Renkler Bize Ne Anlatıyor?
Kırmızı, mavi, sarı, yeşil, turuncu, mor ve daha nicesi. Renkler hayatımızın her noktasında karşımıza çıkıyor. Sanat, psikoloji, pazarlama ve daha birçok farklı alanda renklerden faydalanıyoruz. 111 Hz'in bu bölümünde renklerin psikolojisi üzerine konuşuyor, renk kavramının derinliklerine iniyoruz.
Kırmızı, lila, pembe, mor… Burada maviler var, yok yok biraz geriye gelmem lazım… Hah işte, Viva Magenta!
Ünlü renk kataloğu Pantone’ye göre 2023 yılının rengi işte bu. Merak edenler internette 18-1750 TCX koduyla aratıp bu rengi görebilirler. Canlılık, zindelik ve coşkuyu yansıtan, kökleri doğaya dayanan bir renk olarak tanıttılar Viva Magenta’yı. Pandeminin ilk günlerinden bu yana yaşadığımız alışılmadık zamanların ardından, iyi olma halini yansıtacak bir renk seçmek istemişler. Kısacası tam da bu dönemde ihtiyacımız olan bir ruh halini temsil ediyor Viva Magenta. Değişiklikten yana olanların ve özgür ruhların rengi olarak da ifade ediliyor bu renk. Uyum ve duygusal denge yaratan, kişisel ve ruhsal gelişimi destekleyen, enerjik bir renk kendisi.
diyorsunuz muhtemelen. Renklerden bahsedeceğiz bugün sevgili arkadaşlar. Onları nasıl algıladığımızı, ruh halimiz ve kişiliğimizi nasıl etkilediklerini inceleyeceğiz birlikte. Ama önce gelin işin bilimsel temelini öğrenelim. O halde sorumuzu soruyorum:
Renk nedir?
Öncelikle ışıktan başlayalım… Herhangi bir dalga boyunda yayılan elektromanyetik bir radyasyon çeşidi olarak tanımlayabiliriz ışığı. Bu ışık dalgalarının da bir frekansı, yani bir tekrar süresi var. Mevzubahis bu dalgaların frekansları 400-700 nanometreye çıktığında, bizim gözümüzle görebildiğimiz ışığa ulaşmış oluyoruz. İşte renk de bu ışık dalgalarının hızına göre belirleniyor. Yani bir ışığın rengini saptayarak onun frekansını söyleyebiliriz. Bilinen en düşük frekanslı renk kırmızıyken, en yükseği mor olarak saptanmış. Bu iki renk arasındaki diğer frekanslar da renk şeridini oluşturuyor, buna da görünür spektrum deniyor.
Peki şimdi pratiğe geçelim. Elinize mavi renkli bir kalem almanızı rica ediyorum sizden. Ona çok iyi ve dikkatli bakın.
Daha dikkatli… Daha da dikkatli… Bakın, gördünüz değil mi fotonları?
Şaka yapıyorum arkadaşlar. Tabii ki gözümüzle fotonları falan göremiyoruz. İnternette fotonları yavaşlatıp, ışın kılıcı falan yapabileceğini iddia eden bir takım safsatalar görürseniz - duyarsanız, bunlara itibar etmeyin. Aman diyeyim! En azından şimdilik böyle bir teknoloji gelişmiş değil.
Neyse biz mavi kalemimize geri dönelim. Tamam fotonları göremedik, ama mavi ışığı algılayabiliyoruz. Peki nasıl? Şimdi efendim Güneş, ışığın tüm renklerini yayıyor ve gördüğümüz tüm cisimler de bu ışıkların bazılarını yansıtıyor. Mesela elinizde tuttuğunuz mavi renkteki kalem, iyi bir mavi yansıtıcısı aynı zamanda. Yansıtamadığı diğer renkteki ışıkların enerjisini de emiyor ve ısıya dönüştürüyor. Renklerin oluşma şekli de temelde bu kadar basit bir şey. Biz de gözlerimizin arkasındaki fotoreseptör adı verilen duyargalarla renkleri görebiliyoruz. Burada renkleri ayırt etmemizi sağlayan üç adet fotoreseptör var. Mavi, yeşil ve kırmızı renklerine duyarlı bu reseptörler sayesinde renkleri görüyoruz ve buradan gelen bilgiler birleştirilerek diğer renkleri de algılayabiliyoruz.
