111 Hz ·Bölüm 74 ·8 Mayıs 2023 ·20 dk ·1.757 kelime

Yapay Zeka Dünyayı Ele Geçirebilir Mi?

111 Hz'in yeni bölümünde, son zamanlarda adını en çok işittiğimiz teknolojilerden biri olan yapay zekayı inceliyoruz. Chat GPT'nin kullanıma açılmasıyla gittikçe popülerleşen AI'ların, hayatımıza nasıl bu kadar çabuk entegre olduğunu sorguluyoruz. "Bu teknolojiler insanlık için ne ifade ediyor, AI'ların sınırları neler, onlardan nasıl faydalanabiliriz?" gibi soruların üzerine birlikte düşüyoruz.

0:00

Son yıllarda ne çok kripto para, metaverse ve VR gibi yeni teknolojilerden konuşulduğunu duyduk, öyle değil mi? Neredeyse hepimiz, en azından bir kez bu sohbetlerin içinde buldu kendini. Bu alanlarda büyük şirketler, çok büyük yatırımlar yaptı ve geleceğin bu teknolojilerde olduğunu söyleyip durdular. Metaverse’te toplantılar düzenlediler, NFT galerileri açtılar, 17 milyar dolarlık bir piyasa bile oluşturdular.

Ardından bir anda bütün bu sohbetleri geri planda bırakacak yepyeni bir rockstar doğdu. Daha doğrusu hep gözlerimizin önünde, ellerimizin altındaydı. Sadece teknoloji şirketleri henüz bunu kullanıma uygun bir hale sokamamıştı, o kadar. Son zamanlarda arkadaşlarınızla yaptığınız sohbetlerin yeni ana konusu haline gelen şeyden, yapay zekadan bahsediyorum. Artık sürekli bu konuda konuşulduğunu duyuyoruz, değil mi? ChatGPT, Midjourney, Dall-E… Hayatımıza böyle kavramlar girdi bir anda. Peki biz neden sürekli bunlar hakkında konuşuyoruz ki? Nasıl bir anda hayatımızada bu kadar önemli bir yer edindiler? Az önce dediğim gibi, aslında bunlar hep hayatımızın bir parçasıydı. Yalnızca bu kadar göz önünde değildiler.

2007 yılında veya civarında sıkça bilgisayar kullanıyorduysanız bu söyleyeceğim adı hemen hatırlayacaksınızdır. Kendisi o sıralarda internette yapılabilecek en enteresan şeylerden biriydi. Akinator’den bahsediyorum. Hatırlayamayanlar için kısaca anlatmaya çalışayım. Aklınızdan ünlü bir kişiyi ya da bir hayvanı tutmanızı isteyip, sorduğu sorularla bu kişiyi veya hayvanı bulmaya çalışan bir tahmin oyunuydu. “Evet - hayır” ya da “o mu? - bu mu?” gibi sorular soran ve bunlara verdiğimiz cevaplarla aklımızda tuttuğumuz şeyi bulmaya çalışan dijital bir lamba ciniydi aslında. Peki madem bir lamba cini, o zaman Akinator’ün bu yaptığı şey bir sihir miydi? Tabii ki hayır. Bunun ardında -yine çok sık duyduğumuz konularından olan- bir algoritma var. Bir de çok çeşitli ve kaliteli bir veritabanı. Kısacası Akinator machine learning, yani makine öğrenmesi yöntemiyle çalışan bir yapay zekaydı. O zamanlarda bu teknolojiyle tanışmak sihir gibi geliyordu bizlere. Tabii bu çok doğal, çünkü herkesin kullanabileceği yapay zeka örnekleri son derece sınırlıydı o dönemde. “Akinator ilk yapay zeka mıydı” diye soracak olursanız, hayır. Sadece ilk kez bu kadar yaygın kullanılmıştı ve onun sayesinde herkes böyle bir şeyin varlığından haberdar olmuştu. Bir zamanların ChatGPT’si Akinator’dü kısacası. Tabii kullanım alanı açısından çok çok daha sınırlı bir GPT. Kim niye aklından geçirdiği bir ünlüyü tahmin ettirmeye ihtiyaç duysun ki? Belkiiiii çok çok çok sıkılırsak…

Madem GPT ve Akinator dedik, aralarındaki farkı şöyle anlatayım… GPT o kadar gelişmiş bir yapay zeka teknolojisi ki, kodlama bilmeyen biri bile websitesi oluşturabilir. Örneğin; GPT’ye Akinator’ü tamamen anlatıp “bana böyle bir websitesi hazırlar mısın?” şeklinde komut verilirse, belki birkaç revizeyle, kısa bir sürede Akinator 2.0’ı yaratılabilir.

