111 Hz ·Bölüm 70 ·10 Nisan 2023 ·61 dk ·835 kelime

Neye Spor Diyoruz? (ft. Kaan Kural & Mehmet Demirkol)

Bu bölüm 25 Ocak 2023 tarihinde kaydedilmiştir. Sporun tanımı ve kapsamı, tarihin hemen hemen her döneminde önemli bir tartışma konusu oldu. Antik çağlardan beri cevabını aradığımız "Neye spor diyoruz?" sorusunun günümüzdeki odağındaysa e-Spor yer alıyor. 111 Hz'in bu bölümünde konuklarımız Mehmet Demirkol ve Kaan Kural ile "Sporun elektroniği olur mu?" konusunu tartışıyoruz. "Neye spor diyoruz?" sorusuna onlarla birlikte cevap arıyoruz.

0:00

Spor deyince aklınıza ne geliyor? Bu soruya birçoğunuzun futbol cevabı vereceğinden eminim.

Ki çok normal bir durum bu. Futbolun rekabetçi yönü bir yana, evrensel bir eğlence kaynağı oluşturması onu en popüler spor dallarından biri haline getirdi. İşin içine endüstriyel etkenler de girince, bu sporun tarih boyunca ülkeler ve kültürler üstü bir etki yaratması hiç de sürpriz değil.

Elbette futbol dışında yüzlerce farklı dalda spor ve onlara ilgi duyan milyonlarca insan var. İletişim aygıtlarının gelişmesi, yayıncılık teknolojilerinin ilerlemesi, atlet performanslarının ve rekabetin sürekli artması, sporun her dalında seyirlik bir etki yaratıyor artık. Fakat bazı aktivitelerin spor olup olmadığı üzerine de sık sık tartışıyoruz. Günümüzde bu tartışmalar, elektronik sporlar üzerine yoğunlaştı. Bizim de bu bölümdeki ana odağımız “sporun dijitali mi olur?” tartışması olacak. Ancak e-spor meselesine geçmeden tarihsel bir yaklaşım da sunmak istiyorum size. Elektronik spor meselesini kurcalamadan önce, gelin Olimpiyat Oyunları’nın geçmişsine uzanalım birlikte. “Neye spor diyoruz?” sorusuna biraz kafa yoralım.

Bilinen ilk Olimpiyat Oyunları, M.Ö. 776 - M.Ö. 393 arasında Olympia’da düzenleniyordu. Yani hesabını yapacak olursak bir 2500 yıl öncesinden söz ediyoruz.

Bu oyunların esas amacıysa tanrıların tanrısı Zeus’u onurlandırmaktı. Her ne kadar tüm sporcular bireysel olarak bu yarışmalara katılsa da kazandıkları zaferler, yaşadıkları kentlere bir onurlu unvan taşıyordu, getiriyordu. Daha da önemlisi zafer kazanan atletlerin heykelleri, Zeus’un Olympia’daki tapınağında sergileniyordu. Bu da o sporcular için çok önemli bir prestij kaynağı demekti tabii ki.

Antik dönemin Olimpiyat Oyunları’nda koşu, uzun atlama, cirit atma, disk atma ve güreş gibi müsabakaların yanı sıra chairot, yani iki tekerlekli at arabası yarışları da düzenleniyordu.

Bir dakika, bir dakika! At arabası sürmenin nesi spor olabilir ki? Sonuçta esas işi atlar yapıyor, eforu onlar harcıyor. Marifet onlarda değil mi? Tamam, bu araçları kullanan sporcular ön kol kaslarını kullanıyorlar. Kabul edelim bir dayanıklılık ve denge testi durumu da söz konusu. Ancak bu müsabakalarda atletlerin esas test edildikleri şey koordinasyon ve konsantrasyonları. Yani fiziksel bir test kadar, zihinsel bir mücadele de var burada. Alın size bir “neye spor diyoruz” tartışması.

“Neye spor diyoruz?” meselesi sadece antik döneme de mahsus bir şey değil. 1896’da düzenlenmeye başlanan modern Olimpiyat Oyunları kapsamında da bu tartışmayı yapabileceğimiz bazı olaylar yaşanmış. Şöyle bir düşünün şimdi… Olimpiyat Oyunları’nda ressamların, heykeltıraşların, mimarların, müzisyenlerin ve hatta şairlerin ne işi olabilirdi ki? “Sanattan spor mu olurmuş yahu hiç?” diyebilirsiniz. E, olmuş işte… Bu ilk duyuşta size şaşırtıcı gelebilir, ama 1900’lerde düzenlenen oyunların büyük kısmında olimpik sanat diye bir kavram çıkıyor karşımıza. Nasıl mı? Gelin hemen açıklayayım size.

