Kendi Hikayemizi Yazmak
İnsanlar olarak tarihin başından beri hikayeler dinler ve hikayeler anlatırız. EvimdekiPsikolog.com desteğiyle sunduğumuz bu bölümde, hikayelerimizin hayatımızı, hayatımızınsa hikayelerimizi nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Çünkü her birimiz "hayat hikayemiz" adını verdiğimiz başyapıtımızın yazarlarıyız. Peki ya hikayelerimizin içine sıkışırsak ne olur? Yeniden öykümüzün kahramanı olmak için neler yapmak gerekir?
İnsanlığın bilimsel literatürdeki, biyolojideki adını herkes bilir: "Homo sapiens”.
Sapiens, bilge veya bilen demek. Homo sapiens ise “bilen insan”. Aklı yani bilme ve anlama yetisini insanın alametifarikası olarak öne çıkaran, diğer canlılardan ayırt edici özelliği olarak konumlandıran bir tanım bu.
Ama insana Latince kelimelerle verilmiş tek isim bu değil. Ve tabii ki farklı alametifarikalar da arandı farklı kültürlerde tarih boyunca insan için.
Ekonomi bilimi mesela, uzun yıllar insanı “homo economicus” diye tanımladı. “Çıkarları doğrultusunda hareket eden, rasyonel insan” demek bu. Şimdilerde pek kullanılmıyor, herhalde o kadar da rasyonel olmadığımız, arzu ve duygularımızla da hareket ettiğimiz anlaşıldığından eski ağırlığını yitirmiş olabilir.
Veya başka bir isim: Homo faber ya da Homo technologicus. Alet yapan, doğanın dışında yapay şeyler üretebilen insan anlamına varıyor ikisi de. Gelin, en iyisi biraz daha sessiz bir yerde konuşalım.
Gerçekten, tarihin başından bugüne, teknoloji ve insanın nereden nereye geldiğini düşündüğümüzde, bu tanımın değeri anlaşılıyor.
Ama insanlık yalnızca alet-edevat, yani maddi şeyler üretmedi.
Tabii, Homo grammaticus var mesela. Yani “gramatik insan”. Gramatik bir yapıya ve soyut kavramlara sahip bir dili olan insan yani. Bu; en karmaşık teorileri veya en anlaşılmaz duygularımızı bile, karşımızdakine dil yoluyla az veya çok aktarabilen canlılar olduğumuzu vurguluyor.
Ve bu da bizi, benim de asıl konuşmak istediğim tanıma getiriyor: Homo narrans.
İlk defa Alman etnolog Kurt Ranke tarafından 1967 yılında ortaya atılmış Homo narrans. Hikaye anlatan insan demek.
Arkeolojik ve antropolojik verilerin tamamı, bize insanın tarih boyunca içinde yaşadığı dünyayı anlatma çabası içinde olduğunu söylüyor.
En eskisi bundan taa 67.000 yıl önce Neandertaller tarafından çizilen mağara resimlerini düşünsenize. Bunlar hikaye değilse, nedir?
Mesela şöyle bir hikaye hayal etmek hiç zor değil. Gidelim bundan çok çok öncelere-
Hadi, bu sabah kabileyle avlanmak için düzlüğe çıkıyoruz. Yolumuz uzun!
Bakıyoruz, biraz ileride kocaman bir bizonla karşılaşıyoruz. Önce bir duruyoruz. Sonra bir düşünüyoruz. Evet, şimdi dört bir yanını sardık, ve- mızraklarımızı fırlattık ona. Ben öyle bir hızla fırlattım ki, mızrağım bizonun tam sırtına saplandı ve bu darbe yere serdi onu. Ardınan tüm ganimeti toparladık ve hemen yola koyulduk. Ama sonra? Yolda, bir aslan sürüsü önümüzü kesti. Biz yorulmuştuk, mücadele edemezdik, yükümüzün taşıyabileceğimiz kadarını yanımıza alıp, gerisini aslanlara bıraktık. Aceleyle ve korkuyla hemen evin, yani mağaranın yolunu tuttuk.
