Dikkat Dağınıklığına Son!
Odaklanamıyor musunuz? Korkmayın, yalnız değilsiniz! Günümüzde insanların büyük kısmı, korkunç bir "dikkat dağınıklığı krizi" yaşıyor. 111 Hz'in bu bölümünde, odağımızın neden dağıldığını araştırıyor, ardından bu sorunu çözmek için başvurabileceğimiz çözümler üzerine konuşuyoruz. Sizlerin bölümü dinlerken tek yapması gereken şeyse, odaklanmak.
Afedersiniz. Müziği kapatıyorum. Malum, dikkat dağıtabilir.
Çünkü bu bölümde konumuz odaklanmak olacak. Ve bölüme başlar başlamaz, sizden odağınızı rica edeceğim.
Bir şeye, tek bir şeye odaklanmanızı istiyorum: Nefesinize.
10 saniyeliğine gözlerinizi kapatın ve sadece ciğerlerinize dolan havayı takip edin.
10…
Eee bu ne şimdi!?
Durun durun, sakin. Sizin telefonunuz değil, kulaklıktan geldi sadece. Mesaj falan gelmedi, WhatApp’ınız da gayet sakin.
Ama işte… Odağımız dağıldı bi’ kere. Şimdi bunu nasıl toparlayacağız bunu?
İşte bunun üzerine konuşacağız bu bölümde.
Ama yalnızca “nasıl” sorusunun cevabını aramayacağız. “Neden odaklanamıyoruz?” sorusunu da masaya yatıracağız. Çünkü bir problemi gerçekten inanarak çözebilmek için, bizi çözüm aramaya iten nedenlerin de farkına varmak gerekir.
Bu anlatacağım şeyin başınıza geldiğinden eminim.
Sabah güzel bir saate alarm kurdunuz.
Kalktınız kapattınız. Misler gibi uykunuzu almışsınız. Güzel bir sabah. E güzel bir sabaha ne yakışır?
Aynen öyle, şöyle içinizi ısıtacak bir bardak kahve. Birazdan hazır olur. Sakin bir kafayla, tatlı bir çalışma ortamı hazırlıyorsunuz kendinize. Yapılacak işler çok, ama “yaparım ya” kafasındasınız. Belki ders çalışmanız gerek, belki bişeyler yazmanız.
Hah, kahve hazır!
Bardağınızı aldınız, masanın başına oturdunuz. Açtınız bilgisayarı, özgüveniniz yerinde, yapılacak ne varsa vız gelir tırıs gider bugün. Tam çalışmaya başladınııız… Hop.
Telefonunuzda bi’ bildirim. Kimden geldi acaba?
Ah, Instagram’dan biri, birkaç fotoğrafınızı beğenmiş.
Hmmm, kim acaba. Profiline girdiniz, ortak arkadaşlarınız var. Sırasıyla fotoğraflarına bakmaya başladınız. Oradan başka profillere atladınız, hatta belki de Instagram ana sayfasına düştünüz. Sonsuz bir kaydırma serüveni…
Birdenbire, ne yaptığınızı unutuverdiniz. Sahi, ne yapıyordunuz ya?
Hani bugün işleri halledecektik?
Bu anlattığım, aslında her insanın başına gelen klasik bir dikkat dağınıklığı senaryosu. Bu türden bu hikaye, size de tanıdık geliyor ve bunun karşısında utanç veya suçluluk duyguları yaşıyorsanız, üzülmeyin. Yalnız değilsiniz.
Yaptığımız işe bir türlü odaklanamamak, aslında çağımızın kronik problemlerinden. Suçluluk duygunuzu bir kenara bırakın dememin sebebi, tam da bu. Çünkü “odaklanamama problemi” üzerine yazılmış en popüler kitaplardan Stolen Focus —yani “Çalınmış Dikkat”in yazarı Johann Hari, araştırma sürecine bizim gibi suçluluk hissettiği için başlamış.
