Tertemiz Oldu: Hijyenin Kısa Tarihi
İçgüdüsel olarak temiz olmayı, etrafımızı temiz görmeyi, kendimizi temiz hissetmeyi istiyoruz. Zihnimiz bu şekilde daha rahat ve huzurlu kalabiliyor. Peki insanlığın hijyen konusundaki hassasiyeti nasıl gelişti? Nasıl hijyen tanrıçası Hygieia’dan, sosyal medyadaki ASMR etkili temizlik videolarına kadar geldi temizlik alışkanlıklarımız?
Ah, bu buradaydı mı ya? Vay be… Arkadaşlar inanır mısınız, taa pandemi zamanlarından kalan bir kağıt çıktı çekmecemden.
Öfff ya, bak ne acayip zamanlardı, hatırlayınca şimdi…
Bu kağıtta mesela ellerimizi nasıl yıkamamız gerektiği resimlerle anlatılıyor. Ne o hatırlamadınız mı? Üzgünüm arkadaşlar, ben hatırladıysam siz de hatırlamak durumundasınız. Ne de olsa 112 bölümdür birlikte yolculuk ediyoruz… Gelin şimdi ben size detaylarıyla hatırlatayım şu el yıkama kağıdını.
Her direktifi anlatmayacağım tabii ki… Mesela ilk adım, elinizi suyla ıslatın… Yani zaten nasıl olacak ki kuru kuruya,
Neeeeeysee…
Heeeh şöyle bol sabun alalım. Bu arada elinizi sabunlarken de suyu kapatmayı unutmayın arkadaşlar. Çevreci bilinç olmazsa olmazımız.
Eveet, sol elimizle sağ elimizin üstünü, daha sonra da sağ elimizle sol elimizin üstünü şöyle bir güzel çitileyelim. Heeeh şöyle parmak aralarını falan iyice sabunluyoruz. Baş parmakları da ovalayalım… Parmak uçlarını da avuç içimizde ovalıyoruz. Bak ben bunu ara ara unutuyordum pandemi zamanlarında…
Şimdi de bol suyla yıkıyoruz elimizi. Ve tamaaaam.
Musluğu da kağıt havluyla kapatıyormuşuz. Tamaaaam, işte bu kadar. Hatırladığımız iyi oldu. Çocukken bize ilk öğretilen pratiklerden biriydi bu halbuki, değil mi? Yemekten ve tuvaletten sonra ellerimizi yıkamak... Pandemi döneminde televizyonlarda sürekli karşımıza çıkan hijyenin önemi temalı videolardan, umumi tuvaletlere asılan “ellerimizi nasıl yıkamalıyız?” gibi yönlendirici levhalara kadar, her şeyi başa sarıyoruz gibi hissetmeye başlamıştı çoğumuz. Hijyen 101... Bildiğimiz hiçbir şey doğru değil, ellerimizi yıllardır yanlış yıkıyormuşuz diye garip bir paniğe kapılmıştık.
Dezenfektanlar mı dersin kolonyalar mı, dirsekle selamlaşma mı dersin sosyal mesafeler mi… Günde 25 kere elimize kolonya boca ettiğimizde bütün mikropların tek tek hakkından geliyormuşuz gibi rahatlıyorduk öyle değil mi? Temizlik yapma sıklığımızdaki artışı hatırlayın. Bir nevi hijyenin anlamı değişmişti bizim için. Peki ne yatıyordu bunun temelinde? Hijyen neydi ve ne oldu bizim için? Bu sorunun cevabını çookkk eskilere, taaa Antik Yunan’a kadar gitmemiz gerekiyor. Zira bu hijyen mevzusu neredeyse insanlık tarihi kadar eski…
Geldik yine uğrak mekanlarımızdan Olimpos dağının eteklerine. Size tıbbın ve sağlığın tandırısı Asklepios ile kızı Hygieia’nın hikayesini anlatacağım.
Günlerden bir gün Güneş, ışık ve kehanet tanrısı Apollon, Tesalya kralının kızı Koronis’e aşık olur.