Ne dersiniz? Bu da bizim günlerimiz gibi bir gün hikayesi değil mi sizce de? Trafik yok, bizonlar var, belki toksik ilişkiler değil, aç bir aslan sürüsü var-
Demek istediğim, hikaye anlatıcılığı, bilinen insan tarihinin ilk günlerinden beri var. Mitler, mitolojiler, destanlar… Daha yakın döneme geldiğimizde: Romanlar, sinema ve diziler… Hatta iyice yakına gelelim, şu anda dinlediğiniz podcast de öyle. Bu podcasti dinliyorsunuz, çünkü hikayelere ilgilisiniz. Ve yalnız siz de değil; insanlık olarak dinlemeye, izlemeye ve anlatmaya doğuştan ilgiliyiz.
Ve başka bir alametifarikamız, yani bizi diğer tüm canlılardan ayıran başka bir yetimiz de şüphesiz, hikaye anlatabilmemiz.
Şimdi “e ama herkes hikaye anlatmıyor ya da yazmıyor, herkes hikayeci değil ki?” diye düşünüyorsanız, üzgünüm yanılıyorsunuz.
Şu an kiminle konuşuyor isem; bu sırrı bozalım isterim artık sevgili biricik dinleyici dostum. Yaşamımız boyunca, aslında biz hep hikayeler anlatıyoruz. Gün içinde, sürekli, durmaksızın…
Geçmişte yaşadıklarımız, başımıza gelen ilginç olaylar, komik anılar, canımızı sıkan tartışmalar, ya da hepsini toplayalım bir araya ve onlara diyelim ki; yaşam öykülerimiz… Tüm bunlar günlük hayatın boşluklarında, fırsat buldukça anlattığımız hikayeler aslında. Önce yaşanıp sonra durduğunda anlattığımız hikayeler belki de.
Hikayeler anlatmak, dünyada varolurken gerçekleştirdiğimiz en temel uğraşlardan biri. Çoğu zaman, bunu yaptığımızın farkında olmasak da…
Aynen öyle- Hepimiz birer hikaye anlatıcısıyız. Çünkü hikayeler bizi yalnızca, “homo narrans” türü olarak diğer canlılardan ayırmıyor. Aynı zamanda bizi “diğer insanlardan” da ayırıyor. Bu dünyada bizi biz yapan, özel ve biricik kılan şey, yaşamımızdan parçaları bir araya getirdiğimiz ve yaşam süzgecimizden geçirerek kurduğumuz hikayelerimiz.
Günümüzün en güçlü hikaye anlatım araçlarından birinin sinema olduğunu düşündüğümden, ben de sözü Hindistanlı film yönetmeni Shekhar Kapur’a bırakayım:
> Hikaye nedir? Hikaye biziz, hepimiziz. Bizler, kendimize anlattığımız hikayeleriz. Varolup olmadığımız ve kim olduğumuz ikilemiyle yaşadığımız bu evrende ve varoluşta kendimize anlattığımız hikayeler, varolma olasılığımızı tanımlayan hikayeleriz. Bizler, kendimize anlattığımız hikayeleriz. Yani hikayelere baktığımız kadar genişiz. Bir hikaye kim olduğunuz veya kim olabileceğinizle sınırsız evrenle geliştirdiğiniz ilişkidir, ve bu bizim mitolojimizdir. Hikayelerimizi anlatırız ve hikayesi olmayan bir insan yoktur. >
Hepimizin hikayelerinin elementlerini oluşturan temel sorular vardır. O seçimleri neden yaptık? İşler neden ters gitti? Neden başka türlü değil de, bu şekilde davrandık? Ve dahası, yarattığımız hikayeler tüm bu sorulara cevap vermek için varlar. Onlar hayatımızı anlamlandırma şeklimiz.
Kendi kendimize sohbet eder, kendimize yaptıklarımız, hissettiklerimiz veya hissetmemiz gerekenlerle ilgili bir şeyler anlatırız.
Klinik Psikoloji profesörü Ruthellen Josselson, William Randall’ın kitabı “Bizi Biz Yapan Hikayeler”e yazdığı önsözde, her birimizin, hem yazarı, hem anlatıcısı hem ana karakteri hem de okuyucusu olduğumuz hikayelere sahip olduğumuzu söylüyor ve ekliyor: “Bu hikayeler sayesinde, bugünü sağlama alır, geçmişi düzenler ve yarına ilişkin öngörülerde bulunuruz”.