Evet, Hari de, sürekli meşgul olmasına rağmen işlerini bir türlü halledemediğini ve bir işe uzun süre odaklanmakta zorlandığını fark ettiğinde, suçu uzunca bir süre kendinde aramış. “Herhalde ben zamanımı yönetemiyorum” düşüncesiyle, bir başarısızlık hissine kapılmış — ki çok normal. Neticede insanız ve böyle düşüncelere fazlasıyla yatkın olabiliyoruz.
Ama zaman geçtikçe, odaklanma sorununu yalnızca kendisinin yaşamadığını, çoğu insanın aynı sorundan şikayetçi olduğunu fark etmiş Hari. Ve vaktini bu meseleyi araştırmaya adamış. Araştırmaların sonucunda fark ettiği şeyse şu: Yaşadığımız odaklanamama durumu, bireysel bir problem değil, tam aksine toplumsal bir sorun.
Hari’ye göre günümüz toplumu bir “dikkat krizi” içinde ve kitabında bu krize yol açan 12 farklı neden sıralıyor. Ama bazıları diğerlerinden çok daha kritik nedenler.
İşte bunlardan ilki…
Teknoloji.
Şimdi… 16. yüzyılda yaşadığımızı hayal edelim. Ama öyle büyük bir şehir değil, sakin, sessiz bir kasaba olsun yaşadığımız yer. Hayatımız, şayet bir gezgin falan değilsek, yaşadığımız kasabada geçiyor.
Yalnızca insanlar için de geçerli değil bu, havadisler de öyle. Küçük kasabalarda yaşayan insanların dünyaları küçüktü ve çoğu zaman yalnızca kendi kasabalarında olan bitenden haberdarlardı. Büyük şehirlereyse gezginler ya da tüccarlar aracılığıyla ulaşıyordu haberler. Ya at sırtında, ya da bir geminin güvertesinde.
Bu yüzden, bir haberin bir şehirden başka bir şehre ulaşması haftalar, hatta bazen aylar alabiliyordu.
Ama insanlığın teknoloji ile ilişkisi, bu durumu radikal biçimde değiştirdi. Sanayi devrimiyle birlikte, önce tren ve buharlı gemi gibi ulaşım araçları mesafeleri kısalttı. Ardından iletişim araçları gelişti. Önce telgraf, sonra radyo ve televizyon gibi teknolojiler, bilginin yayılmasını hızlandırdı. Artık haberler, bir şehirden, dünyanın öte ucundaki başka bir şehre saniyeler içerisinde ulaşabiliyordu.
Öyle ki, iletişim araçlarının teknolojiyle artan hızı, aldığımız enformasyonun yoğunluğunu da artırdı. 1986’da, sıradan bir insanın günlük aldığı bilgi miktarı 40 gazeteye eşdeğer hale gelmişti.
40 gazete!
Ve düşünün, 1986’da, henüz internet diye bir şey yoktu! Web’in gelişmesi ve hızla yaygınlaşmasıyla, bilginin yayılma hızı da hepten arttı. Öyle ki, 2004 yılına geldiğimizde, sıradan bir insanın maruz kaldığı günlük bilginin 174 gazeteye eşdeğer olduğunu ifade ediyor Hari.
Bilgisayar ve telefon ekranlarımıza gelen bildirimler yüzünden bilgi hayatımızın her anında artık. Enformasyona erişim hızımız, tarihte hiç olmadığı kadar yüksek, ve bu hız her geçen gün artıyor.
İşin tatsız yanı, beynimiz bu hıza yetişebilecek, bu enformasyonu işleyebilecek kapasiteye sahip değil. Araştırmalara göre de, hiçbir zaman olmayacak. Bilginin akış hızı, tarih boyunca katlanarak artsa da, insan beyninin bilişsel kapasitesi, son 40.000 yılda öyle pek de değişmedi.
Bu nedenle bu enformasyonu ne işleyebiliyor, ne de yaratıcı amaçlarla tam verimli şekilde kullanabiliyoruz. Aksine, bu bilgi akışı, çoğu zaman odağımızı baltalayan bir unsura dönüşüyor.
