Tekvin - OKU
~ “Bir dünya haritası alıp tam ortasına odaklandığınızda, Batı’nın Doğu ile sınırında, dünyanın tam ortasında duran İstanbul’un merkezinin Beyoğlu ilçesi, Beyoğlu’nun orta noktasınınsa Tünel Meydanı…
~ “Bir dünya haritası alıp tam ortasına odaklandığınızda, Batı’nın Doğu ile sınırında, dünyanın tam ortasında duran İstanbul’un merkezinin Beyoğlu ilçesi, Beyoğlu’nun orta noktasınınsa Tünel Meydanı…
Tekvin - OKU
*“Bir dünya haritası alıp tam ortasına odaklandığınızda, Batı’nın Doğu ile sınırında, dünyanın tam ortasında duran İstanbul’un merkezinin Beyoğlu ilçesi, Beyoğlu’nun orta noktasınınsa Tünel Meydanı olduğunu görürdünüz. Dünyanın tam ortasında, uçsuz bucaksız kıtaların ve sonu gelmez okyanusların belirsiz sınırlarla birbirine girdiği bu yerde, yüzyıllardır birbirleriyle savaş halinde olan medeniyetlerin kesişimindeki bu sıfır noktasında hiçbir şeyi umursamadan köfte piyaz yemek, belki de dünyanın bugüne dek gördüğü en barışçıl eylemlerden biri oluyordu.”*
Arif Ergin’in yazdığı “Tekvin” adlı romanın 82. Sayfasından bir alıntıydı bu. Romana tekrar döneceğiz ama aramıza yeni katılan arkadaşlar için bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bu kanalın ilk zamanlarında “OKU” adında bir seri yapıyorduk. Çoğul kullanıyorum çünkü sizlerle beraber yapıyorduk bunu... Sizlerin seçtiği kitapların içinden yine sizlerin seçtiği bölümleri okuyup kitap ve yazar hakkında konuşuyorduk. Şimdiye kadar 43 kitap okumuşuz bu şekilde. Uzun süredir ara verdiğimiz bu seriyi zaman zaman canlandırmayı istiyorum. Gerçi diğer videolarımda da bol bol kitaplara yer veriyorum ama bazı kitapları böyle kısa video konuları haline getirince sizlerin de okuma konusundaki motivasyonunuzun arttığını fark ediyorum.
Bana en çok gelen sorulardan biri, “nasıl okuma alışkanlığı kazanabilirim?” sorusu. Her yaşta kazanabilirsiniz bunu. Başlangıç için okuması kolay, sürükleyici bir kitap seçmek önemli, çünkü kitabı zevkle okuyup bitirince hemen bir başkasına sarılıyor insan.
İşte bugün bu kitabı seçme sebeplerimden biri de bu. Sürükleyici bir roman bu. Dan Brown’un DaVinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar gibi kitaplarını okuduysanız eğer atmosfer olarak onlara benziyor. Özellikle de “Kayıp Sembol”e. Ama işin güzel tarafı bu bir çeviri kitap değil. Genç bir yazar tarafından kaleme alınmış. Öyle olunca da kitaptaki mekanlar ve bilhassa karakterler daha bir tanıdık geliyor, daha bizdenmiş gibi hissettiriyor. Tam böyle demişken karakterlerimize geri dönelim isterseniz. Merak etmeyin “spoiler” vermeyeceğim, okurken sürpriz kaçıran şeylerden bahsetmeyeceğim.
Romanın baş karakteri Hakan, 35 yaşında bir bilgisayar mühendisi. Bir yazılım şirketi sahibi. Bankalar gibi güvenlik gerektiren şirketlere “beyaz hacker”lık hizmeti veriyor. Yani Hakan, Mr. Robot’un meslektaşı ama onun gibi New York’taki Güllüoğlu’nda baklava yemek yerine, Beyoğlu’ndaki Köfteci Ferit’te köfte piyaz yiyor. Kiminle? ODTÜ’den eski bir okul arkadaşıyla. Neden? Çünkü kısa süre önce manevi kız kardeşi Melek kaçırıldı ve Hakan kendisini birdenbire yıllar önce işlenmiş bir cinayetin zanlısı olarak buldu. Bu yüzden Milli Elektronik Savunma Sistemleri projesi için bundan 15 yıl kadar önce kurulan 9 kişilik efsane ekipten geriye hayatta kalan iki kişiden biri olan arkadaşından yardım istemek zorunda. Geriye kalan diğer kişi de kendisi zaten.