Geçmişi düzenlemek, ve bunu yaparak bugünü şekillendirmek ve yarına dair tahminlerde bulunmak… Burada en önemli cümle, muhtemelen bu. Geçmişimizi nasıl anlattığımız, bugün kim olduğumuzu, kimliğimizi inşaa eder demek istiyor Josselson.
Peki, olur ya: Ya kendimize dair pek de tatlı olmayan, kederli hikayeler anlatırsak? O zaman ne olur?
Lori Gottlieb bir psikolog, ve TED’de yaptığı bir konuşmada tam da bu soruyu soruyor:
“Peki ya, anlattığımız hikayeler yanıltıcı, eksik veya basitçe “yanlış” olduğunda ne olur?” diye soruyor Lori Gottlieb. Cevabı da hemen ardından veriyor: “Böyle hikayeler, hayatımızda netlik sağlamak yerine, bizleri sıkıştırır.”
Kendimize dair anlattığımız hikayelerin bazıları, alternatif hikayeleri susturan, baskın bir ses haline gelebilir. Bazı hikayelerse, o kadar sorunlara gömülüdür ki, bize kendimizi güçsüz ve çaresiz hissettirebilirler. Kimileri fazla monolitik anlatılar olabilir, yani esneklikten yoksun, değişime kapalı hikayeler olabilir.
Deneyimimizi hikayeleştirme dürtümüz, onu anlamlandırmamızı sağlarken, aynı zamanda görüşümüzü de bulanıklaştırabilir. Geçmişe dair kurduğumuz hikayeler, bugünde veya gelecekteki ihtimallerimizin önünü kapatabilir.
Bunu çok basit bir örnekle açıklamama izin verin:
Genç birini hayal edin.
> — Merhaba! >
Hah, şimdi, diyelim ki, hayalimizdeki bu kişi lisedeyken tek başına seyahate çıkıyor. Ama yolculuğu boyunca, rötarlı trenlerden tutun, patlayan lastiklere ve çalınan telefonlara kadar bir sürü tatsız olay geliyor başına. Ve en sonunda kendisini şunu derken buluyor:
> — Yok yok, yalnız başıma seyahat etmek hiç benlik değilmiş. Bi daha hayatta girişmem. >
Ne zaman bir seyahat ihtimali çıksa karşısına, hep o sıkıntılı anılar, o yol hikayesi aklına geliyor. Ve bir şekilde geçiştiriyor bu ihtimalleri. Ama bir gün, kendisine yurtdışında bir pozisyon teklif ediliyor. Yalnız başına gitmesi gerek. Ve yine geçmiş deneyimlerini ve hikayesini hatırlayıp, kendisine belki de bambaşka ufukçar açacak bu teklifi reddediyor.
Olmaz demeyin, olur mu olur. Bu fazlasıyla basitleştirilmiş bir hikaye, ama hepimizin çeşitli korkuları, tatsız anıları ve bu anılardan devşirdiği hikayeleri var. Ve bu hikayeler, hareket kabiliyetimizi azaltmaya hizmet ediyor da olabilir.
Yani deneyimimizdeki boşlukları doldurma dürtümüz, onu anlamlandırmamızı sağlarken, aynı zamanda görüşümüzü de bulanıklaştırabilir. Belli düşünce kalıplarında sabitlenmemize, doğrudan sonuçlara atlamamıza ve şeyleri yanlış değerlendirmemize neden olabilir. Kendimize dair sağlıklı olmayan hikayeler bir hapishaneye de dönüşebilir.
> — Ben sınavlarda hep çok kötüyümdür, kesin yine başarısız olacağım. — Ortaokul arkadaşlarım benimle alay ederdi hep. Ya şimdi de çalışma arkadaşlarım benden hoşlanmazlarsa? — Bu güne kadar hayatıma kim girdiyse kalbimi kırdı. Bundan böyle ben aşka tövbeee. — Yok annemle o konuyu asla konuşmam. Yıllardır tanıyorum, biliyorum yani abi. >
Bunların hepsi kendini gerçekleştiren kehanetlerimizden ve aklımızdaki binlerce düşünceden birkaçı.
