İlk kadın seri katilin, kölelerin ve kasırgaların kenti

İlk kadın seri katilin, kölelerin ve kasırgaların kenti

26 Ağustos 2018 ·Video·14 dk YouTube'da izle →

~ ~ ~ ~

~
~
~
~

Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Bu satırları size bir otel odasından yazıyorum. 14 Ağustos günü ani bir kararla arabamızın arkasını doldur up yola çıktık. Şu anda arabayı hınca hınç doldurduk. Aklımızda herhangi bir rota olmadan sürekli güneye doğru il erledik. Yeşillik görünce çadırımızı kurduk. Hoop! Yağmur bastırınca bir otel odasına sığındık. İki pazardır yollarda olduğumuz için sadece gördüklerimizi paylaşabiliyorum. Çok önemli şeyler değil ama bu da benim tatil anlayışım işte.

Charleston'a geldik. Charleston Gone with the Wind rüzgar gibi geçti. Filminden belki hatırlayan vardır. Red Butler'ın meşhur söz ünü hatırlayan. Charleston, bu arada Charleston, Georgetown hep böyle insan isimlerinden yola çıkarak isiml endirmişler buradaki kentleri. İngiltere krallarından birisinin ismi Charles. 2. Charles'dan geliyormuş. Yani bizdeki Osmaniye gibi çevirebiliriz Charleston'a eğer Türkçeye çevirecek olursak.

Bu bölge köleliğin en acı şekilde yaşandığı bölgeler. O yüzden burada şu anda tabi hepsi turistik aktivitelere çevrilmiş durumda. Pirinç tarlalarını gezdiriyorlar insanlara. Kölelerin hangi koşullar altında yaşadıkları anlatılıyor. 132.000 kişi yaşıyor burada. 1670'te Bermuda'dan kalkan 3 gemiyle gelen 148 kişinin b uraları kurduğunu düşünecek olursak. E nüfus epeyce bir artmış. Etrafta çok güzel evler var.

Ama benim ne ilgimi çekiyor? Tabi ki avukat firması reklamları. Videoda çok iyi çıkmamış ama tabeladaki firmanın sloganı. Sizin için savaşırız. Eee kimi hatırladık? Better Call Saul Bittiğimiz yerlerde yerel lezzetleri tatmaya çalışıyoruz. Kahvaltı için geldiğimiz yer bir Van sofrası değil tabi ama yine de lezzetli. Burada sağlıklı bir şeyler bulabilmek epeyce zor. En azından yumurta yiyip günlük protein ihtiyacımızı karşı lamaya çalışalım.

Efendim bir şey mi diyorsunuz? What's going on here? It's warming Hiç kanmıyorsun. Kahvaltı sonrasında bizim minik ekipten ayrılıp kentte en çok ilgimi çeken yere gidiyorum. Burası terk edilmiş bir hapishane. İçinde yaşanılan hikayeler ise bir şehir efsanesine dönüş meye başlamış. Amerika'nın ilk kadın seri katili burada idam edilmiş. Edilmiş edilmesine de söylenenlere bakılırsa hayaleti hala buralarda bir yerlerdeymiş.

"Kalkın Meşhur" Charleston'da hayaletler meşhur. Hayalet hikayeleri çok anlatılıyor. Sanırım bunun şehrin acılı geçmişi ile de bir ilgisi var. O geçmişin bir parçası da bu arkamda görmüş olduğunuz eski hapishane. Amerikanın ilk kadın seri katili Lavinia Fisher, işte bu ha pishanede tutulmuş. Hatta bu hapishaneden kaçma girişiminde bulunmuş. Yukarıdan hani filmlerde olduğu gibi aşağıya bir halat yap ıp kaçmaya çalışmış.

Kaçma girişim esnasında yakalanmış ve tekrar hapishaneye konularak ölüm cezasına, asılarak idam cezasına çarptırılmış. Bu ceza infaz edilirken tam ölmeden önce söylediği son söz ün şu olduğu rivayet ediliyor: "Eğer cehenneme göndermek istediğiniz bir mesaj varsa ben götürebilirim." İşin dramatik tarafı bu kadın kimseyi öldürmediğini sadece hırsızlık yaptığını iddia etmiş. Yani suçsuz olduğunu ve son isteği de gelinliği ile idam ed ilmek olmuş.

Eski mahkumların bu dehlizlerde çok acı çektikleri, işken celere maruz kaldıkları söyleniyor. Bugün de hala geceleri, hayaletleri buralarda dolaşıyormuş. Tabii hayaletlere inanın sans. İzlediğiniz için teşekkür ederim. Bu güzel sokaklar, 30 yıl kadar önce geçen yüzyılın en şidd etli kasırgalarından birinin tam ortasında buldu kendini. Fırtınanın gözüne girdi ve neredeyse tamamen harap oldu. Bu yüzden 11'e bu saatte bir gün, bu kadar bir durum Charl eston'da geçti.

