Neden herkes Mars'ta Görüntülenen "Kare Yapı"yı Konuşuyor?

Neden herkes Mars'ta Görüntülenen "Kare Yapı"yı Konuşuyor?

9 Şubat 2025 ·Video·10 dk YouTube'da izle →

Geçen gün ofisimde sayıları toplayıp sepete atarken, Mars'tan gelen ilginç bir fotoğrafla karşılaştım. Joe Rogan ve Elon Musk'ın sosyal medyada viral hale getirdiği bu görüntü üzerine biraz…

Özet

Geçen gün ofisimde sayıları toplayıp sepete atarken, Mars'tan gelen ilginç bir fotoğrafla karşılaştım. Joe Rogan ve Elon Musk'ın sosyal medyada viral hale getirdiği bu görüntü üzerine biraz…

Neden herkes Mars'ta Görüntülenen "Kare Yapı"yı Konuşuyor?

Ahh, geldiniz mi?.

İşim bitmek üzere, bi saniye. Bu çeyrekte kotaları tutturmaya çok yaklaştık.

Şu sayıları da sepete attım mı tamamdır.

Arkadaki "tab"de başka bir şey göstereceğim size.

JOE ROGAN: Mars'tan gelen son görselleri gördün mü? "Büyük Kare"nin resimlerini? O ne abi öyle?.

Bu Joe Rogan. Dünyanın en popüler podcast sunucusu. Karşısındaki konukla Mars'ta görüntülenen ve kendilerine tuhaf gelen bir oluşum üzerine konuşuyorlar.

JOE ROGAN: Bu çok yeni bir olay değil mi?.

Karşısındaki konuk da *"ben bu görüntüyü Güney Amerika'da LiDAR'la elde ettiklerini söyleseler orada eski bir uygarlığın izleri bulundu derim"* diyor.

Gerçekten de bakınca köşeleri 90 derecelik açılarla dönen neredeyse mükemmel diyebileceğimiz geometrik şekilli bir yapı görüyoruz.

Çok etkileyici. Joe Rogan bunu paylaşıp da altına Elon Musk yorum yapınca birdenbire herkesin konuşmaya başladığı bir fenomene dönüştü bu konu. "Astronotları Mars'a gönderip araştırmalıyız" diyor yorumunda.

Bu yazışmalar üzerine sosyal medya çılgına döndü.

Bazıları "Bu kesinlikle uzaylıların işi" diyor.

Bazıları "Sadece bir kaya formasyonu" olduğunu söylüyor.

Aslında hepimiz bunu benzer deneyimleri yaşıyoruz.

Bulutlara bakıp yüzler görüyoruz.

Karanlıkta askılıktaki ceketi insan sanıyoruz.

Tost ekmeğinde İsa'nın yüzünü görenler bile var.

Beynimiz böyle çalışıyor. Tanıdık şekiller arıyor her yerde. Bilim insanları buna "pareidolia" diyor. Cansız nesneleri ya da soyut görüntüleri insan yüzüne benzetiyoruz. Müzik dinlerken olmayan bir kelimeyi duyuyoruz.

1954'te basılan Kanada Doları üzerinde "Şeytan Kafası" görenler olmuş. Bazıları banknotların ön yüzünde Kraliçe II. Elizabeth'in saçlarındaki desenlerden oluşan abartılı bir sırıtış ifadesini gördüğünü söylemiş.

Biraz daha geriye gidersek sanatta bunun bir tekniğe dönüştürüldüğünü fark ediyoruz. Mesela Shakespeare'in Hamlet'inde.

HAMLET: Şu deve biçimindeki bulutu görüyor musun?.

Ya da şu 1566 tarihli "Hukukçu" adlı tabloda. Yüzü balık ve kümes hayvanlarından oluşan bir koleksiyon gibi görünüyor, vücudu ise palto giymiş bir kitap koleksiyonu.

Daha da geriye gidersek Anadolu'da 13. yüzyıldan kalma bazı yapıların girişinde taş oymalarının gölgelerinin mimari bir tasarım aracı olarak kullanıldığı görüyoruz. Niğde Alaaddin Camii'nin kapı girişindeki işlemeler, uygun ışık geldiğinde kadın başı silüeti gibi görünür.

Yani insandaki bu eğilim binlerce yıldır bilinen ve hatta sanatta bir araç haline getirilen bir olgu.

Daha da geriye gitmek için Carl Sagan'ı hatırlamamız lazım. Ne derdi biliyor musunuz?

"İlk insanlar çalılıkta aslan görüp kaçtıklarında hayatta kaldılar. Görmeyenler... Eh, onların hikayesi orada bitti."

