Dev kum solucanları gerçekten olabilir mi?

Dev kum solucanları gerçekten olabilir mi?

12 Mayıs 2024 ·Video·13 dk YouTube'da izle →

İmparatorluk tarafından, Dune'daki kum solucanlarının biyolojisini araştırmak için, Arrakis’e gönderildim. Dünya'daki en büyük canlılar, sularda yaşayan balinalar. Bu gezegende ise su yerine kum var.…

Özet

İmparatorluk tarafından, Dune'daki kum solucanlarının biyolojisini araştırmak için, Arrakis’e gönderildim. Dünya'daki en büyük canlılar, sularda yaşayan balinalar. Bu gezegende ise su yerine kum var.…

Dune'daki Kum Solucanları Gerçekten Olabilir Mi?

Arrakis… Bu çöle dönmüş gezegenin üzerinde sadece ölüm var. Yukarıdan görünen tek şey, uçuşan kum taneleri… Ve parıldayan baharat… Sizi galaksinin en güçlü uygarlığı haline getirecek zenginlikte bir maden. Fakat onun sahibi siz değilsiniz. Onun gerçek sahibi, Arrakis'in sıcak kum tanelerinin altında yatıyor.

Kum solucanı… Ya da Fremen'lerin deyişiyle Shai-Hulud. Arrakis'in gerçek hakimi. Basit bir canlının bile hayatını sürdüremediği, 70 dereceleri aşan bu çöle adapte olmakla kalmamış. Onun sıra dışı biyolojisi, bilinen tüm hayvanlardan da büyük olmasını sağlıyor. 400 metreye ulaşan boyu, 80 metreye erişebilen ağzıyla, evrende ondan daha büyüğü yok. Dörtte üçü sularla kaplı bu mavi gezegenin en büyük hayvanları, okyanuslarında yaşayan balinalar. Haliyle tamamı çölle kaplı Arrakis'in en büyük canlısının, bu kumların altında yaşaması kaçınılmaz. Fakat nasıl olur da balinalardan bile daha büyük olabilirler?

İmparatorluk tarafından, bu kum solucanlarının biyolojisini araştırmak için, Arrakis'e gönderildim. Burada konunun direkt içerisine dalacağım. Fakat hava tahmin ettiğiniz gibi felaket. Dışarıda çok şiddetli bir kum fırtınası var. Merak etmeyin, bu çadır özel olarak geliştirildi. Aynı zamanda tenimden buharlaşan teri de yakalayarak depoluyor. Çünkü Arrakis'te su çok önemli. Tek bir damlasını bile ziyan etmiyoruz. Ne de olsa bizim için hayatın sırrı su. Evrende bir yaşam ararken bile, önce o gezegende su olup olmadığına bakıyoruz. Ama belli ki burada, Arrakis'te durum biraz daha farklı. Bu gezegenin hükümdarı kum solucanları, buna pek ihtiyaç duymuyor gibi.

Onlar sanki bir denizde yüzen balıklar gibi, bu kumun içerisinde yüzüyorlar. Ama Dünya'daki solucanlar da öyle değil mi? Hani şu toprak solucanlarından bahsediyorum. Onları da pek suyun içerisinde yüzmeleriyle tanımıyoruz. Hatta yağmur yağdığında yüzeye bile çıkıyorlar. Yolda sağda solda görüyoruz. Fakat bu iki canlı birbirinden önemli bir özellikle ayrılıyor gibi.

Tamam boyutları hariç. Ona ayrıca değineceğim. Birisi minnacık. Elime bile sığıyor, diğerini tahayyül bile edemiyorum. Umarım burada karşılaşmam! Beni tespit edememeleri için buraya gelirken adımlarımda ritmi bozmaya gayret gösterdim.

Bu arada Dünya'daki bazı solucanların da ritmik seslere doğru hareket ettiği biliniyor. Neyse, aradaki fark diyorduk. Aradaki fark, bu toprak solucanlarının nemli topraklarda yaşaması. Çünkü toprak solucanlarının vücudunda su büyük bir öneme sahip. Tıpkı bildiğimiz diğer canlılarda olduğu gibi. Toprak solucanlarının dışındaki mukus tabakası topraktaki hareketini kolaylaştırmaya yarıyor. Fakat Arrakis'in kum solucanları pek de böyle değil. Onların cildi, bir zırh gibi.