Ama durun. Bizi hapseden hikayelerden kurtulmamız da mümkün. Üstelik yine hikayelerimiz yardımıyla.
Her şeyden önce şunu aklımızda tutmamız önemli. Hiçbirimizin yalnızca tek bir hikayesi yok. Bir hikayeden değil, birçok hikayeden oluşuyoruz aslında. Yaşamımızda ve deneyimimizde, sonsuz hikaye çıkarabileceğimiz kadar malzeme var aslında. Psikologların tamamı, otobiyografik hikayeleri, anılarımız arasından seçerek oluşturduğumuz konusunda hemfikir. Yani seçici bir hafızayla, bazı deneyimlerimizi hikayenin içine katıyor bazılarını ise dışarıda bırakıyoruz.
Bunun en önemli nedeni, hikayemizin içinde bir tutarlılık arayışı istememiz.
Oysa hikayelerimiz öznel gerçekler. Yani dünyanın güneşin etrafında dönmesi gibi nesnel gerçeklerin aksine, değişebilir, dönüşebilirler. Kendimize anlattığımız hikayelerin bilincinde olmak, aynı davranış ve düşünce kalıplarında sabit kalmamızı engeller.
Ve bu anlatıları değiştirdiğimizde, geçmişi yeniden yorumladığımızda, ve hayatımızın aynı zamanda editörü olduğumuzda, dünyayı ve kendimizi görme şeklimiz değişir. Dolayısıyla biz de değişiriz.
Ve konuştuğumuz gibi zaman zaman, kendi hikayemizin içine öylesine hapsoluruz ki, hikayelerin alternatif bakış açılarının, farklı yorumlarının olasılığını, içinde bulunduğumuzu hissettiğimiz o karanlık kasvetin içinden göremeyebiliriz. Böyle anlarda, dışarıdan desteğe ihtiyacımız olabilir. Bu da en doğal hakkımızdır. Çünkü anlatmak isteriz. Kendimizi anlamak isteriz. Neden böyle üzgünsün deriz bazen kendimize, hadi kalk toparlan. Hadi kalk gezelim.
Ama bazen o kadar kolay toparlanamayabiliriz. Sandığımızdan derinleşmiştir hissettiğimiz hikayeler, nereden başlamamız gerekir bu hikayeleri toplamaya?
İşte tam da bu noktada birinin bizi dinlemesine ve sadece bize ait olan o hikayeleri paylaşmaya, anlamaya ihtiyaç duyarız. Teselli olmak, iyi hissetmek, farklı yerden görmek ve yalnız olmadığımızı duymak isteriz. Bu desteği istememizden doğal bir şey yoktur.
Hikaye anlatmak, tarihin başından bu yana insan olma deneyimiyle iç içe geçmiş bir etkinlik. Ve aslında hayatımızın her anında hikaye anlatıyoruz.
Ama şunu unutmamak gerek. Hayat hikayelerimiz, ya da William Randall’ın ifadesiyle “bizi biz yapan hikayeler”, bir romandan, bir öyküden, veya bir sinema filminden bir yönüyle radikal bir şekilde ayrılıyor.
Bir roman, bir sinema filmi, veya tam olarak şu anda dinlediğiniz podcast, sabit bir anlatı. Çoktan yazılmış, yazımı tamamlanmış. Ama yaşam hikayemiz, öz-anlatılarımız, biz yaşadığımız sürece, devam eden serüvenler. Geçmiş sayfaları düzenlemek, ve gelecekte yazacağımız sayfalara yön vermek de kısmen bile olsa, bizim elimizde. Bunun için ihtiyacımız olan bir şey var: Cesaret.
Anlatmaya, anlamaya ve yeniden yorumlamaya…
Künye
- YazanBerkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
- Müzik SeçimleriKutay Çilesiz
Kaynaklar (18)
- youtube.com
- youtube.com
- ted.com
- Who Am I?
- Tell Me A Story
- We become what we tell ourselves
- What Is Narrative Therapy?
- youtube.com
- The Stories We Tell Ourselves - The Beautiful Truth
- facts
- Ted-Talk
- Integrative Psychotherapy Articles
- The Personality Myth
- Future Self
- The Pattern Problem
- youtube.com
- Evimdekipsikolog.com
- evimdekipsikolog.com