Sıkılmak Bazen İyidir
Canınız mı sıkılıyor? Belki de bu bölümü dinleyebilirsiniz? Böylece neden sıkıldığımızı ve sıkıldığımızda neler olduğunu öğrenebilirsiniz. Sıkılmak, kesinlikle çağdaş yaşamın tabularından biri. Ama artık ona yeni bir gözle bakmaya, onu biraz da olsa kabul etmeye ihtiyacımız var. "Sen Ben O" podcastini dinlemek için: https://open.spotify.com/show/4Nmm0SwSDbtk828V0Qny4K
Bir otobüs yolculuğunda hayal edin kendinizi.
İstanbul-Ankara yolculuğu olsun.
Doğru ya, trende yer kalmamıştı! Biz de ancak otobüs bileti bulabilmiştik. Yol yaklaşık 6.30-7 saat sürecek. Koltuğumuza oturduk, ve araç yavaştan...
yapmadık.
Bekleyebilir miydiniz? Öylece?
7 saat! Yok, yani bu imkansız zaten de…
Çünkü yolculuklar bugün, birer ara zaman. 100 yıl öncesine göre çok kısa sürüyor. Artık yolda geçen zaman, bir deneyim olmak için çok kısa. Üstüne üstlük, genellikle bir kabin içinde, ve bir koltuk üstünde geçiyorlar. Yolculuklar birer bekleme anı. Ve herkes bilir ki saatler boyunca öylece beklemek, imkansız bir şey.
Çünkü sıkıcı.
Sıkılmak. En son ne zaman sıkıldınız? Sıkıldığınızda ne yaptınız? Bir şey yaparken mi, veya bir şey yapmaktan mı sıkıldınız, yoksa hiçbir şey yapmadan mı?
Kulakta çoğunlukla olumsuz çınlayan bir tınısı var. Oy daral geldi! İçim sıkıldı. Ya ne kadar sıkıcı bi ortam. Acaba sıkıyor muyum onu?
Sıkılmak öyle pek istediğimiz bişey değil. Çoğunlukla kaçtığımız bir şey. Bir şeylerle doldurulan, üzeri örtülen bir duygu. Yaşamdan atılmaya çalışılan bir deneyim.
Bunu yapmaya da hakkımız var aslına bakarsanız.
Sıkılmak motivasyonumuzu epey etkileyen bir duygu.
Deneyler ve araştırmalar, sıkılmış birinin, bir işi tamamladığında kendisini çok daha yorgun hissettiğini söylüyor. Üstelik motive bir şekilde işine odaklanmadığı için daha verimsiz bir iş gerçekleştiriyor. Hem daha çok yoruluyor, hem de daha verimsiz iş yapıyor. Sıkılmışken yaptığımız işler bizler için bazen cidden bir eziyete dönüşüyor.
Hatta sıkılmak bazen öyle bir eziyet oluyor ki, bazı insanlar, sıkılmak yerine gerçekten eziyeti, yani fiziksel acıyı bile tercih edebiliyor.
İzin verin, sizi Virginia Üniversitesi’nde bir deney odasına götüreyim.
Üniversitenin psikoloji bölümünde eğitim veren ve çalışmalar yapan Prof. Timothy Wilson, sıkılmak üzerine bir deney yapıyor. Deneyde istenen şey aslında çok basit; boş bir odada 15 dakika boyunca oturmak. Odaya sıra sıra giren deneklerden istenen şey, tam tamına 15 dakika boyunca yalnızca ama yalnızca, oturmaları. Dört duvar, bir sandalye. Siz ve kendi düşünceleriniz.
Ha bi de unutmadan: Ayak bileğinize bağlanmış ve elinizde kumandasını tuttuğunuz, tuşa bastığınızda size ani bir ouch! elektrik veren bir bileklik.
Şimdi, soru şu, hiçbir şey yapmadan 15 dakika boyunca oturabilir misiniz? Yoksa…
Yoksa 15 dakika boyunca sıkılmaktansa, kendinize elektrik şoku mu verirsiniz?
İkincisinie pek de ihtimal vermiyorsanız, tekrar düşünün.
Çünkü odaya giren 42 denekten tam 18 tanesi, sıkılmaktansa, kendilerine en az bir kere elektrik şoku vererek eğlenmeyi seçmiş. Kesinlikle az değil, neredeyse yarısına yakın.
Sıkılmak veya kendi düşünceleriyle başbaşa kalmak yerine acıyı tercih etmiş insanlar. Sıkılmak sanki, bizim kaynama noktamız.