Gördüğünüz gibi kurgusal bir roman olmasına rağmen kitapta gerçek hayattan esinlenilen bazı şeyler de var. Dan Brown romanlarında nasıl seçilen mekanların da olaylara bir etkisi, katkısı varsa bu romanda da öyle. Mesela İstanbul’un en kalabalık caddelerinden biri olan İstiklal Caddesi’nin altında gizli bir tünel olduğu yazıyor. Gerçekten de 2012 yılında orada tarihi bir su tüneli bulundu. Hatta her gün binlerce insanın geçtiği caddedeki zemine döşenen taşların sürekli bozulmasının sebebinin de bu tünel olduğu belirlendi.
Peki romanın adı neden Tekvin? Bunun için kapağına dikkatlice bakmanız gerekiyor. Bir kadın eskizi göreceksiniz. O kadın Osmanlı arkeolog ve ressam Osman Hamdi Bey’in 1901 yılında yaptığı bir tablo aslında. Hani şu meşhur Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu da yapan Osman Hamdi Bey aslında bu tablosuna bir isim vermemiş. Bazıları ona “Mihrap” bazıları da “Yaratılış” ya da “Tekvin” demiş. Hazır olun. Bu tablo kayıp. Yani gerçek hayatta kayıp.
“Tam da gizemli bir roman yazmak için nefis bir konu” diye düşünmüş olmalı yazar Arif Ergin. Bu arada Tekvin onun ilk romanıymış. Normalde bir endüstri mühendisi. Dolayısıyla romanın kurgusuna bir tasarım hassasiyetiyle yaklaşmış. Mesela her bölümün adı bir harf. 4.B 5.A 29.I 16.Ş gibi. İlginçtir 114 bölümden bir tanesinde bile R harfi yok. Ama anlayabileceğiniz gibi bol bol şifre, sembol, bilmece var. YouTuberların pek sevdiği illuminati var. Daha ne olsun :)
Biliyorsunuz burada kitapları okurken, onlara iyi ya da kötü gibi çok yüzeysel yorumlar yapmıyorum ya da mesela bir puan filan vermiyorum. Bu roman için de böyle bir şey yapmayacağım. İyi bir kitap okuru kendi değerlendirmesini kendi yapmalıdır. Başta da belirttiğim gibi gizeme meraklı olanlar ya da kitap okuma alışkanlığı kazanmak isteyenler için bir çırpıda okunabilecek sürükleyici bir roman olduğunu söyleyebilirim. Okumak maraton koşmak gibi biraz sabır isteyen bir eylem. Eğer hayat boyu iyi bir okuyucu olmak istiyorsanız bu romanla ısınma hareketlerine başlayabilirsiniz.
Sizi ısındırmak için başka projeler de hazırlıyorum merak etmeyin.
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)
Bir dünya haritası alıp tam ortasına odaklandığınızda, batının doğuyla sınırında dünyanın tam ortasında duran İstanbul'un merkezinin Beyoğlu ilçesi, Beyoğlu'nun orta noktasının ise tünel meydanı olduğunu gör ürdünüz. Dünyanın tam ortasında uçsuz bucaksız kıtaların ve sonu gel mez okyanusların belirsiz sınırlarla birbirine girdiği bu yerde, yüzyıllardır birbirleriyle savaş halinde olan medeniyet lerin kesişimindeki bu sıfır noktasında hiçbir şeyi umursam adan, köfte piyaz yemek belki de dünyanın bugüne dek gördüğü en barışçıl eylemlerden biri oluyordu.
