Sanatçı Mikrofonu, Radio Nish Program Kaydı - DİNLE

Sanatçı Mikrofonu, Radio Nish Program Kaydı - DİNLE

25 Aralık 2015 ·Video·49 dk YouTube'da izle →

Radio Nish'te konuk olduğum "Sanatçı Mikrofonu" programının ses kaydı.

Özet

Radio Nish'te konuk olduğum "Sanatçı Mikrofonu" programının ses kaydı.

Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Youtube kanalımdan bahsederim. Youtube.com bölü Barış Özcan adresinden yayın yapıyor. İlginçtir. Yazıldığı gibi de girilebiliyor. Yani Barış Özcan şeklinde Türkçe karakterleri kullanarak da girdiğinizde girebiliyorsunuz. Ama ben evrensel olsun diye Barış Özcan işaretini, işaretle mesini kullanıyorum. Bu benim yaklaşık... Bu arada ben Youtube'da yeni değilim. 2007 yılında falan açtım account'u ama...

Aktif olarak kullanmaya başlamam yaklaşık 6-7 aylık bir sü reç. Aktiften kastım düzenli olarak video içeriği üretmekten bah sediyorum. Yani geçtiğimiz yazın başından itibaren haftalık olarak videolar üretmeye başladım. Bunu üretmekteki amacım da... Başlangıçta birazcık kendimi geliştirmekti. Ben profesyonel bir CV ağ olan LinkedIn'de de kendimi öyle tarif ediyorum. Storyteller olarak, hikaye anlatıcı olarak.

Çünkü belki de biraz önceki soruya da tekrar geri dönecek olursak... Barış Özcan kimdir sorusunun cevabını ben öyle vermek istiyorum. Bu cevap odur demiyorum ama. Barış Özcan kimdir? Bir hikaye anlatıcısıdır, bir storytellerdir demek istiyorum. Bunun için çabalıyorum. Bu yolun öğrencisiyim aslında. Bu yolun öğrencisi olmak için de hikayenin modern anlatım biçimlerini araştırmam gerekiyordu. Bugün bence bir hikayeyi anlatabilmenin en güçlü yollar ından birisi...

...onu görüntülü ve sesli olarak anlatabilmek. Hatta ses efektleri ve müzikle desteklemek. Görsellikte grafik tasarımı, animasyonu, infografikleri kullanabilmek gerekiyor. Bütün bunlarla güçlendirilmiş bir hikaye anlatıcılığı benim öğrenmek istediğim bir şey aslında. Ve ben bir şeyi öğrenmek istediğimde onu hep bir projeye dönüştürerek öğrenmeyi tercih ediyorum. Bir şeyi öğrenmenin pek çok yolu vardır.

Kimisi okuyarak öğrenir, kimisi kursa gider, okuluna gider. Ben bunu hep proje üzerinde bir şey yaparak öğrenmeyi kend ime daha yakın hissediyorum. O yüzden de böyle bir proje başlattım. Bu proje bir çeşit RG laboratuvarıydı benim için. Araştırma geliştirme, storytelling konusunda araştırma gel iştirme yaptığım bir projeydi. Tabii hangi konuda hikaye anlatacağım? Orada da çıkış noktam kendimi yakın hissettiğim yerler oldu .

İşim gereği daha çok tasarımla ilgiliyim. Tasarım yapmaya çalışıyorum veya yapılan tasarımları ince leyip, analiz edip uygunluğunu denetliyorum genellikle. Tasarımcıları çalıştırıyorum şekilletimde. Dolayısıyla tasarım benim hayatımın çok önemli bir parçası. Öte yandan bu tasarımı yapabilmek için bir yerlerden hep il ham almak gerekiyor. İlham kaynaklarımda hep sanat eserleri. Bu klasik sanat eserleri, resim heykel gibi sanat eserleri olabildiği gibi modern sanat eserleri, sinema, müzik gibi şeyler de olabiliyor.

Bu ilham kaynağım ve tabii ki o tasarımları üretmek için hep teknolojiyle iç içeyim. Daha önce çalıştığım yerler de teknoloji şirketleri oldu hep. Bütün bunları birleştirerek sanat, tasarım ve teknoloji ile kendimi sınırlandırmaya çalıştım. Bunlarla ilgili hikayeleri aramaya ve anlatmaya çalıştım. Çalışmaya da devam ediyorum aslında. Şu anda haftada bir pazar sabahları saat genellikle 9-11 geçe yayınlamaya çalışıyorum yeni videolarımı.

Birazcık frekansı da arttırdım son 1,5-2 aydan beri. Hafta içlerinde de kitap okuyarak yeni bir video daha yayın lıyorum. Dolayısıyla şu an için haftada 2 tane yeni video ile hikay eler anlatmaya çalışıyorum. Benim en beğendiğim serilerden birisi Oku serisi. Buna yakın zamanda gelecek kitaplar hangileri? Buradan belirtmek ister misiniz? Ben de bilmiyorum çünkü aslında bu bir karşılıklı etkileş ime dayalı bir seri oldu.

Ben orada kitap seçerken aslında ben seçmiyorum. Bana okur musun hashtag ile etiketiyle Instagram'dan dinley iciler, izleyiciler kendi sevdikleri kitapların kendi sevdik leri bölümünün fotoğrafını çekerek paylaşıyorlar. Ben de oradan seçim yapıyorum. Dolayısıyla şu ana kadar hep istek parça aldım diyeyim sizin radyocuların tabiriyle. İstek kitapları üzerinden gittim. O yüzden de böyle önümüzdeki bölümlerde neleri okuyacağıma dair belirlenmiş net bir playlist yok.

Fakat neler olabileceğine dair bir havuz var. O havuzda herkes görebilir aslında. Instagram'dan okur musun etiketini arayan kişiler. Gördüğünüz gibi aslında buradaki metodolojilerde bile tekn olojinin verdiği imkanları kullanmaya çalışıyorum. Ve bu hikaye arayışıma aslında herkesi dahil etmeye çalış ıyorum. Tek yönlü kendi zevklerimi, beğenilerimi yansıtacak şeyler den ziyade herkesin ortak bir üretim yapmasını teşvik etmeye çalışıyorum.

Elbette üretilen her şeyi, seçilen her şeyi okuyamıyorum ama onların içerisinde yani bir kişisel tercih, filtreleme, seçme gibi bir şey oluyor ama... ...benim için de bir macera. Önümüzde hangi kitapları okuyacağımızı hep beraber belir leyeceğiz. Ve o etiketle paylaşılan kitap parçalarından seçerek okum aya devam edeceğim. Dolayısıyla cevap bilmiyorum. Anladım. Peki video metinlerini hazırlamanız, yazmanız ve videoyu çekip montajlama süreci ne kadar sürüyor sizin?

Çok değişken. Planlama aşamasından alın. Bazıları 30 yıl sürüyor, bazıları 3 gün sürüyor, bazıları 1 gün sürüyor. Çok değişken gerçekten. Çünkü mesela işte zaman yönetimiyle ilgili olarak yaptığım videoda verdiğim ipucu, teknik... ...benim üniversite yıllarında geliştirdiğim bir şeydi. Yani işte 90'lı yıllarda geliştirdiğim bir şeydi. 25 yılda hazırlanmış bir metin diyebiliriz onun için bu anlamda.