Öte yandan, Arrakis'in kum solucanları, suya girdiklerinde yaşayamıyorlar. Su onları öldürüyor. Hatta Fremen'ler bu ritüel sonrasında, kum solucanının ağzından geçirdikleri bir aparat sayesinde, bu mavi, hayat suyunu elde edebiliyorlar. Fakat bu ölümcül derecede zehirli. Ben Lisan al Gaib olmadığım için bunu içmeye kalkışmayacağım. Şunu şöyle kenara koyalım!

Tabii Arrakis'in kum solucanlarını bu kadar özel yapan sadece kumda yaşamaları değil, aynı zamanda devasa boyutlara ulaşabilmeleri. Bizim Dünya'mızda yaşamış en büyük hayvanlar deyince akla direkt dinozorlar geliyor. Ama eğer bir müzede bizzat o kemiklerin altında dolaşmadıysanız ne kadar büyük olduklarını anlamanız zor. İnsanın zihninde canlanmıyor. Ee boşuna buraya gelmedim ben de! Bu arada büyüklük deyince, ağırlığını da ima ediyorum. Bu açıdan bakınca, yaşamış ve yaşayan en büyük hayvanlar balinalar. 30 metreye ulaşabilen boyları ve 150 tonu geçebilen ağırlıklarıyla onunla rekabet edebilecek başka bir şey yok. Dinozorlar bile… Sadece uzunluk olarak bakınca bile, dinozorları bu kadar uzun yapan en önemli şey kuyrukları. Fakat balinalar, başlı başına bir dev.

Tabii en büyük hayvanlardan birinin suyun içerisinde olması bir tesadüf değil. Çünkü suyun kaldırma kuvveti sayesinde, vücudunun yerçekimine daha az direnç göstermesi gerekiyor. Boyut büyüdükçe, ağırlık da artıyor ve bu ağırlığı taşıması gereken iskeletin ve kas sisteminin de güçlü olması gerekiyor. Sorun şu ki, boyutu ikiye katladığınızda ağırlığı taşımak için iskeleti ikiye katlamak gibi basit bir matematik yürümüyor. Yani her şeyi öylece alıp boyutunu katlayamıyorsunuz. Kalsiyumdan oluşan kemiklerin belirli bir dayanma limiti var. Büyüdükçe, kendi ağırlıklarını kaldırabilmek bile sorun olmaya başlıyor.

Fakat Arrakis'in kum solucanı, 30 metre değil, 40 metre de değil. Tam 400 metre boyuta ulaşabiliyor. Bir mavi balinadan 15 kat daha büyük. Hatta Paul'ün çağırdığına bakacak olursak, 2500 metreye bile ulaştıklarını söyleyebiliriz. Böyle bir canlının biyolojik yapısını açıklamak o kadar kolay değil. En azından Dünya'dan bildiğimiz canlılar bunun pek mümkün olmadığını söylüyor. Belki de baharat bunu mümkün kılıyordur!

İşte o yüzden buradayım. Bu aygıt sayesinde, periyodik sinyaller göndererek Shai-Hulud'u çağırmayı ve yakından görmeyi hedefliyorum! Ama önce anlamam gereken başka şeyler var. Mesela nasıl olup da kumda zarar görmeden ilerleyebildiği. Çünkü su bir akışkan ve suya sürtündükçe zarar görmüyoruz. Fakat kum tahriş edici bir yapıya sahip. O hızlarda kuma sürtünerek zarar görmemek için zırh gibi bir derisi olmalı. Oysa ki Dünya'daki solucanlar çok daha küçükler ve dışları kaygan mukusla kaplı. Ayrıca, bunlar pek de hızlı gidemiyorlar! Yine de Dünya'da da kumun içerisinde bu şekilde ilerleyebilen hayvanlar var.

