Her şey ben yaşarken oldu - OKU
“Geçmişim, geleceğim içerisinde kazılmış derin bir kuyuydu. Bu kuyudan çıkmam için ancak Yusuf olmam gerekiyordu. Bunu başarabilirsem sonsuzluğu da geçebilirdim. Bu andan sonra da imkânsız olarak…
“Geçmişim, geleceğim içerisinde kazılmış derin bir kuyuydu. Bu kuyudan çıkmam için ancak Yusuf olmam gerekiyordu. Bunu başarabilirsem sonsuzluğu da geçebilirdim. Bu andan sonra da imkânsız olarak…
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)
Günler geçmişti. Zaman biri ölünce durmuyordu. Oysa o zamanlar öyle olur diye beklemiştim. Babam öldüğüne göre hepimiz ölebiliriz demiştim herkese. Çünkü bir aileden baba çıkarılınca geriye ne kalır hesap ed emiyordum o yaşlarda. Bir anne, bir kardeş, bir de ben. Kesinlikle bir baba etmiyorduk. Annem Akdeniz'in en güçlü yüreğine sahip kadını olarak acıyı içine gömmeyi iyi bilmiş ve ablamla beni kanatlarının altına almıştı.
Aileden baba çıkarılınca geriye ne kalır tüm ayrıntılarıyla iyi hesap etmişti. Artık o kış geceleri annem yalnız başına türküler söylemiş, sabahları yalnız başına namaz kılmış, gündelik ihtiyaçları için çantayı yalnız başına hazırlamış, evden yalnız başına çıkmış ve yine yalnız başına dönmüştü. Bu bir ay kadar sürmüştü. Bir ay sonra artık ben de annemle beraber portakal toplam aya gitmeye başlamıştım.
Sanırım artık annem babamın yerine geçmeye vaktimin geldi ğini düşünüyordu. Her sabah aynı seromoniyle evden çıkmaya başlamıştık. Ablam ise bazı zamanlar bize katılırdı ancak çoğu zaman ev de kalıp evin işlerini yürütürdü. Annemle her gün 2 kilometre yürüdükten sonra uzunlukları 3 metre ile 7 metre arasında değişen ve 10 koldan sıralanıp bilmem kaç metre karelik alanı ka playan portakal cennetine varırdık.
Bu yürüyüşlerde annem sıkça bana gençliğini, portakalın hayatındaki önemini ve onu ilk ne zaman dalından kopard ığını, yıllarca bu iş dışında herhangi bir iş yapmadığını, bu uğur da Bingöl'e bile gitmeyip babama rest çektiğini ve sonrasında onu ikna edip adı mühim olmayan bir adamın bahçesinde portakal toplayarak kazandıkları günlük yevmiye ile geçinmeye başladıklarını anlatırdı. Tıpkı babamı dinlediğimde büyülendiğim gibi annemi dinler ken de büyülenirdim.
Annemi çalışırken izlemek de ayrı bir keyif verirdi. Benim işim ise boş küfeleri ağaç altına getirmek, yere düş en portakalları küfenin içine atmak ve bazen uzun ağaçların tepesindeki portakalları toplayan ların çıktıkları merdivenleri aşağıdan tutmak olurdu. Annemin bana biçtiği görev buyken ben babamın ne iş yapt ığını merak ederdim. Herhalde bu çocuk oyunu kadar basit olan işi yapıyor olamaz dı.
Diğer çalışanların gözünde de, zihninde de, yetim olarak k odlandığım için herkes beni çokça sevip şefkat gösterirdi. Ara ara koca adamlar gelip cebime 3-5 kuruş sıkıştırır ve saçlarımı okşardı. Bazı aileler çocuklarını da getirirdi. Kısa zamanda arkadaş olduklarımızla ağaçlar arasında oynan abilecek en mantıklı oyunu oynardık. Saklambaç. Bazı zamanlar hiç çalışmaz ve bu arkadaşlarla kaçıp saatler ce saklambaç ya da top oynardık.
