Kafamızın İçindeki Ses: Müzik
Kulaklık ve müzik, günümüzün vazgeçilmez ikililerinden. Peki size kulaklıkların, dinlediğimiz müziği değiştirdiğini söylesem? Üstelik yalnızca kulaklık da değil. Müzik son 100 yılda ortaya çıkan teknolojilerle birlikte bambaşka bir yöne evrildi. Bu bölümde bu evrimin peşinden gidiyoruz.
Bazen dünyadaki efsaneleşmiş şarkıların ya da albümlerin ortaya çıkmasından bir gün öncesini düşünüyorum. Mesela 28 Şubat 1973 günü. O günü çok normal bir şekilde geçirmiş birisi, yemeğini yemiş, biraz televizyon izlemiş ve sonra da uyumuş. Adı Deniz olsun. Deniz, 1 Mart sabahı, uyandığında da şöyle kısa bir duş aldı, hızlıca kahvaltı etti, aceleyle giyindi ve hemen işe yetişmek için yola koyuldu. Ama bugün, her zaman önünden geçtiği plak dükkanının neredeyse ezberlediği vitrinine göz atarken Pink Floyd’un Dark Side of The Moon albümünün plağını gördü. Yeni bir Pink Floyd albümü! İşe geç kalıyor olmasına rağmen hemen dükkana dalıp bir tane satın aldı ve çantasına özenle yerleştirip koştura koştura iş yerine vardı. Tüm gün boyunca, akşam dinleyeceği yeni albüm için heyecanlıydı. Mesai biter bitmez, yürüyerek vakit kaybetmemek için bir taksiye atlayıp eve geldi, albümü plakçalarına yerleştirdi ve sesi sonuna kadar açtı…
Belki de tarihin en ikonik albümlerinden biri olan Dark Side of the Moon’u daha önce baştan sona dinlediyseniz eğer, çalmaya başladığınız ilk 4 dakika içinde sizi neyin karşıladığını çok iyi bilirsiniz. Malumunuz telif problemleri yüzünden ben size bu muhteşem açılışı burada çalamıyorum ama dinlememiş olanınız varsa bu albümü baştan sona dinlemenizi öneririm. Harika şekilde birbirine bağlanan şarkılardan oluşan 42 dakika 35 saniyelik bir yolculuk.
Günümüzde, kulaklık teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, insanlara baktığımızda büyük bir çoğunluğun kulağında kulaklıkların takılı olduğunu görebiliyoruz. Bu artık garip bir durum değil. Herkes kendi tercihi olan müzikleri dinliyor. Bu kulağımızdan kulaklıkların eksik olmadığı zamanlarda, kötü bir kalitede müzik dinlemek çok can sıkıcı olurdu. İşte prodüktörler, yani müziğin mühendisleri, kaydedilen parçaları düzenlerken, bizlerin bu kulaklık kullanım alışkanlıklarını da göz önünde bulunduruyor.
Müzikle aramızda kulaklıklar sayesinde artık çok daha yakın bir bağ var. Mesela beni şu anda kulaklıktan duyuyorsanız, sanki kafanızın içinde konuşuyormuşum gibi hissediyor olabilirsiniz. Direkt olarak kulağımızın içine taktığımız bir aygıtın vereceği sesleri duymak, diyelim ki bir salonun uzak bir köşesindeki bir hoparlörden gelen sesleri duymaktan çok daha kolay. E durum böyle olunca da o müziğin içine gizli sesler ekleyebiliyorsunuz haliyle. Parçanın içine gizlenmiş ufak tefek hazineler.
Radyo buna benzer bir şeydi aslında diye düşünüyor olabilirsiniz, haklılık payınız var ama ben yanıldığınızı söylemek durumundayım. Radyo bir canlı yayın olduğu için, o anda programı dinleyen tüm insanlarla ortak bir deneyimi paylaşıyordunuz hala.
Müzikte ise prodüktörler albüm kayıtlarının mastering aşamasında bizim bu yeni dinleme alışkanlıklarımızı da göz önünde bulundurarak şarkıları son hallerine getiriyor. Örneğin günümüzde kaydedilmiş bir albümü plağa bastırıp dinlersek aynı tadı yakalayamayız. Zamanında kaydedilmiş bir plağı da, aynı şekilde günümüzde dinlediğimizde birçok mastering fırsatının kaçırıldığını fark edebiliriz. Bu fazlasıyla doğal. Çünkü o zaman böyle bir talep yoktu. Herkes birlikte müzik dinliyordu.
