Mutluluğun Formülü
Her insan mutlu bir ruh halinde olmak ister. Kimi gündelik mutlulukların peşindeyken kimi de yakaladığı mutluluğu daim kılma arayışı içindedir. Biz de 111 Hz'in bu bölümünde uzun vadeli mutluluğun izini sürüyoruz. Birkaç basit yöntemle, sade bir mutluluk hali yaratmaya çalışıyoruz. Teşekkür ettiğiniz kişiyi ve buna dair hislerinizi Barış ile paylaşmak için: https://podbeemedia.com/podcast/baris-ozcan-ile-111hz
Bir soruyla başlayalım bu bölüme: Sizden dünyanın en mutlu insanını hayal etmenizi istesem, gözünüzün önünde nasıl biri canlanırdı?
— Herhalde dünyanın sayılı zenginlerinden biridir?
— Gününü gün eden biri kesin. Her gün tatilde gibi yaşıyordur.
— Di mi, di mi! 5 yıldızlı oteller, 5 yıldızlı restoranlar. Sabah bir davette, akşam başka bir partide bir hayatı vardır kesin.
I-ıh. Yanlış tahmin.
— Hmmmm. Dünyanın en mutlu insanı… Peki o zaman! Belki de dünyanın en başarılı insanlarından biridir?
— Aaa evet, valla çok mantıklı. Başarılıysa, etrafındakilerden saygı da görüyordur. Herkes ona imreniyordur. Hedeflerini de bir bir gerçekleştirmiş, kişisel olarak hayatından tatmin de olmuştur kesin.
— Kesin başarılı, tanınmış bi sanatçı falandır ya. Sanat insanın ruhunu besler derler ya…
Hayır. Yine yanlış. Ayrıca bir şey diyeyim, bu iki arkadaşımız gibi kıskanç olmamanızı öneririm. Bu mutluluktan çok mutsuz insanların refleksidir.
Aslında “dünyanın en mutlu insanı kimdir?” sorusu, biraz anlamsız bir soru. Sonuçta oldukça subjektif bir durumdan söz ediyoruz. Kime göre mutlu, neye göre mutlu? Ama yine de objektif olarak, yani nesnel verilerle ve bilimsel ölçümlerle çok ama çok mutlu olduğu kanıtlanmış birinin hikayesini biliyorum ben: Matthieu Ricard.
Wisconsin Üniversitesi'nden nörolog Richard Davidson, 2012 yılında bir çalışma yürütmüş. Çalışmanın odağına ise, uzun süre meditasyon yapmış insanları yerleştirmiş ve bu insanları EEG, yani elektroensefalografi testine sokmuş.
Matthieu Ricard, işte bu çalışmaya katılanlardan biri. Nörolog Davidson, beyin görüntülenmesi için, Matthieu'nun kafasına 256 tane sensör bağlamış…
… ve Matthieu meditasyon yaparken beyninin yapısını incelemiş. Nörolog Davidson’un bu çalışma sonunda elde ettiği veriler hayli ilginç. Matthieu’nun nöroloji tarihinde eşine az rastlanır oranda bir mutluluk kapasitesinin olduğu, ve beynindeki teta dalgalarının epey yoğun olduğunu gözlemlemiş. Matthieu’nun beyninin sol prefrontal korteksindeki aktivite, sağ kısma göre çok daha aktif çıkmış.
Hatta bu deney öyle bir magazin konusu olmuş ki, Matthieu Ricard popüler medya tarafından “dünyanın en mutlu insanı” olarak bile ilan edilmiş. Elbette, nesnel ve objektif bir unvan değil bu, daha çok sansasyonel bir haber olsun diye “dünyanın en mutlu insanı” demişler Matthieu’ya. Öyle ya, dünya üzerinde bu teste sokulmamış milyonlarca insan var. Bu yüzden, kendisine dünyanın en mutlu insanı demek fazla iddialı olur diye düşünüyorum. Ama herhalde şunu diyebiliriz: Matthieu Ricard dünyadaki en mutlu insanlardan biri.
