Uzaylılar Tarafından Ziyaret Edildik mi?
İnanın veya inanmayın, dünya dışı medeniyetlerin gezegenimizi ziyaret ettiklerini öne süren teoriler var. Bu teorilerin kimi UFO gözlemlerine, kimileri ise atalarımızın inşa ettiği medeniyetlere dayanıyor. Peki bu teorilerin arkasında, gerçeklik payı var mı? Uzaylılar tarafından gerçekten ziyaret edildik mi? Ya da edilsek, ne olurdu?
“Evrende yalnız mıyız?”
Bu soru, yakın tarihimizde defalarca kez soruldu. Hatta yalnız yakın tarihimizde değil, tarih boyunca soruldu aslında. Ama evren hakkında bildiğimiz şeyler arttıkça, bu konuya verdiğimiz cevapların kesinliği azaldı.
İnsanlar, yüzyıllar boyunca, evrende yalnız olduklarına inandılar. Neden olmasın? Hayallerindeki evren düşüncesi, bugün hayal ettiğimizin yanında, bir kum tanesi kadardı. Çok ama çok daha küçüktü. Dünya, evrenin merkeziydi ve Güneş dünyanın çevresinde dönüyordu.
Ama türümüz öğrendi. Öğrendiklerini torunlarına aktardı. Torunları ise dünyayı değiştiren, evreni anlamamıza yardımcı olan, teleskop gibi icatlara imza attı. Ve bugün evrene dair bildiğimiz şeyler, evrende yalnız olduğunu düşünen atalarımızınkinden çok ama çok farklı.
Evvela Kopernik, dünyayı evrenin merkezinden alıp, o merkeze güneşi yerleştirdi. Daha sonra ise, ne dünyanın, ne güneşin, ne de insanlığın evrenin merkezinde olmadığını öğrendik. Evren hayalimizdeki kadar küçük değildi. Hatta hayallerimize bile sığdıramayacağımız kadar büyüktü.
Siz sonsuzu hayal edebilir misiniz?
İşte bu hayal etmekte bile zorlandığımız sonsuzluğun içinde, yalnız olup olmadığımız sorusu da, giderek ağırlığını artırdı. Yalnız mıydık? Yoksa?
Yoksa bizim dışımızda da evrende akıllı yaşam var mıydı?
Durun, bu bölümde, bu sorunun cevabını aramaya falan çalışmayacağız. Çünkü bu sorunun cevabını gerçekten hala yalnızca merak ediyoruz. Ona henüz ulaşamadık. Nedenini merak ediyorsanız, YouTube’da daha önce “Herkes nerede?” adlı bir video paylaşmıştım. İzlememişseniz, ona da bir ara bakabilirsiniz.
Bu bölümde ise, başka yolculuğa çıkacağız. Çünkü tüm bu bilinmezliğe karşın, dünya dışı akıllı yaşamın kesinlikle var olduğunu. hatta onlar tarafından çoktaaan ziyaret edildiğimizi öne sürenler de var.
Yıl 1947. İnsanların durmadan, gökyüzünde tanımlanamayan cisimler gördüğünü öne sürdüğü bir yıl bu. Sadece 1947 yılının son altı ayında bile, 300’den fazla bu şekilde cisim raporlanmış. Ama bunlardan biri, yarattığı tartışmalarla, diğer hepsinden ayrılıyor.
New Mexico'da, Roswell kasabasında yaşayan bir çiftlik sahibi, kamyonetiyle çölde tutlarken, üzerinde tuhaf semboller gibi görünen şeylerle kaplı enteresan bir enkazla karşılaştı… Çiftlik sahibi enkazdan bir parça aldı, ve kamyonunun kasasına yükledi. Aracına atladı, ve bulduğu şeyi ailesine göstermek için eve doğru yola koyuldu.
Eve getirdiği bu garip metal parçası, ne eğiliyor, ne bükülüyordu. Ateşe tutulduğunda yanmıyordu. Nasıl oluyorsa, bir şekilde, orijinal şekline dönüyordu. Garipti.
Çiftçimiz, birkaç hafta sonra, parçayı tekrar kamyonetinin kasasına yükledi...