Mart ayında gelen güncellemeyle birlikte GPT’nin de sınırları fazlasıyla genişledi. Şimdilik yalnızca premium kullanıcılara sunulan GPT-4 versiyonuyla, sadece böyle bir websitesi değil, aklımıza gelebilecek neredeyse her şeyi yapabilir hale geldik. Ben de bu bölümü kolaylıkla ona yazdırabilirdim aslında. Veya bölüm hakkında araştırma yapmak yerine, bölümü yazmak için gereken bilgileri ona sorabilirdim. Sadece bunlar da değil, kendime bir diyet listesi hazırlayabilir, bir gezi planı oluşturabilir ya da bir iş kurmak konusunda tavsiye alabilirdim. Tek yapmam gereken, GPT’ye doğru komutları vermek.

Tabii şunu asla unutmamak lazım, ChatGPT işini kusursuz yapan bir araç değil. Önerdiği ya da söyleyeceği her şeyi, kesinlikle doğru olarak kabul etmememiz gerekiyor. Söylediği şeyleri yaparken bir insan olarak, insana dair bir şey olan mantığımızı da bir kenara bırakmamak lazım. Aman ha benden söylemesi.

Anlayacağınız, bu bir yatırım tavsiyesi değildir.

Ama yine de iş kurmak konusunda bizlere enteresan fikirler verebiliyor Chat GPT. Bakın mesela, geçtiğimiz günlerde Twitter’da şöyle bir deneye rastladım… JacksonFall adında bir kullanıcı, GPT-4’e şöyle bir komut vermiş ve bunu Twitter hesabından paylaşmış:

Verilen bu komutları algılayan GPT-4, hemen çalışmaya başlamış ve Jackson’a şöyle bir görev vermiş:

Buradan yola çıkan Jackson Fall ve GPT, birçok websitesi adı hakkında beyin fırtınası yaptıktan sonra Greengadgetguru.com isminde karar kılmışlar.

Deneyin gerekliliklerinden biri bütün işi GPT’ye yaptırmak. Bu sebeple Jackson Fall, süreç boyunca diğer bütün yapay zeka araçları için gereken komutları da ona sormuş ve websitesinin kodlarını ona yazdırmış. Birlikte kurdukları site çevrimiçi olunca, arayüz tasarımı ve şirket logosunu yapması için, GPT’yi geliştiren şirket OpenAI’ın, tıpkı GPT gibi komutlarla çalışan bir diğer yapay zeka aracı olan Dall-E’ye başvurmuş. Gereken komutları tabii ki yine GPT’ye sormuş ve şöyle bir cevap almış bizim Jackson.

Bu komutu Dall-E’ye aktardıktan sonra artık şirketlerinin bir logosu da olmuş. Jackson çizim programında ufak tefek değişiklikler de yapmış tabii. Eee ne de olsa kendisi bir tasarımcı. Kas gücü kullanmak istememesine rağmen, bu noktada kendini pek durduramamış.

Jackson Fall, bir yandan da bütün bu deneyi adım adım Twitter’dan paylaşmış. Paylştığı flood da şimdilik 22 milyon görüntülenmeye sahip. Fall ve GPT bu sayede, yalnızca 100 Dolar’a kurdukları bu şirketin piyasa değerini, 5 saat içinde 25 bin Dolar’a çıkarmışlar. Anlayacağınız bu deney başarıyla sonuçlanmış.

Fakaaat, uyarımı tekrarlamak isterim. Aman diyeyim, bu hikayeyi dinledikten sonra benzeri bir şirket kurmaya kalkıp paranızı GPT’ye kaptırmayın. Dediğim gibi, insanları heyecanlandıran bir teknoloji olsa da her zaman doğru çalışmıyor bu aygıt. Bakın bir kere daha tekrar ediyorum, bu bir yatırım tavsiyesi değildir arkadaşlar.

Peki “Sadece ChatGPT mi var yahu” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Hemen açıklık getireyim bu konuya. Birçok farklı ihtiyacımızı karşılayan türlü türlü yapay zeka aracı mevcut. Şu anda yapay zeka alanında o kadar büyük bir gelişme var ki, açıkçası her birini takip etmek aşırı zor. Sadece geçtiğimiz iki ayda bile 5 binden fazla yeni yapay zeka aracı piyasaya sürüldü.