Ancak her şeye olduğu gibi, aşkına da şüpheyle yaklaşır Apollon…
Bundandır ki kutsal kuşu kuzgunu gönderir fani dünyaya kendisine haber iletmesi için. Kuzgun döndüğünde Apollon’a iyi haberler getirmez. Söylediğine göre birlikteliklerinin ardından Koronis, karnında Apollon’un çocuğunu taşırken başkası ile evlenir. Bu duruma çok öfkelenen Apollon, Koronis ve kocasını öldürmesi için kardeşi Artemis’i görevlendirir. Artemis oklarıyla aşıkları yaraladıktan sonra, onları ateşe atarak yakmaya başlar. Öfkesini ancak küle çevirerek dindireceğini düşünen Apollon tam o sırada, Koronis’in kendinden hamile olduğunu öğrenir. Çocuğunu kurtarmak için onu alevlerin arasından çıkarır. Koronis çoktan hayata gözlerini yummuş olsa da, ateşlerin arasından ölüme meydan okuyan bir çocuk çıkar.
Üzerinden hiçbir çizik dahi olmayan, capcanlı bir erkek çocuğu... Bu bebek, bir fani olarak dünyaya gelmesine rağmen ölümsüzlüğün sembolü ateş sınavını geçip ölümsüzler arasındaki yerini alan, sağlık tanrısı Asklepios’tur.
Asklepious zaman içinde sağlığın kaynağı olan doğanın sırlarını, şifalı otlardan ve sulardan faydalanmayı öğrenerek hastaları iyileştirmeye başlayan usta bir hekim haline gelir. Atina’daki herkesin derdine derman olan biri olmuştur artık. Ancak gün geçtikçe bu gücünü doğanın kanunlarına karşı kullanmaya yeltenir. İnsanlara şifa dağıtarak ömürlerinin uzamasını sağlamak ona yetmediğinden ölüleri diriltmeye başlar. Doğanın dengesini tersine çeviren bu müdahalesi, ölüm tanrısı Hades’i sinirlendirir.
Asklepious’un, bizzat tanrıların tanrısı Zeus’un atları tarafından öldürülen Hippolytos’u diriltmesi, Olimpos’un zirvesinde kendisine karşı bir öfkenin doğmasına yol açar. Bunun üzerine Zeus, doğal düzeni bozduğu için Asklepious’u cezalandırmaya karar verir ve yıldırımlarını yollayarak
Asklepious’u öldürtür. Rivayet odur ki, Asklepious’un o sırada yazdığı reçete bir otun üzerine düşüp toprağa karışır ve her derde deva sarımsak meydana gelir.
Asklepious’un ölümünden sonra hekimlik sanatını kızı Hygieia ve oğulları sürdürmeye başlar. Doğanın kanunları içerisinde insanlara şifa dağıtmaya devam ederler. Şifalı sular, kaplıcalar, fizik tedavi gibi yöntemlerin yanı sıra, telkin, eğlence ve müzik gibi insanın ruhuna iyi gelen tedavileri de keşfedip hekimliği ileri götürürler.
Derken Atina’da bir veba salgını patlak verir. Salgının yarattığı hijyen sorunu üzerine tanrıça Hygieia, sadece vebanın tedavisi için değil, hastalığa sebep olan koşullar ve onlardan nasıl korunulabileceği üzerine de çalışmalar yapar. Hastalıklardan korunma ve sağlıklı yaşamın devamlılığını sağlamak için gece gündüz çalışır.
Bugün hala aynı anlamda kullandığımız hijyen kelimesinin çıkış noktası da buradan geliyor arkadaşlar. Hygieia heykel ve rölyeflerde genellikle bir elinde yılan diğerindeyse kaseyle tasvir ediliyor. Bu kasede, buğday, bal ve yağdan oluşan iyileştirici bir içecek olduğuna inanılmış ve zamanla eczacıların simgesi olarak kullanılmaya başlanmış. Birçok sanat eserinde bu tasvirin kullanıldığını bugün hala görebiliyoruz. Hijyen tanrıçası Hygieia, sağlık tanrısı Asklepious’un hastalıkları tedavi etmeye yönelik yaklaşımını bir adım daha ileri götürmüş ve hastalık yapan faktörleri bulup bertaraf etmeye yönelik çalışmalar yapmış. Üstelik sadece basit temizlik kuralları üzerinde de durmamış Hygieia. Hava ve çevre kirliliği ya da stres gibi insanı hem fiziksel hem de ruhsal olarak hasta eden faktörleri uzaklaştırmaya yönelik girişimlerde bulunmuş.