Arif Ergin'in yazdığı Tekvin adlı romanın 82. sayfasından bir alıntıydı bu. Şimdi bu romana tekrar geri döneceğiz ama aramıza yeni kat ılanlar için bir hatırlatma. Bu kanalın ilk günlerinde bizim oku diye bir serimiz vardı. Bakın bizim diyorum çünkü gerçekten de izleyiciler sizlerle birlikte oluşturduğumuz bir seriydi bu. Sizler sevdiğiniz kitapların özellikle beğendiğiniz bölüm lerini bana gönderiyordunuz.
Ben de bunları okuyarak hem kitap hem de yazarı hakkında konuşuyordum. Şimdi bugüne kadar 43 tane böyle video yaptım. Aradan çok uzun bir zaman geçti ve ben zaman zaman yine böyle oku videoları yapmak istiyorum. Gerçi diğer videolarımda da ben bol bol kitaplara yer ver iyorum. Onları kaynak olarak kullanıyorum, alıntılar yapıyorum ama böyle bir kitaba, sadece bir kitaba kısa bir video üzerinde eğilmek, odaklanmak sanırım sizlerin de motivasyonunuzu, ok uma motivasyonunuzu arttırıyor.
Bana en çok gelen sorulardan biri nasıl okuma alışkanlığı kazanabilirim sorusu. Her şeyden önce hemen söyleyeyim bunu her yaşta kazanabil irsiniz. Ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi ama geç kalmış sayıl mazsınız. Albert Camus'un bir kitabı vardı. Veba oğlum verdi. Onu bitirdim. O da değişik bir kitap hakikaten. Başlangıç için böyle okuması kolay sürükleyici bir kitap seçmek önemli. Çünkü elinize aldığınız bir kitabı böyle büyük bir zevkle ve hızlıca okuduktan sonra hemen bir başkasına sarılası geliyor insanın.
İşte bugün bu kitabı seçme sebeplerimden biri de bu. Sürükleyici bir roman bu. Dan Brown'un Da Vinci şifresi, Melekler ve Şeytanlar gibi kitaplarını okuduysanız atmosfer olarak biraz onlara benzi yor. Özellikle de kayıp sembole. Ama işin güzel tarafı bu bir çeviri kitap değil. Genç bir yazar tarafından kaleme alınmış. Öyle olunca da kitaptaki mekanlar ya da seçilen karakterler daha bir tanıdık geliyor.
Bize daha yakın hissettiriyor kendisini. Hazır karakterlerden bahsetmişken kitabımızın karakterine de bir dönelim. Bu arada spoiler vermeyeceğim. Yani okurken keyfinizi kaçıracak bir takım ipuçlarından öz ellikle sakınacağım. Merak etmeyin. Roman'ın baş karakteri Hakan 35 yaşında bir mühendis. Bir bilgisayar mühendisi ve bir yazılım şirketi sahibi. Yani aynı zamanda bir iş adamı. Böyle bankalar gibi güvenlik gerektiren bir takım şirket lere beyaz hackerlık hizmeti veriyorlar.
Yani Hakan biraz böyle Mr. Robot gibi birisi. Ama onun gibi New York'taki Güllüoğlu'ndan baklava yemek yerine Beyoğlu'ndaki köfteci Ferit'ten köfte piyaz yemeği tercih ediyor. Bu arada galiba öyle bir yer gerçekte yok. Peki kiminle yiyor? Ottu'den eski bir okul arkadaşıyla. Neden? Çünkü kısa bir süre önce, daha birkaç saat önce manevi kız kardeşi Melek birdenbire kaçırıldı. Ve Hakan bir takım komplolar, bir takım oyunlar sonucunda kendisini yıllar önce işlenmiş meşhur bir cinayetin zanlısı olarak buldu.
