Uzaktan Kumandayla Hayvanları Kontrol Etmek

Uzaktan Kumandayla Hayvanları Kontrol Etmek

26 Mayıs 2024 ·Video·17 dk YouTube'da izle →

Uzaktan Kumandayla Hayvanları Kontrol Edebilir Miyiz?

Şu kuş yarım saattir penceremin önünde dolanıp içeriye bakıyor. Gerçek bir kuş olduğundan şüphelenmeye başladım. Acaba CIA tarafından gözetleniyor muyum? Eğer bu gerçek bir kuş değilse, uzaktan kumandayla kontrol ediyor olmalılar. Bir dakika… Ben de bir kumanda olacaktı!

Hadi bakalım, kim kimi kontrol ediyormuş görelim! E hadi hareket et. Niye olmuyor ya? Acaba kumandanın pili mi bitti?.. Yoo bitmemiş. Neyse… Belki de ben biraz abartıyorum.

Kuştan da gözetleme cihazı mı olurmuş canım! Komik ama böyle komplo teorileri var. Kuşların aslında birer canlı olmadığını, hükümetlerin bizleri izlemek için saldıklarını iddia ediyorlar. Tabii bunlar deli saçması. Ama düşününce, fena fikir de değil… Acaba hayvanları bir şekilde, uzaktan kumandayla kontrol edebilir miydik? Şimdi göstereceğim bazı görseller kimilerine rahatsız edici gelebilir. Bunları tasvip ettiğim ya da önerdiğim için göstermiyorum. Hatta birçoğunu ben de çok sorguluyorum. O yüzden burada göstereceklerim sadece, şimdiye kadar yapılanların tarihsel bir derlemesinden ibaret.

Bu eski zamanlara ait olduğu görülen video aslında ABD'nin Savunma Bakanlığı'nın 1968 yılındaki bir projesine ait. ABD, ulusal güvenlik meselesi dahi olsa böyle dosyaları zaman zaman halka açıyor. Hani arada yayınladıkları o UFO raporlarından anımsarsınız. Fakat bu başka. Gözden kaçmış bir deney… Burada solda gördüğünüz şey aslında bir yelek. Üzerindeki şu iki butonumsu şeyler de elektrotlar. Bunlardan hissedilebilir elektrik akımları veriliyor. Sağdaki pakette ise anteniyle birlikte bir radyo alıcısı bulunuyor. Arkaplanda duran bu mavi kutu da bir uzaktan kumanda. Tıpkı bunun gibi. Sinyal yollamak için kolları bulunuyor. Ne kadar aşağı ya da yukarı çekilirse o kadar şiddetli etki ediyor. Yani bu kumanda aracılığıyla bu yelek üzerindeki elektrotlar belirli bir uyartı oluşturuyor. İyi ama peki bu yeleği kim yiyecek?

Bir Rhesus makağı. Burada ona yeleği giydirirlerken görüyoruz. Sırtına da alıcıyı yerleştiriyorlar. Böylelikle uzaktan kumandadan gönderilen sinyaller, elektrotla bir uyarı olarak makağa iletiliyor. Tabii bu iş için Rhesus makağının seçilmesinin bir nedeni var. Bunlar oldukça zeki, kolay öğrenen canlılar. Hatta eminim makakları şu hırsızlık videolarında görmüşsünüzdür. Bölgeyi gezmeye gelen turistlerin eşyalarını çalıyorlar ki, turistler onlara yiyecek teklif edip telefonlarını geri alabilsinler! Ya da… Birileri hırsızlık yapmaları için bu makakları eğitiyor. Tabii bu iş için sadece makaklar kullanılmıyor. İşte Rhesus makağının da bu iş için seçilmesinin nedeni benzer. Çünkü bu bir zihin kontrolü değil. Bu makak aslında bu yelek giydirilerek eğitilmiş. Yani sinyal gittiğinde makak hiçbir seçeneği olmadan o hareketi yapmak zorunda değil. Sağdan bir uyarı aldığında, sağa doğru soldan uyarı aldığında da sola doğru gitmesi için eğitilmiş. Yani sağ omzuna dokunduğumda sağa dön, sol omzuna dokunduğumda sola dön gibi… Tabii böyle bir yöntem işe yarasa da, çok da sırtınızı yaslayabileceğiniz bir yöntem değil.

Sen Savunma Bakanlığı olarak cephede mühimmat taşıması için makak eğit. Sonra karşı taraftan bir asker sağa sola muz fırlatıp bütün planını bozsun!