Peki kim bu Matthieu? Başta sözünü ettiğimiz gibi, çok zengin, veya hayattaki her amacını tıkır tıkır, basamak basamak gerçekleştirmiş çok başarılı biri mi? Hayır. Aksine! Matthieu, moleküler biyoloji alanında doktora yapmış bir Fransız. Ama daha sonra bütün kariyerini kenara bırakıp, taaa Tibet’e, Budizm öğrenmeye gitmiş. Yani başta tahmin yürüttüğümüz gibi öyle aşırı eğlenceli veya başarılarla dolu bir hayatı falan yok. Hatta aslına bakarsanız, oldukça basit bir yaşantısı var Matthieu’nun. Sabahın erken saatlerinde uyanıp, meditasyonla başlıyor güne Matthieu. Yaklaşık 2-3 saat meditasyon yapıyor. Ardından ufak bir kahvaltı. Meyve, yulaf ezmesi gibi basit ve sağlıklı şeyler. Daha sonra çalışmaya geçiyor. Kendisi Himalayalar’da yaşayan yerli halka yardım eden Karuna-Shechen adlı hayır kurumunun kurucusu. Gününün büyük kısmı da, hayır kurumu ile ilgili işleri halletmekle geçiyor. Akşam olduğunda ise, manastırın sessiz ve huzurlu ortamında, kendi kendine yemek hazırlıyor. Dış dünyadan uzakta olduğu için, yiyecekleri ya kendisi yetiştiriyor veya yakındaki köylerden alıyor. Sağlıklı bir diyet, Mattheiu’nun fiziksel ve zihinsel sağlığını korumasına yardımcı olan etkenlerden. Günün sonunda ise biraz kitap okuyarak ve biraz daha meditasyonla günün yoğunluğundan kurtuluyor.
Bu kadar.
Oldukça yalın ve basit bir yaşam, öyle değil mi? Peki, bu kadar basit bir yaşantıya sahip olan bir insanın, bu denli mutlu olabilmesinin altında yatan sır ne? Bu biraz, mutluluğu nasıl algıladığımız, mutluluk hakkında genel kabul ettiğimiz düşüncelerimizle ilgili aslında.
Mutluluğun çoğu zaman, bir şeylere sahip olmakla, bir şeyleri elde etmek veya başarmakla ilgili olduğuna inanıyoruz. Örneğin çoğu zaman, başarının beraberinde mutluluğu da getireceğini düşünüyoruz. Bu bir yere kadar doğru belki, ama başarı sürekli bir rekabetin içinde olduğumuz ve daha fazlasını yapmamız gereken bir toplumda, yetersizlik duygusuna da neden olabilir. O halde mutlu olmak, aslında sandığımızdan çok farklı dinamiklerle çalışıyor olabilir. Bunun için, biraz mutluluk hakkındaki ön kabullerimizi deşmemiz gerekiyor.
Peki bu anlat anlat bitiremediğimiz mutluluk nedir sizce? “Mutluluk” kelimesini düşündüğümüzde, ister istemez iki farklı tipte mutluluk geliyor aklımıza. İlki anlık mutluluklar. Bunu düşünmek epey kolay. Diyelim ki doğum gününüzdeyiz.
Arkadaşlarınız sizin için sürpriz bir parti hazırlamış. Pastalar, börekler, çörekler, binbir türlü hediyeler. Ooooh! Çok uzun süredir istediğiniz renkte bir kazak almış mesela bir arkadaşınız. Gün sizin gününüz, ve sizden mutlusu yok o an.
Peki ya sonra? Bu mutluluk sürmeye devam edecek mi dersiniz? Belki de aşırı bir yoğunluğun içinde bulacaksınız kendinizi, nerede o bir hafta önceki siz, nerede bir hafta sonraki siz? Anlık mutluluklar, genellikle bir doyumun ardından, zihnimizden yavaş yavaş silinmesiyle meşhurlar. Bu mutlulukların çoğu zamana yenik düşüyorlar ve unutuyoruz onları. Ama psikoloji literatüründe yapılmış bir deney var ki, meselenin yalnızca unutmakla ilgili olmadığını da gösteriyor bize.