Gerçekten öyle. Çünkü herhangi bir kitaptan, kaynaktan beslenerek çıkmadı o . Benim kendi kişisel hayat tecrübemden yola çıkarak ortaya çıktı. Dolayısıyla yıllar içerisinde oluşmuş bir birikim var. Ama elbette onun bir forma kavuşması, bir 5 ya da 7-8 dak ikalık bir videoya dönüşmesi için... ...bir az daha çaba sarf etmek ve ana hatlarının en azından belirlemek gerekiyor. Onun için de yaklaşık bir haftalık bir süreç gerekiyor.

Şöyle bir süreç o da. Bu hafta bu konudan bahsedeyim diye bir fikri netleştirdi ğim zaman, karar verdiğim zaman... ...onun üzerine düşünmeye başlıyorum. Ve ben düşünmeyi sadece masa başıyla sınırlı tutmayan bir insanım. Çok farklı yerlerde, mekanların da ilhamı ve etkisiyle insanın aklına yeni fikirler gelebiliyor. Bu temel fikir, mesela biraz önceki örnekle zaman yönetim inde nasıl bir yöntem kullanılabilir fikri ortaya çıktıktan sonra...

...bunu düşünme ve olgunlaştırma süreci en az bir hafta sür üyor. Bu bir haftalık düşünme sürecinde aklıma gelen fikirleri not almaya başlıyorum. Daha sonra da bu notları görüntüye dönüştürme aşamasında birazcık daha revize ediyorum. Biraz daha ete kemiğe büründürüyorum ve şekillendirmeye çalışıyorum. Daha sonrasında da kameranın karşısına geçip konuşmak kısmı kalıyor. Bir beş ya da on dakika arasında genellikle değişiyor benim videolarım.

Ama onun çekim süreci bir, bir buçuk saat sürebiliyor. İçinde yanlışlarım oluyor. Bazı şeyleri birkaç kere tekrar ediyorum. Hangi üslupla sunacağımı geliştirmeye çalışıyorum. O kamera arkası kısımlar tabii ki kesiliyor, biçiliyor, at ılıyor. Ve ardından işin özü kalıyor. O öz de işte kimi zaman beş dakika, kimi zaman yedi, sekiz dakika, kimi zaman da on dakika olabiliyor. Peki video çekme fikri, hani bu kadar fazla videodan bahs ettik.

Video çekme fikri nasıl aklınıza geldi? Yani ne oldu? Video çekme fikri on yıldan beri aklımdaydı. Fakat çeşitli sebeplerle bugüne kadar ertelenmek zorunda kaldı. On yıl önce, bir kere her şeyden önce böyle bir platform daha yeni çıkmıştı ortaya. Çıkmış olmasına rağmen Türkiye'deki internete erişim hız ları nedeniyle internetten video seyretmek çok bu kadar rahat değildi. Dolayısıyla ilk erteleme burada geldi.

Sonrasında askerlik ve işte altı buçuk yıl kadar uluslarar ası bir şirkette görev yapma nedeniyle böylesine yani özgür bir şekilde kendimi ifade edebilme kon usunda bir takım kısıtlamalarım vardı. Bunlardan bir buçuk yıl kadar önce kopunca, dolayısıyla ön ümde bir imkan açılmış oldu. İşte o bir buçuk yıl önce artık fikri iyice kafamda netleşt irdim. Fakat bu sefer de nasıl bir yöntem ve üslupla sorusu karşı ma çıktı.

Onu geliştirmek için de yayına geçmeden önce de bir altı ay bir yıl kadar bir ön fikir ve tasarım aşamasından geçtikten sonra nihayet ortaya çıktı. On yıldan beri kafamdaydı bu. Daha önce de ben hikayeler anlatıyordum. İşte radyoculuk yapmaya çalıştım. Serbest gazetecilik yapmaya çalıştım. Kısa filmler çektim. Uzun metrajlı filmlerin çeşitli yerlerinde görevler aldım. Senaristlikten grafik tasarımına kadar çok farklı yerler inde görevler aldım.

Dolayısıyla hep bir hikaye anlatma çabası vardı. Video bunun yeni bir aşaması sadece. Belki teknoloji geliştikçe yeni kendini ifade etme biçim leri yeni hikaye anlatma araçları ortaya çıktıkça bu da değişecek. Bu belki seneye işte virtual reality sanal gerçeklik şekl inde kendisini ifade etmeye başlayacak. Ondan sonra zaman gösterecek neyle bunları anlatacağımızı. Dolayısıyla benim için burada asıl olan video çekmekten çok hikaye anlatmak.

O tutku benim için. Video dediğim gibi en başta söylediğim gibi bunun şu anda en zenginleştirilmiş hali diyebilirim. En insanları kuşatıcı, en güzel şekillerinden bir tanesi. Şöyle düşünün bir hikayeyi en iyi anlatan insanlardan bir tanesi bana göre sinema filmi yönetmenleri. Veya senaristleri her neyse. Ve o kadar güzel anlatıyorlar ki biz gıkımızı bile çıkartm adan hatta bazı filmlerde ağzımız açık kalacak şekilde karanlık bir mağarada bir buçuk iki saati çok rahat geçireb iliyoruz.

Şimdi normalde bir insanı bir buçuk iki saat boyunca karan lık bir yerde tek bir noktaya bakmasını sağlayabilmek çok kolay değildir. Bunu sağlayan sihirli formül hikaye. Çok güzel bir şekilde hikayeyi anlatabilmek ve bunu görüntü yle başarabilmiş insanlık. Yani video ile başarabilmiş. O yüzden ben de bunu kendi imkanlarımla nasıl yapabilirim diye düşündüğümde cevap kendiliğinden video olarak çıkmış oldu.

Peki videolarınızda neden beyaz tişört giyiyorsunuz? Neden beyaz tişört? Evet bu sorunun net bir cevabını vermek istemiyorum. Birkaç sebebi var bunun. Bir tanesi zorunluluklar. Yani aslında böyle başlamadım ben. Hani beyaz hep şey yapayım diye ama. Oku videolarında beyaz tişört yok. Yok orada daha serbest bir format. Çünkü onun da böyle çok yapışıp kalmasını istemiyorum açıkç ası ben. O sadece pazar videolarına has bir konsept olarak kalsın istiyorum.

İşin içinde tasarım olunca insan ister istemez hani tasarım cı içgüdüsüyle her şeyi kontrol etmek istiyor. Yani videoda görünen her şeyi. Şimdi her şeyi kontrol etmek de çok zor. Ama tasarımcılar bir tasarıma başlamadan önce ya bir beyaz kağıttan ya da bembeyaz bilgisayarda çalışıyorlarsa işte kanvas denilen photoshop'taki tuvalden mesela başlarlar bir tasarımı yapmaya. Ben de videomu tasarlarken böyle bir yerden başlayayım dedim.

Ve aslında bir anlamda kolaylıktı benim için. Çünkü ofisimin duvarları beyaza boyalı. Böyle bir şeyimde zaten vardı aslında tuvalimde. Onun önüne geçtiğim zaman beyaz bir fon elde etmiş oldum kolaylıkla. Fakat sonra başka kontrol etmem gereken şeyler var. Bunlardan bir tanesi de kıyafet. Ve kıyafeti seçmek gerekiyor. Efendim kontrol etmek gerekiyor vesaire. Ve bazen bu insanların dikkatini çekebiliyor veya algısını bozabiliyor.