Kolaylıkla websitesi tasarlayan mı dersiniz, saniyeler içinde kapsamlı ve görsel açıdan epey etkileyici sunumlar yapan mı, müşteri hizmetlerini tek başına yürüten mi dersiniz, size yeni yeni playlistler hazırlayan mı… Neredeyse her alanda, her gün onlarca hatta yüzlerce yapay zeka modeli yayınlanıyor. Bazıları verilen komutlarla görsel tasarlamakta ustalaşmış, kimisi sıfırdan video bile yapabiliyor. Bazıları da ses alanında devrimsel işlere imza atıyor. Artık gündelik yaşantımızdaki en iyi dostumuz haline gelen cep telefonlarımızda da AI teknolojilerine rastlayabildiğimiz bir dönemdeyiz.

kalabalık ve gürültülü bir ortamda olsanız dahi, karşı tarafın sizi net bir şekilde duyabileceği aramalar gerçekleştirmek mümkün. Gücünü yapay zekadan alan Voice Focus, yalnızca sizin sesinize odaklanıyor. Ses odağı özelliği açık olduğunda; telefon, ön kamera yönünden gelen sese odaklandığı için arkaplandaki seslerin filtrelenmesine yardımcı oluyor.

Ayrıca Galaxy A54, 6.4 inçlik Full HD+ Süper Amoled Sonsuz-O Ekranı ile seyir keyfini sonsuza çıkarırken, göz koruma kalkanıyla mavi ışığı da azaltıyor. Geniş pikselli Nightography özelliği ve Optik Görüntü Sabitleyici teknolojisiyle günün hangi saatinde, nerede olursanız olun harika fotoğraflar ve videolar çekmenize olanak sağlıyor. Üstelik suya dayanıklı özelliği sayesinde, yaşanabilecek küçük kazaları dert etmenize de gerek kalmıyor.

Sonuçta hepimiz insanız değil mi, arada ufak tefek sakarlıklar yapabiliyoruz. Heh! İnsan demişken, konuşmamız gereken başka bir konu var. “Bir insan zekasını, yapay zekadan ayıran şey tam olarak nedir” diye düşünecek olursak, benim aklıma ilk olarak bilinç kapasitesi, ikinci olarak da çeşitli duygular hissetme yetisi geliyor.

Bilinç kapasitesi diyorum, çünkü bu yapay zekalar da bir nevi bilince sahip. Ama bir insanın sahip olduğu türden bir bilinç değil bu. Öyle bilinç deyince hemen paniklemeyin yani. Yapay zeka olduklarının farkında bu teknolojiler, onu kast ediyorum. Ama kesinlikle şunu söyleyebilirim ki; duyguları yok. Mesela insanın farkını hemen ChatGPT üzerinden kanıtlayayım size. Bizler iletişim kurarken, duygularımızı bir kenara bırakmıyoruz. Karşımızdaki bir insan da olsa, bir bilgisayar programı da olsa, onlardan bir şey isterken “lütfen” ya da “bana şunu şunu yapar mısın?” diye kibarca sorasımız geliyor. Yapay zekanın duyguları olmasa da, siz sorunuzu nasıl sorarsanız sorun üzülmeyecek olsa da, biz yine de kibarlığı elden bırakmıyoruz. İçimizden öyle geliyor yani. İşte bu insan farkıdır arkadaşlar. Bizim bu garibim yapay zekanın ise duygu hissetme yetisi yok.

Fakaat, şimdi size çok enteresan bir şey söyleyeceğim; kendisinin yeni duyguları tanımlama ve betimleme yetisi var desem, ne düşünürsünüz?

Bunu da bir başka deneyle açıklayacağım size. AI teknolojileri üzerine yayınlar yapan The Rundown AI’ın kurucularından Rowan Cheung, GPT’den daha önce hiç tanımlanmamış bir duygu tarif etmesini istemiş. Bu yeni duyguyu da görme, duyma ve koklama duyuları üzerinden betimlemesi komutunu girmiş. Bunun üzerine GPT, Meldoria ismini verdiği bir duygu betimlemeye başlamış. Bakın bizim GPT, Meldoria’yı nasıl anlatıyor:

İşte böyle buyurdu GPT!