Tabii insan sağlığı ve hijyene dair tarihten verebileceğimiz tek örnek bu değil. Gelin size antik çağlardan başka bir örnek daha vereyim…
Tarihte, farklı coğrafyalarda kültür ve temizlik ilişkisine baktığımızda da enteresan tasarım ve fikirler çıkıyor karşımıza. Bunlardan ilki,
Babil kazıları sonucunda, 6000 yılı aşkın bir süre öncesine ait drenaj ve foseptik sistemleri bulunmuş. Bu arkeolojik çalışmalar bize gösteriyor ki; Dünya’nın çeşitli yerlerinde, farklı zamanlarda ve farklı kültürlerde gelişmiş tesisat sistemleri tasarlanmış arkadaşlar. Mesela milattan önce 2500’lerde Pakistan’da bulunan Mohenjo-Daro yerleşiminde temiz su temini ve kanalizasyonların boşaltılması için gelişmiş bir sistem kullanılırmış. Burada sürekli akan suyla temizlenen tuvalet sistemleri de sifonlu tuvaletin bilinen ilk örneği aslında.
Bu dönemde Girit adasında da gelişmiş bir tesisat sistemine rastlanıyor. Minos uygarlığı, temiz su girişi ve kirli su çıkışı için yeraltına toprak borular döşeyen ilk uygarlık olarak biliniyor.
Pekii Roma duru mu hiç? Asla! MÖ 200’lerde Roma İmparatorluğu’nda dağlardan gelen su, dev sarnıçlarda toplanıp kurşun borularla hamamlara, umumi çeşmelere ve evlere dağıtılırmış. İçme ve yıkanma suyunun temiz olması için arıtma sistemleri kurmuşlar. 40 kişinin aynı anda kullanabileceği latrinaların, yani umumi tuvaletlerin ve toplu temizlenme alanları olan hamamların yapılması da aslında günümüze kadar uzanan hijyen kültlerinden bazıları.
Bölümün başında elimizi sabunla şöööyle güzel bir çitilemiştik. E sabunu da anlatayım hemen size… Millattan önce 2800’lerde Babil’de kullanılmış ilk sabun. Yıkanmak için keçi yağı ve kül karışımını kullanan Babiller bu sabun yapma yöntemini kil tabletlere kaydetmişler.
Bu arada benzer şekilde Mısırlılar, Fenikeliler ve Romalılar’ın da sabunu kullandığı biliniyor.
Salgın hastalıklar ve bunların tedavilerinin tarihi de, hijyen ihtiyacının tarihi kadar eski. Tarih boyunca, veba, çiçek, frengi, kolera, tifüs ve cüzzam gibi bilhassa hijyen yetersizliğinden kaynaklı birçok salgın hastalıkla mücadele eden uygarlıklar, çeşitli yeni yöntemler keşfettiler. Örneğin iki sene öncesi kabusumuz olan karantina uygulaması, 15’inci yüzyılda Venedik’te bulunanlar için son derece normaldi.
O dönem gemilerle yapılan ticaretin merkeziydi Venedik. Fakat aynı dönemde Avrupa’yı bir veba korkusu da sarmıştı. Dolayısıyla limana öyle istediğiniz gibi girip çıkamıyordunuz. Limanlara yanaşan gemilerin mürettebatı, 40 gün boyunca gemilerinde karantina altında tutuluyordu. Ancak yine de hastalığın Avrupa’da yayılmasına engel olunamadı.
Zira fareleri karantinada tutamazsınız… E tabii tıp da çok gelişmemişti o zamanlarda, bütüün Avrupa’ya yayılmıştı veba illeti.
Offf bak insanlık tarihinden veba diye bir şey geçti arkadaşlar. Modern tıbba ne kadar teşekkür etsek az.
Neyse, hijyen ihtiyacı taa milattan önceki tarihlere kadar dayanıyor anlayacağınız. Pekiiii bugünlere nasıl gelindi dersiniz? Şimdi sizinle takvimde ileriye gidelim.
Sanayi Devrimi ile beraber insan gücünün yerini makine gücünün aldığını biliyoruz. Eski zamanları anlatan filmleri, kitapları düşünün mesela.
Derenin başında hep beraber ellerinde çamaşır yıkayan kadınlar çok da yabancı bir görüntü değil, değil mi? İşte o dere kenarları, kadınların birbiriyle sosyalleştiği de bir alandı aynı zamanda… Başkalarıyla görüşüp sohbet edebildikleri zahmetli, ama bir o kadar da keyifli bir uğraş…
Daha sonra çamaşır makinesinin icadıyla bu zahmetli uğraş yerini bir düğmeye bıraktı.
