Hayatımızı Değiştirecek Teknoloji: NANOBOTLAR
Geleceğimizi Nanobotlar mı Değiştirecek?
150 yaşına kadar yaşamak ister miydiniz? Ya da bir yeriniz kesildiğinde yaranın daha kanamadan iyileşmesini? Kırılan kemiklerinizin haftalarca alçıya gerek kalmadan anında onarılmasını? Hasta olmamayı, ya da olduğunuzda da çok kolay atlatmayı?
İşte Lokman hekimin böyle bir ölümsüzlük iksirini bulduğu rivayet edilir! Ama aksilik işte, köprüden geçerken düşürüp kaybetmiştir. Acaba o iksirin içerisinde ne vardı?.. Bilemiyoruz ama günümüzde biz de… İksirlerden içiyoruz! Adına şurup diyoruz tabii. İçinde de çeşitli kimyasallar var. Lokman hekimden beri bu böyle. Doğal içeriklerden bile üretilse, sonuçta bir takım moleküllerden oluşuyorlar ve bedenimize girip biyokimyasal etkilere neden oluyorlar.
Fakat bu değişmek üzere! Belki de bunlara bir daha hiiiç ihtiyaç duymayacağız. Çünkü artık bunlar var. Göremediniz mi, pardon! Biraz daha yakınlaşın, biraz daha biraz daha! 1 mm'ye bakıyorsunuz ama yeterli değil. 1000 kat daha yakınlaşın! Şu anda 1 mikrometreye bakıyorsunuz. Ebola virüsü gibi büyük virüsler, E. coli gibi bakteriler, X kromozomu, kırmızı kan hücreleri bu boyutlarda. Fakat hala yeterli değil. Bizim bir 1000 kat daha yakınlaşmamız lazım! Nanometre boyutuna iniyoruz. En bilinen virüsler bile yaklaşık 100 nanometre! Bu öylesine küçük bir ölçek! Ama birkaç nanometre boyunda bildiğimiz bazı şeyler var. Örneğin DNA. Fakat uzunluğu değil ha! DNA'nın çapı… Sadece 3 nanometre kadar. Bir diğeri de bilgisayar işlemcileri. Günümüzde bilgisayar işlemcilerini artık bu ölçeklerle anıyoruz. 2021'de IBM sadece 2 nanometre boyutundaki çip teknolojisini duyurmuştu. Bu yalnızca bir tırnaklık alanda 50 milyar tane transistor ediyor. İşte bir zamanlar odalara bile sığmayan o bilgisayarlar, bugün, bu tırnağımın ucunda…
İyi de burada ne arıyoruz? Kimyasallardan kurtulacağız derken yine onların dünyasına indik! Çünkü bilgisayarda yaptığımız gibi, devasa olan şeyi alıp, küçülteceğiz. Örneğin bir doktoru… Kendisini bu boyutlara indirip, yutsak! Vücudumuzda dolaşırken zararlı şeyleri tespit edip çözse, ne güzel olurdu değil mi! Tabii doktoru bu boyuta küçültemeyiz.
Aslında düşünülmemiş şey değil. 1987 yapımı Innerspace filmi tam olarak bunu konu alıyor. Test pilotu Tuck Pendelton'u küçülterek, bir iğnenin içerisine yerleştirmeyi, ardından da şu tavşana enjekte etmeyi hedefliyorlar. Fakat işler ters gidiyor ve iğne… Başka birisinin vücuduna enjekte ediliyor.
Tabii bir doktoru böyle küçültüp vücudumuza enjekte edemeyiz. Fakat bazı özel görevleri yerine getirebilen nanorobotlar, yani nanobotlar geliştirebiliriz.
Yani işimiz yine elementlerle, moleküllerle. O yüzden bu ölçeklerde işin fiziği de değişiyor. Nanoteknoloji söz konusu olduğunda, kuantum mekaniğinin dünyasına giriş yapıyoruz.
Örneğin gözle görülebilen en hızlı mekaniklerden birine göz atalım. Lazerli tarama gerçekleştiren sistemlerde kullanılan şu motorlar olabildiğince hızlı tasarlanmaya çalışılıyor. Bu sayede göz doktoruna gidip şöyle bir cihaza girdiğinizde, çok beklemenize gerek kalmadan hassas sonuçlar edinebiliyorsunuz. Fakat kuantum dünyasında işler daha da hızlı. Çünkü hareket eden şeyler mekanik aksamlar değil, moleküller. Bu yüzden mekanik dünyanın engellerine takılmadan saniyede milyarlarca kez benzer hareketleri yapabiliyorlar. O yüzden bu ölçekteki robotlar, biraz daha farklı.