Aslan gördüğünü zannedip gerçekte aslan olmasa bile kaçanlar belki enayi durumuna düştüler ama yine de hayatta kaldılar.

Yani bu desen tanıma yeteneğimiz, binlerce yıl önce hayatta kalmamızı sağlayan bir yetenek.

Peki ya Mars'taki bu kare yapı? O da mı beynimizin bize oynadığı bir oyun?

Bunun için resmin orijinaline bakmamız lazım.

Bu görsel Mars Orbiter kamerasıyla kaydedilmiş. Bu araç 1997'den 2006'ya kadar Mars'ın çevresinde dönerek buna benzer 240000 tane fotoğraf çekip Dünya'ya göndermiş. Üzerinde konuşacağımız bu fotoğrafın tarihi 2001.

JOE ROGAN: Bu çok yeni bir olay değil mi?.

Değil. Neredeyse çeyrek asır önce çekilmiş bir fotoğraf. Ha üzerindeki şekil yeni keşfedilmiştir belki diye düşünebiliriz ama hayır. 2016'da ve 2020'de de gündeme gelmişti. Demek ki 2029 - 2030 civarında yine konuşulacak.

Şimdi şekli bulmak için fotoğrafa yakınlaşalım. Bu ince uzun fotoğrafın genişliği yaklaşık 3 km. İşte bahsedilen görüntüyü de bulduk. Eğer fotoğrafın genişliği 3 km ise bu oluşumun kenarları yaklaşık 1,5 km civarında olmalı. Tam bir kare gibi değil de daha çok bir dikdörtgene benziyor.

Peki size de eski bir yapının kalıntıları gibi gözüküyor mu? Bence gözüküyor. Bence gerçekten de araştırılmasında fayda olabilecek bir konu.

Düşünsenize... Mars'ta gerçekten antik bir yapı bulsak ne olurdu?

Bütün tarih kitapları değişirdi.

Tüm inanç sistemleri sarsılırdı.

İnsanlık olarak yerimizi yeniden düşünmek zorunda kalırdık.

Bu araştırlımaya değer bir konu ve öyle olduğu için de gerçekten araştırılıyor.

Mesela 130 yıl kadar önce 1894'te de benzer bir şey olmuştu. Astronom Percival Lowell, Mars'ta kanallar gördüğünü iddia etmişti.

Öyle heyecanlanmıştı ki, kendi parasıyla dev bir teleskop yaptırdı. "Bakın!" diyordu, "Bu kanalları uzaylılar yapmış olmalı!"

O zaman yayınlanan bir gazete haberinde bu profesör şu demeci vermişti: "Güney kutup başlığının erimesi iyice ilerledikten sonra, kanallar ortaya çıkmaya başladı."

Lowell bugünün Joe Rogan'ı gibiydi, yani o dönemin bir "influencer"ıydı. Ondan etkilenip gaza gelen akıllı başka zenginler de oldu. Telefonu icat eden Alexander Graham Bell gibi kişiler. Bakın kendisinin yazdığı mektupta ne diyor.

"Mars'ın, tarım sürecini yürüten ve geçimini sağlayan son derece medeni ve zeki bir ırk tarafından iskân edildiği kanaatinden kaçış yok."

Telefonu icat eden adam yazmış bunu.

Sonuç? Hayal gücünün bir oyunuydu sadece.

Tartışmalar, NASA'nın Mariner IV' aracını oraya göndermesi ve gezegeni fotoğraflamasıyla sona erdi. Orada kanal yoktu. Kanal olarak yanlış yorumlanabilecek bir şey bile yoktu. Daha yakından incelendiğinde, Mars'taki kanalların bir optik yanılsama olduğu ortaya çıktı.

İşte geriye dönüp baktığımızda, bu hikaye cesur iddialara ve genel olarak kabul edilen fikirlere karşı şüphecilerin önemini gösteriyor. Ayrıca, veri toplama ve yorumlamada kişisel inançların ve fikirlerin oynayabileceği önemli rolü de ortaya koyuyor.

Şimdi benzer bir durumla karşı karşıyayız.

Ama bu sefer elimizde daha iyi teknoloji var. Daha net fotoğraflar var.

Ve daha da önemlisi, geçmişten ders almış bir bilim dünyası var.

O yüzden bu fotoğrafa yeniden bakalım. Bunun eskiden yapılmış kale benzeri bir yapının kalıntıları olduğuna inanmayı tercih edebiliriz. Hatta biraz altındaki şu yapıya da bakalım. Bunu da insan yüzüne benzetebiliriz. Üstelik hepsi aynı bölgede.