Elektriğin icadından evvel üretilmeye çalışılan çamaşır makinelerine baktığımızda, elde yıkama sistemi çok daha pratik gözüküyor açıkçası… Mesela 1800’lü yılların sonuna doğru çevirme koluyla çamaşırları yıkayan bir makine icat edilmiş.
Tabii bu makine günümüzde evlerimizde kullandıklarımızdan çok farklı. Zaten sadece endüstriyel amaçlarla kullanılıyormuş bunlar.
Peki bugün evlerimizde kullandığımız çamaşır makinesine en benzeyeni hangisi? O da 1908 yılında icat edilmiş. Ancak bu makinenin pratik bir şekilde, herkes tarafından kullanılabilen ve herkesin ulaşabileceği bir hale gelmesiyse 1980’li yılları buluyor. Merdaneli çamaşır makinelerini muhakkak görmüş veya duymuşsunuzdur… Ananeleriniz falan anlatmıştır kesin size.
Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte kimyanın da gelişmesi, bizim hijyen anlayışımızı da değiştirdi elbette. Kimyevi maddelerin endüstride kullanılmaya başlamasıyla, sabunların yerini de deterjanlar aldı tabii ki. Kir sökücü anlamına gelen deterjan da Belçikalı kimyacı Albert Reychler tarafından, 1913 yılında bulundu ve 1917’de Almanya’da satışa sunuldu. Peki neden deterjan daha güçlü bir temizleyici diye sorarsanız, onun için de gelin kimyasına bir bakalım.
Deterjanın içinde bulunan hidrofilik atomlar, suyu çok severken, yine içinde bulunan hidrofobik atomlar sudan hiç hoşlanmazlar. Hidrofobik atomlar suyu sevmedikleri için kendilerini yağa ve kire bağlarken, suyu seven atomlar, yağlı ve kirli atomları temizleyerek götürürler. Böylece çamaşırlarınızda kir falan kalmıyor arkadaşlar.
Ama temizlik ürünlerinden beklentilerimiz de değişti zamanla. Günümüzde daha farklı deterjanlar kullanıyoruz, değil mi? Mesela içinde kimyasal barındırmayan, organik ya da natürel temizleyicileri tercih etme eğilimindeyiz artık. Ya da kullandığımız markaların sürdürülebilir bir dünya için yenilikler geliştirmiş olmasını bekliyoruz. E tabii bu beklentilerimiz sadece temizlik malzemelerine değil, kullandığımız araçlara da yansıyor. Mesela çamaşır makinelerimizde daha az enerji ve su harcayan modelleri tercih ediyoruz artık.
İşte tam burada bölümümüzün sponsoru Arçelik Neo Çamaşır Makinesi’nden bahsetmek istiyorum size.
Öncelikle Arçelik Neo Çamaşır Makinesi, Arçelik’in yapay zeka teknolojisine sahip ilk otonom çamaşır makinesi olma özelliğini taşıyor. Bu ne demek derseniz arkadaşlar, şu demek: Arçelik Neo, entegre akıllı sensörleriyle kumaşın türü, kirlilik seviyesi ve yük miktarını tespit ediyor ve yapay zekâ destekli Optimix özelliğiyle çamaşırlarınız için en uygun yıkama programını uyguluyor. Arçelik Neo, aynı zamanda deterjan, su ve enerji tüketimini ideal seviyede tutarken, A enerji sınıfındaki ürünlere göre %10 daha az enerji tüketimine sahip. Üstüne üstlük yaşam döngüsü boyunca karbon ayak izini %32 oranında azaltıyor.
Ağırlığının %24’ü geri dönüştürülmüş materyallerden oluşan Arçelik Neo, aynı zamanda sorumlu üretim ve tüketim döngüsünde önemli bir yer tutuyor. Hem hijyen hem de sürdürülebilirlik bir arada yani… “İklim Dostu Hareket”i başlatan Arçelik, geliştirdiği iklim dostu ürün ve teknolojilerle bu değişime öncülük ediyor.
