Neden 3 Adım? Sosyal Mesafe Simülasyonları

Neden 3 Adım? Sosyal Mesafe Simülasyonları

10 Mayıs 2020 ·Video·12 dk YouTube'da izle →
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Tarihte sosyal mesafe kurallarının koyulduğu ve uygulandığı ilk yerin bugünkü İstanbul olduğunu biliyor muydunuz? Günümüzün düzenleyicilerinden Dünya Sağlık Örgütü birbir imizden en az 3 adım ya da 1 metre uzakta durmamızı tavsiye ediyor. Peki neden 3 adım? Bu adım sayısı nereden geliyor? Bir cenaze evinin içinde geçen Six Feet Under dizisinin ad ında kastedilen toprağın 6 adım altına gömülmekle bir ilgisi var mı?

Aslına bakarsanız bu mesafe neredeyse 100 yıl önce ta 1930' larda veram hakkında yapılan bir araştırmaya dayanıyor. Daha 6 ay öncesine kadar kimsenin bilmediği COVID-19 ile ilgili yapılan araştırmalar hala devam ettiği ve net bir sonuç alınamadığı için farklı ülkelerde farklı sosyal mesafe kuralları uygulanıyor . Mesela Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de 3 değil 6 adım ötede durmalısınız. Bu kuralların dayandığı bazı simülasyonlar var.

Bunları izleyince neden başkalarıyla aramıza mesafe koymam ız gerektiğini daha iyi anlıyoruz. Örneğin Japonya'daki Kyoto Teknoloji Enstitüsü'nden Masashi Yamakawa bir kişi kapalı ortamda öksürdüğünde neler olduğunu gösteren bir simülasyon hazırlamış. Gerçekten de bu simülasyon gösteriyor ki bizler etrafımıza damlacıklar saçarak yaşıyoruz. Öksürdüğümüzde, hapşırdığımızda hatta sadece nefes alıp verdiğimizde bile bu damlacıklar ağzımızdan çıkıp etrafa yayılıyor.

Açık havada rüzgarın da etkisiyle kısa sürede kaybolan ir ili ufaklı bu damlacıklar özellikle kapalı ortamlarda daha uzun süre kalıyor. İri damlalar yere düşüp yapışıyor ya da daha küçük damlacık lara parçalanıyor. Ağır, güçlü bir öksürük bir çay kaşığının dörtte birini ka playacak miktarda sıvı içeriyor. İşte o yüzden uzmanlar bu damlacıklarla yayılan hastalığın bulaşma riskini azaltmak için en az 3 ila 6 adımlık bir mes afede kalmak gerektiğini söylüyor.

Çünkü virüsü taşıyan iri damlacıklar bu mesafeyi geçemeden yere düşüyor. Ancak bu simülasyonda da gördüğümüz gibi ağzımızdan farklı büyüklüklerde çıkan sıvılar çok daha uzun mesafelere ulaşab iliyor. Aerosol adı verilen küçük damlacıklar bir süre havada kal ıyor ve yaklaşık 20 dakika boyunca yayılmaya devam ediyor. Peki ne kadar uzağa? MIT'de yapılan bir araştırmaya göre ağzımızdan çıkanlar öks ürdüğümüzde 16 adım yani yaklaşık 5 metre ve hapşırdığımızda da 26 adım yani yaklaşık 8 metre öteye ulaşabiliyor.

Bırakın öksürmeyi ya da hapşırmayı sadece konuşmak bile ki bazen benim videolarımda ağzımdan tükürükler saçlığımı göre bilirsiniz. Ya da sadece nefes almak bile etrafımıza bu damlacıkların yayılmasına yol açabiliyor. İyi havalandırılmayan bir ortamda 5 dakika konuşan biri öks üren biri kadar damlacık yayabiliyor. Aynı ortamda 10 kişinin aralarında konuştuğunu bir düşünsen ize. İşte o yüzden özellikle son günlerde uzmanlar maske takman ın önemini daha güçlü bir şekilde vurgulamaya başladılar.

Çünkü maske ağzımızdan çıkan bu damlacıkların hızını azalt ıp yönünü değiştiriyor. Küçük damlacıklar konusunda o kadar etkili olamasa da başk alarından yayılan büyük damlacıkların ağzımıza ve burnumuza düşmesine engel oluyor. O yüzden dışarı çıkmamız gerektiğinde maske takarak hem kendimizi hem de başkalarını koruyabiliriz. Tüm damlacıklara hükmeden tek maske. Ağzımızdan çıkan bazı damlacıkların büyüklüğü 1 milimetre kadar olabiliyor ve gözle görülebiliyor.