Peki bu devasa Shai-Hulud nereden geliyor? Bir anda ortaya çıkıyor olamaz. Bölgeci canlılar olduklarını biliyoruz. Hatta bu yüzden Paul çağırmak için gittiğinde uzunca bir süre sessizlik oluyor. Çünkü gelecek olan devasa Shai-Hulud, diğer daha küçüklerini korkutarak bölgeyi temizlemiş gibi görünüyor. Farklı boyutlarda olduklarına göre bir şekilde büyüyor olmalılar…

Aslında cevap burada. Hatta burada binlercesi var. Tıpkı bir okyanustaki su damlalarında olduğu gibi, bu çöldeki kum taneleri de zenginliklerle dolu. Sadece baharat değil… O, aklı yalnızca güçte olanların bu gezegene bakınca göreceği… Biz araştırmacılar bu kuma bakınca, içindeki yaşamı görüyoruz. Kum planktonlarını… Bunlar Shai-Hulud için yemek. Tıpkı Dünya'daki balinaların planktonlarla beslendiği gibi, Shai-Hulud da kum planktonlarıyla besleniyor. Fakat bunlardan bazıları, o devasa, yüzlerce keskin dişle dolu ağızdan kaçmayı başarıyor.

Kaçmayı başaranların bazıları, Fremen'lerin de deyişiyle, Little Maker, yani Küçük Yapıcı'ları oluşturuyor. Bu aşamada yarı hayvan yarı bitki gibiler. Dünya gezegenindeki bakteri, virüs ya da mantarlara benzetebiliriz. Kum içerisinde su paketçikleri oluşturuyorlar. Sadece bu da değil, aynı zamanda oluşturdukları gazlar, tıpkı Dünya'daki gayzerler gibi, Arrakis'te de baharat fışkırmalarına yol açıyor. Buradan fışkıran materyal, gökyüzünde Arrakis'in yıldızı Canopus'un ve havanın etkisiyle baharata dönüşerek yeryüzüne yağıyor. Yani gökten yağan bu zenginliği, aslında yerin altında yatanlara borçluyuz. Ne ironiktir ki, gözünü buna dikip, canlılığı bunun için yok etmeye çalışanlar, gerçek zenginliğin canlılıktan geldiğini anlayamıyor.

Şimdiye kadar bu küçük yapıcıları arayıp bulmaya çalıştıysam da başarılı olamadım. Fakat çevrebilimci Dr. Kynes, bunlardan bulmayı başarmıştı. Ne yazık ki çoğu bu patlamalar sırasında yok oluyor. Fakat hayatta kalanlar… Doğru tahmin ettiniz. Shai-Hulud olma yolunda ilerliyor. Bu aşamaları tam olarak çözememiş olsak da, onların nereden geldiğini biliyoruz.

Bir diğer sorun da bu çölün sıcağıyla nasıl baş edebildiği. Dünya gezegenindeki bazı canlılar, bunu çoğunlukla terleme yoluyla yapıyor. Ya da sıcak olduğunda saklanmak, kendilerini soğuk tutmak gibi yollar izliyorlar. Fakat burada saklanmak pek mümkün değil. Terleme de yapamaz çünkü su, Shai-Hulud için zehir demek. Buradan tahmin ediyoruz ki, Shai-Hulud karbon bazlı bir yaşam formu olmamalı. Çünkü karbon bazlı yaşamda, canlının vücudundaki enzimler 40 dereceyi aşan sıcaklıklarda denatüre olmaya başlıyor. Vücuttaki birçok biyokimyasal süreç işleyemez hale geliyor. Yani Shai-Hulud, bu sıcaklıklarda ya vücudunu regüle edecek bilmediğimiz bir yol geliştirmiş olmalı ya da farklı temelli bir yaşam formu olmalı. İmparatorluğun beni buraya neden gönderdiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Bir de tabii bu var. Biz Fremen'lerin değişiyle, crysknife. Shai-hulud'un dişinden yapılma, son derece keskin bir bıçak. Bu da akla, açıklamamız gereken bir diğer soruyu getiriyor. Neden Shai-hulud'un bu kadar keskin, bir sürü dişi var? Dünya gezegeninde de buna benzer solucanlar bulunuyor aslında... Özellikle erken Cambrian döneminde, toprak altında karmaşık tüneller kazan bazı türlerin, scalid adı verilen benzer diş yapılarına sahip olduğunu biliyoruz. Alitta solucanları ise bu diş yapılarını, avlarını yakalamak için kullanıyor.