Ve bu yüzden Milli Elektronik Savunma Sistemi projesi için bundan 15 yıl kadar önce bir araya getirilmiş 9 kişilik efs ane bir ekipten geriye hayatta kalabilen iki kişiden biri olan arkadaşını bu köfteciye davet ederek onunla konuşmak ve ondan yardım istemek zorunda. Tahmin edebileceğiniz gibi o ekipten geriye kalan diğer kişi de zaten kendisi. Gördüğünüz gibi her ne kadar kurgusal bir roman olsa da gerçek hayattan esinlenilmiş bazı izler var.
Dan Brown romanlarında nasıl seçilen mekanın olaylara etk isi bir katkısı varsa bu romanda da öyle. Mesela seçilen yer az önce okuduğumuz Tünel Meydanı Beyoğlu 'nda. Oradan Taksim Meydanı'na giderken İstiklal Caddesi ki İstanbul'un en kalabalık caddelerinden biridir. Onun altında gizli bir tünel olduğundan bahsediyor kitap. Ve gerçekten de 2012 yılında bundan daha 6 yıl kadar önce orada gizli bir su tüneli bulundu.
Hatta her gün binlerce insanın geçtiği caddedeki o zemine döşenen taşların da sürekli bozulma sebebinin bu tünel olduğu belirlendi. Peki bu romanın adı Neden Tekvin? Bunun için romana kapağına biraz dikkatlice bakmanız gereki yor. Eğer bakarsanız orada bir kadın eskizi göreceksiniz. O kadın Osmanlı arkeolog ve ressam Osman Hamdi Bey'in 1901 yılında yaptığı bir tablo aslında. Hani şu meşhur kaplumbağa terbiyecisi tablosunu da yapan Osman Hamdi Bey aslında bu tablosuna bir isim vermemiş.
Bazıları ona mihrap bazıları da yaratılış ya da tekvin demiş. Ve şimdi hazır olun bu tablo kayıp. Yani sadece kitapta değil gerçek hayatta da kayıp. Tam da gizemli bir roman yazmak için bulunamayacak nefis bir konu diye düşünmüş olmalı romanın yazarı Arif Ergin. Bu arada tekvin onun ilk romanıymış. Normalde kendisi bir endüstri mühendisi. Dolayısıyla bu romanın kurgusuna da böyle bir mühendis dikk ati ve tasarımcı hassasiyetiyle yaklaşmış.
Mesela her bölümün adı bir harf. 4B, 5A, 29I, 16Ş gibi. İlginçtir. 114 bölümden oluşan romanın bölümlerinin arasında R harfi yle başlayan bir tane bölüm. Bulamadım. Ama anlayabileceğiniz gibi içinde bol bol semboller, şifre ler, bilmeceler var. Hatta youtuberların pek sevdiği ilimunati bile var. Daha ne olsun? Şimdi biliyorsunuz ben burada kitapları okurken, değerlend irirken onlara sadece iyi, süper, güzel, ya da kötü gibi yorumlar yapmaktan, yüzeysel davranmaktan kaçınmaya çalışıyorum.
Öyle rating, puan vesaire gibi şeyler de yapmıyorum. Dolayısıyla bu roman için de böyle bir şey yapmayacağım. Çünkü iyi bir kitap okurunun kendi okuyacağı kitabı kendis inin değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama başta da söylediğim gibi gizeme meraklı olanların İstanbul'un tarihi mekanlarıyla, eski sanatçılarla ilgili bir takım komploların karıştığı ve bunların sürükleyici bir polisiyeyi dönüştüğü bir roman okumak istiyorsanız, bu roman bayağı bir sürükleyici.
Böyle kalın gözüktüğüne de bakmayın. Öyle birkaç günde bitirilebilecek bir kitap. Okumak, maraton koşmak gibi biraz sabır isteyen, biraz kond isyon isteyen bir eylem. İyi bir okur olmak istiyorsanız ısınma hareketlerine bu romanla başlayabilirsiniz. Bu arada sizi ısındırmak için ileride başka projelerim de olacak. Ama o zamana kadar size iyi koşular. Müzik Müzik Müzik Müzik Müzik