Bize daha büyük daha yaratıcı bir şeyler lazım. Canlının zihnini doğrudan kontrol edebilmek gibi... Fakat bu o kadar kolay bir problem değil. Bir kere bahsettiğimiz canlılar çok büyükler, kompleks bir yapıları var. Öyle elimize kumanda alıp bir takım sinyaller yollayarak birilerinin düşüncesini değiştirmek mümkün değil. Beyin çok karmaşık bir yapı ve bunlar, sihirli değnekler değiller. Sinyal minyal deyince birçok kişi bunu büyülü bir fizik yasası falan sanabiliyor. Fakat radyodalgası dediğimiz şey aslında gözümüzle göremediğimiz bir ışık türü. Yani fotonlar, sadece enerjileri farklı. O yüzden bize bunlardan daha karmaşık araçlar lazım. Ama ondan önce bu probleme basit bir yerden yaklaşmalıyız. Mesela… Tek hücreli canlıları kontrol edebilir miyiz?

Aslında bazı protozoaların bu davranışı uzun zamandır biliniyor. Mikroskop altında 50 kat büyütülmüş bu görüntüye dikkatle bakın. Aralarda ufak ufak gezinen bu tek hücreli canlılar siliyatlar. 630 kat yakınlaştırmada böyle görünüyorlar. Uzaktan baktığımızda kalabalık bir şehirdeki hareketlilik gibi hepsi farklı bir yöne doğru hareket ediyor. Fakat şimdi sıradışı bir şey olacak iyi izleyin. Hepsinin bir anda tek bir yöne doğru hareket etmeye başladığını fark ettiniz mi? Tekrar izleyelim. Rastgele hareket ederlerken… Birden tek bir yöne doğru, nehir gibi akmaya başlıyorlar.

Merak etmeyin burada bir hile falan yok. Yani bir taraftan suyu bastıkları için hepsi öbür tarafa doğru süreklenmiyor. Fakat burada gerçekten akan başka bir şey var: Elektrik alan. Örneğin etrafına konulan iletken tellere bir akım uygulanarak bir elektrik alan oluşturuluyor. Ve şaşırtıcı bir biçimde, siliyatların hepsi bu elektrik alanı takip ediyorlar! Buna elektrotaksi ya da galvanotaksi adı veriliyor. Aslında birçok biyolojik hücre elektrik alanı hissedebiliyor. Bu videodaki gibi hareketler sergilendiği ta 1889'larda keşfedilmiş. Bugün hücrelerin elektrotaksisinin kanser hücrelerinin metastaz yapmasına kadar birçok yerde rol oynadığı düşünülüyor.

Bu mikroskobik dünyanın manipülasyonu burada bitmiyor tabii. Bilimsel araştırmalarda çok sık kullanılan, bağırsaklarımızda da yer alan bir bakteri var: E. coli. Bir doktora öğrencisi bu bakterileri kullanarak Doom oyununu görselleştiren bir ekran tasarlamış. Her bir piksel yerine aslında bu bakteriler geliyor. Burada gördüğünüz, üzerinde Doom yazan ekran, bakteriler tarafından oluşturulmuş. Teknik olarak bu bakterileri kontrol ederek Doom oynayabilirsiniz. Ama burada oynamanızı tavsiye etmem. Çünkü bu hareket biraz yavaş. Tek bir karenin oluşturulması 8 saat kadar sürüyor. Dolayısıyla bu oyunu hakkını vererek oynamak için 600 sene uğraşmanız gerekirdi. Bu proje ilhamını çok daha sıradışı başka bir çalışmadan almış. Örneğin çip üzerinde yetiştirilen nöronlara Pong oynamayı öğretmişler.

Bunların hepsi gerçekten kulağa çok havalı geliyor, fakat bizim maksadımız biraz daha farklı. Bize daha fazlası lazım. Mesela bir canlının doğrudan zihnini kontrol edebilir miyiz? Örneğin bir filin? Tamam tek hücreliden bir anda hedefi bu kadar büyütmeyelim. Hmm… O zaman tek hücreli olmaz, fil olmaz… Hamamböcekleri nasıl olur? Evlerimizi istila eden bu türlerden intikam almaya hazır mısınız? Kötü şaka bir yana, hamamböcekleri de bilimsel çalışmalarda çok sıklıkla kullanılıyor. Bu çalışmaları araştırırken ilginç bir başlıkla karşılaştım: Hamamböceği Biobotları! Üstelik çalışmayı yazanlar arasında da tanıdık bir isim görüyoruz. Bu tür çalışmalarda genellikle özel bir ameliyatla hamamböceğinin içerisine elektrotlar yerleştiriliyor. Bu elektrotlar da yine hamamböceğinin üzerine yerleştirilen çip tarafından kontrol ediliyor.