Bu arada herkes aynı cisimde farklı renkler görebiliyor. Hatırlar mısınız, bundan birkaç yıl önce sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan çizgili bir elbise görseli vardı… Kimisi bu çizgili elbiseyi altın-beyaz, kimisi de siyah-mavi görüyordu... Hatta bazıları birkaç dakika içinde resimde farklı bir renk kombinasyonu gördüğünü bile iddia ediyordu. Bildiniz değil mi o internet çılgınlığını? Şimdi size bir sır vereyim arkadaşlar.
O elbisenin orijinal rengi siyah-mavi.
Peki nasıl oldu da tüm dünyadaki insanlar bu elbisenin rengini farklı görebildi? Uzun süren tartışmalarda gölge oyunu diyen de oldu, bunu insanların farklı renk hafızalarına sahip olmasıyla açıklamaya çalışanda… Psikolojik etki üzerinde duranlar da vardı, bunun üzerinden felsefi tartışmalar yapanlar da… Fakat 2017’de New York Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma bu elbisenin rengindeki algılanış farklılıklarına bilimsel bir açıklama da getiriyor. Araştırmaya göre insanların biyolojik saati, bu elbisenin rengini algılamamızda da ana nedeni oluşturuyor. Psikoloji profesörü Pascal Wallisch, güne erken başlayan insanların bu elbiseyi altın-beyaz renkte gördüğünü, çünkü gözlerinin gün ışığına daha fazla alışık olduğunu söylüyor. Ki bu da görenlerin 3’te 2’sinin elbiseye altın-beyaz renkte demesini açıklıyor. Sonuçta birçoğumuz gündüzleri daha aktif yaşıyoruz. İşe veya okula günün aydınlık saatlerinde gidiyoruz. Dolayısıyla bazı şeyleri algılarken, biyolojik alışkanlıklarımızın da etkisi oluyor. Ve biyolojimiz nadiren de olsa bizi yanıltabiliyor.
Tamam, biz renkleri farklı algılayabiliyoruz. Yaşam biçimimiz, renkleri algılama ve yorumlama şeklimizi de değiştiriyor, bu da kabul. Peki ya renklerin kendisi bizi nasıl etkiliyor? Tepkilerimize ya da psikolojimize nasıl yön veriyorlar? E hadi gelin bir de ona bakalım birlikte.
Renklerin insan psikolojisi, karakteri ve fizyolojisi üzerindeki etkisine yönelik sayısız çalışma var. Fakat burada ufak bir uyarıda bulunmam gerekiyor, bu araştırmaların büyük kısmı insanların her renkle eşit mesafede olduğu düşünülerek yapılıyor. Renklerin psikolojik etkisi kişisel deneyimler, kültürel faktörler ve bireysel farklılıklarla birlikte değişebiliyor. Yani siz geçmişte kırmızı rengiyle ilgili olumsuz bir anıya sahipseniz, bu rengin sizi heyecanlandırması değil ürkütmesi hatta korkutması daha olası… E madem kırmızı dedik, önce onu ele alalım... Kırmızı hemen dikkatimizi çeker, değil mi? Bir yerde kırmızı görünce ona dikkat kesiliriz.