Yani bizim hayalimizde canlanan robotlar böyle olabilir, ama onlar daha ziyade şöyle olacaklar. Peaky ile tanışın. Uzaktan kontrol edilebilen yürüyebilen ve sıçrayabilen üretilmiş en küçük robot. Fakat yarım milimetre boyutunda oldukları için bunlara mikrobot diyoruz. Bu mikrobotlar küçük ölçeklerdeki tamir ve üretim işlemleri için tasarlanıyor. Şimdi bu Peaky, enerjisini nereden alıyor bir pili falan yok mu diye düşünebilirsiniz ama söz konusu şey küçük boyutlar olduğunda, enerji sağlamak için de başka yollar bulmanız gerekiyor. Örneğin Peaky, enerjisini üzerine düşen lazer ışınlarından alıyor.
Fakat Peaky'nin daha ilginç bir özelliği gözümüze daha çok çarpıyor. Zıplayabilen bir örümceğe benzemesi. Mikrobot geliştiricileri sıklıkla doğadan ilham alıyor. Örneğin şu kanatlı mikroçipe bakın. Sadece bir kum tanesi büyüklüğünde. Parmağınızın üzerine aldığınızda yalnızca bu kadar görünüyor. Ne olduğunu bile ayırt etmek mümkün değil. Basit bir rüzgar esintisiyle koca bir futbol sahasını kat edebilecek kadar hafif. Üstelik bu öyle sadece uçan bir cisim değil. Sıcaklık ve nemi ölçerek, 60 metreye kadar veri aktarabiliyor. Tasarım ilhamını nerden mi alıyor? Karahindiba!
Nanometre ölçeğine indiğimizde, artık etrafımızda gördüğümüz canlılardan ilham alamıyoruz. Çünkü yapıların şekli artık mekanik olmaktan, kuantum olmaya evriliyor. Fakat doğadan ilham almaya devam ediyoruz. Mesela bu bir kinesin proteini, bir mikrotübül üzerinde hareket ederek bir şeyler taşıyor. Böyle yavaş göründüğüne bakmayın, anlayabilelim diye öyle yapılmış. Yoksa bunlar göz açıp kapayıncaya kadar vücudumuzda sayısızca kez gerçekleşiyor. Çünkü kuantum ölçeğinde hareketler, bizim ölçeklerdekinden çok daha hızlı gerçekleşiyor. Aslında düşününce, içimizdeki o molekül kompleksleri de hayalini kurduğumuz nanobotlardan pek farklı değil. Burada kinesin gibi proteinler bir şeyleri taşıma görevindeyse eğer, biz de benzerlerini nanobotlarla üretebiliriz! Doğadan ilham!
Mesela kolesterol nedeniyle damarda oluşan tıkanıklıkları tespit eden nanobotlar geliştirip, bu bölgeye özel olarak ilaç taşımasını sağlayabiliriz. Böylece aslında vücudumuzun diğer yerlerine karışmasını istemediğimiz bir ilaç, sadece hedefe odaklı kullanılabilir. Bu müthiş bir şey!
Veya kanseri düşünelim. Ne yazık ki çağımızın en büyük sağlık sorunlarından biri. Fakat size daha da ilgincini söyleyeyim. Bilim dünyasında en çok araştırma yapılan konulardan biridir kanser. Karadelikleri, karanlık maddeyi falan unutun. Evrenin en büyük gizemlerinden biri bu problemi çözebilmek şu anda. Çünkü çok kompleks bir problem. Sağlıklı hücre ile kanserli hücreyi birbirinden ayırt ederek hedeflemek kolay değil. Fakaaat… Ya kanser hücrelerini böyle dolaşarak bulan ve bulduğunda sadece onları hedef alarak yok eden nanobotlar geliştirebilseydik? Böylelikle kemoterapi gibi kanserli hücreyi hedef alırken, yanındaki sağlıklı hücrelere de etki etmek zorunda kalan yöntemlerden çok daha etkili olabilirdi.