Ama sıkılmaktansa, acıyı tercih eden kişiler, yalnızca bu deney odasının içindeki insanlar değiller. O insanları anlatmaya, bir soruyla gireyim:
Dünyanın en sıkıcı mesleğinin ne olduğunu tahmin edebilir misiniz?
Aklınıza ilkten böyle, bankacılık, sigortacılık gibi meslekler mi geldi?
Bir daha düşünün. Dünyanın en sıkıcı mesleklerinden biri, belki de uzaktan bakıldığında dünyanın en heyecan verici mesleklerinden biridir?
Hatta bi’ ipucu vereyim. Bölüme, yolculuklar hakkında konuşarak başlamıştık.
Şoförlük falan mı düşünüyorsunuz? Ya da pilotluk mu? Uzaktan bakınca heyecan verici gibi görünüyor hem? Yok yok, sizin gözünüz hala daha alçaklarda. Daha yukarı bakın, gökyüzüne, ve uzaya.
Uzay yolculukları. Dünyanın en sıkıcı mesleği olmaya aday mesleğimiz ise: Astronotlar.
— Yahu astronot olmanın nesi sıkıcı? Düşünsene dünya atmosferinin dışına bir yolculuk yapıyorsun.
Muhtemelen, yaşayıp yaşayabileceğin en adrenalin dolu yolculuklardan biri, bu. Gördüğün görüntüler, torunlarınıza anlatmak üzere aklına kazınıyor. Daha önce hiç görmediğin bir güzellik. İşte, ileride Uluslararası Uzay İstasyonuna görünüyor. Mekiğin sorunsuz bir şekilde
İstasyona bağlanıyor.
Artık kemerlerinizi çözebilir
Uçmaya başlayabilirsiniz. Merhaba yerçekimsiz ortam.
Bir sıkıcı mı demişti?
Uçabiliyoruz yahu, bunun nesi sıkıcı?
Susadınız mı? Ya bunu biliyorsunuz, bu bi klasik. Havaya biraz su sıkın, havada süzülen bu su kümesini biraz izleyin. Sonra da
Su içmenin bile böylesine eğlenceli olduğu bir ortamda kim, nasıl sıkılabilir?
Yani insan bunlardan öyle kolay kolay sıkılmaz da… Ama yani suyu da doğrudan pipetle içmek varken, ha bire böyle içene deli derler. Bi de, zaten yapa yapa, en olağandışı şeyler de, olağanlaşır ya. Aylarca 7-24 uçmak, bir süre sonra yürümek gibi bir şey olmaz mı sizce de?
Anlayacağınız, sıkılmak için epey bir vakit var.
Ayrıca şöyle bir detay da var; bu yolculuğa bir kere çıktınız mı, artık çok uzun süreler boyunca bir kapsülün içindesiniz. Böylesine bir metal kutunun içerisinde uzay boşluğunda sürüklenirken, sıkılmamak için en fazla ne yapabilirsiniz? 6 saat süren bir otobüs yolculuğu değil ki bu yahu. En kısası bile, aylar süren bir yolculuk.
İşte, 2015 yılında NASA, ISS’te böyle uzun görevler yapan astronotların davranışlarına dair, enteresan bir araştırma projesi başlattı.
Astronotlar bir yıl boyunca uzayda, yer çekiminin insan vücudu üzerinde bıraktığı etkileri incelemek ve çeşitli tıbbi deneyler yapmakla görevlendirildi. 340 gün 8 saat 40 dakika süren bu görev başarıyla tamamlandı ve astronotlar dünyaya iniş yaptı. Sonrasında bu göreve dair istatistikler incelenirken, araştırmacılar garip bir grafik farkettiler.
Astronotların acı sos tüketimini gösteren grafikte, zaman içinde bir artış vardı.
Uzayda kalınan süre uzadıkça astronotlar daha çok acı sos tüketiyordu. Bunun üç sebebe dayalı olabileceği söyleniyor. İlki, insanların yerçekimsiz ortamda tat duygularının zayıfladığı ve sosun tadını almak için daha çok sos tükettiğine dair bir teori. İkinci hipotez, uzay mekiğinin kapalı ve küçük bir alan olması sebebiyle kötü koktuğu ve bu kötü kokuyu bastırmak için acı sos kullanıldığı teorisi. Zira Tabasco sos gibi acı soslar koku hissimizi bastırabiliyor.
Bizi ilgilendiren teorinin sunduğu neden ise: Sıkılmak.
Görev ne kadar eşsiz bir görev olsa da, onlar da insan ve dolayısıyla sıkılıyorlar. Üstelik gidebilecekleri hiçbir yer yok ve tek yaşam alanları bu uzay mekiğinin içi, orada da yapılabilecek aktiviteler sınırlı. Bu sebeple hayatlarına, en azından yedikleri sıkıcı astronot yemeklerinde anlık heyecanlar katsın diye acı sos kullanıyorlar.