Ya da şu soruyu sormayı tercih edebiliriz:

Doğada böyle ilginç geometrik şekilli yapılar yok mu? Var. Size 1768'te yapılmış bir gravür göstereyim. Mars'ta böyle bir şeyin fotoğrafını görsek ne düşünürdük?.

Oysa bu yapı Dünya'da ve doğal bir oluşum. Kuzey İrlanda'da bulunan volkanik kökenli bazalt bir jeolojik yapı. Devler Kaldırımı. Bu da Sinop Boyabat'ta bir benzeri. Erimiş bazalt lavın soğuması sırasında büzüşerek çatlaması sonucu, genellikle altıgen şeklinde düzenli böyle sütunlar oluşabiliyor.

Altıgen şeklini başka nerede görüyoruz? Satürn'de. Birinde hava olayları, diğerinde jeolojik oluşum, antik uzaylılar tezine gerek kalmadan bir açıklama yapabiliyor.

Dolayısıyla Mars'ta çekilen görüntüler konusunda da acele edip bir yargıya varmadan önce olasılıklar üzerinde düşünmek daha akıllıca.

İki açıklama var elimizde.

1. Mars'ta devasa yapılar inşa eden bir uygarlık vardı. 2. Doğal jeolojik süreçler bu formasyonları oluşturdu.

Hangisi daha az varsayım gerektiriyor? Hangisi eldeki diğer bilimsel verilerle daha uyumlu?.

Tabiki sıkıcı olan açıklama. O yüzden kelimeleri ve seçenekleri yeniden düzenleyip şu şekilde sorayım soruyu.

Hangisi daha heyecan verici?.

Mars'ta antik bir uygarlığın izlerini bulmak mı?.

Yoksa insan beyninin, milyonlarca kilometre ötedeki bir kaya parçasında bile anlam arayacak kadar muhteşem olması mı?.

Siz bu soruların cevabını düşünürken ben de yarım bıraktığım işime döneyim.

240000. Mars Orbiter'ın çektiği fotoğraf sayısı. 2001. Bu fotoğrafın çekildiği yıl. 3. Görüntünün kapladığı alan, kilometre cinsinden. 1.5 Şeklin kenar uzunluğu. 1894. Mars'ta kanal gören astronomun yılı. Ve son olarak. 130. O zamandan beri geçen süre.

Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Şunu şöyle alacağız. Bunu buraya düşeceğiz. Heh geldiniz mi? İşim bitmek üzere bir saniye. Gel. Şuraya atalım. Hmm. Bu çeyrekte fotoları tutturmaya çok yaklaştık. Şu sayıları da sepete attım mı... Tamamdır. Çalışırken arkada bir tabi daha açık bırakıyorum. Şimdi onu göstereceğim size. Bu Joe Rogan. Dünyanın en popüler podcast sunucusu. Karşısındaki konukla Mars'ta görüntülenen ve kendilerine tu haf gelen bir oluşum üzerine konuşuyorlar.

Karşısındaki konuk da ben bu görüntüyü eğer LIDAR'la Güney Amerika'da bir yerlerde çektik deseler antik bir uygarlığın izleri bulundu derim diye cevap veriyor ona. Gerçekten de bakınca köşeleri 90 derecelik açılarla dönen neredeyse mükemmel diyebileceğimiz bir geometrik şekil yapı görüyoruz burada. Çok etkileyici. İşte Joe Rogan bunu paylaşıp da altına Elon Musk yorum yap ınca birdenbire herkesin konuşmaya başladığı bir fenomene dönüştü bu konu.

Astronotları Mars'a gönderip araştırmalıyız diyor mesela Elon Musk yorumunda. Tabi bu yazışmalar üzerine sosyal medya çılgına döndü. Bazıları bu kesinlikle uzaylıların işi diyor. Bazıları sadece bir kaya formasyonu olduğunu söylüyor. Aslında hepimiz buna benzer deneyimler yaşıyoruz. Bulutlara bakıp yüzler görüyoruz. Karanlıkta, askılıktaki bir ceketi insan sanıyoruz. Tost ekmeğinde İsa'nın yüzünü görenler bile var.

Beynimiz böyle çalışıyor. Tanıdık şekiller arıyor her yerde. Bilim insanları buna pareidolia diyorlar. Cansız nesneleri ya da soyut görüntüleri insan yüzüne ben zetiyoruz. Müzik dinlerken olmayan bazı kelimeler duyuyoruz. 1954'te basılan Kanada doları üzerinde şeytan kafası gören ler olmuş. Bazıları banknotların ön yüzünde kraliçe 2. Elizabeth'in saçlarındaki desenlerden oluşan abartılı bir sırıtış ifades ini gördüğünü söylemiş.

