Körleşme - OKU

Körleşme - OKU

14 Ocak 2016 ·Video·7 dk YouTube'da izle →

Müzik:

Müzik:

Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Uzun boylu zayıf bir adam olan sinoloji bilgini Profesör K ien, elindeki Çince kitabı kolunun altında taşıdığı dolu çantaya yerleştirdi. Dikkatle kapadı çantasını ve akıllı olan çocuğu gözden yit ene dek arkasından baktı. Yaradılış olarak çok konuşmaktan hoşlanmayan asık yüzlü bir adamdı. Şimdi de hiçbir zorlayıcı nedene dayanmaksızın başlamış olduğu bu konuşmadan ötürü kendi kendini suçluyordu. Her sabah 7 ile 8 arasında yaptığı günlük gezintisi sır asında önünden geçtiği bütün kitapçıların vitrinlerine şöyle bir göz atmayı alışkanlık haline getirmişti.

Bu arada gerçekten değer taşıyan kitapların yerini gitgide kitap adı altında bir sürü ıvır zıvıra bıraktığını görmek ten neredeyse zevk duymaktaydı. Kendisi bu büyük kentin en değerli özel kitaplığına sahipti . Kitaplığının küçük bir bölümünü de hep yanında taşırdı. Çok çalışmayla ve sert bir sıkı düzen içinde geçen yaşamı boyunca yüreğinde yerleşmesine izin verdiği tek tutku olan kitap tutkusu bazı önlemler almak zorunda bırakmıştı onu.

Örnekse, kötünün kötüsü bile olsa herhangi bir kitap satın alması için kolayca baştan çıkarabilmişti bilgini. Neyse kitapçıların çoğu ancak saat sekizden sonra açılıy ordu. Kimi zaman patronun gözüne girmek isteyen bir çırak epey ön ceden gelir, dükkana gelecek ilk tezgahtarı beklemeye koyul ur. Sonra da anahtarı onun elinden Handi ise bir törenin gere ğini yerine getiriyormuşçasına alırdı. Ya saat yediden beri buradayım derdi ya da kapıda kaldım.

Böylesine işgüzarlık, Kien gibi bir adama kolaycacık bulaş ırdı. Çırağın ardından dükkana dalmamak için kendini zor tutardı. Küçük kitapçıların sahipleri arasında ise saat yedi buçuk oldu muydu açık kapılarının ardında çalışmaya koyulan erken cilere sık sık rastlanırdı. Kien bu kışkırtmalar karşısında baştan çıkmamak için elini tıka basa dolu olan çantasına vururdu. Çantayı taşımak için özel bir tutuş biçimi bulmuştu.

Bu tutuş biçimi bastırırken gövdesinin elden geldiğince gen iş bir alanının çantaya değmesini sağlıyordu. Kaburga kemikleri incecik kötü dikimli giysisinin altından çantanın dokunuşunu duyardı. Kolunun omuzdan dirseğe değin uzanan bölümü çantanın yan tarafındaki girintiyi tümüyle örter, tıp atıp uyardı oraya. Dirsekten bileğe dek olan bölümle de çantayı altından dest eklerdi. Yelpaze gibi açılan parmakları derinin yüzeyinin her bir noktasında tutkuyla dolaşırdı.

Kiyen bu aşırı özeni kendi kendisine karşı çantanın içerdik lerinin değeriyle haklı göstermekteydi. Terslik bu ya. Çanta yere düşecek olsa ya da her sabah yola çıkmazdan önce büyük bir dikkatle gözden geçirdiği kilit tam bu nazik anda açılsa değerli yapıtların sonu gelmiş demekti. Çünkü dünyada kirli kitaplar kadar hiçbir şeyden nefret et mez dikiyen. Bir yazar düşünün. 26 yaşında bir roman yazıyor.

İlk ve tek romanını. Sadece bir roman ama 20. yüzyılın klasikleri arasına gir iyor. İşte biraz önce sizlere okuduğum Körleşme böyle bir roman. Ve onun Nobel ödüllü yazarı Elias Kaneti tarafından çok gen ç bir yaştayken kalem alınmış. Yazar aslında bir üçleme, beşleme değil sekizleme yapmayı düşünmüş. Yani sekiz romanlık bir seri kaleme almayı tasarlamış ama daha sonra buna başladıktan sonra sadece bir romana odaklan mayı tercih etmiş.

Kendi sözleriyle bu romanı hakkında şunları söylüyor yazar Kaneti: "Günün birinde dünyanın artık bundan önceki romanlarda olduğu gibi başka bir deyişle tek bir yazarın bakış açıs ından yazılamayacağını düşündüm. Parçalanmış bir dünya vardı artık ortada. Ve ancak onu bu parçalanmışlığı içerisinde sergileme yürekl iliği gösterildiği takdirde, Bu dünyaya ilişkin doğru bir tasarımın verilmesi de söz kon usu olabilirdi."

Ancak bu okunduğunda hiçbir şey anlaşılmayan, kaosu andıran bir kitap yazılması anlamına gelmiyordu. Tam tersine yapılması gereken olabildiğince tutarlı bir biç imde, olabildiğince sivri tipler bu dünyayı oluşturan çeşit li türde bireyler bulmak ve bu bireyleri farklılıkları içer isinde göstermekti diye yazıyor. Kitabın biraz önce size okuduğum bölümünde adı geçen Dr. Qian ilk bakışta böyle kitapları çok seven iyi biri gibi gözükse de aslında bir antikahraman, bir sinolog.

Sinoloji, Çin kültürünü, Çin uygarlığını araştıran bir bil im dalı ve Dr. Qian de aslında bir bilim adamı ve aynı zam anda bir kitap tutkunu. Ama kitaplara olan bu tutkusu ya da bilime olan düşkünlüğü onu iyi bir aydın mı yapıyor? Hayır. Dr. Qian'in tüm dünyası içinde 25 bin kitap bulunduran bir kütüphanesi olan evidir. Ve bu evinin içerisinde dış dünyaya karşı kendisini kapat mış, soyutlamış, adeta fil dişi kulesine çekilmiştir.

Ve başkalarını kendisinden küçük, değersiz, cahil gören, k ibirli bir aydın prototipi çizilmektedir aslında. Dr. Qian körlük hakkında, körleşme hakkında bize şunları söyler: Yani var olmak, algılanmak demekti. Algılanmayan bir nesnenin varlığından söz edebilme imkanı yoktu. Kitabın 3 bölümü var ve bu bölümlerin isimlerini de ben çok manidar buluyorum. Dünyasız bir kafa, kafasız bir dünya ve kafadaki dünya.

Bu romanı tavsiye eden ve bizimle instagramdan paylaşan sev gili Mesut Felat'a tekrar teşekkür ediyorum. Ve bu arada sizlerin de sevdiğiniz kitapların sevdiğiniz bölümlerini okur musun Barış Özcan yazarak instagramdan pay laşabileceğinizi tekrar hatırlatmak istiyorum. Kim bilir belki de içinde bulunduğumuz bu modern zamanlarda Dr. Qian'in içinde 25 bin kitabı olan kütüphanesine mukabil , bizim içinde milyarlarca kitap barındıran internetlerimiz sayesinde bizde kendimizi dış dünyadan soyutluyor, belki de ekranların içini hapsediyoruzdur.

Bunu anlayabilmek, en azından sonuçlarının neler olduğunu görebilmek için körleşmeye, bu kitaba bir bakmak lazım.

Bu yazıdaki kavramlar