DUNE filmine ilham veren kum tepeleri
Tam metin Otomatik metin (yapay zekâ, hatalı olabilir)
80 günde yarı devre alem yaptığımız yolculuğun 27. gününe hoş geldiniz. Yolculuğu yaz ortasında yapmamıza rağmen bu noktada ulaşt ığımız Pasifik kıyıları epeyce bir serin. Bu vlog serisiyle yeni karşılaşanlar için şimdi kısa bir öz et geçeyim. Her şey 2021 Haziran ayında başladı. Hayatımın en uzun yol macerasına çıkıyorum. Tam 80 gün sürecek 20 bin kilometreden fazla yol kat ede ceğim. Yani dünyanın ekvatoral çevresinin yarısından daha fazla bir mesafeyi yollarda geçireceğim.
Ha bir de tüm bunları elektrikli bir araçla gerçekleştire ceğim. Böyle diyerek yola çıkmıştık. Rotamızın ilk bölümlerinde New York, Chicago, Seattle gibi önemli metropolitan alanlarından geçtik. Oraların kent yaşamını, yeme içme alışkanlıklarını, sosyal ve kültürel dinamiklerini görüp yansıttık. Tabi oralara ulaşabilmek için de uçsuz bucaksız kısal bölg elerde binlerce kilometrelik yol kat ettik. Dünyaca ünlü ulusal parkların olağanüstü güzelliklerini keş fettik.
Dünyanın en büyük süper volkanını, filmlerden aşina olduğ umuz şeytan tepesini, adeta başka bir gezegenden kopup gelmiş oluşumları görüp deneyimlerimizi paylaşmaya çalıştık. Bu bölümde gri balinalara uğrayıp dünyanın en yüksekteki en derin sularından birine sahip meşhur krater gölünü ziyaret edeceğiz. Dune romanlarını ve yeni çıkan filmini sevenlere de bir sür prizim var. Pasifik kıyılarında yaşamış ünlü yazar Frank Herbert'ın nasıl olup da bir çöl gezegeni hayal edebildiğini bu bölüm de anlayacaksınız.
Şimdi 27. günün sabahına dönelim mi? Bazı otellerde destination charging denilen bir sistem var. Böyle akşamda çok hızlı değil, süpür çargerlar kadar hızlı değil ama akşamda fişe takıyorsunuz. Sabaha kadar epeyce bir dolduruyor aracı. Dolayısıyla aralarda süpür çargera gitmeye ihtiyaç duym uyorsunuz. Kaldığımız otel de böyle bir oteldi. Destination chargerlı otellere bayılıyorum. Eğer böyle turizmle ilgili bir iş yapıyorsanız Airbnb bile olabilir.
Muhakkak elektrikli araçları düşünerek onlara da hani uygun bir altyapı sağlayarak böyle bir farkındalık ve farklılık y aratmak mümkün olabilir. Hukuk kuşu filmini izleyenler bu balıkçı kasabasını hatır layacaktır demeye çalışıyorum ama rüzgardan hiçbir şey anlaş ılmıyor. Burası ayrıca dünyanın en küçük navigasyonel limanına sahip olduğunu iddia ediyor. Ama beni asıl heyecanlandıran şey balinalar. Kuzey kutbundan Meksika'ya göç eden balinaların mutlaka uğ radığı bir yermiş burası.
Şu anda donuyoruz ama buna değişecek mi bilmiyorum. Bir tanesinin kuyruğunu gördük. Baya bir heyecanlandık. Bir tanesi derken? Bir tane gri balinanın. Gri balinanın kuyruğu. Çok güzel bir kitap ismi olabilir veya müzik olabilir. Tale of a World. Bakalım bir daha görebilecek miyiz? Balina gözlem teknelerine doluşmuş bu insanlar bile onları göremeden dönmeye başlayınca biz de yolumuza boynumuz bükük devam etmeye karar verdik.
Tam arabaya yerleşip ayrılacakken son bir umut denize bakın ca nihayet onları görebildik. Gördüm gördüm gördüm. Yaklaşık zoom yap. Zoom yap. Girdim. Ben bir bakış yapmam gerekeceğim. Heyecandan kameramız biraz titremiş ama. Gidmeden önce ben de bakabilir miyim? Kaydettin mi hayatı? Evet kaydediyorum şu anda bak çıktı. Bak yeni çıktı. En azından yeryüzünün bu en büyük canlılarıyla karşılaşman ın getirdiği mutluluğu paylaşıyor.