Tıpkı odağımızın derinlerine inmeye başlamışken bizi yakalayan bir kanca gibi derinlerden alıp yeniden yüzeye çekiveriyor.
“Kanca” dememin elbette bir sebebi var. Çünkü bir kere takıldı mı yakamızı bırakmıyor. Özellikle de bu kanca, bir sosyal medya uygulamasından gelmişse…
Hari’nin araştırmalarından elde ettiği sonuçlardan biri de bununla ilgili. Onun tezine göre Facebook, Instagram, Twitter ya da YouTube gibi uygulamaların, çok fazla zamanımızı alması bir tasarım hatası değil.
Hani meşhur bir söz vardır: “Bir ürüne para ödemiyorsanız ürün sizsiniz” diye.
Ücretsiz kullandığımız bu platformların çoğu “etkileşime” dayalı bir iş modeline sahip. Ne demek bu?
Bir platformda ne kadar vakit geçirirsek, o kadar reklama maruz kalıyoruz. Daha fazla etkileşim kuruyor ve beğenilerimize dair daha fazla veri paylaşıyoruz. Bu sayede algoritmalar davranışlarımızın haritasını kolaylıkla çıkarıp, bizi daha spesifik reklamların hedefi haline getirebiliyorlar.
Ücretsiz sandığımız bu uygulamalara, bir şekilde ödeme yapıyoruz aslında. Belki para değil ama, dikkatimizi ve zamanımızı harcıyoruz. Ve bunu yaparken çok bonkör davranıyoruz.
Bu yüzden, bu platformların bağımlılık yapacak şekilde tasarlandığını söylüyor Hari. Tüm bunlar, bizi daha uzun süre çevrimiçi tutmaya yönelik oluşturulmuş tasarım öğeleri. Ve bizden odağımızı çalıyorlar.
Ama odaklanamama sorununun tek nedeni sosyal medya değil. Benim önemli gördüğüm başka bir neden daha var:
Her anınız dolu, sürekli meşgulsünüz. Ama buna rağmen, elinizdeki tek bir işi tamamlamakta bile zorlanıyorsunuz. Size de bir yerlerden tanıdık geliyor mu bu?
Sürekli meşgul olmak… Ama buna rağmen işleri bitirememek… Niye oluyor bütün bunlar?
Basit bir soru sorarak başlayalım: Şu anda kaç farklı şeyle uğraşıyorsunuz? Podcast dinlediğiniz kesin.
Peki beni pürdikkat mi dinliyorsunuz? Açıkçası ben, aranızda bu bölümü dinlerken yemek yapan, internette gezinen, veya sıkış tepiş bir metrobüsün içinde “hangi koltuk boşalacak” diye düşünenler olduğuna adım gibi eminim.
Ve eğer bu söylediğim kişilerden biriyseniz zihninizi bölmeye ve aynı anda birden fazla şeye odaklanmaya çalışıyorsunuz demektir.
Hala bahsettiğim kavramı çıkaramadınız mı? Multi-tasking yahu!
Özünde bilgisayarlar için tasarlanmış bir çalışma prensibiyken, günümüzde insanlardan da beklenen bir özellik oldu bu.
Gün geçtikçe hızlanan bir çağda yaşıyoruz. Ve bu çağın gerekliliği birden fazla işi eşzamanlı yürütebilmek. Çağımız, hıza ve randımana değer verdiği için, aynı anda ne kadar çok iş yürütebilirsek, kendimizi o kadar “iyi odaklanabilen” kimseler sanıyoruz. Ama Hari’ye göre durum bunun tam tersi. Birden fazla işe aynı anda odaklanmak konusunda, hiç de başarılı canlılar değiliz.
Bir yanda oturup odaklanmanız, üzerine düşünmeniz, kafa yormanız gereken bir proje var diyelim. Öte yanda ise az önce gelen kutunuza düşmüş ve hızlıca cevaplanması gereken bir mail. Bu da yetmezmiş gibi, bir de organizasyonu yapmanız gereken bir toplantı var.