Tabii bütün bunları evimizi istila etmeleri nedeniyle intikam almaya çalıştığımız için yapmıyoruz. Aslında çok özel başka bir nedeni var. Çünkü bunlar… Küçükler. Yaşadığımız deprem faciasında, enkaz altında kalanları bulmanın, onlara ulaşmanın ne kadar zor olduğunu ne yazık ki hep birlikte gördük. İşte böyle durumlarda o yıkıntıların arasından ilerleyecek, uzaktan kumandayla kontrol edilebilen küçük robotlara ihtiyacımız var. Fakat bu boyutlarda mekanik robotlar yapmak… Hala çok zor. O yüzden hamamböceklerini kontrol etmek en iyi çözüm gibi duruyor. Küçük boyutları sayesinde ufak deliklerden bile geçip, depremzedeleri bulmamıza yardımcı olabilirler. Yani evimizde istemediğimiz bu böcekler, pek kendi rızalarıyla olmasa da, hayatlarımızı kurtarabilirler.

Şimdi göstereceğim videoda bu elimdeki gibi bir joystickle hamamböceğinin kıvrımlı bir yolu takip etmesini sağlamaya çalışıyorlar. Hamamböceği ilerlerken ona sağa ve sola dönme komutları gönderiliyor. Sonuçlar ortada. Çok az bir sapmayla hamamböceği çizgiyi komutlara uyarak başarıyla takip ediyor. Alper Bozkurt'un da yer aldığı diğer bir çalışmada, tepeye kurdukları Xbox Kinect aracılığıyla hareketlerini izleyip labirentte yollarını bulmalarını sağlamışlar. Sadece bu da değil, yerleşik mikrofonlar kullanarak sese doğru hareket etmelerini de başarmışlar. Bu da göçük altından yardım isteyenlere otomatik bir şekilde ulaşılmasının mümkün olması demek.

Bir sürü hayvan saydık. E iyi de deney hayvanı deyince akla gelen farelerle hiç mi bir şey yapamadık dediğinizi duyar gibiyim. Malum fare, biraz daha büyük bir canlı. Fakat üzerilerinde çok çalışıldığı için haklarında çok şey biliyoruz. Üstelik bir hamamböceğine çip yüklemektense fareye yüklemek daha kolay. Fakat onun da kendi zorlukları var. Yapılan çalışmalardan birinde, farenin beynine doğrudan bağlanan bir alıcı bulunuyor. Bu beynin üç ayrı bölümünü ayrı ayrı uyarabiliyor. Örneğin sola bağlı kısmı uyarıldığında fare solda bir engel olduğunu düşünerek sağa yönleniyor. Sağ kısım uyarıldığında da aynı şekilde sola dönmesi amaçlanıyor. Fakat esas olay üçüncü kısımda. Bu da beynin ödül merkezine bağlı. Böylelikle sola dönmesi istendiğinde ve bir uyarı gönderildiğinde bunu başarıyla yerine getirirse, ödül merkezi uyarılıyor. Böylelikle fare, hangi hareketi yapması gerektiği konusunda eğitilmiş oluyor. Aslında makaktaki duruma oldukça benzer. Bu şekilde geliştirdikleri sistemle fareyi kapsamlı bir parkurdan geçirmeyi denemişler. Fare önce engellerin etrafından doğru şekilde dolanmış. Ardından merdiveni tırmanıp köprüyü geçmiş. Onun da ardından basamaklardan inip tünelden geçerek hedefine başarıyla ulaşmış! Bir nevi hamamböcekleriyle başarılanı, farelerle de başarmışlar.

Tabii farelerle de bitmiyor... Araştırdıkça bir sürü çalışmaya denk geldim. Bir de bunu uçan böceklerle denemişler. E hamamböceklerine yaptıkları gibi üzerlerine küçük güneş panelleri yapıştırırsanız... Düşünsenize sürekli şarjı bitmeyen dron gibi uçan böcekler var. Aslında bunlar ormanlarda ölçümler almak için oldukça faydalı olabilecek çözümler. Yalnızca birkaç böcek birçok orman yangınını önceden tespit edip, binlerce canlıyı yok olmaktan kurtarabilir.

Uçan canlılar demişken… Bahçemde dolanıp duran o garip kuşu hatırladım birden. Neyse ki kuşlarla ilgili böyle bir şeyle karşılaşmadı… Bir dakika. Güvercin mi o? Güvercinleri de mi kontrol etmişler! Bekleyin bir dakika geliyorum.