Bir diğer fikir de spiral şeklinde özel alaşımlarla üretilmiş nanobotlar tasarlamak. Böylelikle manyetik alan kullanılarak vücut içerisinde istediğimiz gibi yönlendirebilir, çok hassas operasyonlar gerçekleştirebiliriz. Bir düşünün, sadece 20 yıl önce yapılan ameliyatlarla bugünküleri kıyaslayınca, ne kadar büyük bir yol katettik. Şimdilerde operasyondan sonra hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gidiyoruz. Gelecekte, gerçekten de hiç hissetmeyeceğiz gibi duruyor.
Fakat tüm bunlar için önümüzde epeyce bir zaman var. Kimi fütüristler 2030'a kadar herkesin vücudunda nanobotlar olacak dese de biraz daha vakit var. Bunların etkinliği ve güvenliğinin test edilmesi bile yıllarca sürüyor. Üstüne bağışıklık sistemimizin bu robotlara saldırması, ya da bozulan robotlara sonradan vücudumuzda neler olacağı gibi çözülmesi gereken açık problemler var. Yakın gelecekte yaygınlaşması pek mümkün görünmüyor, ama gelecekte hayatımızın sıradan bir parçası olacağı kesin.
Tüm bunlar çok heyecan verici. Çok değil, daha dedelerimizin zamanında yaşam beklentisi 30 yıl kadardı. Çoğu insan 40'larını, 50'lerini görüyorsa şanslı sayılıyordu. Bu bir anda günümüzde 70'lere 80'lere çıktı. Buna neden olan keşiflerin her biri, devrim niteliğinde olsa da şu anda hayatımızın sıradan bir parçası: temiz su, hijyen, antibiyotikler, aşılar, iyi beslenme, sağlık erişimi… Sizce nanobotlar da hayatımızın böyle bir parçası haline gelince, yaş beklentimiz ne kadar yükselecek? Torunlarımızın torunlarını görmek normal bir şey mi olacak?..
Fakaaat… Daha da merak ettiğim bir şey var. Malum uzaya artık iyice açılmaya başladık. Gelecekte uzay yolculukları yapmak, yıldızlararası seyahatler, galaksi turları bile bir noktada mümkün olacak. Fakat bu konuda bazı sınırlarımız var. İnsanın biyolojik bir canlı olması gibi bir sorun… Uzak mesafeleri kat edebilmek için yüksek hızlara, hız için de ivmelenmeye ihtiyacımız var. Ama 8G ivmede bile bizim vaziyet şu. Bayılıp gidiyoruz. Kan dolaşımı için özel kıyafetler olsa da bir yere kadar. Düşünsenize, kendimiz gibi robotlar geliştirirsek ve yapay zekaya sahip olsalar, evreni gezebilirler. Neredeyse istedikleri hızlarda, ivmelerde gidebilirler. Fakat biz bunu yapamayız. Biyolojimizle sınırlıyız. Ama o robotları üreten aklımızla, bu robotları da üretip, kendimizi geliştirmemiz mümkün olabilir.
Çok heyecan verici olmanın yanında, çok endişe verici de olabilecek bir şey bu. Vücudumuzda dolaşan küçük robotlar… İşte bazılarımızın aşılarda yaşadığı korkular da benzer. Aslında aşılar her an kullandığımız ilaçlardan, plastik kaplardan çok daha güvenli olsalar da hala aşı olmadığı için yüz yıl önce çözülmüş hastalıktan hayatını kaybedenler var. Bilmemenin getirdiği korku, bizi zihnen geçmişte yaşamaya zorluyor. Eğer merak etmez, öğrenmezsek bunun yeni teknolojilerde yaşanacağı da aşikar. O yüzden, bu videoyu yapıyoruz. O yüzden bunları konuşuyoruz. Konuşmalı, takip etmeli, öğrenmeli ve anlamalıyız. Çünkü ancak o zaman manalı bir şekilde sorgulayabiliriz. Çünkü ancak o zaman, gelecekte yaşayabiliriz.