...ve bu kez kasabanın yolunu tuttu. Doğruca kasaba şerifinin yanında aldı soluğu.
“Tahmin et ne buldum? Bu parçanın ne olduğunu düşünüyorsun?”
Kasaba şerifi, ne olduğunu anlamamıştı. Ama bu gizemli nesnenin, gökyüzünden düşmüş olduğunu tahmin ettikleri için, şerif hemen Rosewell kasabası yakınlarında üssü bulunan Hava Kuvvetleriyle iletişime geçti.
Hava kuvvetleri, olay yerini ve çiftçinin elindeki bu garip parçayı incelemeye aldı. Ve ertesi gün, Hava Kuvvetleri’nin basın sözcüsü, gazetelere çok ama çok garip bir açıklama sundu:
“Elimizde bir ‘uçan daire’ olduğuna inanıyoruz”
Bir uçan daire. Ertesi gün Roswell Daily gazetesi bu açıklamayı manşetine taşıdı: “Hava Kuvvetleri, Roswell kasabası yakınlarında bir uçan daire buldu!”
Ama işler bu noktadan sonra garipleşmeye başladı. Gazetenin çıktığı gün, Hava Kuvvetleri, garip bir şekilde, apar topar, basına verdiği açıklamayı değiştirdi:
“Bulunan nesne, bir uçan daireye ait değildir. Bu, düşen bir hava durumu ölçüm balonunun parçası.”
Hava kuvvetleri, ne yapmaya çalışıyordu? Neden “uçan daire” olarak tanımladıkları cismin açıklamasını, apar topar hava durumu ölçüm balonu olarak değiştirmişti? Devlet, resmi kurumları aracılığıyla, bir şeyleri mi gizlemeye çalışıyordu?
Mesela, dünyayı ziyaret eden uzaylıları? Ve onların, dünya dışı teknolojilerini?
Cevabı hemen vereyim. Evet, Amerikan Hava Kuvvetleri, gerçekten de bir gerçeğin üzerini örtüyor, bir şeyleri gizlemeye çalışıyordu. Uzaylılar mı? Hayır.
Amerikan Hava Kuvvetleri’nin gizlemeye çalıştığı şey, uzaylılar değil, gizli bir askeri projeydi.
Amerikan Ordusu, Sovyetlerin nükleer çalışmalarını takip etmek, gözlemlemek amacıyla yaklaşık 20 metre uzunluğunda balonlar inşaa etmişti. Ve bulunan parça da, bu türde bir balona aitti. Yani ne bir uçan daireydi, ne de bir hava durumu ölçüm balonu. Bu, istihbarat amacıyla inşaa edilmiş bir balonun parçasıydı.
E Amerikan Ordusu, Soğuk Savaşın ortasındayken, böylesi bir bilgiyi öyle açık açık paylaşamazdı. Bu yüzden, “uçan daire” söylentisi, ordunun bir hayli işine yaradı. Yani aslında, gizlenen şey “uzaylıların ziyareti” değildi. Aksine, “uzaylıların ziyareti” sayesinde, başka, daha stratejik bilgiler gizleniyordu.
Yine de Roswell kazası, UFO’ların dünyayı ziyaret ettiğine dair anlatıların milat noktalarından, köşe taşlarından biri. Aslında bakarsanız yakın tarih, pek çok benzer uzaylı hikayeleriyle dolu.
Ama “Tarih” ve “Uzaylılar” deyince, benim aklıma başka bir şey daha geliyor.
Bilirsiniz, History Channel diye bir kanal var. Hatta adını sanırım yalnızca “History”e çevirdi bu kanal, bir süre önce.
Bu History, böyle acayip bi kanal birazcık. Yani, adı History: Tarih, ama içeriği bi değişik.
Böyle depo avcıları, hurda avcıları temalı reality showların döndüğü bir kanal olmaya başlamıştı bu History. Bir de tabi, hala oynuyor mu bu tür şeyler, takip etmediğimden bilmiyorum ama, uzaylı temalı yapımlar verilirdi bu kanalda.
Hatta, neydi adı? Antik Astronotlar!