Deniz terfi alalı 4 sene olmuştu. Artık işe arabasıyla gidip gelmeye başlamıştı. Çok sevdiği Pink Floyd albümünü arabasının kasetçalarında çalıyordu artık ama bir süre önce kasetçalar bozulmuştu. Radyoyla idare etmek durumundaydı. 1979 yılındayız. Bir akşamüstü Deniz işten çıkmış, eve alışveriş yapıyorken bir dükkanın vitrininde Walkman diye enteresan bir alet gördü. Teknolojik aletlerle epey ilgili olduğundan merak içerisinde dükkana daldı ve satıcıya o vitrindeki şeyin ne olduğunu sordu. Pille çalışan, yanında gezdirebileceği bir kasetçalar olduğunu öğrenince fiyatını umursamadan hemen bir tane satın aldı ve arabasına koştu. Dark Side of The Moon albümünü kasetçalardan çıkardı ve hemen yeni Walkman’ine taktı. Kulaklıkları, kulağına yerleştirdi ve play tuşuna bastı. Duyduklarına inanamıyordu. Artık grup kafasının içinde çalıyordu. Üstelik daha önce hiç duymadığı detayları duymaya başlamıştı. Mutluluktan çıldırmak üzereydi. Alışverişi yarıda kesip, bugün eve geç gitmeye karar verdi. Canı yürürken müzik dinlemek istemişti. Yemeğe geç kaldı.
Remastering, kaydın yapıldığı dönemdeki teknoloji zamanla geliştikçe kaydı buna adapte etmek şeklinde özetlenebilir. Daha önce akıllarda olan ya da bu gelişmelerden sonra akla gelen prodüksiyon inceliklerini halihazırda varolan bir kayda uygulamak.
Remastering, kaydın yapıldığı dönemdeki teknoloji zamanla geliştikçe kaydı buna adapte etmek şeklinde özetlenebilir. Daha önce akıllarda olan ya da bu gelişmelerden sonra akla gelen prodüksiyon inceliklerini halihazırda varolan bir kayda uygulamak.
Elektronik müzik, ki biz bunu bilgisayar müziği olarak nitelendirebiliriz diye düşünüyorum, günümüzde müzik dinlediğimiz kulaklıklar ve Spotify ya da Apple Music gibi streaming servisleri için biçilmiş kaftan. Soundcloud ile başlayan bir süreç var.
Ada artık yeterince büyüdü, ailesi ona bir telefon bile almıştı. Geçen ay bayram ziyaretinde, torununu çok seven Deniz, Ada’ya plak koleksiyonunun en kıymetli parçasını hediye etti. Bu hediyenin karşılığı olarak, Ada, dedesine telefonundaki Spotify uygulamasından bu albümü açtı ve kulaklığı dedesine verdi. Dark Side of The Moon 2011 Remastered Edition. Yıllar içinde plaktan ve kasetten yüzlerce kez dinlediği şarkılar, sanki daha önce onları hiç dinlememiş gibi hissettiriyordu. Ada, duygulanan dedesine, telefonundan nasıl Spotify’ı açabileceğini öğretti. Deniz torunuyla gurur duydu.
Spotify gibi gelişmeler müziğin artık iyice kişiselleşmesine neden oldu. Neden oldu diyorum çünkü bu durum aslında pek de hoşuma gitmiyor. Ama bir yandan da kulaklığımı takıp nefis müzikal yolculuklara çıkmayı seviyorum. Bu konuda kafam biraz karışık anlayacağınız. Müzik üretiminin artık buna yönelik olduğunu ve bizi buna ittiğini söyleyebiliriz. Dinleme alışkanlıklarımız değişti, sektör de buna uyum sağlamak durumunda.
Malum, sosyal medya, bir kendini ifade etme kültürü. Spotify da sosyal medya yönleri olan bir platform. Arkadaşlarınızın ne dinlediğini görebiliyorsunuz, Instagram’da Spotify linkleri paylaşabiliyorsunuz. Flörtünüze ya da sevgilinize şarkı hediye edebiliyorsunuz. Ve tabii kendi playlistlerinizi oluşturabiliyorsunuz. Bölümün açıklama kısmına, bugünkü konumuzla alakalı olarak “Songs to test headphones with” yani “Kulaklığınızı test edecek şarkılar” diye bir playlist linki de bırakıyorum. Pink Floyd - Dark Side of The Moon linkinin hemen altında bulabilirsiniz.
Künye
- YazanBerkant Gültekin, Oğulcan Ayan
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
- Müzik SeçimleriBerkant Gültekin
Kaynaklar (11)
- (3D binaural recording) Inside a church (echoing footsteps, pipe organ)
- Natural Ambiance - Cathedral (choir, footsteps, fireplace, bells)
- O Come O Come Emmanuel by Melinda Kathleen Reese in Pantheon church
- Binaural - Apple Spatial?
- From Phonographs to Spotify: A Brief History of the Music Industry
- open.spotify.com
- open.spotify.com
- Streamable Video
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com