Uyarı levhalarını falan genellikle kırmızı renkte kullanırız... Sonuçta bir yerde tehlike varsa ya da dikkatli olmamız gerekiyorsa, algılarımızın açık olması gerekir ve kırmızı hemen fark edilir. Ancak kırmızının insanlarda tedirgin edici duygular uyandırmasının daha derin sebepleri de var. Mesela Andrew Elliot ve Markus Maier kaleme aldığı, isimli makalede, kırmızı renginin kalp atış hızını yükselttiği, kan basıncını arttırdığı ve solunumu hızlandırdığı söyleniyor. Bunun altında kanın, ateşin ve doğadaki bazı vahşi hayvanların kırmızı renkte olması gibi sebepler olduğu düşünülüyor. Kısacası korku ve heyecanla ilişkilendirdiğimiz bir renk bu. Fakat unutmamak gerek aşkın ve tutkunun da rengi kendisi.
Eh madem kırmızıdan bahsettik, onun kısmen zıttı olan mavinin de nasıl etkileri olduğundan söz edelim o halde. Ünlü komedyen Hannah Gadsby, Netflix’ten de izleyebileceğiniz gösterisinde bu rengi çok güzel bir örneklemle açıklıyor aslında. Gadsby’ye göre mavi, çelişkilerin de rengi. Zira hem buzun hem de alevin en sıcak yerinin mavi renkte olduğunu hatırlatıyor bize Gadsby.
Kısacası mavi, yeri geldiğinde kırmızıdan bile daha yakıcı bir etkiye sahip olabiliyor… Renk psikolojisi özelinde düşündüğümüzde de mavinin hem huzurun hem de hüznün rengi olduğunu biliyoruz. Şimdi bazılarınız bu söylediğimi garipsemiş olabilir tabii. Sonuçta mavi deyince hemen aklımıza gökyüzü ve ferahlık gibi şeyler geliyor. Merak etmeyin, düşündükleriniz yanlış değil elbette. Gerçekten de mavi huzur, güven, denge ve serinlik gibi hisler duymamıza yardımcı olan bir renk. Ancak birçok kültürde hüznü de temsil ediyor. Mesela blues müziği… Afro-Amerikan kökenli toplulukların, kölelik döneminde yaşadıkları zorlukları, acıları ve melankoliyi ifade eden bu müzik türünün adı blue yani maviden geliyor.
Renk psikolojisi hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkıyor aslında. Bunun üzerine uzmanlaşan insanlar bile var ki en çok da görsel alanlarda faaliyet gösteriyorlar. Sözcükler olmadan, sadece renklerle hikayeler anlatabilenler var mesela. Ama burada ufak bir mola verelim. Hem biraz beyaz veya sarı renkli bir şeye bakıp zihnimizi rahatlatırız, fena mı olur?
Eveeet, renk psikolojisinden bahsediyorduk değil mi? Kırmızı ve mavinin neyi temsil ettiğini açıklamıştık en son. Hızlıca size diğer renklerden de bahsedeyim. Sarı neşeyi, yeşil doğa ve tazeliği, turuncu mutluluk ve sıcaklığı, pembe şefkati, morsa lüks ve gizemliliği temsil ediyor. Aradan önce bu temsillerin birçok farklı disiplinde karşımıza çıktığından bahsetmiştim size. Bunlardan biri de renk psikolojisinin en yoğun kullanıldığı alan olan sinema elbette.