Ve bu yüzden bu bir durumda. Ve bu durumda, bu durumda. Bu durumda, bu durumda. Bunlar! Charleston, sanatçıları da kendine çeken bir kent olmuş. Ve bu sanatçılardan biri de Samuel Morse. Bir ressam. Stüdyosunu bu sokaklardaki evlerden birinin ikinci katına kurmuş ve şu portreyi yapmış. Ama siz bu resmi yapan kişiyi, yani Samuel Morse'u, Ressamlıyla değil de, mucitliğiyle tanıyorsunuz büyük bir ihtimalle.

Çünkü bu resmi yaptıktan 4 yıl sonra, Bir telgraf dili icat etti kendisi. Ve adına da Morse alfabesi denildi. Şimdi minik ekiple tekrar buluşmak üzere koordinatlarımızı paylaşalım. Muhtemelen şurada bir yer var. Araba nerede? Bilmem. Nasıl geçti? Anne arabaya gelmedi mi? Bak ben sizi buradan takip ettim. Müzik Yani aynı şey gibiydi. Sadece benimkisi daha aşağıdaydı. Daha çok parça yaptık. Havet'e, hücudum gududum gududum gududum gudum gudum.

Respekt. Arata Franklin'i saygıyla anıyoruz. Pazarda da gezdikten sonra, artık tekrar yola koyulabiliriz. Şimdi biraz daha güneye, Savana kentine gidiyoruz. Kenti'ye gidiyoruz. Savanadayız. Georgia eyaletinde Savana kentinde. Fransızların Le Monde gazetesi burayı Amerikanın en güzel şehri olarak anons etmiş. İddialı bir tanımlama bence, ama yine de çok şeker, çok şir in. Çok güzel bir kent olduğunu söyleyebilirim.

Tarihi basamaklar, riski göze alabiliyorsanız inin diyor. Biz alıyoruz tabiki. Challenge accepted. Şuradan bir gemi geçse de seyretsek değil mi? Gemi filan geçmiyor yani deniz var, su var, bilir var. Gemi yok yani. Gemi olsa geçse biz de seyretsek keşke. Hay Allah. Burası küçük bir kent ama ülkenin en büyük ve işlek liman larından birine sahip. Bu limana en çok gemisi yanaşan dokuz ülkeden biri de Türkiye.

Angola'lı köle tacirleri 18. yüzyılda Amerika'ya 300 bin civarında köle getirmişler. Getirdikleri yerlerden biri de işte Georgia eyaletindeki bu savana kenti, bu limanlara gemilerle taşımışlar. O zamanlar burada sokaklarda dolaşırken şuna benzeyen rek lamlar görebiliyormuşsunuz. Angola'dan yeni yakalanan 330 zenci satışa çıkmıştır. Çok acı ama insanlık böyle şeyleri de gördü. Evet buharlı gemi süsü verilmiş olan gemimiz hareket ediyor ama gördüğünüz gibi çarkar dönmüyor.

Yani gemi buharlı değil. Burada genel olarak güney bölgesinde en çok dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi bu ağaçlar oldu. Araştırınca live oak denilen bir ağaç olduğunu fark ettim. Oak meşe demek ama live oak tam olarak karşılığı yok bizde. Çünkü buraya endemik zaten sadece bu bölgede yetişen bir ağ aç türü. Yerliler buna angel oak da diyorlar yani melek meşesi. Sebebi de yine kölelikle alakalı. Burada bu ağaçların çevresinde köleler ölmüş ve daha sonra onların hayaletlerini görenler onu melek zannetmişler.

O yüzden bu ağaca da melek meşesi denmeye başlamış. Bu güzel ağaçlarla dolu parkın bir başka özelliği de Forrest Gump filminin açılış sahnesine ev sahipliği yapması . Bu ne kadar büyük bir ağaç.

Hazine Adası diye bir kitap var. Okuyan var mı bilmiyorum. O kitapta hazineyi gömen Kaptan Flint diye bir korsandan bahsediliyor.

İşte Kaptan Flint'in şu anda içinde bulunduğumuz bu korsan evinin üst katında öldüğü rivayet ediliyor. Şu anda Georgia eyaletinin en eski restoranındayız. 250 yıldan daha uzunca bir süreden beri burası restoran olarak kullanılıyor. Tabi 250 yıl önce buraya restoran demiyorlarmış. Korsan barınağı diyorlarmış. Ve korsanlar takılıyormuş. Şimdi olduğu gibi. Bak bu da benim çok merak ettiğim bir şeydi. Kızarmış şişir durmadınız.

Burada kızarmış her şeyin meşhur. Kızarmış karides, kızarmış tavuk. Buranın en meşhur olduğu konu. Hani bizim Türkiye'de Kentucky Fried Chicken olarak yedi ğimiz şeylerin ana vatalı burası. Bütün gece bir sos da bekliyor. Arkasından da kızarmış kızdı yağ atılıyor. Bizim geldiğimiz yerde özel bir sos yapmışlar. İzlediğiniz için teşekkür ederim.