İlginç bir isim. En az programda öne sürülen iddialar kadar ilginç. Antik Astronotlar hipotezi, “uzaylılar tarafından ziyaret edildiğimizi” öne süren, bugün en yaygın anlatılardan biri. Yaygın olmasının en büyük nedeni, büyük ölçüde History Channel’ın bu sözünü ettiğim belgeselleri yapması.
Ama bu kadar yayılmasının tek nedeni bu program değil. Bu hipotezin kaynağına giden okları takip ettiğimizde, tüm oklar tek bir hedefi işaret ediyor: “Tanrıların Arabaları” kitabı, ve bu kitabın yazarı Erich von Däniken’i.
1950’li yıllar. Mısır’da, Kahire’de, antik dünyanın 7 harikasından bugün tek ayakta olanlarının yanındayız, Giza piramitlerinde yani.
Gözümüze, 18 yaşında, gencecik bir turist takılıyor. Hayran hayran, piramitleri izliyor. Bu turist, Erich von Däniken’den başkası değil.
Erich, piramitleri hayran hayran süzüyor. Ve her ziyaretçinin sorduğu o meşhur soruyu soruyor kendisine: “Yahu, antik zamanların teknolojisiyle, bu piramitleri nasıl inşa etmiş olabilirler?”
Şimdi, kendimizi Büyük Piramit’in yanında hayal edelim. Çok büyük. Eğer hayal edebiliyorsanız, yaklaşık 46 katlı bir apartman yüksekliğinde.
Piramitleri oluşturan taş blokları, yaklaşık olarak göğüs hizanıza kadar geliyor. Elbette blokların boyutları, aşağı katlarda daha büyük, yukarılara çıktıkça ise giderek küçülüyor. Mesela birinci kattaki bir blok, boyun hizanıza kadar gelirken, üst katlardaki taşlar bel hizanıza ancak ulaşabiliyor.
Büyük Piramit’i oluşturan, böyle 2 milyon kadar blok var. Ve bunların her biri, ortalama 2 ton civarı çekiyor. En büyük blokların ağırlıkları ise, 50 ila 80 ton arasında. Bu yaklaşık 40 fil ağırlığı demek. 40 fil mi? Antik dönemin insanları bu ağırlıkları nasıl havaya kaldırdılar ve nasıl taşıdılar?
Von Daniken’in bir hipotezi var: Taşımadılar!
Antik Mısırlıların, piramitleri inşa edebilecekleri bir teknolojileri falan yoktu.
Peki o halde, nasıl oldu da, piramitleri inşa ettiler? Daniken’e göre, bunun muhtemel tek bir açıklaması olabilir. O da...
uzaylılar.
İddia şöyle:
Bilim ve mühendislikte son derece ileri seviyeye gelmiş dünya dışı varlıklar, bundan binlerce yıl önce dünyayı ziyaret ettiler. Ve teknolojilerini ve birikimlerini atalarımızla paylaşarak, insanlık tarihini sonsuza dek değiştirdiler.
Onların ziyaretinden önce, insanlık teknolojiden bi-haberdi. Onlar sayesinde ise, koca bir medeniyet kurmayı başardık. Kanıt mı?
E Mısır Piramitleri? Veya Maya medeniyetinin astronomi bilgisi, ve hatta en meşhurlarından biri, Peru’daki Nazca çizgilerinin açıklanamaz varlığı! Bütün bunlar, uzaylıların dünyayı ziyaret ettiklerinin, ve hatta ilkel topluluklara medeniyet götürdüklerinin kanıtı değil de nedir?
Ne olduğunu ben söyleyeyim. Aslına bakarsanız, antik astronotlar teorisi, oldukça sorunlu bir teori. Yalnızca safsata olduğu için de değil, zaten öyle olsa, burada bu kadar uzun uzadıya bahsetmemiş oldurdum. Yalnızca değinir ve geçerdim.
Bu teori, sözdebilim ve sözde-arkeoloji olmasının yanında, tehlikeli de bir fikir aynı zamanda. Antik astronotlar teorisyenlerinin, kanıt olarak gösterdikleri topluluklar, teknolojiler ve mimari yapıların yüzde 95’i, istisnasız Batı kültürü dışında kalan medeniyetlere ait.
