Beyaz Gürültü
Öyle bir ses hayal edin ki, bedeninizde bilinçli bir şekilde kontrol edemeyeceğiniz etkiler uyandırsın. Aslında bu sesi gayet yakından tanıyorsunuz, hem de hiç tahmin etmediğiniz kadar yakından. Bu bölümde, bu gizemli sesin izini sürmek için, birlikte biz yolculuğa çıkıyoruz. Sesin sıradışı etkilerine yapılan bir yolculuk bu. Kulaklıklarınızı takmayı ve kemerlerinizi bağlamayı unutmayın.
Nasıl, duyabildiniz mi? Veya bir fark hissettiniz mi?
İşte tam da bu yüzden, beyaz sesin uykumuzu getirmesi ile ilgili ilk teoriye varıyoruz: Sese Karşı Ses Teorisi.
Rahat bir şekilde uyuyabilmemiz için gerçekten de gürültülerden uzak olmamız gerekiyor. Farklı gürültüleri bloke etmenin en iyi yolu da, hepsini kapsayan bir üst gürültüyle diğer sinyalleri kesmek. Ve uçağın kabininde duyduklarımıza benzer türden sesler bu konuda biçilmiş kaftan.
Gerçi az önce parmağınızı şıklatırken dinlettiğim beyaz gürültüyü hiç de rahatlatıcı veya uyku getirici bulmamış olabilirsiniz; haklısınız da, çünkü duyduğunuz ses saf beyaz gürültüydü. Bizim uçaklarda duyduğumuz kabin sesi ise, daha önce söylediğim gibi, bir tür beyaz gürültü. Bir tür diyorum, çünkü uçağın havayla sürtünmesiyle ortaya çıkan gürültü, sesin tüm frekanslarını kapsamıyor ve uçağın ağır metal gövdesi, bize yalnızca daha pes sesleri, yani düşük frekansları iletiyor. Bu yüzden de kabin sesi aslında beyaz gürültüden çok, pembe gürültüye yakın. "Sesin pembesi de mi olur?" demeyin, çünkü yalnızca pembe değil, kırmızı, yeşil, siyah gürültü bile var.
Öyle ki, ses frekans aralığından seçtiğiniz tonlarla, renk spekturumundaki her renk tonuna denk düşen bir gürültü oluşturabilirsiniz. Farkettiyseniz, hem frekanslar için hem de renkler için "ton" kelimesini kullandım. Bu kelimeyi her ikisi için de kullanıyor oluşumuz bile, renk ile ses arasındaki bu garip ilişkinin bir kanıtı gibi sanki.
İşte uçakta duyduğumuz kabin sesi de, denk düştüğü aralık daha düşük frekansları kapsadığı için, pembe gürültüye daha yakın; ve başka sesleri bloke ederken, yüksek frekanstaki rahatsız edici o tiz sesleri içermediği için uyumaya çok daha müsait bir ses.
Yalnız kabin sesi de değil, elektrikli süpürge sesi ve saç kurutma makinesi sesi de bu fenonemin birer örneği. Öyle ki, uyumakta güçlük yaşayan bebekler bile, elektrik süpürgesi veya fön makinesi çalıştığı sırada uykuya dalabiliyorlar. Etrafınızda yaramaz veya çok ağlayan bir bebek varsa, bu da benden size bir ipucu olsun :) YouTube'a "hair dryer sound" yani "fön makinesi sesi" yazdığınızda, karşınıza 20 milyonun üzerinde izlenmiş videolar çıkması da, bir bakıma uyumamak için inat eden çocuklardan şikayetçi ailelerin ne kadar fazla olduğunu gösteriyor.
Ancak bu türden gürültülerin tek etkisi, diğer sesleri duymamızı engelleyerek uykumuzu getirmesi değil. Bunun yanında, tahmin bile edemeyeceğiniz bir etkisi daha var.
Sayın yolcularımız, yemek servisimiz başlamak üzeredir. Lütfen yerlerinize oturup, koltuklarınızı dik ve koltuk arkalarında bulunan servis masalarını açık konuma getirin.