Oh neyse… Rahatladım. Kuş hala orada duruyor garip bir şekilde ama beyninde bir çip falan görmüyorum. Yapılan çalışmada farelerde olduğu gibi doğrudan kafasının üstüne büyük bir çip yer alıyor. Ama esas soru aslında şu: Bu zamana kadar bahsettiğim çalışmaların hepsi "invasive" çalışmalar. Yani doğrudan canlının beynine müdahale gerektiriyor. Bu açıkçası pek hoş değil. Fakat bunları sağlık söz konusu olduğunda kendimize bile yapıyoruz. Ama tıpta da en büyük hedeflerden biri mümkün mertebe az "invasive" olmaktır. Yani hastanın içini görmek için açmaya gerek duymamalıyız, onun yerine röntgen kullanabiliriz. İşte mesele, bu yöntemleri geliştirebilmekte. Fakat dediğim gibi… Bunlar sihirli değnekler değil ve beyin çok kompleks bir yapı. Yarın bir gün bunları da başaracağız, ama başarabilmemiz için gerekli bilginin önemli bir kısmı da yine bu deneyler sayesinde elde edilecek. Böyle de çıkmaz bir döngü var.

Peki "non-invasive" çalışmalar da var mı? diye merak edip araştırınca enteresan bir sonuçla karşılaştım. Bu araştırmada bilgisayar ekranının başına bir gönüllü oturtuluyor ve ekranda bir şeyler gösteriliyor. Kafasına da bir elektrot yapıştırılmış, bildiğimiz yapışkanlı bir tel gibi düşünebilirsiniz bunu. Herhangi bir kesme işlemi yok. Buradan gelen veriler bir bilgisayara bağlanıyor. Bu bilgisayar aynı zamanda bir ultrason sistemine bağlı. Bu ultrason sistemi de spesifik olarak bir farenin kuyruğunu hareket ettirmesine neden olan beyin bölgesini hedef alarak uyarıyor.

Yani sadece ekrana bakan bir kişinin oluşturduğu bir nevi düşünceler, ultrasona dönüştürülüp fareye aktarılıyor. Böylelikle farenin kuyruğunu hareket ettirmesi hedefleniyor. Tamamen "non-invasive." Ne gönüllü kişi ne de fare bundan bir zarar görmüyor. Peki sonuç ne dersiniz? Denemelerin %94'ünde fare başarılı bir şekilde kuyruğunu oynatıyor.

Bilimsel başarıya ulaşmak için önce hayal etmek deriz ya. Bu, kelimenin tam anlamıyla hayal edip de başarmak olsa gerek. Evimin dışında uçuşan gözcü kuşlar şimdilik yok ama, zaten mesele de o değil. Bunları bir gün muhakkak yapacağız. Mesele, bunları ne amaçla kullanmak isteyeceğimiz… Hayvanlara bunları yapan insan, insana karşı

Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Araç tanımlama ve saktama insansız uçak kontrol merkezi. Carson, Virginie. Görüşümüze izin verin. Şu kuş yarım saattir penceremin önünde dolanıp içeriye bak ıyor. Gerçek bir kuş olup olmadığından şüphelenmeye başladım. Acaba CIA tarafından gözetleniyor olabilir miyim? Bir mesaj var. Bir hedef görüldü. Anlaşıldı sola ben de gördüm. Bize biraz izin ver. Eğer bu gerçek bir kuş değilse uzaktan kumandayla kontrol ediyor olmalılar.

Bir dakika. E bende zaten bir kumanda olacaktı. Onu beklemek istemiyorum. Dönmemiz gerekecek. Yedek bizde mesafe nedir? Hadi bakalım kim kimi kontrol ediyor göreceğiz bakalım. Hiçbir şey göremediğimizi biliyor değil mi? Kontrol edin. Anlaşıldı. Hadi hareket et. Artık hedefeyi yönlendiriyorum. Bu da ne demek? Solu artık sinyali alamıyoruz. İkinci şeridi az önce kaybettik. Niye olmuyor ya? Kumandası mı?

Kumandanın pili mi bitti? Yoksa ben biraz abartıyor muyum? Kuştan gözetleme cihazı olur muymuş? Olumsuz olumsuz solo. Bütün alıcı ve sistemler yeşil. Evet bugün böyle kulağa bilim kurgu gibi gelen ama gerçek bir konuyla karşınızdayım. Hayvanları uzaktan kontrol edebilir miyiz? Evinizin önünde dolanan o kuş gerçek bir kuş mu? Yoksa size göz kulak olmak için gönderilmiş bir gözetleme c ihazı mı? Bu videoda böyle komplo teorilerinden mikroskobik canlılara kadar uzanan çok ilginç deneyler ve bazı önemli teknoloj ilerden bahsedeceğiz.

Evinizi istila eden hamam böcekleri belki de bir gün hayat ınızı kurtarabilir mi? Peki ya insana hatta hiçbir canlıya zarar vermeden uzaktan hayvanların zihnini belki de insanların zihnini kontrol ede bilir miyiz gibi ilginç soruların peşine düşeceğiz. Ve bu biraz da tüyler ürpertici konunun derinliklerine birlikte dalacağız. Bakın ne diyor burada? Birds aren't real. Kuşlar gerçek değil. Bu konuda hazırlanmış başlı başına bir Wikipedia makalesi bile var.