Ben daha çok algısını bozma noktasında endişeler taşıyordum . En hani algıyı bozmayacak ne olabilir diye düşündüğümde hani hep aynı kıyafeti giyinme fikri aklıma geldi. Hep aynı kıyafeti de sadeleştire sadeleştire sadeleştire beyaz renkli bir t-shirt. Yani tasarımı neredeyse hiç olmayan bir şey. Evet. Fikri ortaya çıktı. Böylece aslında içine her şeyi doldurabileceğiniz insan ların hayal gücüyle doldurabileceğiniz bir tuvale dönüştür müş oldum video ekranımı.

Birazcık buradan. Ayrıca beyazın sembolik anlamları var. Hani bütün renklerin karışımıdır. Tuvaldir gibi pek çok anlamı var. Bu anlamların hepsini de anlatmak istemiyorum. Çünkü bir yandan da yapmaya çalıştığım şey iddialı bir şey ama sanat. Aslında bir video art da yapmaya çalışıyorum. Bu anlamda. Dolayısıyla nasıl fıkralardaki espri anlatmak çok hoş değil se ya da bir sanat eserinin anlamı şudur diye sadece bir s aptama yapıp cevaplandırmak kolay ve imkanlı değilse ben de bu şekilde kısa bir anlam şeyi yapayım.

İzleyenler kendilerine göre boşlukları beyaz boşluğu kend ilerine göre doldursunlar. Teşekkürler. Bir de şeyi soracaktım. Adobe Premiere'den bir eğitim seti tarzı bir şey hazırlamış tınız. Bunun devamı gelecek mi ya da başka bir Adobe programıyla eğitim seti tarzı bir şey düşünüyor musunuz? Şöyle o eğitim setini Adobe'de çalıştığım zamanlarda 3-3,5 yıl kadar önce hazırlamıştım. O zaman görevimin bir parçasıydı.

Bu tür programların kullanılmasının yaygınlaştırılmasını sağlamak. Dolayısıyla o günlerde olsaydım bunu yapmaya devam ederdim. Fakat işte bir buçuk yıl kadar önce Adobe'den ayrıldıktan sonra kendi hayatımı yeniden tasarlamaya başladığım zaman hani olayların sadece böyle teknik ve eğitim kısımları ile kendimi sınırlamamam gerektiğine karar verdim. Ve bunun bir katman üstüne çıkabilir miyim diye düşündüm.

Ve bir program ya da bir şeyle kısıtlamak sınırı... Çünkü bunun bir sonu yok. Yani nereye kadar anlatabilirsiniz ki? Photoshop'ı anlatmak, After Effects'i anlatmak, sadece Adobe programları da değil. Yani kullandığım onlarca program var. Bunların hepsini anlatmak tabii ki mümkün. Ama benim şu anki hayat vizyonumun parçası olamıyorlar maal esef. Çok fazla vakit alan işler bunlar. Ve açıkçası şu an hedeflediğim, vermek istediğim mesajlara göre de daha...

Daha niş bir, sizin üniversitenizim ve radyonuzun şeyle il erleyeyim. Niş bir kitleye hitap eden bir içerik türü. Ben kendimi bununla sınırlamak istemedim açıkçası. Keşke vakit bulabilsem ve bu tür eğitimlere de devam edebil sem. Ama en azından Premier'i bağlamla ilişkili olduğu için yay ınlamayı uygun gördüm. Aslında geçmişte daha farklı programlarla ilgili eğitim içerikleri de hazırladım ben. Premier'in şöyle bir farklılığı var.

Yaptığım video işine ilgi duyanların kendisini geliştirebil mesiyle çok doğrudan ilişkili bir eğitim seti o. O yüzden onu yayınlamayı uygun buldum. Ama onun dışındaki içerikleri yayınlamıyorum bile zaten. Ve devamını getirme konusunda henüz bir planım yok. Ama belki ileride hani tekrar değerlendirip böyle bir planı da gerçekleştirebilirim. Dediğim gibi şu anda ben hayatımın sadece çok küçük bir kı smını video işi için ayırmıştım.

Fakat o bile çok geliştirdi ve şu anda haftanın bir günüyle başladığım şey birkaç günümü almaya başladı. Bir de buna eğitim işini koyarsam başka hiçbir şey yapamaz hale gelirim. O yüzden imkan dahilinde değil. Ama ileride imkanlarım genişlerse neden olmasın bunu da planlarıma tekrar dahil edebilirim tabii ki. Bu video işi sizin ajansınızın işi gibi mi? Yoksa sadece sizin yaptığınız? Bu benim kişisel olarak yaptığım bir şey.

Sosyal sorumluluk projemliyim. Elbette ajansımdaki imkanları da kullanıyorum. Yani orada bir teknik altyapımız var. Işıklarımız, kameramız, mikrofonumuz vesaire gibi. Ama bu benim tamamen kişisel bir inisiyatifim. Ajansta çalışan arkadaşlarımın hani bu konuda bir şey yok. Ben tek başıma yapıyorum bu işin her şeyini. Tasarımından kurgusuna kadar her şeyini. Birazcık aslında ajansında çalışan diğer arkadaşlarımı da buna benzeyen kendi kişisel projelerini üretmeleri nokt asında teşvik ediyorum.

Hatta onlar da şimdi YouTube kanalı açma noktasında bir tak ım şeyler yaptılar. Ama sadece YouTube kanalı değil. Kitap yazılabilir, başka bir proje üretilebilir, resim yapılabilir. Hobi demek istemiyorum. Çünkü ben hani hobinin anlamının ötesinde bir takım şeyler yapmaya çalışıyorum. İnsanların aynı zamanda bir başkalarına da fayda sağlayacak . Hani sadece kendi kişisel gelişimlerini değil, başkalarına da fayda sağlayacak şekilde projeler üretmesi yönünde teşvi ğim var.

Onlar da kendi projelerini geliştirecekler. Ama bu bir şirket projesi değil. Kişisel bir proje. Peki ileride şirketinize ait bir YouTube kanalı, bir marka düşünüyor musunuz? Mesela Media Craft gibi. Yani sırf video çekmek üzere. Anladım. Yani bir MCN, bir Multi Channel Network olabilir mi? Şu an için böyle bir planım yok. Geçmişte bunu değerlendirmiştim aslında ben. Yani Media Craft'lar falan daha henüz Türkiye'de yokken bunu düşünmüştüm, değerlendirmiştim.

Fakat sonra çeşitli sebeplerden ötürü vazgeçtim bundan. Şu an için de böyle bir planım yok. Fakat bu iş çok dinamik bir iş. Gelecekte ne olur bilemiyorum. Belki de olabilir yani o da bir seçeneklerin içerisinde bir seçenek tabii ki. YouTube Türkiye sizi nasıl değerlendiriyor? Toplantılar, oluşmalar? Ya benim kanalım çok yeni bir kanal. O yüzden çok fazla toplantıya katıldığımı söyleyemem. Bundan bir, bir, bir, bir buçuk ay kadar önce bir toplantı ya, hani çok böyle tesadüfler eseri katılmak durumunda kaldım.