Fakat Shai-hulud başka. Onun koruması gereken bir gezegen var. Sanki geleceklerini bilecekmiş gibi, onların yaptığı büyük makineleri yutmak için gelişmiş dişler. Bu, biz Fremenlerin neden kendisiyle daha ayrı bir ilişkide olduğunu, nasıl onlara binebildiğimizi de açıklıyor. Ben de cevapsız bazı sorulara yanıt bulmak için, bu konunun derinliklerine inmeye kararlıy

Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)

Arrakis Bu çöle dönmüş gezegenin üzerinde sadece ölüm var. Yukarıdan görünen tek şey uçuşan kum taneleri ve parıldayan baharat. Sizi galaksinin en güçlü uygarlığı haline getirecek zengin likte bir maden. Fakat onun sahibi siz değilsiniz. Onun gerçek sahibi Arrakis'in sıcak kum tanelerinin altında yatıyor. Kum solucanı ya da fremenlerin deyişiyle Şaihulut. Arrakis'in gerçek hakimi. Basit bir canlının bile hayatını sürdüremediği, 70 dereceleri aşan sıcaklıktaki bu çöle adapte olmakla kal mamış.

Onun sıra dışı biyolojisi bilinen tüm hayvanlardan da büyük olmasını sağlamış. Dört yüz metreye ulaşan boyu, 80 metreye erişebilen ağzıyla evrende ondan daha büyüğü yok . Dörtte üçü sularla kaplı bu mavi gezegenin en büyük hayvan ları, okyanuslarında yaşayan balinalar. E haliyle tamamı çöllerle kaplı Arrakis'in en büyük canlıs ının bu kumların altında yaşaması kaçınılmaz. Fakat nasıl olur da balinalardan bile daha büyük olabil irler?

İmparatorluk tarafından bu kum solucanlarının biyolojisini araştırmak için Arrakis'e gönderildim. Ve burada konunun doğrudan içerisine gireceğim. Fakat hava tahmin ettiğiniz gibi dışarıda felaket, çok şidd etli bir kum fırtınası var. Merak etmeyin bu içinde bulunduğum özel çadır tam da bu gibi koşullar için geliştirildi. Aynı zamanda tenimden buharlaşan teri de yakalayarak depol uyor. Çünkü Arrakis'te su, nem çok önemli.

Tek bir damlasını bile ziyan edemeyiz. Ne de olsa bizim için hayatın sırrı su. Evrende bir yaşam ararken bile önce gezegende su olup olmad ığına bakıyoruz. Ama belli ki burada Arrakis'te durum biraz daha farklı. Bu gezegenin hükümdarı kum solucanları buna pek ihtiyaç du ymuyor gibiler. Onlar sanki denizde yüzen balıklar gibi bu kumun içerisinde yüzüyorlar. Ama dünyadaki solucanlar da öyle değil mi?

Hani şu toprak solucanlarından bahsediyorum. Onlar da pek suyun içerisinde yüzmezler. Hatta yağmur yağdığında yüzeye bile çıkıyorlar. Yolda sağda solda görebiliyoruz. Fakat bu iki canlı birbirinden önemli bir özellikle ayrıl ıyor gibi. Tamam boyutları hariç. Ona ayrıca değineceğim. Biri minnacık elime bile sığabiliyor. Diğerini tahayyül bile edemiyorum. Umarım buralarda bir yerde karşılaşmam. Beni tespit edememeleri için buraya gelirken adımlarımdaki ritmi bozmaya özellikle gayret gösterdim.

Bu arada dünyadaki bazı solucanların da ritmik seslere doğru hareket ettiğini biliyoruz. Neyse aradaki fark diyorduk değil mi? Aradaki fark bu toprak solucanlarının nemli topraklarda yaş aması. Çünkü toprak solucanlarının vücudunda su büyük bir öneme sahip. Tıpkı bildiğimiz diğer canlılar da olduğu gibi. Toprak solucanlarının dışındaki mukus tabakası topraktaki hareketini kolaylaştırmaya yarıyor. Fakat Arakis'in kum solucanları pek de böyle değil.

Onların cildi bir zırh gibi. Öte yandan Arakis'in kum solucanları suya girdiklerinde yaş ayamıyorlar. Su onları öldürüyor. Hatta fremenler bu ritüel sonrasında kum solucanının ağz ından geçirdikleri bir aparat sayesinde bu mavi hayat suyunu elde ediyorlar. Fakat bu ölümcül derecede zehirli. Ben lisanel gayb olmadığım için bunu içmeye kalkışmayacağım . Tabi Arakis'in kum solucanlarını bu kadar özel yapan sadece onların kumda yaşamaları değil.