Şimdiii…
Yarın, milyonlarca dolarlık bir piyango çekilişi olduğunu düşünün…
… ve sizin de bu piyango için alınmış bir biletiniz var. Toplar dönüyor dönüyor dönüyor, vee…
… büyük ödülü siz kazanıyorsunuz! Tebrikler!
Neler hissederdiniz? Muhtemelen kendinizden geçer, şansınıza inanamazsınız. Peki aynı mutluluğu, aradan geçen birkaç yılın ardından hala hisseder miydiniz?
1978 yılında yapılan meşhur bir psikoloji deneyinde, tam olarak bu araştırılmış. Araştırmacılar, deney grubunu büyük ikramiye kazanmış 22 kişiden, kontrol grubunu ise piyango falan kazanmamış başka bir 22 kişiden seçmişler. Ve ortaya çıkan sonuç şu olmuş: Ödülü kazanan insanlar, başlangıçta çok mutlu olsalar bile, aradan geçen ayların sonunda piyangoyu kazanmamış insanlarla benzer mutluluk seviyeleri raporlamışlar. Hatta bazıları, aslında büyük ödülü kazanmadan öncekinden de mutsuz olduklarını söylemiş. İyi de, insan piyangoyu kazandıktan sonra, nasıl olur da nötr bir ruh haline geri dönebilir? Hatta baksanıza, bazıları mutsuz olmuş diyorum! Olacak şey değil!
Gelin size işin özünü anlatayım: Başımıza gelen iyi olaylara veya şartlarımızın iyileşmesine zaman içerisinde alışıyoruz. Yani sorun yalnızca, bizi mutlu eden olayın bir doğum günü partisi gibi “gelip geçici - gündelik mutluluklar” olmasıyla ilgili değil. Aslında başımıza hayatımızın geri kalanını etkileyecek kadar iyi bir olay gelse bile — örneğin kariyerimizde yeni bir pozisyona gelmek de olabilir bu — zamanla yeni şartlarımıza alışıyoruz. Bize mutluluk veren yenilenmiş şartlarımız, bizim normalimiz, yeni standardımız haline geliyor.
Ha bir de, piyangoyu kazandıktan sonra, kazanmadan önceye göre daha mutsuz olduğunu söyleyenler vardı değil mi? Bu insanların durumu ise, ellerine geçen paranın bir bölümünü yanlış yatırımlarda kaybetmeleri ve bu nedenle mutsuz olmalarıyla bağlantılı. Kimileri ise kendisinden sürekli borç isteyen insanlardan kaçınmak için, kendisini sosyal anlamda izole etmiş. Bu da mutsuz olmaları için ekstra bir etken. Ama ben daha çok, bu “gelip geçicilik” durumuna dikkat çekmek istiyorum. Çünkü bu mutlulukla ilgili hissettiğimiz en büyük kaygılardan biri. Öyle ki, İngiltere’de bir TV belgeseli için yapılan bir deneyde, hayatında mutsuz olduğunu söyleyen insanlara “mutluluk hakkındaki kaygılarınız neler” diye soruluyor.
Katılımcıların pek çoğu, “mutluluğun gelip geçici olduğunu”, “yalnızca kendini düşünmekle ilgili olduğunu” ve “anlık mutlulukların, mutlu bir hayat için yeterli olmayacağını” söylüyor. Yani aslında yalnızca anlık mutluluklarla, mutlu ve tatmin olunan bir hayat inşa etmenin mümkün olmadığının, hepimiz farkında gibiyiz. Ama biraz önce zaten mutluluğun iki çeşidi olduğunu söylemiştim. Anlık mutluluklardan söz ettik, şimdi ise “uzun vadeli” mutluluklardan bahsetmek gerek. Ama buraya gelip geçici bir aradan sonra değineceğiz.
Aradan önce, uzun süreli mutluluğun ne olduğundan bahsedeceğimizi söylemiştim. Beni bunca bölümdür dinleyenler bilir ki ben sözümün eriyimdir.