Bakın Carl Sagan’ın Cosmos belgeselinden tanıdığımız Neil deGrasse Tyson, kendisine bu teoriyle ilgili ne düşündüğü sorulduğunda ne cevap veriyor:
Gerçekten de, bu teoriyi savunan kişiler, örneklerini hep Avrupa dışındaki coğrafyalardan seçiyor. Mısır ve Maya piramitleri, bu medeniyetlerin astronomi bilgileri, Peru halkının çizgidiği çizgiler falan kanıt olarak sunuluyor. Bu konuda belki de sayılı istisnalardan biri, İngiltere’deki Stonehenge.
Ama kimse, Batı medeniyetinde inşa edilen Pantheon veya Kolezyum gibi mimari eserlerin, uzaylıların yardımıyla yapıldığından falan söz etmiyor. Ya da Antik Yunan filozoflarının, doğa bilimcilerinin teorilerinin kaynağı olarak dünya dışı bir medeniyeti göstermiyor.
Neil deGrasse Tyson’ın eleştirisi de, tam olarak burada. Bu düşüncenin altında, sizce de gizli bir ırkçılık yok mu? Yalnızca Batı medeniyetinin ataları mı, kendi çabalarıyla, yalnız kendi akıllarını kullanarak, destansı yapılar inşaa edebilirler?
Zaten bu fikrin tehlikeli olma sının nedeni, tam da burada. Batı medeniyeti dışındaki medeniyetlerin başarılarının kredisini, onlara vermemek; dış bir destek a lmadan bu yapıları inşaa edemeyeceklerini, bu teknolojiye erişemeyeceklerini öne sürmenin altında, gizli bir ırkçılık yatıyor aslında. Bir ayrımcılık.
Aslında bu ayrımcılık, dünya dışı ziyaretçiler hikayelerinin neredeyse tamamında görülen bir mesele. Nasıl mı?
E, dünyayı ziyaret eden uzaylı senaryolarını düşünün. Bütün bir Hollywood sinemasını, veya bilimkurgu romanlarını. Neredeyse hepsinde, uzaylıların dünyayı ziyaret etmelerinin bir amacı var. Ya dünyayı işgal ederek, galaktik imparatorluklarının sınırlarına katmak ve insanları köleleştirip çalıştırmak, ya da onlara bir şekilde yol göstermek, bir şeyler öğretmek.
Burada ayrımcılık nerede diye mi soruyorsunuz? Bu hikayelerin neredeyse hepsi türcüler: İnsanlığı diğer canlılardan, dünyadaki milyonlarca hayvan türünden farklı bir yere oturtuyorlar. Bu hikayelere göre, eğer uzaylılar dünyayı ziyaret edecekse, bunun nedeni insanlıkla ilgili olmalı.
Bu durumu çok güzel ifade eden bir hikaye biliyorum.
Hikayenin kaynağı, Andrei Tarkovsky’nin 1979 yapımı “Stalker” — Iz Sürücü filminin temel aldığı roman: Arkady ve Boris Strugatsky kardeşlerin birlikte yazdığı bilim kurgu romanı olan Uzayda Piknik.
Hikaye şöyle:
Dünya dışı varlıklar, günün birinde dünyayı ziyaret etmeye karar verirler. Uzay gemileriyle dünyaya inerler, bir süre vakit geçirdikten sonra, tekrar araçlarına biner ve dünyadan ayrılırlar. Ama geriye, kimsenin ne olduğunu bilmediği, garip eşyalar bırakırlar.
Uzaylıların indiği bölgeler, askeri birlikler tarafından çevrelenir ve insanların buraya girmesi yasaklanır. Bu bölgelere girmek tehlikelidir, çünkü bu bölgelerde, uzay-zamanda garip dalgalanmalar, doğaüstü vakalar gibi paranormal olaylar gerçekleşmektedir.
Ne olursa olsun, tüm tehlikelere rağmen, insanlar bu bölgedeki, uzaylılardan kalan eşyalardan alabilmek için, hayatlarını riske atıp bu bölgelere girerler.
