111 Hz ·Bölüm 1 ·5 Temmuz 2021 ·22 dk ·1.718 kelime

Geleceğin Sesini Tasarlamak

Duyduğumuz sesler, dünyayı algılayışımızı şekillendiriyor. Bu yüzden, geleceğe yön verecek icatların çıkardığı sesleri tasarlamak, geleceğin sesini tasarlamak demek. Peki bugün hayatımızın bir parçası olan bilgisayarlar ve telefonların çıkardığı sesler nasıl tasarlandı? Ve gelecekte duyacağımız sesler nasıl olacak?

0:00

Duymak. — Beş duyumuzun arasında belki de en güçlü olanı. Öyle ki, çevremizdeki sesleri duymaya bir an olsun ara vermiyoruz, uykumuzda bile.

Bu sayede etrafımızda ne kadar gürültü olursa olsun, birisi adımızı seslendiğinde tüm o seslerin arasından seçebiliyoruz.

Gürültünün içerisinden birisi seslenir: "Barış!"

Ya da bu sayede yüksek bir ses duyduğumuzda daha ne olduğunu anlamda kendimizi yerimizden sıçrarken bulabiliyoruz. Çünkü ses diğer tüm duyulardan daha hızlı bir şekilde beynimize ulaşmayı ve hatta beynin rasyonel kısmını geçerek doğrudan duygularla ilgili bölümüne erişmeyi başarıyor. İşte bu sayede, duyduğunuz bir ses ile vücudunuzdaki stres seviyesini anında yükselebilir, ya da başka bir ses ile tekrar alçalabilir.

Ama, bir çoğumuzun için, günün çoğunda işittiğimiz ses ne yazık ki bu gürültüden ibaret. Peki bu seslerin en azından bir kısmını hayatımızdan çıkarabilseydik bu problemi çözmüş olur muyduk? Yoksa yepyeni bir problem mi yaratmış olurduk. İşte, elektrikli araç üreticileri, bu yeni teknoloji sayesinde şehir gürültüsünün önemli bir kısmını oluşturan motor sesini ortadan kaldırmak için ilk adımı attılar. Ancak, bu onları yepyeni bir problemle baş başa bıraktı: Sessizlik. Öyle ki, bu elektrikle araçlar şaşırtıcı derecede sessizdi ve bu durum yayaların güvenliği açısından sorun teşkil ediyordu. Hatta bu yüzden, Amerikan Hükümeti bu araçlarının seslerinin belirli bir desibelin altına düşmemesi yönünde bir yasa bile çıkardı.

Bu kurallara uygun bir şekilde piyasaya İ serisini süren BMW ise, bu kez bambaşka bir sorunla karşı karşıya kaldı. deneyimin etkisi de zayıflıyordu.

Böylece BMW'nin mühendisleri, sıra dışı bir problemle karşı karşıya kalmıştı: Sessiz bir arabanın sesi nasıl olmalıydı?

Fakat BMW bu sorunla ilk karşılaşan şirket değildi. Teknolojinin yükselişiyle, bir çok tasarımcı ve mühendis bu yeni dijital deneyimlerin, insanların alışageldiği eski analog deneyimler ile aynı etkiyi yaratması için ses üzerine kafa yordu.

Analog süreçlerde ses, eylemin kendisi ile birlikte doğal olarak ortaya çıkıyordu ve eylemi gerçekleştiren kişiye bir nevi "feedback" yani geri dönüş veriyordu. Örneğin, evimizin kapısını kilitlediğimizde ortaya çıkan ses bize eylemi başarıyla gerçekleştirdiğimizi ve artık güvende olduğumuzu söyler. Ya da duvara çivi çakarken çekiçten yükselen ses işi ne kadar doğru yaptığımızı anlamamıza yardımcı olur. İşte gaza bastığımızda motordan yükselen ses de bize aynı şekilde, arabayı kullanışımız ya da motordaki arızalarla ilgili geri dönüşler verir. Üstelik bazı araba tutkunları için bu ses aracın gücüyle duygusal bağ kurmalarına yardımcı olur.