Menümüz, birlikte çalıştığımız usta şeflerimiz tarafından, her gün özenle hazırlanıyor. Ama siz buna rağmen, yemekleri lezzetsiz bulabilirsiniz. Aslında bakarsanız, pek çok insan uçuş sırasında servis edilen yemekleri lezzetsiz buluyor. Peki ama bunun nedeni ne olabilir?
Nedenini ben söyleyeyim: Kabin sesi!
"Ne ilgisi var canım, biri tat biri ise ses?" diye sormadan önce, dinleyin. Aslında duyularımızın birbiriyle ilişkisi bir hayli karmaşık. Koku duyusunun, tat ile çok yakın bağlantısı olduğunu eminim duymuş, veya deneyimlemişsinizdir. Nezle olduğumuzda, yani burnumuz tıkalıyken, yemeklerin tatsız gelmesinin nedeni, işte bu yakın bağlantı. Bu gayet anlaşılabilir, neticede ağız ile burun çok yakın iki organ ve yutak aracılığıyla birbirlerine bağlılar. Bu nedenle de yemeğin kokusundan, tadının da nasıl olacağını tahmin edebiliyor, güzel bir yemek kokusu aldığımızda karnımızın acıktığını hissedebiliyoruz. Ses ile tat arasındaki ilişki ise, bundan biraz farklı.
Yapılan araştırmalar bize yemekten alınan lezzetin, tat ve koku dışındaki diğer duyusal uyarıcılardan da etkilendiğini gösteriyor. İnternette gezinirken, şöyle güzel pişirilmiş bir yemek videosuna rastladığınızda, kokusunu bile almamanıza rağmen ağzınızın sulandığı eminim ki olmuştur. Çünkü güzel görünen bir yemeğin, otomatik olarak tadının da lezzetli olacağını düşünüyoruz ve "çok lezzetli görünüyor" veya "çok iştah açıcı görünüyor" diye ifade ediyoruz bu durumu. Bu yüzden de profesyonel şefler için bir yemeğin tabaklanması ve sunumu, sunulan deneyimin ayrılmaz bir parçası. İşte ses de, aslında yemeğin lezzetli olup olmadığına karar verirken dikkate aldığımız önemli uyarıcılardan biri çünkü yemek yerken, ister istemez sesler çıkarıyoruz. Örneğin bir kurabiyeyi ısırdığımızda çıkan ses bize kurabiyenin ne kadar taze ve gevrek olduğunu gösteriyor ve bu da yemekten aldığımız zevki ve lezzeti artırıyor. Bununla ilgili, 1991 yılında bir deney bile yapılmış: Bir kurabiyeyi, kulaklıkla, kurabiyenin kıtırtısını duyamayacakları kadar yüksek sesli müzik dinleyerek yiyen insanlar, aynı kurabiyeyi sessiz bir ortamda yiyen insanlara göre daha az gevrek bulmuş. İşte kabin sesinin yarattığı uğultu da, bu yemek yerken ortaya çıkan sesleri baskıladığı için, uçakta yediğimiz yemekleri daha lezzetsiz bulmamız bir hayli olası.
Ancak tek neden yalnızca uçuş sırasında yediklerimizin sesini duyamamamız da değil; aslında sesle tat arasında bambaşka bir fizyolojik ilişki de var. Cornell Üniversitesi'nde yapılan başka bir deneyde, katılımcılara önce sessiz bir ortamda, sonra ise kabin sesi olan bir ortamda, 5 farklı tat solüsyonu denetilmiş. Katılımcılar acı, tuzlu ve ekşi solüsyonlarda kayda değer bir fark hissetmemişler ama; kabin sesi olan ortamda denedikleri tatlı solüsyonun normalden daha tatsız, umami solüsyonun ise normalden daha yoğun olduğunu bildirmişler. "Umami de ne?" diye soruyorsanız, kendisi beş temel tattan biri. Aslında kendi başına bir lezzeti olduğu söylenemez, ama doğru miktarlarda kullanıldığında diğer dört tatla birleşerek bir armoni, bir denge oluşturur. Örneğin domates, umami tadının en yoğun olduğu yiyeceklerden. Hatta soslarda ve yemeklerde bu kadar çok kullanılmasının nedeni de, eklendiği yemeklerin tatlarını dengeleyip, öne çıkarması. İşte bu tadın ölçüsünün kaçması ve tatlar arası dengenin bozulması, uçakta yediğimiz yemekleri lezzetsiz hissettiriyor.