Ama bakın bir de şurada ne diyor? VPN. İşte ben böyle konularda derinlemesini araştırma yapmak üz ere internete dalmadan önce gerekli bir takım güvenlik tedb irlerini de alıyorum ve sizlere de tavsiye ediyorum. Ve bunlardan biri de NordVPN kullanmak. Hepimiz internetin ne kadar tehlikeli bir yer olduğunu biliyoruz. Siber saldırganlar, kötü amaçlı yazılımlar, fidye yazılım ları ve daha niceleri sürekli olarak verilerimize ve gizlili ğimize göz dikmiş durumda.

İşte NordVPN ile artık bu tehditlere karşı güvende olabil irsiniz. NordVPN tek bir tıkla sizi internetteki tehlikelerden koru yan harika bir VPN hizmeti. Favori içeriklerinize erişmeye devam ederken, seyahat eder ken bile güvenli bir şekilde internette gezinebilirsiniz. Üstelik NordVPN'in Threat Protection özelliği sayesinde kötü amaçlı yazılımlardan, zararlı reklamlardan ve diğer tehditlerden otomatik olarak korunursunuz.

Tüm bunları yaparken NordVPN hiçbir faaliyetinizi izlemiyor ve paylaşmıyor. Trafiğiniz her zaman güçlü bir şifreleme ile korunuyor. Hatta Kill Switch özelliği sayesinde VPN bağlantınız kesil se bile verileriniz güvende kalıyor. Gördüğünüz gibi NordVPN internetin karanlık tarafından sizi korumak için birçok güçlü özelliğe sahip. Üstelik şu anda özel bir fırsattan yararlanabilir ve 4 ek a ya ücretsiz sahip olabilirsiniz.

Hemen NordVPN.com/barışözcan adresini ziyaret edin ve bu kanala özel 30 günlük para iadesi garantili 2 yıllık planda artı 4 ekstra ay fırsatını yakalayın. Daha uzun süre güvende olun. Evet ne diyorduk? Kuşlar gerçek değil. Bakalım öyle miymiş? İster inanın ister inanmayın. Bazıları böyle komplo teorilerine inanıyor. Kuşların aslında birer canlı olmadığını, hükümetlerin bizi gözetlemek için onları saldıklarını iddia ediyorlar.

Tabii ki deli saçması ama düşününce fena bir fikir değil aslında. Acaba hayvanları bir şekilde uzaktan kumandayla kontrol ede bilir miyiz? Şimdi göstereceğim bazı görseller kimilerine rahatsız edici gelebilir. Bunları tasvip ettim ya da önerdiğim için göstermiyorum. Hatta birçoğunu ben de çok sorguluyorum. O yüzden burada göstereceklerim sadece şimdiye kadar yapıl anların tarihsel bir derlemesinden ibaret.

Böyle kabul edin. Eski zamanlara ait olduğu görülen video aslında ABD Savunma Bakanlığı'nın 1968 yılındaki bir projesine ait. ABD ulusal güvenlik meselesi dahi olsa böyle dosyaları zaman zaman halka açıyor. Hani arada yayınladıkları o UFO raporlarından da anımsars ınız. Fakat bu başka. Gözden kaçmış bir deney. Burada solda gördüğünüz şey aslında bir yelek. Üzerindeki şu iki butonun su şeyler de elektrotlar.

Bunlardan hissedilebilir elektrik akımları veriliyor. Sağdaki pakette ise anteniyle birlikte bir radyo alıcısı bulunuyor. Arka planda duran bu mavi kutu da bir uzaktan kumanda. Tıpkı bunun gibi. Sinyal yollamak için kolları bulunuyor. Ne kadar aşağıya da yukarı çekilirse o kadar şiddetli etki ediyor. Yani bu kumanda aracılığıyla bu yelek üzerindeki elektrot lar belirli bir uyartı oluşturuyor. İyi ama peki bu yeleği kim giyecek?

Bir resus makağı. Burada ona yeleği giydirirlerken görüyoruz. Sırtına da alıcıyı yerleştiriyorlar. Böylelikle uzaktan kumandadan gönderilen sinyaller elektrot la bir uyarı olarak makağa iletiliyor. Tabi bu iş için resus makağının seçilmesinin bir nedeni var . Bunlar oldukça zeki ve çok kolay öğrenen canlılar. Hatta eminim makakları şu hırsızlık videolarında filan siz de görmüşsünüzdür. Bölgeyi gezmeye gelen turistlerin eşyalarını çalıyorlar ki turistler onlara yiyecek teklif edip telefonlarını geri al abilsinler.