Normalde davetli bile değildim. Davetli olan bir arkadaşım bugün toplantı var. Sen de gelsene diye ısrar edince gittim. O zaman YouTube Türkiye camiasıyla bir tanışıklığım olmuş oldu. Dolayısıyla YouTube Türkiye'nin benim hakkındaki düşüncel eri, bir düşüncesi olduğundan emin değilim. Henüz davetli listesinde bile yaramadığım için. Tam bilemiyorum ne düşündüklerini. Fakat hani genel itibariyle benim düşüncelerimi söyleyecek olursak, ben hani başlangıçta böyle bir YouTuber denilen bir tabir var.

Öyle bir amaçla bir şeyler öğretmeye başlamadım açıkçası. Yani YouTube'la bu anlamda duygusal bir bağımlılığım yok. Sadece YouTube şu anda dünyanın en büyük medya mecrası olduğu için değerlendiriyorum. Hatta benim için bu konudaki Love Mark diyebileceğimiz yer Vimeo'dur. Vimeo'da eskiden daha aktiftim mesela. Oraya videolar yüklerdim ve kullanırdım. Fakat Vimeo'nun şöyle bir eksikliği var bana göre.

Türkiye'de bir topluluğu yok. Oluşturabildiği çok ciddi bir topluluk yok. Genellikle Amerika'da, hatta Amerika'da bile New York'ta. Zaten New York merkezli bir platform. Ve daha farklı bir kitle oluşturabilmiş durumda. O yüzden hani onun bir karşılığı yok. Oraya koyduğunuz bir video karşılıksız bir videoya dönüş üyor çok kısa bir süre içerisinde. İnsanlar genellikle portfolyo amaçlı olarak kullanıyorlar.

Çektikleri video işlerini bir portfolyo amacıyla oraya yükl üyorlar. Bunun alternatifi olarak YouTube var. O yüzden ben YouTube'u koydum. Sonra tabii YouTuber denilen bir kavram olduğunu da fark ettim. Onun kendine göre bir dili var. YouTube kendi tırnak içinde starlarını yaratmış. Bu starların bir kitlesi var. Onlarla bir etkileşimi var. Ve bence çok da güzel şeyler bunlar. Bu başka türlü de olamaz zaten video yoluyla.

İletişim kurmak insanlarla. Ama bunu fark ettikten sonra benim o dünyadan dil ve üslup olarak biraz farklı olduğumu fark ettim. Şu ikileme düştüm açıkçası. Ben kendi bildiğim dili ve üslubu kullanarak mı ilerlemel iyim? Bunun bir karşılığı olur mu? Yoksa geleneksel ve oluşmuş YouTuber diliyle ve üslubuyla mı ilerleyeyim? Bunun arasında bir yol bulmaya çalışıyorum. Bu sorunun cevabını henüz verebilmiş değilim.

Beklentilerim oldukça düşüktü. Ben kendime 1000 abone gibi bir hedef koymuştum. Birazcık da iş dünyasında olduğum için hep hedeflerle de il erliyorum. O kadar da şey değil. Ama o 1000 hedefine çok hızlı ulaştım. Temmuz ayında ulaşmıştım mesela. Ve şu anda baya 15 binleri falan geçmiş durumda sonuç. Yanlışsınız. Şu anda tam olarak 19 bin 643. Baya o zaman şey olmuş. Yani Temmuz'dan bu yana demek ki 19 kat bir büyüme olmuş.

4-5 ya da 6 ay mı? Hedefinizin 19 kat üstüne çıkmışsınız. Üstüne çıkabilmişim. Bu da işte aslında YouTube'un içinde barındırdığı potansiy eli gösteriyor bence. Ve çok ilginç bir potansiyel bu. Ben öyle yorumlar alıyorum ki ve bu yorumlardan o kadar güzel besleniyorum ki şu anda. Aslında ilk yapmak istediğim tasarımın ötesine geçmiş durum da. Benim için de. Beklentilerimin ötesine geçmiş durumda. Gerçekten Türkiye'de çok farklı kitlelere ulaşmaya başladığ ımı hissediyorum.

Mesela sizlerle burada buluşmamıza da vesile olmuş durumda. Evet. Ve özellikle genç arkadaşlarımın çok büyük potansiyeller taşıdığını görmek beni mutlu ediyor açıkçası. Çünkü Türkiye'de şu anda pek çok yönden aslında olumsuz bes lenmek çok kolay. Evet. Fakat pozitif enerji almak, pozitif duygularla hareket ed erek bir takım projeler üretmek çok zor. Dolayısıyla ben açıkçası bazı şeylere gözlerimi, kulaklar ımı tıkayarak bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

Ve böyle yaptığım için de çok fazla benimle aynı şekilde düşünen insanın olmadığı gibi bir ön yargıyla başlamıştım. Bunu da itiraf edeyim. Oysa öyle olmadığını gördüm. Bu ön yargım yıkıldı. Çok da güzel insanlarla tanıştım bu vesileyle. Benim için beklentilerimin ötesine geçen bir kazanım olmuş oldu YouTube kanalı. Bu yüzden de şu andan itibaren mesela kendime YouTuber den mesinden de, YouTuber olmaktan da çok mutluluk duyduğumu.

Çünkü bu işte o mantık ve felsefe ile ortaya çıkmış bir şey bence. YouTuber demek bana göre video yoluyla, video paylaşımlar ıyla insanlarla iletişim kuran insan demek. Bu benim artık sevdiğim bir kavrama dönüştü. Ve bu konuda çok farklı imkanlara zemin hazırlayan bir platform olduğunu da düşünüyorum YouTube'un. Ve aklında bir YouTube kanalı açmak olan insanlar varsa bunu mutlaka yapmalılar. Teşvik etmek isterim buradan.

Ve bunu yaparken de sadece başkalarına bakmamalılar. Yani işte şu anki YouTuber'lar kim diye bakıp oradan yola çıkmamalılar sadece. Çünkü onlar öyle oldukları için bir yere gelmişler. Ve bence herkes farklı. Herkes o farklılığıyla bir yerlere gelmeli. Bu yerde illa işte on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca izleyeni veya izlemesi olan videolar üretmek olmamalı. Ne kadar kendinizi üretirseniz, ne kadar kendinizi ifade ed erseniz bence o o kadar değerlidir.

O kadar da kendiniz gibi insanlarla sizi buluşturur. Kendiniz gibi insanlarla buluşmaya başladığınız zaman da aslında onlardan yakalayacağınız sinerjiyle kendinizi çok daha iyi gerçekleştirirsiniz. Ve daha iyi bir insana dönüştürürsünüz diye düşünüyorum. O yüzden bunu yapmak isteyenler tabii ki başkalarına da bak arak ilham almalılar. Ama mümkün olduğu kadar kendilerini gerçekleştirmeye çalış malılar.

Farklılıklarını ortaya koymalılar diye düşünüyorum. Peki YouTube kanalınızda yönetim panelinde benim bildiğim kadarıyla izleyenlerin yaş ortalamasını görebiliyorsunuz. Peki sizin izleyenlerinizin yaş ortalaması takipçilerinizin kaç yaşı var? Çok net 18'e 24. 18-24 yaş aralığı en büyük şey. Yani yüzlerden hatırlayamıyorum ama bunu çok net görebildi ğimi söyleyebilirim. İkincisi de 24-35. Yani yaş olarak hep benden daha küçük.