Tattaki bu değişimin fizyolojik nedeninin ise, dilimizdeki tat alıcılarından başlayıp orta kulaktan geçerek beynimize ulaşan bir sinir olduğu tahmin ediliyor. Yani tat sinyallerini beyimize taşıyan sinirlerden birinin yolu orta kulaktan geçtiği için, kabin sesi gibi yoğun ve sabit bir sesten etkileniyoruz. Bu yüzden de şekerli tatları daha az, umami tatları ise daha fazla hissediyoruz. Günlük hayatta kimsenin yüzüne bile bakmadığı domates suyunun, uçaklarda en çok tercih edilen içecek olmasının nedeni de, kabin sesinin umami tadı üzerindeki etkisi.
Değerli misafirlerimiz, umuyorum keyifli bir yolculuk geçirdiniz. Bilirsiniz ki hiçbir uçak sonsuza dek gökyüzünde kalamaz, biz de bu süre zarfında iniş hazırlıklarımızı gerçekleştimiş bir şekilde piste yaklaşmaktayız. Bugün hava açık ve oldukça sakin, kolay bir iniş olacağını söyleyebilirim. Lütfen işaret verilmeden önce kemelerinizi çözmeyin, yerlerinizden kalkmayın. Hazırsanız, inişe geçiyoruz.
Siz değerli yolcularımıza veda etmeden önce, havada bırakmak istemediğim bir konuyu da hatırlatmak isterim. Hatırlarsanız kabin sesinin uykumuzu getirmesi hakkında iki teoriden söz etmiş, ilkini açıklamış ancak ikincisini söylememiştim.
Sizce, kabin sesi, başka hangi sese benziyor olabilir? Aslında çok yakından tanıdığınız bir ses bu. Belki hatırlamıyor olabilirsiniz, ama bu sesi duyduğunuz ortamda hiç de kısa olmayan bir süre geçirdiniz. Aralıksız bir şekilde 9 ay, dile kolay. Evet, anne rahminden söz ediyorum. Dünyaya gelmeden önce yaşadığımız yer olan annemizin karnı, öyle pek de sessiz bir yer sayılmaz. Anne karnındayken de dış dünyadaki sesleri, tıpkı uçak kabininde olduğu gibi bir uğultu, bir nevi beyaz gürültü olarak duyuyoruz aslında. Ve burada geçirdiğimiz süre, dış dünyanın tehlikelerinden de uzak olduğumuz, en güvende ve rahat hissettiğimiz zamanlarımız. İşte kabin sesi de, anne karnındaki bu sesi simüle ettiğinden olsa gerek, bizi rahatlatıyor, güvende hissettiriyor ve uykumuzu getiriyor. Tıpkı anne karnındayken sürekli bir o yana bir bu yana sallanmaya alışkın bebeklerin, beşikle sallandıklarında daha kolay uykuya dalmaları gibi, uçaklarda uyumamızın sebebi de, bu uğultunun, anne karnındayken hissettiğimiz o sıcak, huzurlu ve güvenli ortamı hatırlatıyor oluşu.
Beşikle sallanmak demişken, umuyorum sarsıntısız bir iniş gerçekleştirdiniz. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle, ben kaptanınız Barış Özcan, 111 Hertz ile yolculuk yaptığınız için teşekkür eder, keyifli günler dilerim.
Künye
- YazanBerkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
- Müzik SeçimleriUmut Barış Genç