Filmlerde renklerin kullanım biçimleri hikayenin nasıl, kim tarafından ve kime anlatıldığı konusunda pek çok ipucu veriyor bize. Örneğin sıcak renkler izleyiciye eski zamanları hatırlatırken, soğuk renkler daha çok güncel ya da modern kurgularla ilişkilendiriliyor. Bu açıdan düşününce renkler, filmlerin atmosferini oluşturmadaki ilk anlatı aracı dahi olabilir. Mad-Max: Furry Road mesela, post-apokaliptik bir evrende geçtiğini afişinden dahi anlayabilirsiniz. Sadece basit bir renk analizi yaparak filmin atmosferini tahmin edebilirsiniz. Bunun için senaryoya hakim olmanız veya birkaç diyalog dinlemenize gerek bile yok. Sarı ve turuncu renklerin baskın olduğu bu film, her an bir yerlerden tehlikenin ya da aksiyonun çıkabileceğini hissettiriyor izleyiciye. Bu da film boyunca tetikte olmamızı sağlayan bir unsur. Sürekli bir aksiyon sahnesinin içine düşebileceğinize dair sizi hazırda tutuyor bu renkler. Bakın sadece renk seçimleriyle ve bunların oluşturduğu ahenkle hikayenin atmosferini anlatabiliyor sinemacılar. Kısacası izleyicileri filmin dünyasına çekebilmek için renkleri ustalıkla kullanmak gerekiyor. Hatta bu konuda özel olarak uzmanlaşmış yönetmenler bile var. Misal bir sinemaseverseniz, “Moonrise Kingdom”da kullanılan renklerden yola çıkarak filmin yönetmenin Wes Anderson olduğunu kolaylıkla tahmin edebilirsiniz.
Fakat filmlerde renkler sadece atmosferi ifade etmek için de kullanılan birer araç değiller. Atmosfer kadar mekanın karakterini de renklerle vurgulayabiliyorsunuz. Örneğin gergin bir sahnede, soğuk tonlarda kullanılmış bir beyaz, her an izleyeni ürkütecek bir şeyler olabileceğinin sinyalini veriyor. Bu daha çok korku filmlerindeki hastane sahnelerinde gördüğümüz bir renk kullanımı aslında. Beni dinlerken tüylerinizi ürpertecek bir sahneyi hatırladığınızdan eminim. İşte bu sahnelerin hafızamızda bu kadar yer etmesinin sebeplerinden biri de kullanılan renkler.
Aynı şekilde karakterlerin temsilinde de renkler önemli bir rol oynuyor. M. Night Shyamalan’ın yönettiği “The Sixth Sense”, “Altıncı His” filmini düşünün… Küçük bir çocuk olan Cole Sear'ın ölülerle iletişim kurabildiği o film boyunca, kırmızı rengine çok sık rastlıyoruz. Genellikle ölü ruhların ortaya çıktığı veya yaklaştığı zamanlarda gözümüze iliştirilen görsel bir ipucu aslında bu renk. Ben şimdi spoiler vermeyeceğim, ama bazı dikkatli izleyiciler bu bilgiyle filmin sonunu dahi öngörebilir.
Bakın aslında bu sinema ve renk psikolojisi, bizim için güzel bir beyin jimnastiği fırsatı da yaratıyor. Bölüm bitince favori filmlerinizden birinin, en sevdiğiniz sahnesini düşünebilirsiniz. Hatta açıp o sahneyi tekrar izleyebilirsiniz ve buradaki renk detayları üzerine düşünebilirsiniz. Hangi renk detayı dikkatinizi çekiyor, bu sahnedeki renk kullanımı sizde hangi duyguyu uyandırıyor, sahnedeki renkleri değiştirseniz anlatı da değişir miydi gibi okumalar yapabilirsiniz.
Tabii renkleri bu kadar efektif kullandığımız alan sinema değil sadece. Tasarım ve reklamcılıkta da renk kullanımı çok önemli bir yer tutuyor. Hiç düşündünüz mü, Facebook, Twitter veya Microsoft gibi teknoloji firmaları neden logolarında mavi renk kullanıyor? Çünkü mavi zekayı, özgürlüğü, güveni ve ilerlemeyi sembolize eden bir renk. Veya çevrimiçi alışveriş yaptığınız siteleri bir düşünün. Çoğunun logosu veya site tasarımında turuncuyu göreceksiniz. Zira bu renk tüketicide bir coşku ve eyleme geçme hissi uyandırır. Bakın tüm bu şirketler kurumsal kimliklerini oluştururken seçtikleri renkte dahi, tüketicilere vermek istedikleri mesajı düşünüyorlar. Buna göre kuruyorlar stratejilerini. O yüzden renk psikolojisini anlayabilmek de onlar için önemli bir aşama.