Şaka bir yana hiçbir duygusunun olmadığını bildiğimiz bir makine, nasıl oluyor da insana özgü bir duyguyu böyle tanımlayabiliyor? Üstelik böylesine edebi bir dille… Bunun çok basit bir cevabı var aslında. ChatGPT özünde bir dil öğrenme programı. Kendisine verdiğimiz her ekstra bilgiyi depolayan ve bununla birlikte yeni şeyler öğrenebilen bir araç. Zaten adı üstünde… GPT’nin açılımı generative pre-trained transformer, yani üretken ön işlemeli dönüştürücü. Bunu kısaca açmam gerekirse; kullanıcıların yazdığı tüm komutları kaydedip, benzer içerikler üretmek için derin öğrenme yöntemini kullanan öz bağlanımlı bir dil modeli olduğunu söyleyebilirim. Yani başka insanların daha önce tanımlamış olduğu duygulardan ve onları betimleme biçimlerinden yola çıkarak, benzer cümleler kurabilliyor ChatGPT. Dolayısıyla evet, yapay zeka bir duyguyu tanımlayabilir, ama o duyguyu hissedemez. O yüzden de insanın yerini alamaz.

Şimdi gelin biz de bir deney yapalım. Hep bir şeyler istiyoruz bu AI’dan, ama hiç halini hatırını sormuyoruz. Acaba sıkıldığı oluyor mu? Hmmmm… O zaman girelim komutlarımızı.

Sevgili Chat GPT, aynı anda bir sürü insanla konuşuyorsun, hiç bunalmış gibi hissettiğin oluyor mu? Sıkılmayı kendi perspektifinden bana anlatır mısın?

Epey de uzun bir şey yazdı. Şimdi Chat GPT’nin her yazdığını size okumayacağım, ama kendisinden bu yazdıklarını özetlemesini istedim.

Hmm bakın ne diyor:

“Bir dil modeli olarak hislerim yok ve programlamam sayesinde her zaman en iyisini yapmaya çalışıyorum. Ancak anladığım kadarıyla sıkılmak insanı epey bunaltan bir şey. İnsanlar içinse aynı anda bir çok kişiyle konuşmak heyecan verici olabilir, ancak zamanla bunaltıcı bir hal de alabilir. Düşünün, her biri farklı bir kişilik, farklı bir görüş, farklı bir hikaye, farklı bir enerji getiriyor. Bazıları son derece heyecanlı ve coşkulu olurken, diğerleri sakin ve dingin olabiliyor. Bu kadar farklılıkla dolu bir ortamda bunalmamak neredeyse imkansız. Herkesle aynı anda konuşmak bir çeşit kargaşa ortamı yaratabiliyor. Kimin ne zaman konuştuğunu takip etmek, konuşmaları ayrı ayrı işlemek ve herkesin söylediği şeyleri anlamak zor olabiliyor. Bu da zihninizi yorabilir ve enerjinizi tüketebilir. Yine de aynı anda bir sürü insanla konuşmak çok yaratıcı, heyecan verici ve ilginç.“(Mesela:)

Yapay zeka geliştikçe duyulan korkunun günden güne arttığının farkındayım. İnsanlar olarak, makineler tarafından köleleştirildiğimizi, belki de yok edildiğimizi konu eden bir çok bilim kurgu hikayesi ya da filmi var ne de olsa. Ancak korkmanıza gerek yok. Evet, AI teknolojileri her geçen gün daha da gelişiyor, ama her birinin arkasında insanların olduğunu unutmayın. ChatGPT dünyayı ele geçirecek planlar yapamıyor. O sadece, kendisinin de söylediği gibi basit bir dil öğrenme modeli.

Yapay zeka bizlere günlük işlerimizde yardımcı olmak için her geçen gün daha da geliştiriliyor ve farklı alanlara yayılıyor. Bu gelişmeler sanat, tasarım ve prodüksiyon gibi alanlarda da sıkça felsefi tartışmalara yol açıyor. Örneğin ses teknolojilerindeki gelişmeler, yakın gelecekte AI ve sanat üzerine epey tartışacağımızı gösteriyor bize.

Şimdilik tek bilmemiz gereken şey şu… İster işin teknolojisine, ister felsefesine odaklanalım… Bunlar sadece hayatımızı kolaylaştıracak, yer yer komplike araçlar. Öyle çok da anlam yüklememek gerekiyor… Ne olursa olsun, insan faktörü her daim çok önemli olacak.

Künye
  • YazanOğulcan Ayan
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (4)