Uzun vadeli mutluluğu, aslında başta hikayesini anlattığım Mattheiu’nun içinde bulunduğu durum olarak düşünebiliriz. Birine “mutlu bir insan” dediğimizde, alsında onun uzun vadeli mutluluğa sahip olduğunu da söylemiş oluyoruz. İşte bu, uzun erimli mutluluk, hayatımızdaki nesneler veya olaylar değil, düşüncelerimiz ve inançlarımız tarafından belirleniyor. Yani dış dünya değil, iç dünyamız tarafından. Hatta daha da doğru tabirle kendimize, başkalarına ve dünyaya baktığımız mercek tarafından.
Hatırlar mısınız bilmem, Mattheiu’nun, sol prefrontal korteksindeki aktivitenin, normal bir insana göre çok daha yüksek olduğunu söylemiştim. Hatılarsanız Aşkın Kimyası bölümünde, bu prefrontal kortekste neler olduğundan biraz bahsetmiştik. Mattheiu’yu inceleyen Dr. Richard Davidson’un çalışmasının gösterdiği önemli bulgulardan biri, sol prefrontal korteksin hem karmaşık düşünceler hem de duyguların merkezi olduğu. Bu, düşüncelerimizin nasıl hissettiğimizi etkilediğini ve nasıl hissettiğimizin de düşüncelerimizi etkilediğini ortaya çıkarıyor.
Durun durun. Bu öyle “düşüncelerinizi, bakış açınızı değiştirin ve mutlu olun” türünde bir öneriye gitmiyor. Çünkü hepimiz biliriz, düşüncelerimiz çoğu zaman otomatiktir. Kendilerine ait bir hayatları vardır. Ve sadece düşüncelerimizi kontrol etmeye çalışmakla uzun vadeli mutluluğu yakalamak imkansıza yakın. Çok basit bir örnekle açıklayayım.
Tamam tamam, 5 dakika boyunca beklemek gibi bir niyetim tabi ki yok. Sadece 10 saniye geçti, ama bu bile, düşüncelerimizi kontrol etmenin ne kadar zor olduğunu anlamak için yeterli bir süre. Bu bölümü dinleyen herhangi biri için, 5 dakika boyunca sadece nefesine odaklanmak kolay olmayacaktır muhtemelen. Çünkü zihnimiz, genellikle başına buyruk gezinmeye meyilli. Bu bölümü dinlerken bile, kim bilir ilgili - ilgisiz neler düşündünüz. Belki gözünüz günbatımına takıldı. Veya metrodasınız ve reklam panellerinden birine kilitlendiniz bir anlığına. Kısacası, ne kadar odaklanmaya çalışırsak çalışalım, düşüncelerimizi kontrol etmek fazlasıyla zor bir eylem.
Peki ya sizden, bölüm bitene kadar nefesinize odaklanmanız yerine, sadece sağ elinizi havaya kaldırmanızı istesem? Eminim bunu kolaylıkla yapabilirdiniz. Yani düşüncelerimizi kontrol etmek oldukça zor bir şeyken, eylemlerimizi ve davranışlarımızı kontrol etmemiz çok daha kolay ve uygulanabilir. İşte tam da bu nedenle mutluluğu, olumlu düşünmeyle değil, olumlu eylemlerle inşa etmemiz gerek. O zaman asıl soru şu: Nasıl olumlu eylemlerde bulunabiliriz?
Aslında, mutlulukla ilgili bilimsel çalışmaların yoğun olarak sürdürüldüğü “Pozitif Psikoloji” dalının, bu soruya verdiği birden fazla cevap var. Güçlü yanlarımıza odaklanmak ve bu özelliklerimize yatırım yapmak, kendimize günlük hedefler vermek ve olumlu anıları hatırlamak bunlardan sadece bazıları. Ama benim bahsetmek istediğim, hakkında fazlaca araştırma yapılmış olan bir yöntem var ki, bunu da anlatmak için başka bir deneyden bahsetmem gerek.