Tıpkı Prof. Wilson’ın deneyinde kendine elektrik şoku vermeyi yeğleyen denekler gibi. Sıkılmaktansa acıyı tercih ediyorlar. Uzay boşluğunda, dev bir boşluk içinde hissetmek epey zor olsa gerek.
Aslında astronotların yaşadığı bu ruh halini hepimiz, yakından tanıyoruz.
Geçtiğimiz 3 sene boyunca çeşitli eve kapanmalar atlattık, aralıksız bu kadar uzun süre vakit geçirmeye alışkın olmadığımız evlere kapandık. Sanat Eserine Dönüşmek bölümünden Tenching Hsieh’i hatırlarsınız. Onun gibi biraz.
E sıkıldık tabi… Astronotların nasıl sıkılırsa, öyle sıkıldık.
Üstelik astronotlar gibi öyle uzayda, ve az sayıda değil. Bütün dünyada, bütün insanlar olarak sıkıldık.
Bütün insanlığın aynı anda deneyimlediği, ortak bir sıkılma hali.
Televizyon, bilgisayar, telefon oyunları, internet, sosyal medya, vs. Bir süreliğine de olsa, bu sıkıntıyı dindirdi. Ama yalnızca belli bir yere kadar. Pek çoğumuz, zamanla bu pasif uğraşılardan da sıkılmaya başladık.
Ve aktif arayışlara yöneldik.
Karantina döneminde, herkesin ekmeğini evinde yaptığı o dönemi hepimiz hatırlıyoruz.
Yalnız ne ekmek yapıldı o dönem, di mi ama? Çok mu zordu ekmeği köşedeki büfeden almak? Aksine, evde yapmak çok daha zahmetli, hatta daha pahalıydı. Ama işte, aktif olmak, yeni şeyler denemek ve sıkıntıdan kurtulmak, ağır basan dürtümüz oldu birdenbire.
Kimi insanlar spora başladılar. Kimileri ise çalışmaktan bir türlü ilgilenemediği eski hobilerine tekrar yöneldi. Bazılarımız ise yeni hobiler edinmeye çalıştı, yeni yemek tarifleri denedi.
Dikkat edersiniz, bu saydıklarımın hepsi de, aktif olduğumuz işler. Ürettiğimiz, yaratıcı tarafımızı ortaya koyduğumuz aktiviteler.
Bu da bizi, nihayet sıkılmanın faydalarına getiriyor.
Limerick Üniversitesi’nden Wijnand van Tilburg, son dönemde bu konuda önemli çalışmalar yapan isimlerden. Van Tilburg’a göre insanlar, canları sıkıldığında, eylemlerinin anlamsız olduğunu hissediyorlar, ve yeni bir arayış içine giriyorlar. Daha anlamlı davranışlarda bulunmaya motive oluyorlar.
Örneğin kan bağışında bulunmak, kendini gönüllülük hizmetlerine adamak gibi, başka insanlara faydası dokunan, hayatlarına anlam kadar bir şeyler yapma arayışının arttığını söylüyor van Tilburg.
Ama yalnız bu değil.
Nörobilimsel araştırmalar bize şunu da gösteriyor: Canımız sıkıldığında beyimizde
"varsayılan mod" adı verilen bir ağ ateşleniyor.
Yürüyüş yaparken, ya da çok düşünce gerektirmeyen - sıkıcı bir işle uğraşırken, örneğin çamaşır katladığımızda, vücudumuz otomatik pilota geçiyor. Böyle zamanlarda çoğunlukla, beynimizin de boşta olduğunu sanıyoruz. Ama aslında olan şey tam tersi. Beynimiz böyle zamanlarda aktif. Hatta belki de hiç olmadığı kadar aktif.
Dalıp gittiğimizde, hayal kurmaya başladığımızda ve zihnimizin serbest dolaşmasına izin verdiğimizde, bilincin biraz ötesinde, biraz bilinçaltında düşünmeye başlarız diyor Dr. Sandi Mann. Aslında tam da böyle anlarda, beynimizde farklı bağlantılar harekete geçmeye başlıyor anlayacağınız.