Çok iyi bir yaş ortalamasını... Evet 18-24 zaten tam olarak ya üniversite ya da lisede oku yan öğrenci arkadaşlardır diye tahmin ediyorum. Bu işleri düşünmek isteyen... Veya evet bu işlere başlamak isteyen, belki başlamış olan, düşünmek isteyen bir kitle. Benim de enerji aldığım bir kitle açıkçası. O yüzden bundan da çok büyük mutluluk duyuyorum. Çünkü bir yandan da yaşlandıkça insan şunu görüyor. Hani jenerasyon farklılığı denilen bir şey vardır ya.

Ben açıkçası o jenerasyon farklılığını gençken tam anlay amamıştım. Ama yaşlanınca bunu anlamaya başlıyorsun. Farklı jenerasyonlar görmeye başlıyorsun. Ve onlarla acaba aynı ortak dili yakalayabilecek miyim? Çünkü ben sizlerin yaşındayken benim yaşımda olan insanlar la iletişim kurmakta zaman zaman güçlük çekerdim. Onların beni anlamadığını hissederdim. Şimdi onların yaşına gelmiş birisi olarak başkalarının böyle hissetmesini istemiyorum.

En başta kendi oğlum olmak üzere. Benden küçüklerin ya beni anlamıyor bu adam demesini istemi yorum. İstememenin ötesinde gerçekten onu anlamak istiyorum. Yani sizleri anlamak istiyorum. Oğlumu anlamak istiyorum. Bu farklı jenerasyonların birbiriyle anlaşabilmesini ve bir birleriyle birbirlerine kendi deneyimlerini aktarabilmesini istiyorum. Bu gençlerde deneyimden çok enerji olabilir belki ya da parlak ve yeni fikirler olabilir.

Daha yaşlı olan jenerasyonlarda da tecrübeler olabilir, den eyimler olabilir, yaşanmışlıklardan çıkartılmış dersler olabilir. Ama bunları konuşturarak ancak sinerji yakalanabilir bence. Ve burada adım atması gereken bence yaşlılar. Ve ben bu adımı atmaya çalışıyorum açıkçası. O RG çabasının, hikaye anlatma çabasının şu anda dönüştüğü noktasında karşılıklı hikaye paylaşımı belki de. Ve siz konuştuğunuzda ben sizi anlayabilmeliyim.

Ben konuştuğumda ben öyle bir konuşabilmeliyim ki siz de beni anlayabilmelisiniz. Ve bu anlaşamama durumu bir şekilde çözülmeli diye düşün üyorum. Şu anki istatistikler sanki... Bunu çözmüşsünüz. Bir anlamda çözmeye başlamışım herhalde. Çünkü o da her anda yaşabilir. Yani ben de o dili koruyabilmeliyim. O sizlerin anlayabileceği şekilde konuşmaya devam edebilmel iyim. Bu yüzden kendimi sürekli yenileyebilmeliyim diye düşün üyorum.

Bunun araştırmasını da hala veriyorum açıkçası. Sizi daha fazla yormayalım. Biraz müzik arası verelim. Siz de dinlenmiş olursunuz bu arada. Arkadaşlar, bir şarkı sonra buradayız. İyi dinlemeler. Aman tanrım yayındayız tekrar. Merhaba sevgili dinleyenler. Böyle olur işte. Yayınımıza devam ediyoruz. Ben CMK. Ben de o size eleman. Peki. Konuğumuz Barış Özcan. Telefon numaramız. Abi çok uzayacak ya böyle.

212-951-0056 arkadaşlar arayabilirsiniz. Hemen böyle. Doğrudan ilk arayan kişiyi canlı yayına bağlayacağım. Evet. Hiç bekletmeyeceğiz. Çok heyecanlıyız biz de. Tamam sonra. Peki. Daha temin öğrendiğime göre Barış abi sen söyledin. Adobe. Değil Adobe'ymiş. gerçek adı. Türklerin Adobe ya da Adobe olarak bildiği programımızın ad ı. Adobe'de olmak nasıl bir duyguydu? Adobe macerasından biraz bahseder misin?

Biraz daha eskiye götürelim seni. Çok fazla güncel konuştuk. Şöyle bir duyguydu. Ben askerden döndükten sonra 2007 yılında bir tam girişime başlamak üzereyken Adobe Türkiye'de bir ofis açmaya karar vermişti. Ve benim de geçmişte tanıdığım çok sevdiğim arkadaşlarımdan bir tanesi orada çalışmaya başlamıştı. Daha henüz ofisi falan yeni kurulmak üzereydi. Ve aradıkları bir kişinin tam ben olduğumu söyledi.

Tavsiye ettiler. Yani bir anlamda Adobe'den bana iş teklifi geldi gibi oldu. Ben de bugüne kadar hep kendi girişimlerimle, hep kendi şir ketlerimi kurup çalışan birisiydim. Hatta bunları yaparken şöyle diyordum. İşte dünyada sadece 3 şirkette çalışabilirim. Bunun dışında herhalde başka birisinin kurduğu şirkette çalışamam. Bunlardan bir tanesi de Adobe'ydi. Ve oradan da teklif geldi. Teklif gelince ben de tabii ki severek değerlendirdim.

Niye? Çünkü yıllarca Adobe tarafından üretilmiş yazılımları kullanarak aslında bir anlamda dijital dünyadaki evim, onun ürettiği programların kendisi iken ev sahipliği şeyine dön üşmek güzel bir duygu. Kiracıyken. Kiracıyken ev sahipliği. Öte yandan işte kullandığınız programların mutfağında çalış an insanlarla tanışmak. Onlarla iş arkadaşı haline gelmek. Ve bir yandan işte programın belki de gelişimine dair bir takım katkılar sağlayabilmek.

İşte gelecekte şu tür özellikler olsun diyebilmek mesela. Bunlar bence çok heyecan verici şeyler. Böylelikle sadece kullanıcı, sadece araçla değil aynı zam anda onu üretenlerle de muhatap olmuş olmaya başlıyorsunuz. Telefon bağlantımız var. İlk defa bir telefon alacağım. Radyon iş tarihinde bir ilk. Evet ilk. İlk şeyimiz. Alo. Merhabalar. Merhaba. Sizi tanıyabilir miyiz? Başka bir yayınla bağlanabilir miyim acaba?

Evet şu an yayındasınız. Merhabalar. Sizi tanıyabilir miyiz? Ali Yılmaz ben. Akdeniz Üniversitesi grafik tasarım okuyorum. Merhaba. Sorunuz mu olacaktı acaba? Yok yok. Yayına bağlanabilir miyim diye bir aradım. Öyle direkt bağladım. Bağlandınız. Ali Bey hoş geldiniz. Ben Barış. Merhabalar. Ben çok sıkı takip ediyorum sizi. Yani başarılı da buluyorum. Çok teşekkürler. Sağ olun. Yani okul serisi de güzel oldu yani.