Bu soruna cevap arayanlardan biri de Amerikalı bir ses tasarımcısı olan Jim Reekes'ti. Jim, müzik eğitimi aldıktan sonra işsiz kalmamak için yazılım öğrendi ve 1988 yılında zor zamanlardan geçen bir teknoloji firmasında, yani Apple'da işe girdi. O dönemde bilgisayar insanların hayatına yeni girmeye başlamıştı ve şirketin işitsel tasarımlarını yapan Jim, kullanıcıların adapte olmasını kolaylaştırmak için, sesleri gerçek dünyadan seçmeye özen gösterdi. Bu yaklaşımı o kadar başarılı oldu ki, daha sonra farklı şirketlerdeki tasarımcılardan onun izinden gitti. İşte bu yüzden bugün bir dosyayı sürükleyip çöp kutusuna bıraktığımızda bu sesi duyuyoruz. Ya da telefonumuzun dokunmatik klavyesinde mesaj yazarken bir daktilonun sesini duyuyoruz. Ancak bunların arasında bir tanesi var ki, belki de günümüzün en ikonik seslerinden bir tanesine dönüşmüş durumda. Jim, Mac cihazlarda ekran görüntüsü alındığında çıkacak sesi kaydetmesi gerektiğinde, lisede aldığı Canon marka 1970 model bir SLR kamerayı kullanmaya karar vermiş. Kamerasıyla stüdyoya girip, kaydı başlattıktan sonra deklanşöre basmış ve farkında olmadan geleceğin en çok duyulacak seslerinden birine imza atmış. Öyle ki, Jim'in ekran görüntüsü için kayda aldığı bu ses iphonlelarda kullanılmaya başladığında yaşadığı tecrübeyi şu şekilde anlatıyor: 3:32-3:44

Jim, bugün bile birinin iphone ile fotoğraf çektiğini duyunca şaşkınlıkla etrafına bakıp, kamerasını bulmaya çalışıyormuş.

Kendisinin kullandığı bu yönteme tasarımda Skeuomorphism adı veriliyor, yani dijital bir öğeyi, kasıtlı olarak gerçek dünyadaki karşılığına benzetmek. Fark ettiyseniz ses demedim, çünkü bunu görsel tasarım için kullanmak mümkün. Yine iphone telefonlarda, hesap makinesi uygulamasını açtığınızda ekranın analog bir hesap makinesine dönüşmesi bunun örneklerinden biri.

Peki ya gerçek dünyada karşılığı olmayan, tamamen dijitale özgü eylemlerin ses tasarımı nasıl olmalı? Örneğin mesajlaşmanın sesi...

İkisinin arasında bir benzerlik sezdiniz mi? İlki iphone'un kendi mesajlaşma uygulaması imessage'a özgü seslerdi. İlk seste aslında art arda iki nota duyuyoruz— giderek yükselen bu iki notanın sonuncusu adeta havada asılı kalıyor. Sanki bir soru sorarmış gibi. Mesajımıza cevap geldiğindeyse az önce açıkta kalan durumun kapandığını hissediyoruz.

Android kullananların aşina olduğu Google Assistant'ın sesli komutunu kullanmak istediğimizde ise çıkan ses yine birbirini takip eden ve yine ikincisi ilkinden daha yüksek iki notadan oluşuyor. Bu kez sorunun cevabı bizden bekleniyor. Cevabımızı verdiğimizde de

Bu kez alçalan iki nota ile sorunun çözüldüğü, kapandığı hissini yaşıyoruz.

Bu iki hissi yaşadığımız bir yer daha var, Windows kullananlar hatırlayacaktır.—

Windows bilgisayarları açarken çıkan bu sesi dikkatle dinlerseniz, hem üstteki melodinin hem altta duyduğumuz sesin notalarının giderek yükseldiğini duyabilirsiniz. Şimdi bir de kapanış sesini dinleyelim mi?—

Bu kez de açılışın tam tersine notaların giderek alçalarak bir çözülme hissi yarattığını duyuyoruz. Peki bu sesin eskiden nasıl olduğunu hatırlayanınız var mı?—