Ayrıca nanobotları sadece bize özel düşünmemek lazım. Mesela nanobotlar hasar alan uzay gemisi gibi yapıları da onarabilirler. Bir meteorite çarpmamız sonucunda gemi hasar aldığında nanobotlar oraya hızlıca gidip tamir edebilir! Kendi kendini onaran, kendi kendini geliştiren yapılar… Belki de evrenin bir köşelerinde, içerisinde hiçbir biyolojik yaşam olmayan uzay gemileri dolaşıyordur. İçerisindeki nanobotlar tarafından bakımı yapılıyor, onarılıyor, geliştiriliyordur. Yapay zekanın da kontrolüyle evrende bir gezgin gibi dolaşıyordur. Başlı başına bir organizma gibi. Bir yanda kan dolaşımı olan bir insan, öte yanda nanobot dolaşımı olan bir uzay aracı…
İşte hepsi, bu iksirle başladı. Sahi… O iksirin içerisinde aca
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)
150 yaşına kadar yaşamak ister miydiniz? Ya da bir yeriniz kesildiğinde yaranın daha kanamadan iyile şmesini, kırılan kemiklerinizin haftalarca alçıya gerek kalmadan an ında onarılmasını, hiç hasta olmamayı ya da olduğunuzda çok kolay atlatmayı, işte Lokman Hekimi'nin böyle bir ölümsüzlük iksirini bulduğ u rivayet edilir. Ama aksilik bu ya, köprüden geçerken düşürüp kaybetmiştir. Acaba o iksirin içinde ne vardı?
Bunu bilemiyoruz. Ama günümüzde biz de iksirlerden içiyoruz. Ve adına da şurup diyoruz tabii. İçinde çeşit çeşit kimyasallar var bunların. Lokman Hekim'den beri bu böyle. Hani kimisi doğal içeriklerden üretilse bile sonuçta bir takım moleküllerden oluşuyorlar ve bedenimize girip biyokimyasal bazı etkilere neden oluyor lar. Fakat bu durum değişmek üzere olabilir. Belki de bunlara bir daha hiçbir zaman ihtiyaç duymayacağız .
Çünkü artık bunlar var. Göremediniz mi? Pardon, biraz daha yakınlaşın. Biraz daha, biraz daha. Bir milimetreye bakıyorsunuz ama bu yeterli değil. Bin kat daha yakınlaşın. Şu anda bir mikrometreye bakıyorsunuz. Ebola virüsü gibi büyük virüsler, E.coli gibi bakteriler, X kromozomu, kırmızı kan hücreleri işte bu boyutlarda. Fakat bizim için bu ölçek de yeterli değil. Bizim bin kat daha yakınlaşmamız lazım.
Hop! Nanometre boyutlarına iniyoruz. En bilinen virüsler bile yaklaşık 100 nanometre. Bu öylesine küçük bir ölçek ama birkaç nanometre boyutunda bildiğimiz bazı şeyler var. Örneğin DNA. Fakat uzunluğu değil. DNA'nın çapı sadece 3 nanometre kadar. Bu boyutlara benzeyen bir diğer şey de bilgisayar işlemcil eri. Günümüzde bilgisayar işlemcilerini artık bu ölçeklerde an ıyoruz. 2021'de IBM sadece 2 nanometre boyutundaki çip teknolojis ini duyurmuştu.
Bu yalnızca bir tırnaklık alanda 50 milyar tane transistör ediyor. İşte bir zamanlar odalara bile sığmayan o bilgisayarlar bugün bu tırnağımın ucunda. İyi de burada ne arıyoruz? Kimyasallardan kurtulacağız derken yine onların dünyasına indik. Çünkü bilgisayarlarda yaptığımız gibi devasa olan şeyleri alıp küçülteceğiz. Örneğin bir doktoru. Kendisini bu boyutlara indirip yutsak. Vücudumuzda dolaşırken zararlı şeyleri tespit edip hemen gidip orada tedavi etse çözse ne güzel olurdu değil mi?
Tabii gerçek bir doktoru bu boyutlara küçültemeyiz. Mi acaba? Aslında işte Fantastic Voyage ya da 87'lerde yapılan o Inner Space filmi tam olarak buna benzeyen konuları ele al ıyordu. Orada bir test pilotu vardı. Onu küçülterek bir iğnenin içerisine yerleştirmeyi. Ardından da şu tavşana enjekte etmeyi hedefliyorlardı. Fakat tabii ki işler hemen ters gidiyor ve yine başka bir inin vücudumun başka bir yerine enjekte ediliyor.