Bunlar ağır oldukları için hızla yere düşüyor. Bir de gözle görülemeyenler var. Onları görebilmek için yüksek hassasiyetli kameralar ve la zer ışığı kullanılıyor. Bu sayede 1 milimetrenin 10 binde biri kadar küçük parçacık lar bile tespit edilebiliyor. Görüldüğü gibi bunlar hemen yere düşmüyor. Adeta havada asılı kalıyor. Aynı gözlemi sadece hapşıran birinde değil, karşılıklı konuşan kişiler üzerinde de yapmışlar.

Özellikle yüksek sesle konuşurken ağzımızdan bol miktarda mikrop parçacıklar çıkıyor ve hemen yere düşmüyor. Bunların bulaşıcı hastalıkları taşımakta ne kadar etkili olduğu henüz tam olarak bulunamamış. Ancak uzmanlar virüs taşıyabileceğini belirtiyor. Bu simülasyonda 50 metrekarelik yani yaklaşık bir sınıf büy üklüğündeki bir odanın içinde 10 kişi var. Bunlardan sadece biri bir kez hapşırıyor ve yaklaşık 100 bin civarında damlacığı ortama bırakıyor.

Büyük olanları mavi ve yeşil renkte gösterilmiş. Çoğu bir dakika içerisinde yere düşüyor. Ancak kırmızıyla gösterilen mikro damlacıklar havada kal maya devam ediyor. Aradan 5 dakika geçiyor. 10 dakika geçiyor. 20 dakika geçiyor ve hala havadalar. O yüzden kapalı ortamları iyi havalandırmak en azından pen cereleri açmak gerekiyor. Çok küçük ve hafif oldukları için en basit bir havalandırma çözümüyle bile ortadan kalkabiliyorlar.

Bulaşıcılığı göstermek için böyle bilimsel simülasyonlar yerine sadece fare kapanı kullanan kişiler de var. Soru şu. Üzerlerine yerleştirilen pimpon toplarıyla sıkı sıkıya diz ilen fare kapanlarının bulunduğu bir yere sembolik olarak enfekte olmuş böyle sarı bir pimpon topunu bırakırsanız ne olur? Şair burada hastalığın büyük bir hızla yayılacağını göster iyor. Peki eğer kapanlar sosyal mesafe kurallarına göre aralıklı olarak dizilseydi ne olurdu?

En azından yarısına hiçbir şey olmazdı. Şair burada bizi fare kapanı yerine mi koymuş oluyor şimdi? Tam anlayamadım. Gelin biz bunu daha bilimsel bir simülasyonla gösterelim. Sol tarafta sosyal mesafe kurallarına uymadan serbestçe hareket eden 200 insan var. Sağ tarafta ise bunlardan sadece 50 tanesi herhangi bir k ural mesafe tanımadan hareket ediyor. Simülasyonun sonunda sol tarafta 27 kişi ölürken sağ taraft aki ölüm sayısı 5 ile sınırlı kalıyor.

Eğer 50 kişi yerine sadece zorunlu durumlarda hareket eden 25 kişi olsaydı sağ taraftaki ölümlerden tamamen kaçınmak bile mümkün olabilirdi. İşte o yüzden devletler, düzenleyici kurumlar buna karşı ön lemler geliştirmeye çalışıyor. Ve onların karar verme mekanizmalarına yardımcı olmak için de Amerika Birleşik Devletleri'ndeki akademik kurumlar online bir simülasyon aracı geliştirmiş. Bu araçta sosyal mesafe stratejilerine göre hastalığın nasıl yayılacağını öngörebiliyorsunuz.

Bu simülasyonu hazırlayan ekipte Türk akademisyenleri de görünce onlardan biriyle Georgia Tech'ten Turgay Ayer'le görüştüm. Sayılar artmaya başladığı zaman devletler müdahalede bulunu yorlar. Vatandaşlarımı uyarıyorlar, evde kalın diyorlar, sosyal mes afeye dikkat edin diyorlar. Devletlerin uyguladığı 3 temel strateji var. Minimum kısıtlama, şu anda Türkiye'de de uygulanan evde kal zorunlu olmadıkça dışarı çıkma stratejisi ve sokağa çıkma y asağı.

Bunlardan var olana devam edildiği takdirde yaz ortasında eğrinin düzleştiği görülüyor. Alternatif olarak şu anda birinci stratejiye yani minimum k ısıtlamaya geçilirse eğri yeniden yükselmeye başlıyor. Ve sonra sokağa çıkma yasağı bile getirilse eğriyi düzleşt irmek ancak yaz sonuna doğru mümkün olabiliyor. Aşının olmadığı bir dünyada elimizdeki tek kontrol mekaniz ması sosyal mesafe. Herkes korona sonrası dünyayı konuşuyor ama sadece konuşmak yetmez.