Kaliforniya Üniversitesi’nde psikoloji profesörü ve “Teşekkür Ederim” kitabının yazarı Dr. Robert Emmons, 10 yıldan uzun bir süredir minnettarlık ve mutluluk ilişkisi üzerine deneyler yapıyor. Bu deneylerden en ünlüsünde Dr. Emmons, 300 kişiye birer defter vermiş ve bu 300 kişiyi 3 gruba ayırmış. İlk 100 kişiden oluşan grup — ki biz bunlara grup A diyelim — bu deftere hayatlarındaki minnettar oldukları şeylerin günlük listelerini yazmışlar. Oldukça basit şeylerden söz ediyorum: “Bu sabah çok güzel bir kahvaltı ettim”, “bugün hava çok güzeldi”, “kardeşim hayatımda olduğu için mutluyum” gibi şeyler.
İkinci 100 kişi — bunlar da B grubu olsun — defterlerine, onları rahatsız eden şeylerin günlük bir listesini yazmışlar.
“Bugün otobüsü kıl payı kaçırdım”, “İşe geldiğimde asansör bozulmuştu, tüm gün merdivenleri kullanmak zorunda kaldım”, veya “Hava ne kadar kötü, sırılsıklam oldum yağmurdan” gibi şeyler.
Üçüncü 100 kişi ise, kontrol grubu oldu. Onlar da, olumlu veya olumsuz, akıllarına ne gelirse onu yazmışlar günlüklerine.
“Az önce kedimi besledim”den tutun, “Örümcek Adam nasıl ağ atabiliyor?”a kadar, ilgili veya ilgisiz, bir sürü şey.
Aradan geçen haftaların sonunda, ortaya çıkan sonuçlar ise ilginç. Dr. Emmons, ilk gruptaki, yani minnettar oldukları şeyler hakkında günlük tutan insanların diğer iki gruba göre çok daha mutlu hissettiklerini ölçümlemiş. Sadece bu da değil, ilk gruptakiler bu süre boyunca daha iyi uyumuşlar ve daha enerjik hissetmişler.
Bilim insanlarının buradan vardıkları sonuç şu:
Şükran duygusu, beynimizdeki ödül duygularıyla, sosyal bağlar kurma ve başkalarının niyetlerini yorumlayabilme yetenekleriyle ilgili nöral ağları uyarıyor. Ayrıca, hayatımızdaki olumlu anıları kaydetmeyi ve hatırlamayı da kolaylaştırıyor. Çünkü hayatımızda oldukları için sevinç duyduğumuz şeylere olan minnettarlığımızı ifade ettiğimizde, dikkatimizi hayatımızın olumlu yönlerine çekiyoruz. Ve her gün minnet duyduğumuz şeyleri yazdığımızda, aslında fark etmeden zihnimizdeki hayat hikayemizi, onun olumlu yönlerini öne çıkararak yeniden yazıyoruz.
Biliyorum, kulağa başta “o klasik kişisel gelişim egzersizlerinden biri” gibi geliyor. Ama öyle değil. Basit olmasına rağmen, arkasına koca bir psikoloji literatürü var bu egzersizin. Bu yüzden ciddiye alsanız iyi olur. Hatta dilerseniz, hafta sonunda seçtiğiniz kişiye teşekkürlerinizi ilettikten sonra, kime teşekkür ettiğinizi ve sonrasında karşılıklı olarak nasıl hissettiğinizi, Podbee Media’nın sitesindeki soru sor butonu üzerinden benimle de paylaşabilirsiniz.
Unutmayın, mutluluk öğrenilebilir olduğu kadar, bulaşıcıdır da.
Künye
- YazanBerkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (9)
- Yapılan Bilimsel Araştırmalara Göre Dünyanın En Mutlu Adamıyla Tanışın: Mathieu Ricard
- Matthieu Ricard: World's Happiest Man on What Really Matters.
- The habits of happiness | Matthieu Ricard
- Simply Happy
- What the Second-Happiest People Get Right
- What You Were Taught About “Happiness” Isn’t True
- Forget regret! How to have a happy life – according to the world’s leading expert
- Robert Waldinger: What makes a good life? Lessons from the longest study on happiness | TED
- youtube.com