Eh böyle teknolojiye iyi bir tasarım da yakışır. Tamam biliyorum çoğunuz aileden kalma alışkanlıklarla makinenin üstüne bir örtü atma refleksi gösteriyor… Fakat Arçelik Neo Çamaşır Makinesi estetik açıdan da sizi tatmin ediyor. İçinizde bu makineyi salonun en güzel köşesine koymak isteyenler bile olabilir, benden söylemesi.
Madem bu kadar hijyen ve temizlikten söz ettik; sürekli önümüze düşen ve izlemekten kendimizi alıkoyamadığımız temizlik videolarından da bahsetmeden geçmek olmaz, değil mi?
Çöp evleri temizlemeye giden insanların programları vardı televizyonda hatırlar mısınız? Bunların yanı sıra şimdilerde evini dip köşe temizleyenler, yıkayanlar, kıyafetlerinden buzdolabındaki meyvelere her şeyi renklerine göre ayırıp düzenleyenler, ve bunların videolarını izleyen bizler… Neden izliyoruz bu videoları acaba? Hatta neden izlemekten kendimizi alıkoyamıyoruz? Neden kendimiz yapmış kadar haz veriyor bu temizlik ve düzen videoları bize?
Klinik psikolog Kristi Philips “beynimiz düzen sever” diyerek açıklıyor bu durumu. Söylediğine göre çevremizde ne kadar az uyaran olursa, zihnimiz o kadar gevşiyor ve rahatlıyor. Dağınıklık arttığındaysa tam tersi bir şekilde huzursuzluk ve rahatsızlık hissi başlıyor. İşin ilginç tarafı, bunu illa gerçek hayatımızda görüp hissetmemize gerek yok. Ekrandan da olsa temizlenmiş veya düzenlenmiş bir alan gördüğünde zihnimiz aynı şekilde rahatlamış oluyor. Yani zihnimizi rahatlatmak için illa kendi evimizi temizlememize, dolabımızdaki kıyafetlerimizi renklerine göre dizmemize gerek yok. İzlediğimizde de aynı tatmini yaşayabiliyoruz. Bu videoların beynimizde bir ASMR etkisi yaratığını da söyleyen araştırmalar var. Bunu illa ki duymuşsunuzdur, ama ben yine de bir kere üstünden geçeyim. ASMR yani, Otonom Duyusal Meridyen Tepkisi, kabaca izlediğimiz ve dinlediğimiz içeriklerde yaşadığımız bir rahatlama hissi anlamına geliyor.
Bu trend son zamanlarda o kadar popüler oldu ki, arama motorlarında en çok aranan ve izlenen videolar arasına artık ASMR içerikleri var. Gerçek hayatta ertelediğimiz dolap düzenleme işlerimiz, temizlemediğimiz rafların temizlendiğini ekranda görmek ve ertelediklerimizi tırnak içinde “tamamlamak” bize iyi hissettiriyor. Çünkü videoların sonunda bunların hepsi tamamlanmış oluyor. Sadece birkaç dakika, hatta saniyeden oluşan bu hızlandırılmış videoları izlerken “ben de yapabilirim” hissi yaşıyorsunuz aslında.
Hijyen tanrıçası Hygieia’dan sosyal medyadaki ASMR etkili temizlik videolarına kadar geldi temizlik alışkanlıklarımız. Antik çağlardaki hamamlardan, pandemi zamanındaki hijyen takıntılarımıza kadar uzanan bir yolculuktu bu. Bundan binlerce yıl öncesine göre temizlik alışkanlıklarımız, kültürümüz ve yöntemlerimiz değişti elbette. Ancak temizliğin ve hijyenin insan sağlığına olan etkisi, bizleri rahatlatan tarafı hala yerinde duruyor. Hijyen ihtiyacının da en az insanlık tarihi kadar eskiye dayanması da bundan kaynaklanıyor olsa gerek. İçgüdüsel olarak temiz olmayı, etrafımızı temiz görmeyi istiyoruz. Zihnimiz bu şekilde daha rahat ve huzurlu oluyor. Umarım insanlık bir daha veba ya da covid gibi pandemilerle uğraşmaz. Ancak bunun için hepimizin temizliğine ve sağlığına da dikkat etmesi gerekiyor. Ha bu arada kişisel sağlık demişken, Asklepious’un reçetesinden çıkan sarımsağı bol bol tüketmeyi ihmal etmeyin. Antibiyotiktir sonuçta, benden demesi.
Künye
- YazanHazal Beril Çam
- Ses Tasarımı ve KurguMetin Bozkurt