Aynı zamanda devasa boyutlara ulaşabilmeleri. Bizim dünyamızda yaşamış en büyük hayvanlar deyince aklımı za doğrudan dinozorlar geliyor. Ama eğer bir müzede bizzat o kemiklerin altında dolaşmadıys anız ne kadar büyük olduklarını anlayabilmeniz biraz zor. İnsanın zihninde bile canlanamıyor. Eee boşuna buraya gelmedim ben de. Bu arada büyüklük deyince ağırlığını da ima ediyorum tabi ki. Bu açıdan bakınca yaşamış ve yaşamakta olan en büyük hayvan balinalar.

30 metreye ulaşabilen boyları ve 150 tonu geçebilen ağırlık larıyla onlarla rekabet edebilecek başka bir şey yok diye biliriz. Dinozorlar bile. Sadece uzunluk olarak bakınca bile dinozorları bu kadar uz un yapan en önemli şey onların kuyrukları. Fakat balinalar başlı başına bir dev. Tabi en büyük hayvanlardan birinin suyun içerisinde olması da bir tesadüf değil. Çünkü suyun kaldırma kuvveti sayesinde vücudunun yer çekim ine daha az direnç göstermesi gerekiyor.

Boyut büyüdükçe ağırlık da artıyor. Ve bu ağırlığı taşıması gereken iskeletin ve kas sisteminin de tabi ki güçlü olması gerekiyor. Sorun şu ki boyutu ikiye katladığınızda ağırlığı taşıyabil mek için iskeleti ikiye katlamak gibi basit bir matematik y ürümüyor. Yani her şeyi öylece alıp boyutunu katlayamıyorsunuz. Kalsiyumdan oluşan kemiklerin belirli bir dayanma limiti var. Büyüdükçe kendi ağırlıklarını kaldırabilmek bile sorun olm aya başlıyor.

Fakat Arakis'in kum solucanları öyle 30 metre, 40 metre değil tam 400 metre boyutlarında. Bir mavi bayanadan 15 kat daha büyük. Hatta Pol'ün çağırdığına bakacak olursak 2500 metreye bile ulaştıklarını söyleyebiliriz. Suvah is a naay. Böyle bir canlının biyolojik yapısını açıklayabilmek o kadar da kolay değil. En azından dünyada bildiğimiz canlılar bunun pek mümkün olm adığını söylüyor. Belki de baharat bunu mümkün kılıyordur kim bilir.

İşte ben de o yüzden buradayım. Bu aygıt sayesinde periyodik sinyaller göndererek Shaihulud 'u çağırmayı ve onu yakından görmeyi hedefliyorum. Ama önce anlamam gereken başka şeyler var. Mesela nasıl oluyor da kumda zarar görmeden ilerleyebiliyor lar? Çünkü su bir akışkan ve suya sürtündükçe zarar görmüyoruz. Fakat kum öyle değil. Tahriş edici bir yapıya sahip. O hızlarda kuma sürtünerek zarar görmemek için zırh gibi bir derisi olmalı.

Oysa dünyadaki solucanlar çok daha küçükler. Ve dışları kaygan bir mukusla kaplı. Ayrıca bunlar pek de hızlı gidemiyorlar. Yine de dünyada da kumun içerisinde bu şekilde ilerleyebil en hayvanlar var. Peki bu devasa Shaihulud nereden geliyor? Öyle bir anda ortaya çıkıyor olamaz. Bölgeci canlılar olduklarını biliyoruz. Hatta bu yüzden Pol çağırmak için gittiğinde uzunca bir sü re sessizlik oluyor. Çünkü gelecek olan devasa Shaihulud diğer daha küçüklerini korkutarak o bölgeyi temizlemiş gibi görünüyor.

Farklı boyutlarda olduklarına göre bir şekilde büyüyor ol malılar. Aslında cevap burada. Hatta burada binlercesi var. Tıpkı bir okyanustaki su damlalarında olduğu gibi, bu çöldeki kum tanelerinde de birçok zenginlik var. Sadece baharat değil. O aklı yalnızca güçte olanların bu gezegene baktıklarında göreceği şey. Biz araştırmacılar bu kuma bakınca içindeki yaşamı görüyor uz. Kum planktonlarını. Bunlar Shaihulud için yemek demek.