Tabii bir doktoru böyle küçülttük vücudumuza enjekte edemey iz. Fakat bazı özel görevleri yerine getirebilen özel nanorobot lar yani nanobotlar geliştirebiliriz. Yani işimiz yine elementlerle, moleküllerle. O yüzden bu ölçeklerde işin fiziği de değişiyor. Nanoteknoloji söz konusu olduğunda kuantum mekaniğinin düny asına giriş yapıyoruz. Örneğin gözle görülebilen en hızlı mekaniklerden birine göz atalım.
Lazerli tarama gerçekleştiren sistemlerde kullanılan şu motorlar olabildiğince hızlı tasarlanmaya çalışılıyor. Bu sayede göz doktoruna gidip de şöyle bir cihaza girdiğ inizde çok beklemenize gerek kalmadan hassas sonuçlar edineb iliyorsunuz. Fakat kuantum dünyasında işler çok daha hızlı. Çünkü hareket eden şeyler mekanik aksamlar değil, molekü ller. Ve o yüzden de mekanik dünyanın engellerine takılmadan sani yede milyarlarca kez benzer hareketleri yapabiliyorlar.
O yüzden bu ölçekteki robotlar biraz daha farklı. Yani bizim hayalimizde canlanan robotlar böyle olabilir ama onlar daha ziyade şöyle olacaklar. P2 ile tanışın. Uzaktan kontrol edilebilen, yürüyebilen, sıçrayabilen üret ilmiş en küçük robot bu. Fakat yarım milimetre boyutlarında olduğu için bunlara mik robot diyoruz. Bu mikrobotlar küçük ölçeklerdeki tamir ve üretim işlemleri için tasarlanıyor. Şimdi bu P2 enerjisini nereden alıyor bir pili falan yok mu diye düşünebilirsiniz.
Ama söz konusu şey küçük boyutlar olduğunda enerji sağlamak için de başka yollar bulmamız gerekiyor. Örneğin P2 enerjisini üzerine düşen lazer ışınlarından al ıyor. Fakat P2'nin daha ilginç bir özelliği gözümüze daha çok ç arpıyor. Çok mu hızlı gidiyoruz? E teknoloji de öyle çok hızlı gelişiyor. O yüzden bu nanobotun o ilginç özelliğine geçmeden videonun sponsoru EasyJap'in ilginç özelliklerinden söz etmek istiyorum.
EasyJap Türkiye'nin en büyük yenilenmiş elektronik ürün marketi. Hem web sitesiyle hem uygulamasıyla ve hem de Türkiye nüfus unun yüzde seksenine erişen mağaza ve fiziksel noktalarıyla sizlerin karşısına çıkıyor. Ticaret Bakanlığı tarafından onaylı yenileme merkezinde her bütçeye uygun teknolojik ürünleri yenileyerek herkesin en iyi teknolojisine ulaşmasını hedefliyor. Bunun yanında peşin fiyatına 6 taksit, 12 aya dek sunulan taksit imkanı ve 12 ay garanti fırsatı gibi kolaylıklarla t üketicilere en iyi deneyimi sunmaya çalışıyor.
İkinci el değil, yenilenmiş telefonlar mottosuyla Türkiye'd eki ikinci el telefon kültürünü dönüştürerek yenilenmiş tekn olojik ürün kavramını yaygınlaştırıyor. Hızlı gelişen teknoloji ve satın alım gücündeki değişen din amiklerin teknolojik ürünlere erişmeye engel olmaması gerekt iğine inanıyor ve bu bağlamda döngüsel ekonominin önemli bir aktörü olarak kullanıcılarına hizmet vermeye devam ediyor.
Cep telefonu, akıllı saat, tablet, bilgisayar gibi cihaz ların yenilenmesi için kolay bir yol sunan EasyCep'le ilgili bilgileri ve en güncel kampanyaları açıklamalar bölümündeki bağlantıda bulabilirsiniz. Fiki'nin daha ilginç bir özelliği gözümüze daha çok çarp ıyor. Zıplayan bir örümceye benzemesi. Mikrobot geliştiricileri sıklıkla ilhamını doğadan al ıyorlar. Örneğin şu kanatlı mikroçip'e bir bakın.
Sadece bir kum tanesi büyüklüğünde. Parmağınızın üzerine aldığınızda yalnızca bu kadar gözük üyor. Onun ne olduğunu bile ayırt edebilmek pek mümkün değil. Basit bir rüzgar esintisiyle koca bir futbol sahasını kat edebilecek kadar hafif. Üstelik bu öyle sadece uçan bir cisim değil. Sıcaklık ve nemi ölçerek 60 metreye kadar veri aktarab iliyor. Peki bu tasarım ilhamını nereden mi alıyor? Kara hindiba.