Sırayla o kitapları alan kişilerdenim ben böyle sıra sıra. Siz böyle yayınlamışçı ben kitapları alıp böyle okuyan adam lardan. Harika. Şimdi bu pazar yayınlayacağım videoyu da bu arada şey yap ıyorum. Madem soru yok sohbete dönüştürdüm ben de hemen şeyi, konse pti. Orada 2016 için yine ortak bir proje başlatmayı düşünüyorum . Madem hani o okudaki kitapları da alıp okuyorsunuz. Şimdi buradaki arkadaşlarıma da şimdiden duyurmuş olayım.

Veya bütün radyo niş dinleyicilerine de. 2016 süresince sürecek bir ortak projeyi duyuracağım. O ortak projeyi de katılırsanız çok sevinirim. Bu pazarki videoyu bu anlamda bekleyebilirsiniz. Şu anda çekimleri bitti kurgu aşamasına geçtim. Orada bu şeylerin sayısını arttırmak istiyorum açıkçası. Sadece oku serisi değil, başka türde serileri de bu işin iç ine katarak hep beraber ortak olarak projeler geliştirmeye çalışacağız.

Güzel yani, severek takip ediyoruz. Teşekkür ederiz. Kanat ve böyle biraz da pazarlanmayla falan da uğraşıyorum ben bu tarz işleri. Yani son sınıf öğrencisim ben Antalya'da. Evet. Grafik tasarımda satışı zor böyle işlerin. Biraz daha siz vizyonu açıyorsunuz, genişletiyorsunuz gibi bir hava oluştu. Çok teşekkür ederim. İşte aslında biraz önceki Okan'ın sorduğu soruyla da bağl antılandırayım ben bunu.

Hani yeni program eğitimleri koyacak mısınız diye. Şimdi bu program eğitimlerini aslında hani pek çok insan hazırlayıp koyabilirler. Belki de hani gelecekteki YouTuber'lara veya var olan YouTuber'lara bu konuda biraz alan da açmak lazım. Ben hani programlarından ziyade o programları zaten kullan an, kullanmaya aday insanlara programları kullanarak neler yapabileceği, işte beyaz boşluk kavramı veya tasarımda başka bir takım kavramlar üzerinde yapılacak sohbetlerle daha başka anlam lar ve yollar göstererek katkı sağlamak gibi bir yeni yol belirled im kendime.

Bunun da kabul görmesi açıkçası hoşuma gidiyor. Ya aslında ben de bu arttırılmış gerçekçilik ve bu tarz kon ularda bir yazılar falan bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama nasıl diyeyim mesela arttırılmış gerçekçilikte bir kitap, yani bir kitap yapmaya çalışıyoruz. Bir 15 kişilik bir ekip var şu an kafamda ama bir hikaye ek ip belirlemiş değiliz sonuçta. Ama bu 15 kişilik ekip yapabilecek bir seviyedeyiz.

Ama şu an arttırılmış gerçekçilik bir hikayesi, mesela Sam et Beyrengin küçük karabalığını ben canlandırmaya çalıştım biraz da. Evet. Bu kitabı basıp böyle hareket ettikçe böyle hikaye seslend irmeler falan bunların aplikasyonu böyle komple paket bir şekilde... Bir mobil uygulama olarak mı yaptınız? Mobil uygulama bir şekilde yapılacaktı ama şöyle bir şey oldu mesela ben bunun patentiyle ilgili sorunlar yaşadık.

Evet. Aradığımız bunlarla bilmedi. Yani bunu yapmama izin vermediler bir şekilde. Bence vazgeçmeyin. Telif haklarıyla ilgili bir sıkıntı yaşamış olabilirsiniz. O çok önemli değil bence. En azından kendi hikayenizi oluşturup veya kendi hikayesini güzel oluşturabilen insanlardan hikayelerini alıp denemeye devam edebilirsiniz. Ben Dede Korkut ya da Orta Asya mitolojisine döndüm. Anadolu Türk mitolojisinden bir şeyler alayım diye şey yapt ım.

Biraz kendimi oraya böyle adapte ettim ama pek içmesinden bir hikaye. Bir hikaye yok şu an içinde. Sizin tavsiye edebileceğiniz bir hikaye var mı bu konuda? Valla hemen aklıma gelen bir şey yok ama oralardan bir şeyler çıkabilir. Yani bizde işte Nasrettin Hoca'dan Keloğlan'a, oradan Tepeg öz gibi hikayelerin olduğu şeylere kadar mitolojiye bakabil irsiniz. Anadolu mitolojilerine bakabilirsiniz. Kendi kültürümüzden bir takım hikayelere bakabilirsiniz.

Benim tavsiyem bunu mümkün olduğu kadar evrensel bir dille hatta mümkünse farklı dillerde Türkçe dışındaki dilleri de katarak etkileşimli bir içeriye dönüştürmenizdir. Olabilir. Ben de bu şekilde dijital kitaplara yönelilecek insanlar belli bir süre sonra. Ona yakalamak istiyorum aslında. Evet. Kendi kişisel hedefim olarak onu görebiliriz. Evet. Çok güzel bir hedef bu. Çok teşekkürler. Ben kapatmadan şunu söylemek istiyorum.

Hep yıllardır hayalimdir. Radyonun sesini biraz kısabilir misiniz demek istiyorum buradan. Radyo kestim şansı. Çok teşekkür ederiz. Daha sonra da yayınımıza bağlanmak için telefon numaramızı arayabilirsiniz. Görüşmek üzere. Çok teşekkürler. İyi günler. İyi çalışmalar. Sağ olun. Çok güzel bir sistemmiş ya bu telefon bağlantısı sistemi. Keyifli oldu ya. İlk defa telefon aldık. Evet. Şimdi aslında mesela YouTube'daki yorumlar gibi oluyor bu.

Evet. Yani YouTube'da bir video yayınlıyorsunuz altına yorumlar yazılıyor. Radyoculukta da bu telefon almak oluyor. Ve aslında mutlaka olması gereken. Sizde gecikmiş yani bu bence. Çünkü telefonla gerçekten dinleyicilerle etkileşim kurduğ unuz zaman işte interaktif bir deneyime dönüşmüş oluyor. Biz telefon teknolojisinin nasıl yapılabileceği konusunda araştırmalar yapmıştık. Bir yanda yaklaşık bir 5-6 bin liralık bir masraflık bir sistem vardı.

Yani eski hibrit sisteminden telefon bağlantısı alma sist emi vardı. Bir de IP telefon sistemleri çıktı. Bu bizim kullanığımız IP telefon sistemi. İnternet yoksa telefon yok. İnternet varsa telefon var sistemi. Çok güzel programdan ayarlıyorsun. Telefona ekstra bir ihtiyacın kalmıyor. Daha ucuz bir sistem bulduk. O yüzden şu an bunu kullanıyoruz. Zaten çok fazla bir vaktimiz kalmadı. Yaklaşık bir 10 dakika civarında bir vaktimiz kaldı.

Bize göre çok başarılı bir insansınız. Peki bu başarınızı neye borçlusunuz? Yani bunu bu kadar gelebilmenizi Adobe'den teklif almanızı neye borçlusunuz diye düşünüyorum. Şimdi bize göre başarılısınız dedin ya. Şimdi o önemli bence. Yani neye göre? Başarı nedir bir kere? Her şeyden önce onu bir kriter olarak değerlendirmek lazım. Hani sorunun cevabını ikinci kısımda vereceğim. Birinci kısımda önce bence bunun üzerine biraz durmak lazım .