Tıpkı dünyadaki balinaların planktonlarla beslendiği gibi, Shaihulud da kum planktonlarıyla besleniyor. Fakat bunlardan bazıları o devasa, yüzlerce keskin dişle dolu ağızdan kaçmayı başarıyor. Kaçmayı başaranların bazıları, fremenlerin deyişiyle küçük yapıcıları oluşturuyor. Bu aşamada yarı hayvan, yarı bitki gibiler. Dünya gezegenindeki bakteri, virüs ya da mantarlara benzete biliriz onları. Kum içerisinde su paketcikleri oluşturuyorlar.

Sadece bu da değil, aynı zamanda oluşturdukları gazlar tıpkı dünyadaki geyser ler gibi Arakis'te de baharat fışkırmalarına yol açıyor. Buradan fışkıran materyal, gökyüzünde Arakis'in yıldızı, kanopus'un ve havanın da etkisiyle baharata dönüşerek yery üzüne yağıyor. Yani gökten yağan bu zenginliği aslında yerin altında yatan lara borçluyuz. Ne ironiktir ki, gözünü buna dikip canlılığı bunun için yok etmeye çalışan lar, gerçek zenginliğin canlılıktan geldiğini anlayamıyorlar.

Şimdiye kadar bu küçük yapıcıları arayıp bulmaya çalıştıys am da maalesef başarılı olamadım. Fakat bu gezegenden bir başka çevre bilimci, Dr. Kynes bunlardan bulmayı başarabilmişti. Ne yazık ki çoğu bu patlamalar sırasında yok oldu. Fakat hayatta kalanlar doğru tahmin ettiniz. Şai-hulut olma yolunda ilerliyor. Bu aşamaları tam olarak çözememiş olsak da onların nereden geldiklerini biliyoruz. Bir diğer sorun da bu çölün sıcağı ile nasıl baş edebildiği .

Dünya gezegenindeki bazı canlılar bunu çoğunlukla terleme yoluyla yapıyorlar. Ya da sıcak olduğunda saklanmak, kendilerini soğuk tutmak gibi bir takım yollar izliyorlar. Fakat burada saklanacak pek yer yok. Eterleme de yapamaz çünkü su, Şai-hulut için zehir demek. İşte buradan tahmin edebiliyoruz ki, Şai-hulut karbon bazlı bir yaşam formu olmamalı. Çünkü karbon bazlı yaşamda canlının vücudundaki enzimler 40 derece yaşam sıcaklıklarda denatüre olmaya başlıyorlar.

Vücuttaki birçok biyokimyasal süreç işleyemez hale geliyor. Yani Şai-hulut bu sıcaklıklarda ya vücudunu regüle edecek bilmediğimiz yeni bir yol geliştirmiş olmalı ya da farklı temelli bir yaşam formu olmalı. İmparatorluğun beni buraya neden gönderdiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Bir de tabi bu var. Biz fremenlerin deyişiyle Chris Knife. Şai-hulutun dişinden yapılma son derece keskin bir bıçak. Bu da akla açıklamamız gereken bir diğer soruyu getiriyor.

Neden Şai-hulutun bu kadar keskin ve bir sürü dişi var? Dünya gezegeninde de buna benzer solucanlar bulunuyor aslında. Özellikle Erken Cambrian döneminde toprak altında karmaşık tüneller kazan bazı türlerin Skellid adı verilen benzer diş yapılarına sahip olduğunu biliyoruz. Halitta solucanları ise bu diş yapılarını avlarını yakalam ak için kullanıyorlar. Fakat Şai-hulut başka. Onun koruması gereken bir gezegen var.

Sanki geleceklerini bilecekmiş gibi onların yaptığı büyük makineleri yutabilmek için adeta gel işmiş bu keskin dişler. İşte tüm bunlar biz Fremenlerin kendisiyle neden iyi anlaş abiliyoruz bunu da açıklıyor. Neden ona daha iyi binebildiğimizi. Bizler onunla aynı ekosistemi paylaşıyoruz. İşte ben de cevapsız bazı sorulara yanıt bulmak için bu kon unun derinliklerine inmeye kararlıyım. İzlediğiniz için teşekkür ederim.

Bir sonraki videoda görüşmek üzere.