Bir an önce harekete geçip bu yeni dünyaya adapte olabilmek gerekiyor. Kameramanlar şöyle adapte olacaklar büyük bir ihtimalle. Bugünlerde COVID-19 nedeniyle çalışma hayatı, üretim süreç leri baştan aşağıya yeniden tasarlanıyor. Teknoloji üreterek kendini adapte edebilen şirketler, ülke ler daha rekabetçi bir konuma geliyor. Bunun çok güzel bir örneğini bu videonun sponsoru Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası MES başlattı.

Çalışanların bu yeni dünyada daha güvenli olabilmesi için teknolojik bir vizyon. MESSAFE. Adı üstünde sosyal mesafeye uyum konusunu anlayan, tanıyan ve uyaran teknolojik bir çözüm bu. Peki neden böyle bir çözüm sunmak istemiş MES? Çünkü Türkiye ekonomisinin lokomotifi metal sektöründe faal iyet gösteren 241 şirketi temsil ediyor. Ve ekonomiye 30 milyar doların üstünde katkısı olan bu şir ketler, 200 bine yakın kişiye doğrudan 1 milyon kişiye de dolaylı istihdam sağlıyor.

İşte çalışanların sağlığını güvence altına almak için de böyle teknolojik bir çözüm sunuyorlar. Üstelik bu çözümün bileşenlerinden biri giyilebilir bir cih az. Boyuna asılabilen ya da giysiye takılabilen bu cihaz bir de mobil uygulamayla desteklenmiş. Görsel ve eşitsel bildirim mekanizmasıyla iki çalışan aras ındaki sosyal mesafenin korunabilmesi sağlanıyor. Bu giyilebilir donanımda düşük enerjili bluetooth teknoloj isi kullanılmış.

Dolayısıyla çalışanların konumları ve anonim olarak oluştur dukları profilleri takip edilmeksizin aralarındaki sosyal mesafe algılanabiliyor. Önümüzdeki günlerde yüz tanıma teknolojilerini kullanarak çalışanların iş sağlığı güvenliği ekipmanlarını tam olarak kullanmalarını güvence altına alacak ve iş kazalarını en a za indirecek akıllı kamera çözümlerinin de lanse edileceği MassSafe hakkında ayrıntılı bilgi almak için açıklamalar bölümündeki linki kullanabilirsiniz.

Evet belli ki korona sonrası dünyaya adapte olabilmek için bazı tasarımları değiştirmek, teknolojik inovasyonlar yap mak gerekecek. Oysa korona virüs tüm dünyayı etkileyen ilk pandemi değil. Kayıtlara geçen ilk pandemi de dünyayı muazzam biçimde değiştirmişti. Üstelik bugünkü İstanbul'dan başlayarak. Yaklaşık 1500 yıl önce Bizans yani Doğu Roma İmparatoru Justinien başkent Konstantinopolis'te Ayasofya'yı yaptırd ıktan 3 yıl sonra, M.S. 540'da salgın hastalığa yakalanmış.

Epidemi ve pandemilerin insanlık tarihine etkilerini anlat an şu kitaba göre, bu hastalıktan kurtulduktan sonra önlem alabilmek için de hızla yazılı kurallar genelgeler yayınlam ış. Günümüzde Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiye ettiği 3 adım k uralına benzer metinler bunlar ama daha çok ölülerin nasıl gömüleceğine ilişkin kurallar. Ki cesetlerin altı adım yani bir insan boyu derine gömül mesi gerektiğine dair yaygın görüş 1660'lardaki başka bir pandemi sırasında ortaya çıkmış.

Ama konumuz şu anda o değil biz ilk pandemiye geri dönecek olursak, tarihe Justinien veba salgını olarak geçen bu kay ıtlı ilk pandemi sırasında Konstantinopolis yani bugünkü İstanbul'da günde 5000 kişinin öldüğü sanılıyor. Bu pandemi aralıklarla toplam 8 dalga halinde 200 yıl kadar sürmüş ve Doğu Akdeniz'deki insan nüfusunun dörtte birinin ölümüne yol açmış. William Rosen'a göre salgın bilinen tüm dünyayı değiştirmiş , modern Avrupa'nın doğumuna sebep olmuş.

Belki de insanların aralarındaki sosyal mesafeye dikkat etm eleri, 3 adım ötede durmaları, ellerini yıkamaları gibi son derece basit hijyen kurallarına dikkat edilseydi daha hafif olarak atlatılabilecek tarihteki bu salgınlar dünyayı değiştirdi, insanları ve alışkanlıklarını dönüştürd ü. Zor da olsa, yavaş da olsa, işte tarihteki bu etkili olay ların içerisinde bizler için çok önemli dersler var. Yeter ki biz dersimizi çalışmayı bilelim.

Çünkü dönüşümleri sağlayan bu olayları yanlış okuma tuzağ ına düşmeden içindeki doğru fikirleri yakalayarak okumayı başarırsak, pandemi sonrası dünyada tasarlanan değil, tasarlayan insan lara dönüşebiliriz. Altyazı M.K.