Biz zihnimiz boşta sanırken, o aslında, gün içinde öğrendiğimiz farklı fikirleri birleştirmek için çalışıyor. En rahatsız edici sorunlarımızın bazılarını bu anlarda çözdüğümüz söyleniyor. Böyle anlarda, gün içindeki deneyimlerimizi, davranışlarımızı, duygularımızı gözden geçirebiliyoruz. Dönüp hayatımıza bakıyoruz, ve bu edinimlerden kişisel bir anlatı oluşturuyoruz. Yeni hedefler belirliyoruz. Ona ulaşmak için hangi adımları atmamız gerektiğinin, böyle bekleme anlarında farkına varıyoruz.
Sıkılmak kendi içimize yönelmeye ve kendimiz üzerine düşünmeye teşvik ediyor bizi.
Peki biz, bugün bunu yapıyor muyuz? Sıkılmaya, kendi başımıza vakit geçirmeye, biraz durmaya, beklemeye vakit ayırıyor muyuz? Veya buna fırsatımız oluyor mu?
Pek değil galiba. Hayatımızda bizi sıkılma anlarından kaçıracak, algılarımızı oyalayacak çok fazla eşya var.
Bekleme salonlarını düşünün? Beklerken ne yapacağını bilmeyen insanlar seyretsin diye konulmuş bir televizyon, mutlaka göreceksiniz. Ya da metroları düşünün: Ayaktayken tam göz hizamıza denk gelecek ekranlar. Beklerken sıkılmak yerine, neden yemek yapma videoları veya şirin kedi videoları izlemeyelim?
Ama en başta telefonlarımız. Bize sıkıcı bir anda bir ara verdirecek bildirimler.
İnsanlık, kendisine sıkıntıdan kaçmak için pek çok araç bahşetti. Ve işin garibi, bu araçların sayısı, çeşidi arttıkça; bu araçlar hayatımıza nüfuz ettikçe, sıkılmak da giderek daha büyük bir tabu haline gelmeye başladı sanki.
İyice kaçınılması, hatta belki de ortadan kaldırılması gereken bir probleme dönüştü.
Sıkılmak bir problem belki. Ama problemler bazen, yeni fırsatlara, yeni ihtimallere gebe olabilir.
Problem kelimesi, Antik Yunan kökenli. Engel demek. Latince: Problema. Pre, yani “öncesi” ile blema yani fırlatmak, sıçrama anlamlarının bir birleşimi.
Yani sıçrama öncesi demek aslında problem dediğimiz şey.
Problem, çözmek içindir. Ve çözüldüğünde, bir sıçrayış gerçekleşir.
Sıkılmak problemine de, böyle bakmak gerek biraz.
Sıkılmak da nihayetinde bizi bir şeyler yapmaya itiyor.
Bu yüzden belki de, sıkılmaya, tek başımıza kalmaya bakarken, yeni bir perspektife ihtiyacımız olabilir.
Sıkıldığımız anlar, daha büyük bir anlama odaklanabildiğimiz, hayatımız üzerine düşündüğümüz ve hikayesini yazdığımız anlar demiştim.
Bir astronot olabilmenin sırrı da, işte tam burada. Kısa ölçekle bakınca, acı sosla tatlandırılacak kadar sıkıcı.
Ama buna karşılık, geniş bir perspektiften düşünüldüğünde bu sıkıcılığı tamamen önemsiz kılacak kadar hayatı anlamla dolduran bir iş. Üzerine yıllar boyu düşünülebilecek görüntüler, deneyimler ve fikirler. Ve elbette düşünmek, perspektifi genişletmek ve bir hayat hikayesi yazmak için bol bol zaman.
Zaman demişken. Beni dinlemeye yaklaşık … dakikanızı ayırdınız. Kim bilir, belki de bu podcasti, hiçbir şey yapmasanız, sıkılacağınız bir zamanınızı doldurmak için dinlemeye başlamıştınız?
Peki, bu podcasti bitirdikten sonra, eğer vaktiniz de varsa, birazını sıkılmaya ayırır mısınız? E deneyin bir? 15 dakika. Veya süre kısıtlaması da yok, gittiği yere kadar. Ama hiçbir şey yapmadan. Denemeye ne dersiniz?
Künye
- YazanOğulcan Ayan, Berkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
- Müzik SeçimleriUmut Barış Genç
Kaynaklar (17)
- youtube.com
- open.spotify.com
- Boredom is good for you, study claims
- Why Boredom is Good for You (But It's Still Boring)
- Boredom: Causes and Treatment
- Definition of BOREDOM
- Do people choose pain over boredom?
- problema - Wiktionary
- βλῆμα - Wiktionary
- youtube.com
- youtube.com
- The History of Boredom
- Can sıkıntısı hayatta tutar - Fikir Turu
- youtube.com
- 'Ruhun cüzzamı' can sıkıntısının kısa tarihi
- The oddly interesting history of boredom
- youtube.com