Neden mi? Çünkü uzaylılar, gerilerinde bir şeyler bırakmışsa, bunun bir nedeni olmalı. Genellikle, böyle düşünmeye meyilliyiz. Acaba bıraktıkları şeylerle, insanlığa ne anlatmaya çalışıyorlar?
Ama dediğim gibi, her zaman için, alternatif bir bakış açısı mümkün. Ve böylesi bir ziyaret ve ardında kalan eşyalar, pekala amaçsız da olabilir.
Kitaptaki karakterlerden Richard Noonan, Nobel ödüllü bir fizikçi olan Dr. Valentine Pilman’a, “Ziyaret hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorar. Dr. Valentine’in verdiği cevap, oldukça düşündürücü.
“Bir piknik düşün. Bir piknik.
Gözünün önüne bir orman getir, bir kır yolu, bir çayır.
Bir araba kır yolundan saparak çayıra giriyor. Arabadan bir grup genç, ellerinde şişeler yemek sepetleri, transistörlü radyolar ve fotoğraf makineleriyle çıkıyor.
Ateş yakıyorlar, çadır kuruyorlar, müziği açıyorlar. Yiyecek dolu sepetler, radyolar, fotoğraf makineleri çıkıyor ortaya. Gece boyunca eğleniyorlar. Sabah olunca da öylece çekip gidiyorlar.
Gece boyunca olup biteni dehşet içinde izleyen hayvanlar, kuşlar ve böcekler, saklandıkları köşelerden çıkıyorlar. Ne görürler? Otlara dökülmüş benzin ve yağ. Etrafa saçılmış eski bujiler, kullanılmış filtreler. Paçavralar, yanmış ampuller ve unutulmuş bir İngiliz anahtarı. Gölün üzerinde yağ lekeleri ve tabii her zamanki gibi çeşitli abur cuburlar: Elma koçanları, çikolata kağıtları, kamp ateşinden arta kalan kömürleşmiş parçalar, teneke kutular, şişeler, birinin mendili, birinin çakısı, yırtık gazeteler, bozuk paralar, başka bir çayırdan toplanmış solgun çiçekler.”
Yol kenarında yapılmış sade bir piknik. Olası bir uzaylı ziyareti senaryosuna bakmak için, fazlasıyla orijinal bir perspektif, öyle değil mi?
Daha bölümün başında konuşmuştuk. İnsanlık, evrenin büyüklüğünü keşfettikçe, evrende biricik zeki yaşam olmayabileceğinin farkına vardı. Bir bakıma, kibrini bir kenarıya bırakmak zorunda kaldı.
Ama bu kibiri gerçekten kenarıya bırakabildi, veya insanmerkezci düşüncenin ötesine geçebildi mi? İşte orası tartışılır.
Künye
- YazanBerkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
- Müzik SeçimleriUmut Barış Genç
Kaynaklar (18)
- Şemsi Yastıman-Uzaylılar Hoş Geldiniz-Official Audio 1968 45'lik plak kayıtıdır
- Pseudoarchaeology and the Racism Behind Ancient Aliens
- Stonehenge taşlarının kaynağı bulundu!
- NAZCA çizgilerinin sırrı
- I remember why I've never wanted satellite television
- The Idiocy, Fabrications and Lies of Ancient Aliens
- Yes, aliens did visit Earth. A Harvard professor's belief has miffed the scientific community
- The Infinite Monkey Cage - UFO Special
- BBC Radio 4 - The Infinite Monkey Cage - 10 reasons why aliens probably exist (but won't be visiting us anytime soon)
- "Ancient Aliens" Is Everything That's Wrong With America
- Sarah Kurnick: "Aliens built the pyramids" and other absurdities of pseudo-archaeology | TED
- Science Vs
- Are There Lost Alien Civilizations in Our Past?
- Have We Already Been Visited by Aliens?
- youtube.com
- Neil deGrasse Tyson Talks Aliens, Pyramids, Time Travel, Horoscopes & Racial Relations In America
- The History Hour - The Roswell Incident - BBC Sounds
- ithaki.com.tr