Benim multi-tasking’den kastım bu. Bakın Johann Hari, multi-tasking hakkında neler söylüyor.
Söylediklerini kısaca özetleyeyim size: Aynı anda birden fazla göreve odaklanmaya çalıştığımızda, esasen iki iş arasında hiper hızda geçişler yapıyoruz. Ve her geçişin bir maliyeti var. Zaten Hari de buna “geçiş maliyeti” adını veriyor.
Birden fazla iş arasında yaptığımız her geçiş, odağımızı kesintiye uğratıyor. Ve beynimiz, her seferinde kendisini yeni görev için kalibre etmeye çalışıyor. Bunun için fazladan bir efor sarfediyor. Ve bu durum zihinsel performansımızı düşürüyor.
Ama Hari’ye göre günümüzün iş hayatı, bizden çoğu zaman böyle çalışmamızı istiyor. Ona göre multi-tasking’in verimlilik şahikası olarak görüldüğü çağımızda, dikkat dağınıklığı kaçınılmaz bir durum. Hatta buna teşvik edildiğimiz bir çalışma sistemine sahibiz.
Peki çözüm ne?
Bütün bu anlattıklarımla, kendinizi içinden çıkılamaz bir bilmecenin içindeymiş gibi hissediyor olabilirsiniz. Ama ne başta söylemiştik, bu bölümün esas sorusu, “odağımızı nasıl toparlayacağız?” olacaktı. Bu yüzden aman diyeyim, enseyi karartmayın. Toplumumuzun odaklanma anlarına vurulan balta darbelerine karşılık, kişisel kalkanlarla direnmek mümkün.
Her şeyden önce, sorunun ilk ayağının teknoloji ve iletişim araçları olduğundan bahsettik. Bugün, akıllı telefonlarımızın ve bilgisayarlarımızın olmadığı bir dünyayı hayal etmek neredeyse imkansız. Bu cihazlar ve teknolojiler modern yaşamın önemli bir parçası. Zaten benim de “atın bu aletleri, kurtulun bunlardan” gibi bir önerim falan da yok. Ama hayatımızda pozitif etki yaratabilmeleri için, onlarla ilişkimize bazı sınırlar koymamız gerekiyor.
Teknoloji ile örülü rutinimizi kırmak ve bildirimlerden uzak zaman dilimleri yaratmak, bu konuda ilk çözümlerden biri. Bir işe odaklanacağınız zaman, telefonunuzu uçak moduna alabilirsiniz mesela. Merak etmeyin, birkaç saatten bir şeycik olmaz.
Telefonumuzu uçak moduna aldık, ama buna rağmen odaklanamıyor muyuz?
E, bunun da çözümü basit: Kütüphaneleri deneyin.
Eğer dikkatimizin dağılmasının en büyük nedeni çevresel unsurlarsa, bu durumu tersine de çevirebiliriz. Çalıştığımız çevreyi, odaklı insanlarla doldurmak, bizim motive olmamıza ve dikkatimizi toplamamıza yardımcı olacaktır. Ve bence bu motivasyonu en iyi kütüphanelerden edinebilirsiniz.
Bir de tüm bunların yanında, odaklanma problemine karşı daha köklü bir çözüm var: Flow State, yani Akış Hali.
Bu kavram, ilk kez psikolog Mihály Csíkszentmihályi’nin “Flow” adlı kitabında tanımlanmış.
Mihály, uzun yıllar mutluluk ve yaratıcılık üzerine araştırmalar yapmış birisi. Ve bu araştırmaları süresince, yaratıcılığın zirveye çıktığı anları saptamış. Mihaly’e göre, yaratıcılığın adeta zihnimizden fışkırdığı anlarda “Akış” adı verilen bir odaklanma haline giriyoruz.
Kendisi Akış’ı şöyle tanımlıyor:
"Akış durumu, bir kişinin tam olarak odaklandığı ve bütün dikkatini bir aktiviteye verdiği zamanlarda yaşanan bir deneyimdir. Bu durum, insanların zaman ve mekan farkındalığını azaltır ve kendilerini aktiviteye kaptırmalarına yol açar. Akış Hali, insanların daha mutlu ve tatmin olmalarına yardımcı olur ve yüksek bir verimlilikle yapılan aktiviteler sırasında daha sık yaşanır.”
