen döngüleri var.

İşte tüm bunlara bakınca ben içinde bulunduğumuz bu gezegen i bir canlı nefes alıp veren bir mekanizma gibi hayal etmeyi seviyorum. Bizler de onun üstündeki yolcularız. Milisaniyeler belki bizim kolumuzu kaldırıp saatimize bakt ığımızda geçen sürede bile hissedilmiyor. Ama atomik saatler, GPS uyduları, gezegenin uzun soluklu je olojik ritmi için kritik. Bilim insanlarının bu minik titreşimleri izleyip anlamaya çalışması o yüzden önemli.

Eğer günün süresi bile sabit değilse, değişebiliyorsa doğ anın hiçbir parçası durağan değil demektir. Öyleyse biz de merakımızı, becerimizi, teknolojimizi ve kolektif farkındalığımızı sürekli güncel tutmalıyız. Çünkü dünya dönmeye devam ettikçe bize yeni sorular çıkart acak, sordurtacak. Ve işte o soruların peşine düşmekte yeni keşiflere kapı ar alayacak. Altyazı M.K.