Az evvel duyduğunuz Windows 95'in kapanış sesiydi. Tamam bu biraz fazla eski oldu, belki hatırlayamayabilirsiniz ama iki sesin arasındaki farkı muhakkak ki fark etmişsinizdir. İlkinde giderek alçalan notalar bizi neredeyse uyku hazırlarken, ikincisinde ise tam aksine yükselen notalar adeta bir zafer marşını andırıyor. Bunun nedeni ise 95 yılında Windows bilgisayarların çoğunlukla iş yerlerinde, iş amacıyla kullanılması ve bilgisayarın kapanmasının mesainin bitişi yani serbest zamanın başlaması anlamına gelmesi, o yüzden duyduğumuz seste bir kutlama hali söz konusu. Öte yandan, günümüze geldiğimizde ise artık bilgisayarlar neredeyse her eve girmiş durumda ve yalnızca iş için değil, kişisel amaçlarla da kullanılmakta. O yüzden de bilgisayarı kapatmak artık bizim için günü de kapattığımızın habercisi. Tabii bu açılış tonlarının zaman içerisinde değişmesi yalnızca Windows'a özgü bir durum değil. Az evvel bahsettiğim Jim Reekes'in de Apple girdiğinde ilk değiştirmeye çalıştığı şeylerden biri de bu olmuş. Eski Mac açılış sesi. 0:11-0:12 Jim'in bu sesi hiç bir talep olmamasına, hatta mühendislerin karşı çıkmasına rağmen yenilemek istemesinin nedeni ise sadece sesin rahatsız ediciliği değil. O dönemde bilgisayarların hala emekleme çağında olduğunu ve sıklıkla çöktüğünü hatırlamakta fayda var. Yani bilgisayarınız her çöktüğünde ve belki de uzun saatlerdir üzerinde çalıştığınız dosyayı her kaybettiğinizde, tekrar açılışta sizi bu ses karşılıyor. Bunun üzerine kolları sıvayan Jim, sesi kullanıcıyı rahatlatacak çok daha yumuşak bir ton yaratıyor.

Kendisi bu sesi tasarlarken o dönemin Apple'ın başında olan Steve Jobs'un da derin ilgi duyduğu Zen Budizm'inden ilham alıyor ve böylece Jobs'un da onayını alarak bugün de hala kullanımda olan açılış sesini ortaya çıkarmış oluyor. Öyle ki bu ses dinleyende neredeyse bir Budist tapınağına giriyormuş hissi uyandırıyor, hatta biraz şu sese de benziyor: "Ohmm."

Bu sesin telif hakkı ise yıllar sonra Apple tarafından alınıyor ve az sayıda telifli sesten birisi oluyor.

Jim ise tüm bu seslerden herhangi bir telif geliri elde edemiyor. Üstelik kendisi 90'lı yıllarda Apple'dan çıkarken bugün değeri tam 8 milyon dolar olacak hisseyi de arkasında bırakmış.

Fakat sanmayın ki bu ses tasarımı işe yalnızca Apple ya da Microsoft gibi teknoloji şirketleri tarafından kullanılıyor. Ses tasarımının en şaşırtıcı örneklerinden biri, şimdi anlatacağım deneyin devamında gerçekleştiriliyor.

Bu deneyde bir grup katılımcıya sprey kutuları veriliyor ve kutulardan çıkan sesler katılımcılara bir kulaklık aracılığıyla aktarılıyor ve duydukları sesleri yorumlamaları isteniyor. Ses yumuşak mıydı? Sert miydi? Feminen miydi? Maskülen miydi? Ancak işin hilesi şurada: Bütün sprey kutuları birbirinin birebir aynısı, fakat arka planda bir mühendis katılımcının kulaklığına giden sesin frekansını sürekli değiştiriyor. Böylece farklı gruplardan katılımcıların ses tercihlerinin bir profili çıkarılıyor. Peki bu deneyi kim ne için yaptırmıştı?

Deneyi yapan şirket Axe'tı. Hani şu kapağını açması zor deodorantları olan. Deneyin sonuçlarını ne için mi kullandılar? O zor açılan kapakları üretmek için. Her bir axe deodorantının kapağı diğerinden farklı ve her biri kutudan çıkan sesi, ürünün hedef kitlesi için en arzu edilen frekansa getiriyor.

Peki, bu taktik, başka nerelerde uygulanıyordur sizce? Mesela, deodorant kutusu gibi basit bir ürün değil de, çok daha büyük ve karmaşık bir ürün için de uygulanabilir mi?

2008 yılında Ford, Mustang modelini piyasaya çıkarmaya hazırlanırken, yeni çıkacak modelin sesi için aradığı ilhamı, 1968 yılında gösterime giren başrolünde dönemin ünlü yıldızı Steve McQueen'in oynadığı Bullitt isimli bir aksiyon filminde bulmuştu. —

Filmin vizyona girdiği dönemde, McQueen'in canlandırdığı Frank Bullitt karakteri tarafından kullanılan 1968 model Mustang otomobil, adeta bir ikon haline gelmişti. Filmde kullanılan araç ise yıllar sonra tam 3.4 milyon dolara satıldı.