Başarı dediğimiz şey ne? Biraz önce de söyledim ya hani YouTube kanalı açmak isteyen ler mutlaka açmalılar. Bana bazen hani yeni bir kanal açmak istiyorum ne tavsiye edersin gibi sorular geliyor. Kendilerine bir hedef belirlemeliler ve bu hedefte de baş arı kriteri YouTube'un belirlediği kriterler olmamalı. Başka alanlarda da hayatta da başarı başkalarına göre baş arı olmamalı bence. Herkes kendisine göre bir başarı kriteri belirlemeli.

Bana göre başarı modern dünyada mesela en büyük başarı kr iteri çok zengin olmak, çok güçlü olmak, makam sahibi olmak gibi farklı tanımlarla yapılıyor ama bana göre başarılı olmak başkalarına faydalı olmak demektir . Başkalarının hayatlarına dokunup onların hayatını pozitif y önde değiştirebiliyorsak ve onları biz dokunmadan önceki hallerinden daha iyi bir h ale getirebiliyorsak her manada. Bu maddi bir halde de olabilir.

Benim hayatına dokunduğum insanın maddi olarak daha iyi bir noktaya gitmesini de sağlayabilirim. Manevi olarak da daha iyi bir noktaya gitmesini sağlay abilirim. Daha sağlıklı olmasını sağlayabilirim. Daha kültürlü olmasını sağlayabilirim. Eğer bunu başarabilirsem işte ben o zaman başarılıyım diyeb iliyorum kendime. Çok zengin olmayabilirim, çok iyi bir makama sahip olmay abilirim, Adobe gibi bir yerde çalışamayabilirim.

Bu önemli olmamalı bence. Tabii orada çalışmış birisi olarak bunu söyleyince o demesi kolay gibi gözüküyor ama ben orada çalışmadan önce de böyle hissediyordum ve düşünüy ordum. Çalıştıktan sonra da bu düşüncelerim değişmedi. Çok da matah bir şey değil bu. Çok da buralardan beslenmemek gerekiyor. Yani kart vizitinize yazacağınız unvan sizin en büyük hay attaki kazanımınız olmamalı. En büyük başarınız bu olmamalı.

Sonuçta o bir kart. Bir şey ifade etmiyor. Ben bu anlamda gerçekten hayatta kendisinden ilham aldığım, benim hayatımı pozitif yönde değiştirmiş insanlar vardır. Ve bu insanları kendime rol model olarak alırım. Onlardan, onların yaptığı gibi yapmaya çalışırım. Onlardan beslenmeye çalışırım. Bunu yapabilmeyi başardıkça da kendimi başarılı görürüm. Benim için önemli olan budur. Sadece kendime değil başkalarına da zaman ayırmak zaten.

O yüzden işte video gibi bir iş için bu kadar emek harc ıyorum. Herhangi bir maddi beklenti olmaksızın. Ya da benzer şeyleri yapmaya çalışıyorum. Bunu başardığım müddetçe başarılıyım. Eğer size göre başarı buysa, bunu yapmak için ne yapmak da soru, ne yapmak gerekirdi soru. Şöyle de bağlayabiliriz en son olarak. Gençlere verebileceğiniz şey. Öğütler diyelim. Öğüt gibi hani öyle de çok didaktik olmak istemem ama.

Kendi faydalandığım şeyleri paylaşmak isterim belki de. Sizle yayın öncesinde de konuştuk. Bence hayatta kazanılabilecek en büyük yetenek öğrenmeyi öğrenme yeteneği. Yani bir insan kendisini sürekli olarak eğitmeli ve bunu ok ul gibi formal eğitim araçlarından bağımsız olarak yapmayı öğrenmeli. Eğer şu anda bizi dinleyenler ki büyük ihtimalle çoğu öğren cidir diye tahmin ediyorum. Bir okul radyosunda olduğumuza göre.

Bir öğrenci ise hayatlarını bir gözden geçirmeliler ve o öğrencilik vasfını sadece okuldaki öğrencilikle sınırlamam alılar. Okul bu da bir kaldıraç, bir hızlandırıcı yer. Çünkü etrafınızda sizin gibi başka öğrenciler de var. Onlarla bilgi alışverişi yapıyorsunuz ve size yol gösteren öğretmenler var. Bu bir sinerji yaratıyor. Ama sadece bununla sınırlamamak gerekiyor bence öğrenim sü recini. Bir kere her şeyden önce hayat boyu öğrencilik kavramına ıs ınmak gerekiyor.

Yaşadığımız zamanlar bunu gerektiriyor. Hayat boyu öğrenci olmaya hazır olmak gerekiyor. Yani sürekli öğreneceğiz. Okuldan mezun olduktan sonra da öğrenmeye devam edeceksiniz . Bu işte sen grafik tasarımcısın Okan. Sen radyo televizyonda okuyorsun. Şu anda bir şeyler öğreniyorsunuz. Ama inanın bundan daha fazlasını öğrenmek zorunda kalacaks ınız mezun olduktan sonra. İş hayatında. Bunu belki herkes söylüyor ama bu gerçekten öyle.

O zaman bütün bu öğrenmeler içerisinde bizim öğrenmeyi öğrenmeyi de gündemimize almamız gerekiyor. Öğrenmeyi öğrenebilme becerisine sahip olmalıyız. Ben sürekli bunu tavsiye ediyorum insanlara. Öğrencilere de özellikle. Öğrenmeyi öğrenmek ne demek? Ben işte grafik tasarımcıyım. Adobe Muse'dan bahsettik biraz önce. Photoshop öğrenmek istiyorum. Her neyse. Sonuçta bunu en hızlı nasıl öğrenebilirim? Sorusunu sorarak bir farkındalık oluşturmalıyız kendimizde.

Sonra kendimizi tanımaya başlamalıyız. Denemeler yapmalıyız. Kitapla mı öğrenebiliyorum? Kursla mı öğrenebiliyorum? Birisi bana anlatmalı mı? Yoksa ben videolardan mı öğrenebiliyorum? Bu araştırma sürecinde kendinizi tanımaya başlamalısınız. Ben bir şeyi en hızlı nasıl öğrenebilirim? Nasıl öğreniyorum? Bunu öğrendikten sonra da o süreci kısaltmaya çalışmalıs ınız. Ama buna açık olmak zaten çok önemli bir adımdır.

Yani öğrenmeye açık olmak. Hiçbir zaman ya şu öğrencilik bitse de mezun olsam ve artık bir şeyler yapmaya başlasam. Böyle bir dünya yok artık. Sürekli olarak ben her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. Ama öğrenmek için en temel araçlardan bir tanesi kitap. Her konuda bu böyle. O yüzden zaten ben oku diye bir bölüm başlattım video ser ilerimde. İnsanları kitap okumaya teşvik etmeye çalışıyorum. Bu gerçekten çok temel bir kaynak.

Her şeyden önce kitap okuma alışkanlığını kazanmak gereki yor. Yani öğrenmeyi öğrenmek üst başlığının alt maddelerinden en önemlisi kitap okumayı öğrenmek. Bunu evet herkes okur yazar. Herkes okumayı da yazmayı da biliyor. Ama çoğunluk okumuyor ve yazmıyor. İkinci alt başlığımız da o halde öğrenmeyi öğrenmekle ilgili yazmayı öğrenmek gerekiyor. Yani okuduktan sonra yazabilmek gerekiyor. Ya ben yazmayı zaten biliyorum demeyin.