Şantaj ya da birileri hırsızlık yapmaları için bu makakları böyle eğitiyor. Tabi bu iş için sadece makaklar kullanılmıyor. İşte resus makağının da bu iş için seçilmesinin nedeni ben zer. Çünkü bu bir zihin kontrolü değil. Bu makak aslında bu yelek giydirilerek eğitilmiş. Yani sinyal gittiğinde makak hiçbir seçeneği olmadan o hare keti yapmak zorunda değil. Sağdan bir uyarı aldığında sağa doğru, soldan uyarı aldığ ında da sola doğru gitmesi için eğitilmiş.

Yani sağ omzuna dokunduğumda sağa dön, sol omzuma dokunduğ umda sola dön gibi. Tabi böyle bir yöntem bir şey yarasa da çok da sırtınızı y aslayabileceğiniz bir yöntem değil. Bak şimdi sen savunma bakanlığı olarak cephede mühimmat taş ıması için böyle makakları eğit. Sonra karşı taraftan bir asker sağa sola muzları fırlatıp bütün planı bozsun. Bize daha büyük, daha yaratıcı bir şeyler lazım. Canlının zihnini doğrudan kontrol edebilmek gibi şeyler.

Fakat bu o kadar kolay bir problem değil. Bir kere bahsettiğimiz canlılar çok büyükler. Kompleks bir yapıları var. Böyle elimize bir kumanda alıp da bir takım sinyaller yoll ayarak birilerinin düşüncesini değiştirebilmek mümkün değil. Beyin çok karmaşık bir yapı ve bunlar sihirli değnek filan değiller. Sinyal minyal deyince birçok kişi bunu büyülü bir fizik yas ası filan sanabiliyor. Fakat radyo dalgası dediğimiz şey aslında gözümüzle göre mediğimiz bir ışık türü.

Yani fotonlar. Sadece enerjileri farklı. O yüzden bize bunlardan daha karmaşık araçlar lazım. Ama ondan da önce bu probleme basit bir yerden yaklaşmalıy ız. Mesela tek hücreli canlıları kontrol edebilir miyiz? Aslında bazı protozoaların bu davranışı uzun zamandır bil iniyor. Mikroskop altında 50 kat büyütülmüş bu görüntüye dikkatle bakın. Aralarda ufak ufak gezilen bu tek hücreli canlılar silyat lar.

630 kat yakınlaştırınca böyle görünüyorlar. Uzaktan baktığımızda kalabalık bir şehirdeki hareketlilik gibi hepsi de farklı bir yöne doğru hareket ediyor. Fakat şimdi sıra dışı bir şey olacak. İyi bakın. Hepsinin bir anda tek bir yöne doğru hareket etmeye başlad ığını fark ettiniz mi? Tekrar izleyelim. Rastgele hareket ederlerken birden tek bir yöne doğru nehir gibi akmaya başlıyorlar. Meraklanmayın öyle bir hile falan yok.

Yani bir taraftan böyle bir suyu falan bastıkları için heps i öbür tarafa doğru sürüklenmiyor. Fakat burada gerçekten akan başka bir şey var. Elektrik alan. Örneğin etrafına konulan iletken tellere bir akım uygulan arak bir elektrik alan oluşturuluyor. Ve şaşırtıcı bir biçimde silyatların hepsi bu elektrik al anı takip ediyorlar. Buna elektrotaksi ya da galvanotaksi adı veriliyor. Aslında birçok biyolojik hücre elektrik alanı bu şekilde hissedebiliyor.

Bu videodaki gibi hareketler sergilendiği ta 1889'larda keş fedilmiş. Bugün hücrelerin elektrotaksisinin kanser hücrelerinin met astaz yapmasına kadar birçok yerde rol oynadığı düşünülüyor. Bu mikroskobik dünyanın manipülasyonu burada bitmiyor tabii . Bilimsel araştırmalarda çok sık kullanılan, bağırsaklarımız da da yer alan bir bakteri var. E. coli. Bir doktora öğrencisi bu bakterileri kullanarak Doom oyun unu görselleştiren bir ekran tasarlamış.

Yanlış duymadınız. Doom oyunu var ya hani şu. Her bir piksel yerine aslında bu bakteriler geliyor. Burada gördüğünüz üzerinde Doom yazan ekran bakteriler tarafından oluşturulmuş. Teknik olarak bunları kontrol ederek Doom oynayabiliyorsun uz. Ama yani burada oynamanızı pek tavsiye etmem çünkü hareket biraz yavaş. Yani baya baya yavaş. Tek bir karenin oluşturulması 8 saat sürüyor. Dolayısıyla bu oyunu böyle hakkını vererek oynayabilmek için ve bir 600 sene falan uğraşmanız gerekiyor.