Biraz daha geriye gidersek sanatta bunun bir ifade biçimi, bir araç olarak kullanıldığını görüyoruz. Mesela Shakespeare'in Hamlet'inde. Ya da şu 1566 tarihli hukukçu adlı tabloda. Yüzü balık ve kümes hayvanlarından oluşan bir koleksiyon gibi görünüyor. Vücudu ise palto giymiş bir kitap koleksiyonu. Daha da geriye gidersek fazla uzaklaşmadan Anadolu'da 13. y üzyılda bazı yapıların girişinde taş oymalarının gölgeler inin mimari bir tasarım aracı olarak kullanıldığını fark ed iyoruz.

Nide Alaaddin Camii'nin kapı girişindeki işlemeler uygun bir ışık geldiğinde kadın başı silüeti gibi görünüyor. Yani insanlardaki bu bir şeyleri bir şeylere benzetme özell iği binlerce yıldan beri bilinen ve hatta sanatta bir araç haline getirilen bir olgu. Hatta Carl Sagan'ı hatırlıyorum ben böyle şeyleri duyduğ unuzda. Daha da geriye gitmek istersek çünkü ona bakmamız lazım. Ne derdi biliyor musunuz o?

İlk insanlar çalılıkların arasında bir aslan silüeti gördük lerinde hemen kaçtılar. Göremeyenler Orada aslan olduğunu zannedip gerçekte öyle bir şey olmasa bile kaçanlar belki enayi durumuna düştüler ama hayatta kaldılar. Yani bu desenleri tanıma yeteneğimiz, bir şeyleri benzetme yeteneğimiz gerçek bir yetenek bizim hayatta kalmamızı sağ ladı binlerce yıl boyunca. Peki ya Mars'taki bu kare yapı? O da mı beynimizin bize oynadığı bir oyun?

Bunun için resmin orijinaline bakmamız lazım. Bakın bu görsel Mars Orbiter kamerasıyla kaydedilmiş. Bu araç 1997'den 2006'ya kadar Mars'ın çevresinde dönerek buna benzer 240 bin tane fotoğrafı çekip dünyaya göndermiş. Ama bizim üzerinde konuşacağımız fotoğraf bu. Tarihi de 2001. Değil. Neredeyse çeyrek asır önce çekilmiş bir fotoğraf. Üzerindeki şekil yeni keşfedilmiştir belki diye düşünebilir iz ama hayır.

2016'da ve 2020'de de gündeme gelmişti. Demek ki 2029-2030 civarında yine konuşulacak. Döngüler halinde konuşmaya devam ediyoruz aynı şeyi. Şimdi şekli bulmak için fotoğrafa yakınlaşalım. Bu ince uzun fotoğrafın genişliği yaklaşık 3 kilometre. Ve işte bahsedilen görüntüyü de bulduk. Eğer fotoğrafın genişliği 3 kilometre ise bu oluşumun kenar ları da yaklaşık 1,5 kilometre civarında olmalı. Tam bir kale gibi değil de daha çok bir dikdörtgene benzet iyorum açıkçası ben bu şekli.

Peki size de eski bir yapının kalıntıları gibi görünüyor mu ? Bence biraz gözüküyor, benziyor hakikaten. Bence gerçekten de araştırılmasına fayda olabilecek bir kon u bu. Düşünsenize Mars'ta gerçekten antik bir yapı bulsaydık ne olurdu? Bir kere bütün tarih kitapları değişirdi. Tüm inanç sistemleri sarsılırdı. İnsanlık olarak yerimizi ve önemimizi yeniden konuşmak zor unda kalırdık. Yani bu araştırılmaya değer bir konu ve öyle olduğu için de bu tür konular gerçekten araştırılıyor.

Ama sosyal medyada pek görünmüyor. Mesela 130 yıl kadar önce 1894'te de benzer bir şeyler ort aya çıkmıştı. Astronom Percival Lowell Mars'ta kanallar gördüğünü iddia etmişti. Öyle heyecanlanmıştı ki kendi parasıyla devasa bir teleskop yaptırıp incelemeye başladı. Ve insanlara da diyordu ki bakın burada kanallar var. Demek ki orada zeki yaratıklar yaşamış olmalı. O zaman yayınlanan bir gazete haberinde bu profesör şöyle bir demeç vermişti.