Nanometre ölçeğine indiğimizde artık etrafımızda gördüğümüz canlılardan ilham alamıyoruz. Çünkü yapıların şekli artık mekanik olmaktan kuantum olmaya doğru evriliyor. Fakat yine de doğadan ilham almaya devam edebiliyoruz. Mesela bu bir kinesin proteini. Bir mikro tübül üzerinde hareket ediyor. Bir şeyler taşıyor. Onun böyle yavaş göründüğüne de bakmayın. Biz anlayabilelim diye öyle yapılmış. Yoksa bunlar göz açıp kapayıncaya kadar vücudumuzda sayısız ca kez gerçekleşiyor.
Çünkü kuantum ölçeğinde hareketler bizim ölçeklerimizden çok daha hızlı gerçekleşiyor. Aslında düşününce içimizdeki o molekül kompleksleri de hay alini kurduğumuz nanobotlardan pek de farklı değiller. Burada kinesin gibi proteinler bir şeyleri taşıma görevind eyse eğer biz de benzerlerini nanobotlarla üretebiliriz. Doğadan ilham. Mesela kolesterol nedeniyle damarda ulaşan tıkanıklıkları t espit eden nanobotlar geliştirip sadece o bölgeye özel olarak ilaç taşımasını sağlayabiliriz.
Böylece aslında vücudumuzun diğer yerlerine karışmasını istemediğimiz bir ilaç sadece hedefe odaklı olarak kullanıl abilir. Müthiş bir şey. Veya kanseri düşünelim. Ne yazık ki çağımızın en büyük sağlık sorunlarından biri. Size daha da ilgincini söyleyeyim. Bilim dünyasında şu anda en çok araştırma yapılan konul ardan biri aynı zamanda kanser. Böyle kara delikleri, karanlık maddeyi falan unutun. Evrenin en büyük gizemlerinden biri bu problemi çözebilmek şu anda.
Çünkü görüldüğünden sanıldığından çok daha kompleks karmaş ık bir problem. Sağlıklı hücreyle kanserli hücreyi birbirinden ayırt ederek hedeflemek hiç kolay değil. Fakat ya kanser hücrelerini böyle dolaşarak bulan ve bulduğ unda sadece onları hedef alarak yok eden nanobotlar gelişt irebilseydik. Böylelikle kemoterapi gibi kanserli hücreyi hedef alırken yanındaki sağlıklı hücrelere de etki etmek zorunda kalan yö ntemlerden çok daha etkili olabilirdi.
Bir diğer fikir de spiral şeklinde özel alaşımlarla üretil miş nanobotlar tasarlamak. Böylelikle manyetik alan kullanılarak vücut içerisinde istediğimiz gibi yönlendirebilir, çok hassas operasyonlar gerçekleştirebiliriz. Bir düşünün sadece 20 yıl önce yapılan ameliyatlarla bug ünküleri kıyaslayınca ne kadar çok yol kat ettik değil mi? Şimdilerde artık herhangi bir operasyondan sonra hiçbir şey olmamış gibi çıkıp yürüyüp gidiyoruz.
Gelecekte belki de gerçekten de hiçbir şey hissetmeyeceğiz gibi duruyor. Fakat tüm bunlar için önümüzde daha epeyce bir yol, epeyce bir zaman var. Kimi fütüristler, geleceği öngörmeye çalışanlar 2030'lu y ıllara kadar herkesin vücudunda nanobotlar olacak, nanobot lar dolaşacak dese de bence pek o kadar acele etmemek lazım. Bunların etkinliğinin, güvenliğinin test edilmesi bile baz en yıllarca sürebiliyor.
Üstüne bağışıklık sistemimizin bu robotlara saldırması ya da bozulan robotlara sonradan vücudumuzda neler olacağı gibi henüz çözülmesi gereken, bilinmeyen başka açık problem ler de var. O kadar yakın bir gelecekte yaygınlaşması pek mümkün görünm üyor ama gelecekte hayatımızın sıradan bir parçası haline geleceğine kesin gözüyle bakılıyor. Nanobotlarla bizim aramızdaki ilişki. Tüm bunlar çok heyecan verici. Çok değil daha dedelerimizin ya da onların dedelerinin zamanında yaşam beklentisi işte 30-40 yıl kadardı.