Şimdi, Mihaly'e göre iyi haber şu: Birkaç temel koşulu yerine getirdiğimiz takdirde hepimizin bu akış halini yakalaması mümkün.
İlk koşulumuz, odaklanmayı planladığımız proje her neyse, manevi anlamda bizi ödüllendirmeli. Çalışırken bizi motive edecek ve mümkünse keyif alarak yapacağımız bir iş olmalı bu. Çünkü Mihaly'e göre akışa girmemizi sağlayan şey, iş bittiğinde ortaya çıkacak sonuçtan çok, sürecin ta kendisi.
İkinci koşul şu: Odağımızı verdiğimiz iş, tüm dikkatimizi gerektirecek kadar zorlayıcı olmalı, ama "of yeter, vazgeçtim" dedirtecek kadar da bunaltmamalı.
Ve son koşul: Akış haline girebilmemiz için, kendimize bir "odak süresi" belirlememiz gerek. Bu süre boyunca bizi hiçbir şey rahatsız etmemeli. Ne zihnimizi meşgul eden başka bir düşünce, ne bir whatsapp bildirimi, ne de bizi lafa tutacak birileri. Yalnızca tek bir işle ilgilenmemiz şart. Multi-tasking yasak. Zihinsel enerjimizin tamamı, o işe kanalize olmalı. Eğer farklı işler arasında geçiş yapmaya kalkarsak, daha önce bahsettiğim gibi, sürekli yeniden adapte olma sorunuyla baş başa kalırız.
Odaklanabilmek, dijital uyaranlarla dolu çağımızda her zamankinden daha zor. Ben de sizin gibi bunun farkındayım. Ama ne olursa olsun, bunun için elimizden geleni yapmamız gerektiğine inanıyorum.
Çünkü “odaklanmak” kelimesiyle anladığımız yalnızca “bir işe odaklanmak” olmamalı. Aynı zamanda sevdiklerimize, hayatta değer verdiğimiz şeylere, şu ana — kısacası yaşamın kendisine odaklanmayı da anlamalıyız bununla. Unutmayın, önemli olan hayatımızda ne kadar zamanımız olduğu değil, sahip olduğumuz bu zamanı nasıl değerlendirdiğimiz.
Çağımız dikkatimizi dağıtmak için elinden geleni yapadursun, farkındalık, kararlılık ve doğru alışkanlıklarla bu soruna karşı direnebilir ve zihnimizin kontrolünü geri alabiliriz. Bizi sürekli yüzeye çekmek için atılan kancalara inat anda kalmayı, yaptığımız şeylere ve sevdiklerimize odaklanmayı, tüm bunların içinde kendi akışımızı bulmayı başarmak mümkün.
Künye
- YazanBerkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (28)
- Your attention didn't collapse. It was stolen
- “right to disconnect”
- youtube.com
- Everyone says time is more valuable than money - but they're missing the most important resource of all
- research has shown
- Why can't we focus anymore? | The Jotform Blog
- one
- Harris put it best
- always-on expectations
- research
- Bored & Brilliant series
- Why human brains are not designed to multi-task - Brain Fodder
- **constant task switching**
- repeated research has demonstrated
- Why the Human Brain Can't Multitask
- study
- study
- Losing focus: Why tech is getting in the way of work
- Why Technology Makes it More Difficult to Focus | Chalene Johnson Official Site
- 8 Traits of Flow According to Mihaly Csikszentmihalyi
- youtube.com
- FLOW BY MIHALY CSIKSZENTMIHALYI | ANIMATED BOOK SUMMARY
- Mihaly Csikszentmihalyi: Akış üzerine
- İnsanlar Ne Zaman En Mutlu Olurlar? Mihaly "Akış Teorisi" ile Yanıtlıyor
- What's an hour?
- qz.com
- streamable.com
- streamable.com