Evet, evet gördüm inanamıyorum. Yeni çıktı. Bir zamanlar karaya yerleşmiş olan bu dev memeliler sonrad an tekrar okyanuslara göç etti. Ama hala nefes almak için yüzeye çıkmak zorundalar. Kısa bir öğle molasının ardından kıyı boyunca yaptığımız yolculuğa devam ediyoruz. Hala çok rüzgarlı. O yüzden hissedilen sıcaklık da çok düşük. Biliyor musun bunun olduğunu bebe? Ne yavrum? Gerçek bir blue whale'ın lava jaw.
Lava jaw şurası. Çene kemiği mi? Hı hı. Bak dalgıça göre boyutlarına bak. Ahoa onlarınla tutun yani. Şimdi burada suyun kıyısında Thor'un kuyusu diye bir yer gördük. Güya Thor o elindeki çekicini oraya vurmuş ve bir delik aç mış. Tabii Thor'un burada ne işi var yani? Ama Thor'un kuyusu demişler. Öyle deyince insan ilgisini çekiyor. İlgisini çekince duruyor. Durunca bu güzellikleri fark ediyor. Böyle zincirleme bir reaksiyon meydana geliyor.
Ağaçlar rüzgardan kurumuş herhalde değil mi? Ghost Force mu ya şurası? Bize inanması zor geliyor belki ama dünyanın çoğunluğu işte bu sularla kaplı. Dünyada asıl olan şey bu. Okyanus. Duyguların vücut bulmuş hali gibi. Seviyor. Nefret ediyor. Ağlıyor. Bunu gözlerinizle ele geçirmeye çalışıyorsunuz. Olmuyor. Kelimelerinizle zapt etmeye çalışıyorsunuz. Sizden kaçıyor. Bugünlerde yeni bir filmle tekrar gündeme gelen epik bir bilimkurgu eser var.
Dune. Günümüzden binlerce yıl sonrasında galaksinin uzak bir köş esinde çöllerle kaplı bir gezegeni tasvir ediyor. Eserin yazarı Frank Herbert hayatı boyunca bu bölgede Pas ifik Okyanusu kıyılarında yaşamış. Ama romanı yazmasına işte bu bölge ilham vermiş. Nasıl? Çok heyecan verici değil mi? Önünü kapat. Ağzınız, burnunuz, kulağınız her yerinizden kum çıkacak diye. Frank Herbert'ın Dune adlı eserini, çöl gezegeni eserini yazmak üzere ilham aldığı Oregon kum tepelerini şu araçlar la gezip keşfetmeyi planlıyoruz.
Çok heyecanlı bizimkisi burada. Son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Bakalım nasıl bir macera bizi bekliyor. San Diego'ya 2,5 mesele. 8 gün. 80 gün. Dünyada, dünyada değil. Dünyada değil, dünyada değil. Amerika'da. Evet. Kıramenlerin dünyasına yapılacak bir yolculuk elbette kolay değil. Bizim havadan uçan böcek benzeri ornitoplerlerimiz yok belki ama ilginç bir şekilde bu araçlara da kum böceği ad ını vermişler.
Vücut sularımızı yeniden kullanabilmeyi sağlayan stil suit ler yerine de bizi kumdan koruyacak gözlüklerle idare ed iyoruz. Burası dünyadaki en geniş kıyı kumul alanlarından biri. 64 kilometre boyunca uzanıyor. 100 bin yıldan beri şiddetli rüzgar ve yağmurun oluşturduğu erozyonlar bölgeyi bu hale getirmiş. İnsanlarla kumlar arasında bir mücadelenin başlamasına yol açmış. Düğünün yazarının da bu şekilde ilgisini çekmiş.
Frank Herbert eski bir gazeteci. 1950'li yıllarda bu bölgede aşırı rüzgarın etkisiyle oluşan devasa kum tepeleri hakkında bir makale yazmak için gelmiş önce buralara. İnsan ve doğa arasındaki bu savaşı belgelemek istemiş. Ve esen çöl kumunun gücüne hayran kalmış. Gerçekten de bu kum tepeleri okyanustaki dalgalar kadar güç lü. Aradaki tek fark dalgaların değişim hızının saniyelerle bu tepelerin değişim hızının ise aylarla ölçülmesi.
Frank Herbert o zamanlar yazdığı bir mektupta şöyle demiş. Bu kum dalgaları verdiği hasar bakımından bir gelgit dalgas ı kadar yıkıcı olabilir. Şu anda bizim yaptığımız gibi o da kum tepeleri arasında günlerce dolaşmış. Fotoğraflar çekmiş, makalesi için araştırmalar yapmış. Çöl ekosistemlerini ve doğayla insan etkileşimlerini daha derinden incelemeye başlamış. Konu hakkında sadece bir makale yazmanın yeterli olmayacağı düşüncesiyle romanını kaleme almaya başlamış ve gerisini biliyorsunuz.