Yani çoğu insan 40'larını, 50'lerini görüyorsa kendisini ş anslı sayıyordu. Bu neredeyse bir anda diyebileceğimiz kadar hızlı bir dönem di. Günümüzde 70'lere, 80'lere çıktı yaşam beklentisi. Buna neden olan keşiflerin her biri devrim niteliğinde olsa da şu anda hayatımızın sıradan bir parçası. Temiz su bile öyle ya da hijyen, antibiyotikler, aşılar, iyi beslenme, sağlığa kolaylıkla erişebilmek. Sizce nanobotlarda hayatımızın böylesine bir parçası haline gelince yaş beklentimiz ne kadar yükselir?
İnsan ömrü 400 yıl olacakmış ama işte emeklilik yaşı 370. Torunlarımızın torunlarını hatta belki onların da torun larını görebilmek normalleşecek mi? Ne dersiniz? Biraz daha beynimizi işletelim, biraz daha ilerisini düşün elim. Merak ettiğim bir şey daha var. Malum uzaya artık iyice açılmaya başladık. Astronotlar gönderiyoruz. Gelecekte uzay yolculukları yapmak, yıldızlar arası seyahat ler, galaksi turları bile bir noktada mümkün olabilecek.
Fakat bu konuda önemli bir sınırımız var. İnsanın biyolojik bir canlı olması. Uzak mesafeleri kat edebilmek için yüksek hızlara ve o hız lar içinde ivmelenmeye ihtiyacımız var. Ama 8CM'de bile bizim vaziyet şu. Bayılıp gidiyoruz. Kan dolaşımı için bir takım özel kıyafetler olsa da bir yere kadar. E düşünsenize kendimiz gibi robotlar geliştirirsek ve yapay zekaya sahip olsalar onlar evreni gezebilirler.
Neredeyse istedikleri hızlarda, istedikleri ivmelerde gide bilirler. Biz bunu yapamayız. Biyolojimizle sınırlıyız. Ama o robotları üreten aklımızla bu robotları da üretip kendimizi geliştirmeniz mümkün olabilir. Çok heyecan verici olmanın yanında çok endişe verici bir şey aynı zamanda bu. Vücudumuzda dolaşan minik robotlar. Bazılarımızın aşılarda yaşadığı korkular da buna benziyor. Aslında aşılar her an kullandığımız ilaçlardan, plastik ka plardan çok daha güvenli olsalar da hala aşı olmadığı için 100 yıl önce çözülmüş bir hastalıkt an hayatını kaybedenler olabiliyor günümüzde.
Bilmemenin getirdiği korku bizi zihnen geçmişte yaşamaya zorlayabiliyor. Eğer merak edip araştırıp öğrenmezsek bunun yeni geliştir ilen bazı teknolojilerde de yaşanacağı aşikar. O yüzden bu tür videolar yapmaya çalışıyoruz. O yüzden bunları gündemde tutup konuşmaya tartışmaya çalış ıyoruz. Çünkü tartışmalıyız, konuşmalıyız, takip etmeli, öğrenmeli ve anlamalıyız. Çünkü ancak o zaman manalı bir şekilde sorgulayabiliriz.
Çünkü ancak o zaman gelecekte var olabiliriz. Ayrıca nanobotları sadece bize özel düşünmemek lazım. İlla kendi vücudumuzun içinde dolaşması gerekmez. Mesela ileride hasarlı bir uzay gemisini onarabilir bu tür şeyler. Bir meteorite çarpmamız sonucunda gemi hasar aldığında nan obotlar oraya hızlıca gidip tamir edebilir. Kendi kendini onaran, kendi kendini geliştiren yapılar. Belki de şu anda evrenin bir yerlerinde, içerisinde hiçbir biyolojik yaşamı olmayan böyle uzay gemileri dolaşıyordur.
İçerisindeki nanobotlar tarafından bakımı yapılıyordur, on arılıyordur, geliştiriyordur. Ve yapay zekanın da kontrolüyle evrende böyle bir gezgin gibi dolaşıyorlardır. Başlı başına bir organizma gibi. Bir yanda kan dolaşımı olan bir insan, öte yanda nanobot do laşımı olan bir uzay aracı. İşte hepsi bu iksirle başladı. Sahi bu iksirin içerisinde acaba ne vardı? Aaaaaa!