Bu proje ilhamını çok daha sıra dışı başka bir çalışmadan almış. Örneğin çip üzerinde yetiştirilen nöronlara pong oynamayı öğretmişler. Ya bilim insanı deyip geçmeyelim onlar da insan. Onlar da oyun oynamak istiyorlar. Laboratuvarda bile olsa. Bunların hepsi gerçekten de kulağa çok havalı geliyor. Fakat bizim maksadımız biraz daha farklı. Bize biraz daha fazlası lazım. Mesela bir canlının doğrudan zihnini kontrol edebilir miyiz ?

Örneğin bir filin. Tamam tek hücreliden böyle bir anda hedefi bu kadar büyütme yelim. O zaman tek hücreli olmaz. Fil olmaz. Hamam böcekleri nasıl olur? Evlerimizi istila eden bu türlerden intikam almaya hazır mı sınız? Yani intikam almayalım. Onlar da canlı ama bilimsel çalışmalarda da çok sıklıkla kullanılıyorlar. Bu çalışmaları araştırırken ilginç bir başlıkla karşılaştım . Hamam böceği biobotları.

Üstelik çalışmayı yazanlar arasında tanıdık bir isim de var . Bu tür çalışmalarda genellikle özel bir ameliyatla hamam bö ceğinin içerisine elektrotlar yerleştiriliyor. Bu elektrotlar da yine hamam böceğinin üzerine yerleştir ilen bir çip tarafından kontrol ediliyor. Tabii bütün bunları evimizi istila etmeleri nedeniyle bir intikam almaya çalıştığımız için yapmıyoruz. Aslında çok özel başka bir nedeni var.

Çünkü bunlar küçükler. Yaşadığımız deprem faciasında enkaz altında kalanları bul manın, onlara ulaşmanın ne kadar zor olduğunu ne yazık ki hep birlikte gördük hatırlarsanız. İşte böyle durumlarda o yıkıntıların arasından ilerleyecek uzaktan kumandayla kontrol edilebilen küçük robotlara ihtiy acımız var. Fakat bu boyutlarda mekanik robotlar yapmak hala çok zor. O yüzden hamam böceklerini kontrol etmek en iyi çözüm gibi duruyor.

Küçük boyutları sayesinde ufak deliklerden bile geçip dep rem zedeleri bulmamıza yardımcı olabilirler. Yani evimizde istemediğimiz bu böcekler epek kendi rızalar ıyla olmasa da hayatlarımızı kurtarabilirler. Hayır. Sakın. Şimdi göstereceğim videoda bu elimdeki gibi bir joystick ile hamam böceğinin kıvrımlı bir yolu takip etmesini sağlam aya çalışıyorlar. Hamam böceği ilerlerken ona sağa ve sola dönme komutları gö nderiliyor.

Sonuçlar ortada. Çok az bir sapmayla hamam böceği çizgiyi komutlara uyarak başarıyla takip edebiliyor. İşte Alper Bozkurt'un da yer aldığı diğer bir çalışmada te peye kurdukları Xbox Kinect aracılığıyla hareketlerini izley ip labirentte yollarını bulmalarını sağlamışlar. Sadece bu da değil yerleşik mikrofonlar kullanarak sese doğru hareket etmelerini de başarmışlar. Bu da göçük altından yardım isteyenlere otomatik bir şekilde ulaşılmasının mümkün olabilmesi demek.

Bir sürü hayvan saydık. E iyi de deney hayvanı deyince akla ilk gelen farelerle hiç mi bir şey yapamadık dediğinizi duyar gibiyim. Malum fare biraz daha büyük bir canlı. Biraz da bize benziyor nedense bazı durumlarda. Dolayısıyla üzerlerinde böyle çok çalışıldığı için haklar ında çok şey biliyoruz. Üstelik bir hamam böceğine çip yüklemektense fareye yüklem ek biraz daha kolay. Diyorum ama onun da bazı zorlukları var.

Yapılan çalışmalardan birinde farenin beynine doğrudan bağ lanan bir alıcı bulunuyor. Bu beynin üç ayrı bölümünü ayrı ayrı uyarabiliyor. Örneğin sola bağlı kısım uyarıldığında fare solda bir engel olduğunu düşünerek sağa yönleniyor. Sağ kısım uyarıldığında da aynı şekilde sola dönmesi amaç lanıyor. Fakat esas olay üçüncü kısımda. Bu da beynin ödül merkezine bağlı. İşte böylece sola dönmesi istendiğinde ve bir uyarı gönder ildiğinde bunu başarıyla yerine getirirse ödül merkezi de uy arılıyor.