Sadece bilim kurgu değil, ekoloji, politika ve felsefe üzerine altı ciltlik bir galaktik evren yaratmış. Burada görüntülerden ne kadar anlaşılıyor bilemiyorum ama sürekli değişen bu kum tepelerinin bazıları deniz seviyes inden 150 metre yükseklikte. Bizler kum böceğinin içinde, inişlerde, çıkışlarda, ani dön üşlerde nefesimiz kesilmiş bir şekilde maceranın tadını çıkarıyoruz. Aslı parçalarda düğün böyleydi.
Evet. Arabayla öyle gittik. Hayatımdaki en korkuç şeydi. Sonra bazı parçalarda uşuyordum. Uşuyordum. Ama bir şey diyeceğim yani ne dedi adam? Bu rayları olmayan bir roller coaster gibi dedi değil mi? Ben roller coaster dediğim gibi dedim o işin olarak. Ona sen öyle dedi. Evet. Ama bence mükemmeldi ya. Ama bir saat yapalım. Bir saat miydi o? Bu yarım saati, bir saat değil varmış. Bugün çok önemli bir krater gölüne gidiyoruz.
Önemli bir krater gölüne gideceğiz ama önce biraz işimiz var. İster seyahatte olun ister tatilde. Önem verdiğiniz rutinlere asla ara vermemek lazım. Ne de olsa tekrarladığımız işler de damlaya damlaya bir gö le dönüşüyor. Sufi yazarlık konusundaki becerilerini geliştirmek istediği için onu online bir yaratıcı yazarlık kursuna yazdırdı. Her sabah yola çıkmadan önce arkadaşlarıyla buluşuyor. Öğretmenin verdiği konuya göre bir yazı yazıyor.
Sonra hep birlikte bunları okuyup değerlendiriyorlar. İletişim becerilerini geliştirmeye başlamanın herhangi bir yaşı yok. Bunun bir başka yönü de elbette dil eğitimi. Bu konuyla ilgili Cambly platformunu tavsiye ediyorum bild iğiniz gibi ve bu derslere başlayanlardan da çok olumlu geri dönüşler alıyorum. Çünkü Cambly'de ana deliği İngilizce olan öğretmenlerle konuşarak kendinizi geliştiriyorsunuz.
Tek bir abonelik alarak birçok farklı ders programına kayd olabiliyorsunuz. İş İngilizcesinden seyahat İngilizcesine hedefiniz her ne yse bu hedefe tek bir adresten ulaşabiliyorsunuz. Üstelik sınav kaygısı taşımadan bulunduğunuz yerden dilediğ iniz zaman bağlanıp eğitmeninizle buluşuyorsunuz. Cambly'i hala denemediyseniz bugüne kadar İngilizceyi sürek li ertelediyseniz şu anda yılın en büyük fırsatını sunuyor lar.
Eğer çocuğunuzun erken yaşta İngilizce yetkinliği kazanmas ını istiyorsanız da 4-15 yaş arası çocuklar için Cambly Kids 'i inceleyebilirsiniz. Her ikisi için de indirim kodunu açıklamalar bölümüne yer leştirdim. Sabah şarjımızı olmak üzere bağlandığımız zaman fark ettim ki biz şu anda Springfield'dayız. Hemen aklıma tabii ki efsanevi animasyon dizisi Simpsons geldi. Orada hayali bir Springfield kasabasında yaşıyorlardı.
Amerika'da 33 tane Springfield adında yer var. Sadece bunlardan geçecek bir yolculuk, bir road trip bile planlayabiliyorsunuz. Bunun haritaları var internette. Biz şu anda sonuncu Springfield'dayız. Ama bunlardan bir tanesi eğer ilham veriyor olsaydı muhtem elen burası olurdu. Çünkü dizinin yaratıcısı Matt Groening de Oregonlu, Portland doğumlu. Dolayısıyla oraya en yakın olan Springfield'dayız şu anda.
Çok uzun bir yolculuktan sonra elektriğimiz de epeyce bir azalmış bir şekilde nihayet krater gölüne ulaştık. Burası Amerika Birleşik Devletleri'nin en derin, Kuzey Amerika'nın en derin üçüncü gölü. Dünyanın da en derin dokuzuncu gölüymüş. Gölün çeşitli noktalarından aşağıya sarkıtılan şeylerle geç tiğimiz yüzyıllarda ölçümleri yapılmış. Yaklaşık 600 metre derinliğinde. Çok enteresan bir göl. Çünkü ne kendisine akan onu besleyen ne de kendisinden akıp giden nehirlerle bir bağlantısı yok.