Terli terli annemin yanına geldiğimde her defasında kızacağ ını zannederdim. Ancak o daha öncesinden tecrübe ettiği için çantadan yeni bir atlet, tişört ve kazak çıkartıp giydirirdi. Sonra da yevmiyesini alır ve yeniden evimize doğru yürümeye başlardık. Anlaşılırken konuştuğumuz konular eve döndüğümüzde değişik lik gösterirdi. Annem her eve dönüşümüzde çokça okumamı, iyi bir mesleğimin olması gerektiğini söylerdi.
İnsanlara faydalı işler yapmamı isterdi. İşte o zamanlar doktor olmaya karar vermiştim. Fayda denilince aklımda oluşan ilk şema, bir insanın hayat ını kurtarmak olurdu hep. Bir insanın bedeninden kopmak üzere olan ruhunu sakinleştir ip yeniden yerine yatırmak. İnsanları kurtarmalıydım. Bir insan bile kurtarabilirsem belki dünyayı da kurtarabil irdim. Tıpkı babamın, insan başlı başına kainattır sözündeki anlam gibi.
Günler böyle yuvarlana yuvarlana Aralık ayının sonunu getir mişti. Annemle evden çocuk olarak çıkmıştım. Eve döndüğümde adamdım artık. Çünkü artık evden tek başıma çıkacaktım, tek başıma döne cektim. Aldığım yevmiye ile ablama da kendime de bakacaktım. Ve yine günler yuvarlana yuvarlana ayları, aylar yuvarlana yuvarlana yılları devirecekti. Büyüyecektim ve babamla annemin varlığını, onların o içim den taşan zerrelerini hayata karıştıracak ve aldığım her nef este onlarla birlikte olacaktım.
Her şey ben yaşarken oldu. İsmet Özel'in celladıma gülümserken çektirdiğim son resmin arkasındaki satırlar adlı şiirinde geçer bu dize. Her şey ben yaşarken oldu. Bunu bilsin insanlar. Ben yaşarken koptu tufan. Ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat. Diye devam eden bir şiirdir bu. İnsan her şey ben yaşarken oldu adlı bu kitabı görünce ister istemez aklına tabi bu şiir geliyor. Mustafa Becid tarafından kaleme alınmış bir romandan bir parça okudum bugün.
Sevgili Mustafa Becid'i ben gayet iyi tanırım. Hatta her şey benim gözlerimin önünde oldu. Bu roman benim gözlerimin önünde yazıldı da diyebilirim. Sağolsun kendisi ilk taslaklarını benimle paylaştı. Benden de fikir aldı. Ben de dilim döndüğünce ona bir takım tavsiyelerde bulun maya çalıştım. O yüzden bu kitap hakkında yapacağım yorumlar kesinlikle ob jektif değil. Subjektif olacak. Bunu baştan söyleyeyim.
Bu bir psikolojik gerilim. Bir polisiye roman. Psikolojik gerilim çünkü Mustafa bir psikoloji eğitimi aldı . Dolayısıyla psikolojiyi iyi bilir. Kendi alanıdır. Kendi sahasıdır. Bu bir gerilim. Çünkü kendisinin insanı böyle geren bir karakteri de vardır . Sağolsun o gerim gerim geren karakterini bu romana da yans ıtmayı çok iyi başarmış. İçinde Jung'dan da, Freud'dan da ve hatta Gazali'den de bir takım esintiler hissedebilirsiniz, duyabilirsiniz.
Ama tabii sadece psikoloji yer almıyor kitapta. Bir kadın ve üç erkekten oluşan dört tane önemli karakter var ve bu karakterler arasında bunlardan bir tanesi katil ama söylemeyeceğim hangisinin olduğunu. Bu karakterler arasında yaşanan aksiyon, intikam, hırs yani bir romanda aranması gereken o gerilim unsurlarının hepsini barındırıyor. Ama bir yandan da ben bunu bir düşünce kitabı olarak da değerlendirmek istiyorum.
Felsefe hani iddialı olacak belki ama düşünce diyerek biraz daha mütevazi bir tanım yapmış olayım. İçinde altı çizilisi o kadar çok satır var ki gerçekten ok urken insanı düşünmeye de zorlayan bir tarafı var. O yüzden mutlaka tavsiye ediyorum her şey ben yaşarken oldu adlı bu romanı okumanızı tavsiye ediyorum. Bu arada hani tanıdığım birisinin romanı olduğu için ona ö zel iltimas geçmedim. Her zaman olduğu gibi bir kuralımız var biliyorsunuz.