İşte filmin çıkışından tam 40 yıl sonra Ford mühendisleri bu yeni aracın sesini eskisine benzetmek gibi güç bir görevle baş başa bırakılmıştı. Bu görevin bu denli zorlu olmasının ilk nedeni aradan geçen 40 yılda motorların tamamen değişmiş olmasıydı. Örneğin 68 model Mustang karbüratörlü iken yeni modeller yakıt enjeksiyon sistemi ile çalışıyordu. İkincisi ise filmde kullanılan sesler aslında yarış arabalarının sesleri ile güçlendirilmişti ve eğer mühendisler bu sesi tekrar yaratsalar bile izin verilen desibel sınırını geçecekleri için arabayı piyasaya süremeyeceklerdi.

Böylece mühendisler eski modelin sesinin notalarını çıkararak tersine mühendislik yaptı ve bu sesin neden bu kadar etkili olduğunu bulmaya çalıştı. Daha sonra da aracın egzozuna yaptıkları dokunuşlar ile bu ikonik sesi yeniden hayata döndürdüler.

Bundan 4 yıl sonra ise bu kez BMW daha da sıra dışı bir ses dizaynı taktiğine başvurdular. Sürücülerin motor sesine olan tutkularını bilen mühendisler, markanın performansı ile ünlü M serisinde küçük bir hileye başvurmaya karar verdiler. Kendi yarattıkları sahte motor sesini aracın yazılımına ekleyerek, sürücü gaza bastığında motordan çıkan sesin stereo hoparlörden ekledikleri sahte motor sesiyle güçlenmesini sağladılar.

Bu taktik işe yaramış olmalı ki, müşteriler aracın gücüne daha fazla ikna oldu ve M modellerin satışlarında artış gözlemlendi.

Yani motorun sesine aşık olduklarını sanan otomobil tutkunları aslında yalnızca tasarımın cazibesine kapılmıştı.

Şimdi gelelim en baştaki soruya: Sessiz bir aracın sesi nasıl olmalı?

Bu konuda tasarımcılar ikiye ayrılmış durumda. Bir kısmı bu sesin klasik motor sesinin dijital bir taklidi olması gerektiğini savununuyor. Kamplaşmanın diğer tarafındaki BMW ise geleceğin sesini sıfırdan tasarlamak için çoktan kolları sıvamış durumda.

Geleceğin sesi diyorum, çünkü tasarımcıların önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde verecekleri kararlar, yaşadığımız şehirlerin de sesini belirleyecek.

Ses her şeyin ruhunu şekillendirir - ve şu anda bizler çok önemli bir noktadayız, çünkü geleceğin sesini şekillendiriyoruz. Bu sözler Inception, Interstellar ve Dark Knight gibi ünlü filmlerin müziğini yapan Oscar ödüllü besteci Hans Zimmer'a ait. Peki kendisi neden böyle bir söz söylemiş?

Çünkü BMW sessiz otomobillerinin sesini, yani kendi deyişleriyle geleceğin sesini tasarlaması için başka bir Alman devi ile olan Zimmer'la anlaştı.

Ve eğer Zimmer'ın sözlerinden yola çıkarsak bugün, şehirlerin ruhunun gürültülü motor sesleriyle şekillendiğini söylemek mümkün, tıpkı Jim Reeks, Apple'a katılmadan önce Mac'lerin ruhunun bu sesle şekillenmesi gibi. Fakat şanslıyız, çünkü üzerimizde sandığımızdan çok daha büyük bir etkiye sahip olan sesleri yeniden tasarlayarak dönüştürme şansına sahibiz ve şimdi sıra içinde yaşadığımız dünyanın seslerini yeniden tasarlamakta.

Peki bu geleceğin sesi neye mi benziyor? Ben en iyisi sizi Hans Zimmer'ın tasarladığı BMW'nin yeni elektrikli M serisinin sesiyle baş başa bırakayım.—

Künye
  • YazanZuhat Taşer
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
  • Müzik SeçimleriUmut Barış Genç
Kaynaklar (25)