Güney kutup başlığının erimesi iyice ilerledikten sonra kan allar ortaya çıkmaya başladı. Yani Lowell bugünün Joe Rogan'ı gibi influencerdı. Ve dolayısıyla ondan etkilenip gaza gelen bazı varlıklı güç lü başka insanlar da oldu. Mesela telefonu icat eden Alexander Graham Bell. Bakın kendisinin yazdığı mektupta ne diyor? Mars'ın tarım sürecini yürüten ve geçimini sağlayan son derece medeni ve zeki bir ırk tarafından iskan edildiği kanaatinden kaçış yok.

Telefonu icat eden adam yazmış bunu. Peki sonuç? Mars'ta kanal falan yok. Onlar hayal gücünün bir ürünüydü. Tartışmalar NASA'nın Mariner 4 aracını oraya göndermesi ve gezegeni fotoğraflaması ile sona erdi. Orada kanal falan yoktu. Kanal olarak yanlış yorumlanabilecek bir şey bile yoktu. Daha yakından incelendiğinde Mars'taki kanalların bir optik yanılsama olduğu ortaya çıktı. İşte geriye dönüp baktığımızda bu ve benzeri hikayeler ces ur iddialara ve toplumda genel kabul edilmiş bir takım ön yargılara karşı şüpheciliğin ve şüpheli bakışların ne kadar işe yaradığını, ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor.

Bu konuda bu veri toplama ve yorumlamada kişisel inançların ve fikirlerin oynayabileceği rolü de bizlere göstermiş oluyor. Şimdi de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Ama diyeceksiniz ki bu sefer daha iyi bir teknolojimiz var. Elimizde fotoğraflar var. Ve ben de diyeceğim ki daha da önemlisi artık sütten ağzı yanmış o yüzden yoğurdu üfleyerek yiyen bir bilim dünyası da var. Geçmişten ders alan bilim insanları bunlar.

O yüzden bu fotoğrafa yeniden bakalım. Bunun eskiden yapılmış kale benzeri bir yapının kalıntıları olduğuna inanmayı tercih edebiliriz. Hatta biraz altındaki şu yapıya da bakalım. Bunu da insan yüzüne benzetebiliriz. Benzetenler var. Üstelik hepsi de aynı bölgede. Ya da şöyle bir şekilde sormayı tercih edebiliriz. Doğada böyle ilginç geometrik şekilde yapılar yok mu? Var. Size 1768'de yapılmış bir gravür göstereyim.

Mars'ta böyle bir şeyin fotoğrafını görsek ne düşünürdük? Oysa bu yapı dünyada ve doğal bir oluşum. Kuzey ırlanda'da bulunan volkanik kökenli bazalt bir jeoloj ik yapı. Devler kaldırımı. Bu da Sinop Boyabat'ta bir benzeri. Erimiş bazalt lavın soğuması sırasında büzüşerek çatlaması sonucu genellikle altıgen şeklinde düzenli böyle üstünler oluşabiliyor. Peki altıgen şeklini başka nerede görüyoruz? Satürn'de.

Birinde hava olayları, diğerinde jeolojik oluşum. Antik uzaylılar tezine gerek kalmadan bir açıklama yapab iliyor. Dolayısıyla Mars'ta çekilen görüntüler konusunda da aceleye gaza gelip hemen bir yargıya varmadan önce olasılıklar üzerinde düşünmek çok daha akıllıca. Açın bakalım analitik düşünme becerilerinizi. İki tane açıklama var değil mi elimizde? Bir, Mars'ta devasa yapılar inşa eden bir uygarlık vardı.

İki, doğal jeolojik süreçler bu formasyonları oluşturdu. Hangisi daha az varsayım gerektiriyor? Hangisi eldeki diğer bilimsel verilerle daha uyumlu? Tabii ki daha sıkıcı olan açıklama. O yüzden kelimeleri ve seçenekleri yeniden, yeniden düzenleyip şu şekilde soralım soruyu. Hangisi daha heyecan verici? Mars'ta antik bir uygarlığın izlerini bulmak mı? Yoksa insan beyninin milyonlarca kilometre ötedeki bir kaya parçasında bile anlam arayacak kadar muhteşem olması mı?

Siz bu soruların cevaplarını düşünürken ben de yarım bıraktığım işime döneyim. Gel bakalım sen şuraya. Sayılı daha bir anlamlı görmeye başladım sanki ya. Bak, 240 bin. Mars Orbiter'ın çektiği fotoğraf sayısı. İşte burada. Gel bakalım. 2001. Bu fotoğrafın çekildiği yıl. 3. Görüntünün kapladığı alan. Kilometre cinsinden. 1.5 şeklin kenar uzunluğu. 1894 yakaladım. Gel bakalım. Mars'ta kanal gören astronomi yılısın sen.

O zamandan beri geçen süre. Altyazı M.K.