Instagram'dan paylaşılıyor. Bu kitap da paylaşıldı. Orhan Şehmus tarafından paylaşıldı. Bunun nasıl olduğunu bilmeyenler için bir hatırlatma yapmak istiyorum. Böyle sevdiğiniz kitaplar olursa eğer onun beğendiğiniz böl ümlerinin fotoğrafını çekmenizi istiyorum. Ve Instagram'dan paylaşmanızı istiyorum. Ama özelden paylaşmayın lütfen. Herkesin görebileceği şekilde okur musun Barış Özcan yaz arak paylaşın.
Çünkü bu şekilde paylaşımlarınız aslında bir web adresinde bir linkte birikmeye başlıyor. Bir arşiv oluşmaya başlıyor. Herkese açık bir arşiv bu. Ve böylece toplu bir bilgelik oluştuğunu düşünüyorum ben. Bu kanalın izleyicileri arasında. Bir paylaşım bilgeliği bu. Herkesin küratörlük yaptığı bir seçki hazırladığı çok güzel bir arşiv oluşuyor. Bu arşivden ben tabii ki bazı bölümleri seçip bu şekilde videolaştırıyorum.
Ama hepsine yetişebilmem mümkün değil. İşte yetişemediklerimden de herkes istifade edebilmiş olsun istiyorum. Bunları özellikle belirtiyorum. Çünkü özelden de bana okumam için bir takım kitap tavsiy elerinde bulunuyorsunuz. Sadece kitapı da veriyorsunuz. Bunları maalesef kabul edemiyorum. Dediğim gibi özellikle sizin seçtiklerinizin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Ve bu değerden herkesin istifade etmesi gerektiğine inan ıyorum.
O yüzden tekrar hatırlatayım. Sevdiğiniz kitapların beğendiğiniz bölümlerinin fotoğrafını çekerek okur musun? #BarışözcanMansion ile yayınlarsanız eğer bunu herkes görüp herkes okuyabilecek. Lütfen böyle yapmaya devam edin. Bu arada genel bir hatırlatma da yapmak istiyorum. Çünkü bu kanalın takipçilerinin sayısında büyük bir artış oldu. Ben de ara ara hatırlatmalar yapmaya ihtiyacı hissediyorum. Böyle hafta içlerinde Oku diye bir serimiz var.
Oku serisinde buna benzeyen kitapları sizin seçtiğiniz kita pları okuyup paylaşmaya çalışıyorum. Biraz da yazarı veya bu kitap hakkında gevezelik ediyoruz böyle. Sizler de çok güzel yorumlarla bunu destekliyorsunuz. Bunun yanı sıra her pazar saat 9'u 11 geçe tam olarak bu saatte bir yılı aşkın bir süreden beri sanat tasarım ve teknoloji hikayeleri anlatıyorum. Bu konulara ilgi duyanlar orada beni beyaz bir zeminin ön ünde beyaz tişörtümle görecekler.
Eğer bu konulara ilgiliyseniz o seriyi de sanat tasarım ve teknoloji hikayelerinde takip edebilirsiniz. Öte yandan ara ara bunun belli bir periyodu bir düzeni yok. Günlük hayatımdan kesitleri paylaştığım video blog, vloglar paylaşıyorum. Onları da takip edebilirsiniz ama bunları daha iyi takip edebilmeniz için yapmanız gereken bir şey var. Abone olmak. Kanala abone olabilirsiniz. Bu videoyu izlediğiniz ekranın hemen altında bir abonelik butonu var oraya tıklayarak.
Ve hatta onun hemen yanında bir ayar bölümü var. O ayardan bana yeni video yayınlandığında bildirim gönder ilsin işaretini de işaretlerseniz çok daha yakından takip edebilirsiniz. Yeni hazırlayacağım videoları ilk siz izleyebilirsiniz. İzlediğiniz için, yorumladığınız için, takip ettiğiniz için çok teşekkürler. Başka bir videoda görüşmek üzere. Hoşçakalın.