İşte böylelikle fare hangi hareketi yapması gerektiği konus unda eğitim almış oluyor. Aslında makaktaki durumlara oldukça benziyor. Bu şekilde geliştirdikleri sistemle fareyi kapsamlı bir parkurdan geçirmeyi denemişler. Fare önce engellerin etrafından doğru şekilde dolanmış. Ardından merdiveni tırmanıp köprüyü geçmiş. Onun da ardından basamaklardan inip tünelden geçerek hedef ine başarıyla ulaşmış.

Yani bir nevi hamam böcekleriyle başarılanı farelerle de başarmışlar. Tabi farelerle de bitmiyor. Bu konuyu araştırdıkça daha bir sürü çalışmaya denk geldim. Bir de bunu uçan böceklerle denemişler mesela. E hamam böceklerine yaptıkları gibi üzerlerine küçük güneş panelleri yapıştırırsanız düşünsenize sürekli şarjı bitmeyen drone gibi uçan böcekler var. Aslında bunlar ormanlarda ölçümler almak için oldukça fayd alı olabilecek çözümler.

Yalnızca birkaç böcek birçok orman yangınını önceden tespit edip binlerce canlıyı yok olmaktan kurtarabilir. Uçan canlılar demişken bahçemde dolanıp duran o garip kuşu hatırladım birden. Neyse ki kuşlarla ilgili pek fazla bir araştırma. Bir dakika. Güvercin mi o? Güvercinleri de kontrol etmişler. Bekleyin geliyorum. Neyse rahatladım. Kuş hala orada duruyor garip bir şekilde ama beyninde bir ç ip falan göremedim.

Yapılan çalışmada farelerde olduğu gibi doğrudan kafasının üstünde büyük bir çip yer alıyor. Ama esas soru aslında şu. Bu zamana kadar bahsettiğim çalışmaların hepsi de invasiv çalışmalar. Invasif de deniyor Türkçe de galiba ama bilmeyen için her ikisi de anlamsız o yüzden orijinalini kullanacağım. Invasiv yani doğrudan canlının beynine müdahale gerektiren şekilde. Bu açıkçası pek hoş bir durum değil.

Fakat bunları sağlık söz konusu olduğunda kendimize bile yapıyoruz. Ama tıpta da en büyük hedeflerden biri mümkün mertebe az invasiv olmaktır. Yani hastanın içini görmek için her seferinde onu açmaya gerek duymamak. Onun yerine röntgen falan kullanmak mesela. İşte mesele bu yöntemleri geliştirebilmekti. Fakat dediğim gibi bunlar sihirli değnek falan değil. Ve beyin çok kompleks bir yapı. Yarın bir gün bunları da başaracağız ama başarabilmemiz için gerekli bilginin önemli bir kısmı da yine işte böyle deneyler sayesinde elde edilecek.

Maalesef bir çeşit çıkmaz bir döngü içindeyiz. Peki non-invasiv çalışmalarda var mı diye merak edip araş tırınca enteresan bir sonuçla karşılaştım. Bir araştırmada bilgisayar ekranının başına bir gönüllü ot urtuluyor ve ekranda bir şeyler gösteriliyor ona. Kafasına da bir elektrot yapıştırılmış. Bildiğimiz yapışkanlı bir tel gibi düşünebilirsiniz bunu. Herhangi bir kesme işlemi falan yok. Buradan gelen veriler bir bilgisayara bağlanıyor.

Bu bilgisayar aynı zamanda bir ultrason sistemine bağlı. Bu ultrason sistemi de spesifik olarak bir farenin kuyruğ unu hareket ettirmesine neden olan beyin bölgesini hedef al arak uyarıyor. Yani sadece ekrana bakan bir kişinin oluşturduğu bir nevi düşünceler ultrasona dönüştürüp fareye aktarılıyor. Böylelikle farenin kuyruğunu hareket ettirmesi hedefleniyor . Tamamen non-invasive. Ne gönüllü kişi ne de fare bundan herhangi bir zarar görm üyor.

Peki sonuç ne dersiniz? Denemelerin %94'ünde fare başarılı bir şekilde kuyruğunu oynatmış. Bilimsel başarıya ulaşmak için önce hayal etmek lazım deriz ya. Bu kelimenin tam anlamıyla hayal edip başarmak olsa gerek. Evimin dışında pır pır uçarak beni gözetleyen kuşlar şimd ilik yok. Ama zaten mesele de o değil. Bunları bir gün öyle ya da böyle yapacağız gibi gözüküyor. Mesele bunları ne amaçla kullanmak isteyeceğimiz.

E hayvanlara bunları yapan insan kendi cinsine insana karşı farklı olabilecek mi acaba? Altyazı M.K.