1906’da, Olimpiyat Komitesi’nin kurucusu Baron Pierre de Coubertin bir mektup kaleme almış.

Güzel sanatların Olimpik Oyunlar ile ahenk içinde olduğunu hatırlattığı mektubunda, sanat ve edebiyatın bu oyunlara dahil olması fikrini ortaya atmış. Olimpiyat ruhunu bedenin ve aklın kutlanması olarak nitelendiren Coubertin, bu fikrini biraz daha ileri götürüp bilim ve eğitimin de Olimpiyat Oyunları’nda yer alması gerektiğini ileri sürmüş. Baron’un çalışmaları birkaç yıl sonra meyvelerini vermeye başlamış.

1912’de düzenlenen Stockholm Olimpiyatları’nda ilk kez mimarlık dalında da bir yarışma yapılmış. 1910’da başlayan bu yarışmada, katılımcılardan modern bir olimpiyat kenti tasarlamaları istenmiş. Paris Mimarlık Okulu tarafından denetlenen bu yarışmanın sonucundaysa İsviçreli mimarlar Eugene-Edouard Monod ve Alphonse Laverriere’nin tasarladıkları Modern Olimpiyat Stadyumu madalya kazanmış. Aynı Olimpiyat Oyunları’nda müzik ve edebiyat dalında da yarışmalar düzenlenmiş. Örneğin edebiyat dalında altın madalya “Ode to Sport” isimli şiire gitmiş.

Sanat ve olimpik sporların bağı uzun yıllar, bir şekilde devam etti. Örneğin bugünlerde dünyanın en bilinen heykellerinden biri olan ve Rio de Janeiro’da yer alan devasa ‘Bağışlayıcı İsa’ heykelinin sahibi de Olimpiyat Madalyalı bir heykeltıraş aslında. 1928’de, Amsterdam’da düzenlenen oyunların heykel yarışmalarında, Paul Landowski isimli Polonya asıllı Fransız heykeltıraş kazanmış bu madalyayı. Onun tasarladığı “Le Boxeur” heykeli, bu dalda altın madalya kazanan en bilindik eserlerden bir.

“Mimarlık, şiir, heykel… Bunların sporla ilişkisi ne ki?” diye düşünebilirsiniz. Ancak modern Olimpiyatlar’ın öncüsü Pierre de Coubertin, sporun sadece fiziksel değil aynı zamanda mental bir aktivite de olduğunu savunuyordu. Elbette bu branşların spor olup olmadığı da bir tartışma konusuydu. Bu tartışmalar sürerken, 1948 Londra Olimpiyatları’yla birlikte sanatın, olimpiyat macerası da son buldu.

O günlerde başlayan “neye spor diyoruz” tartışmaları şimdilerde de devam ediyor tabii ki. Sadece tartışmaların odak konusu değişti. Yeni konumuz ise elektronik sporların, bir spor dalı sayılıp sayılmadığı… 2000’lerde Güney Kore’de yaygınlaşmaya başladı e-spor. LoL, Dota 2, Fifa, Counter Strike ve Formula 1 gibi birçok oyunun turnuvaları yapılıyor artık. Üstelik bu turnuvalar devasa stadyumlarda, binlerce kişi tarafından canlı olarak takip edilebiliyor. Elektronik sporların Olimpiyat Oyunları’nın geleceği olduğunu savunan insanların sayısı da gittikçe artıyor. Hatta bununla ilgili ciddi çalışmalar da var. 2021’de Tokyo Olimpiyatları’ndan hemen önce düzenlenen Olympic Virtual Series, Uluslararası Olimpiyat Komitesi lisansına sahip ilk sanal spor etkinliğiydi mesela. Bununla birlikte e-sporun, spor olup olmadığı tartışmaları da iyice harlanmış gibi görünüyor.

Ben de bu konuyu sporun içinden iki kişiyle tartışmak istiyorum. Socrates Dergi YouTube kanalında “Oyna Devam” isimli programlarında e-spor konusu üzerine sık sık tartışan bir ikili bugün konuğum… Sevgili Mehmet Demirkol ve Kaan Kural.

Sevgili Kaan, sevgili Mehmet, öncelikle Podbee stüdyosuna hoş geldiniz.

Bu bölümde ele aldığımız konuyu, yani e-spor üzerine düşünceleri derinleştiren bir tartışma oldu bana kalırsa. Ben bu söyleşi için GG WP demek istiyorum. Sevgili Mehmet ve Kaan, konuk olduğunuz için teşekkür ederim…

Künye
  • YazanÖzgür Yılgür
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (20)