Ne yazıyorsunuz diye sorarım o zaman. Mutlaka bir şeyler yazmalısınız. Ama mutlaka. Yani bir komedyen espri yazmalı. Şaka yazmalı. Cem Yılmaz bunu yapıyor. Ve şu anda Türkiye'nin belki de en büyük starı. Star deyince ilk akla gelen isim. Ama yazıyor. Yani onu sahneye çıkıp da uydurduğunu düşünmeyin. Oturuyor, düşünüyor, gözlem yapıyor ve bunları yazıyor. Dolayısıyla okuma yazmayı gerçekten iyi bilen biri.

Sen işte radyo televizyonculuk okuyorsun. Televizyon programı mı yapacaksın? Radyo programı mı yapacaksın? Siz bu programa hazırlanmışsınız. Sorular yazmışsınız. Demek ki yazmayı biliyorsunuz. Yazmayı öğrenmeye başlamışsınız. İşte bizi dinleyenlere mutlaka bunu da tavsiye ediyorum. Yazmayı öğrenmeliler. Yazmayı öğrendikten sonra oradan yola çıkarak artık radyo programı mı üretir? Ressam mı olur? Sinemacı mı olur?

Bir film mi çeker? Fark etmez. Ama bunların hepsinin temelinde gelen şey yazmaktır. Onu besleyen şey de okumaktır. Yani hayat boyu okuma yazmayı öğrenmeye devam etmemiz gerekiyor. Hayat boyu okumaya ve yazmaya devam etmemiz gerekiyor. Verebileceğim en büyük tavsiye bu. Çünkü en çok bunu yapmaya çalışıyorum ben de. Başarılı olmanın sırrı bence bu yani. Evet. Biz de zaten yayıncılarımıza yeni katılan, aşağıda söylemiş tim, yeni katılan yayıncı arkadaşlarımıza programlarında doğaçlamaya yer vermelerini ama program akışını, neler konuşacağınızı yazmaları gerektiğini tavsiye ediyoruz.

Öyle yayın yapmalarını istiyoruz. Hatta anonsları bile yazabilirsiniz diyoruz. Hani burada siz videolarınızda karşınızda geçiyor mu yani şeyler yazılarınız? Promptor gibi bir şey var mı? Promptor kullanmıyorum. Orada da şu tavsiyeyi de bulunabilirim. Hani outline diyorlar ya bir akış. Ana hatlar, ana maddeler, konuşma noktaları, talking points mutlaka belirlenmeli. Ama bir yandan doğaçlamaya da imkan verilebilmeli.

Yani ikisinin arasında çok güzel bir üslup ve denge tuttur mak lazım. Şu an bizim yaptığımız gibi. Gibi. Yani elbette hani çünkü öbür türlü çok didaktik oluyor ve yazılı bir metni. Çünkü o ayrı bir şey. Okumak, doğrudan okumak aynı etkiyi vermez hiçbir zaman. Onu elbette okuyacaksınız bir konuşmacı olarak. Sindireceksiniz. Bazı anahtar yerleri, girişi, gelişmeyi ve çıkışı belki de tam olarak ezberleyeceksiniz.

Hani orada ne söyleneceği net olacak. Aralarda da doğaçlamaya imkan vereceksiniz. Ve böylece ortaya yarı konuşma, yarı da bir düşünülmüş bir kısmı olan bir ürün ortaya çıkacak. Bu bence işin sırrı biraz da. Yine Cem Yılmaz'dan bir örnek verdim. Yani Cem Yılmaz da tamamen hadi bakalım çıkayım da doğaç lama yapayım demiyor. Onun da bir girişi, gelişmesi sonucu var. Anahtar noktaları var ama aralarda doğaçlama da yapıyor.

Sahnedeki birisiyle de konuşuyor. İzleyenler arasında birisiyle de atışıyor, konuşuyor. Ve dolayısıyla o iskeleti oluşturduktan sonra üzerine bir beden giydirme kısmı var. O beden de zaten şu andaki konuşmalarla ortaya çıkıyor. Ama mutlaka ve mutlaka bir şeyleri okumak, düşünmek, yazmak ve ondan sonra seslendirmek, videolaştırmak ya da üzerine bir elbise dikmek gerekiyor. Yayınımızın sonuna geldik.

Son olarak... Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Evet, ekmek. Ekmek ister misin? Ekmek biriyim falan. Eklemek istediğim şey şu olabilir. Zaten aslında güzel bir son soru sordunuz bana. Başarı için ne olabilir? Ben de öğrenmeyi öğrenmek, okumak ve yazmak diye bir cevap verdim. Bunun ötesindeki son mesajım biraz duygusal bir mesaj olabilir. Artık harekete geçirmeye yönelik bir şey olabilir. Bizi dinleyenlerden benim ricam şu.

Hiçbir zaman hayatta sadece alıcı, sadece tüketici olmayın. Sadece dinleyici olmayın. Dinleyenler. Aynı zamanda konuşun. Siz de bir radyo programı yapın. Siz de bir televizyon programı yapın. Siz de video üretin. Siz de yazı yazın. Zaten onu söylemiştim. Ama mutlaka bir şeyler üretin. Ürettikçe kendinizi fark edeceksiniz. Kendinizi keşfedeceksiniz. Kendinizi daha iyi ifade etmenin yollarını arayacaksınız.

Hayat yolculuğunuzdaki en önemli amaçlardan bir tanesi de zaten bu değil mi? Yani kendimizi keşfetmek. Kendimizin derinliklerinde potansiyel olarak bulunan bir takım birikimleri, enerjileri fark edip bunları kinetiye dönüştürmek. Dışarıya çıkartmak. Başkalarıyla paylaşmak. Mutlaka ve mutlaka bunu yapmanın bir yolunu bulun. Çünkü bunu yapmazsanız eğer standart bir hayat yaşarsanız zaten yollar çok da farklı ve fazla değil maalesef.

Bir üniversiteye gideceksiniz ya da bir okula gideceksiniz. Orada okuduğunuz bölümle ilgili mezun olduktan sonra eğer bulabilirseniz bir iş bulacaksınız. O işte zaten kurallar belli. Gidilecek yol belli. İleride emeklilik belli. Hayat bu mu yani gerçekten? Bence bunun çok daha ötesinde. Hayat elbette bunları da hayatımızı idame ettirebilmek, geç indirebilmek için yapmamız gerekiyor. Uygulayacağız ama hayattan gerçekten zevk almak, hayatı gerçeklemek için bunun ötesine geçmek gerektiğini düşün üyorum.

Bu da ancak ve ancak işte o başarı dediğimiz şeyin doğru tanımlanması öğrenmek, öğrenmeyi öğrenmek, bunu yapabilmek için de okumak ve sonrasında da yazmak. Ben yazmak diyorum siz anladınız. Üretmek gerekiyor. Bunu mutlaka yapmalarını ben herkese tavsiye ediyorum. Bizi kırmayıp buraya kadar geldiğiniz için baya uzun bir y oldan gelmişsiniz. Ben de beni ağırladığınız için çok teşekkür ediyorum. Çok teşekkürler.