Bölümün sonuna gelirken renk psikolojisi üzerine son bir şeyden daha söz etmek istiyorum size. Cromoterapiden…
Renklerin insan vücudu ve psikolojisi üzerindeki tedavi edici etkilerini kullanmayı amaçlayan alternatif bir tıp yaklaşımı bu. Kökenleri eski medeniyetlere kadar dayanıyor bu yöntemin. Özellikle de Antik Mısır, Antik Çin ve Hindistan gibi mistik geleneklerin hakim olduğu toplumlarda uygulanıyormuş. Mesela Antik Çin tıbbında çok yaygın görülürmüş. Bu yöntemin "yin ve yang" kavramıyla uyumlu olduğu, belirli renklerin yin veya yang enerjisiyle ilişkilendirildiği düşünülürmüş. Vücudun enerji akışını dengelemek için renkli taşlar kullanılıyormuş bunun için. Günümüzdeyse modern tıp öğretilerinden faydalanılarak uygulanıyor bu teknik. Renklerin kullanımıyla vücuttaki enerji dengesini iyileştirme, stresi azaltma, ruh halini düzenleme, dolaşım sistemini uyarma ve ağrıyı hafifletme gibi amaçlarla uygulanıyor. Özel ışık kaynakları, renkli lambalar veya renkli kumaşlar kullanılıyor burada. Aslında bu sizin rahatsızlıklarınızı giderecek bir yöntem değil, dolayısıyla cromotrapiyi salt bir tedavi yöntemi olarak düşünmemek gerekiyor. Zira bu yöntemde uygulanan şeylerin kesin bir bilimsel dayanağı yok. Söz konusu fiziksel ve ruhsal sağlıkken bilimden şaşmamak gerektiğini hatırlatmalıyım size. Ki zaten renk terapisi birçok ülkede ruh sağlığı alanında tamamlayıcı bir yöntem olarak uygulanıyor. Yani biz renk terapisine bir tür meditasyon da diyebiliriz.
Psikoloji, fizyoloji, sanat, pazarlama… Hayatın her alanında renklerin büyük bir etkisi var. İnsanların kişiliğinde bile bunu görüyoruz. Ki en önemlisi de bizlerin temsil ettiği renkler ve bu renklerle yarattığımız çeşitlilik. Tamam kabul, hepimiz meraklı ve mutlu bir turuncu olmak isteriz. Ancak her an mutlu olmak da zihnen çok yorucu olabilir. Bir noktada mutluluğumu kaybeder miyim korkusuna kapılıp yalpalayabilirsiniz. Çağımızın en büyük zorluklarından birinin de toksik mutluluk olduğunu unutmamak gerek. İşte tam da bu yüzden hayata hüzünlü bir mavi katabilmek de çok değerli. Ayrıca düşünsenize dünyadaki tüm insanların tek bir rengi temsil ettiklerini! Böylesi çok sıkıcı olurdu kesinlikle. Dolayısıyla rengarenk olmak ve farklı renklerle uyum içinde yaşamaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Toplumun her rengiyle barışmayı kendimize ilke edinebiliriz rahatlıkla. Hep beraber anlamlı bir bütün oluşturduğumuzu, hepimizin gökkuşağını var eden bir bileşen olduğunu unutmamak; bunu kendimize ve çevremizdekilere sık sık hatırlatmak gerek.
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (23)
- RENK ALGI VE PSİKOLOJİ
- youtube.com
- Blinkist: Big ideas in small packages
- Blinkist: Big ideas in small packages
- Renk Psikolojisi ve Sanatta Mavi Kullanımı - Sanatla Art
- Filmlerde renk seçimi algımızı nasıl yönlendirir?
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com