Tek başına burada duruyor. Onu besleyen şey kar suları, eriyen kar suları. Ve bu kar suları tabii zamanla buharlaşıyorlar. Ve 250 yılda bir tüm suları gölün değişmiş oluyor. Bunun dışında başka hiçbir yerle bir bağlantısı yok. İşte 8 kilometreye 10 kilometre çapında çok çok büyük bir krater gölü. Evet bu gölün okyanus olmak ya da onunla buluşmak gibi bir niyeti yok. Yine de sadece ona bakarak, onu izleyerek ya da en azından kıyısında yürüyerek öğrenebileceğimiz pek çok şey var.
Kar buldu Sufi. Hava 27 derece ama tabii buralar karlı. Yine de biz hiç soğuk hissetmiyoruz. Mount Mazama, Mazama Dağı. Bundan 7700 yıl önce patlamış. Aslında hiç de uzak olmayan bir tarih. Yerlilerin hala anlattığı bazı söylenceler var. Tabii efsanelere dönüşmüş buranın nasıl oluştuğuyla ilgili söylenceler bunlar. Bu bölgeyle yerlilerin bağlantısı Mazama Dağı'nın patlamas ından önceki döneme dayanıyor.
Arkeologlar yaklaşık 7700 yıl önceki patlamadan önceki kül, toz ve sünger taşı katmanlarının altında gömülü bazı eşyal ar. Mesela sandaletler bulmuşlar. Bu kadar kısa bir süre önce burada böyle bir gölün olmad ığını bilmek gerçekten şaşırtıcı. Şu noktadan geldik. Ta buraya kadar. Gölün etrafı tamamen uçurumlarla kaplı. Onun su yüzeyine inebilmenin tek bir noktası var. Biz de o noktadayız. Cladwood Cove Trail.
Şöyle zikzaklar yaparak aşağıya doğru inen 2 kilometre uzun luğunda bir iniş. Ya inmesi nispeten kolay da çıkarken en az 10 kat zorlanır sınız diyorlar. Çünkü şu anda bulunduğumuz yerin deniz seviyesinden yüksek liği 2400-2500 metre civarında. Ve bu seviyede yukarıya doğru 2 kilometrelik bir tırmanış hiç de kolay değil. Bu arada manzara muhteşem. Bu arada bir yukarı çıkam. Bu gece burada bulacağım.
Yukarı çıkamayacağım. Bu gece burada bulacağım. Neredesin sen? Neredesin? Gördüm. Göründüğünden çok daha zor bir iş ama değdi mi değdi. Manzara harika. Bu hayatımda gördüğüm en berrak sulardan biri. Yüzlerce metre aşağıya indik. Ve bu su 600 metre derinlikte. Yine de en derin noktası deniz seviyesinden 1800 metre yük sekte. Ortalama derinlik olarak deniz seviyesinden en yüksekteki en derin gölmüş bu dünyada.
Baykal gölü bile derin noktaları deniz seviyesinin altınday mış. Bu açıdan bakıldığında böyle bir özelliği de var. Ne diyorsun sen? Havadan vereceğim. Hatta ben oradan ısıtlayacağım içeri. Hadi ya. Hadi dal bakalım. Madem çok sıcak, dal bakalım. Hadi. DBR konu içeri. Hani çok sıcaktı? Tadı normal. Tap su gibi. Hayır. Nasıldı su? Dünyada doğanın güzelliği ve görkemi konusunda sizi etkile yecek pek çok yer vardır.
Fakat bir şekilde bunları görmeyi unutarak hayatımızı geçir iyoruz maalesef. Oysa okyanuslar da, dağların tepesindeki göller de onlar karşısında kapıldığımız duygular kadar derin değil. Daha yolun üçte birini çıkabildik ama nefes nefese kaldık. Bir yandan da sohbet ediyoruz Sufi'ye. Dedim ki, temmuz ortasında değil de buraya kış ortasında gelsek, her yer kar olsa, şu uçurumdan aşağıya böyle yanlış lıkla ayağımız kayıp bir yuvarlansak filan.
Aşağıda da buzlu göle dalar mıyız diye. Düşünürken aklıma geldi. Biraz önce okuduğumuz tabelalardan birinde. Diyordu ki, bu göl neredeyse hiç donmuyormuş. En son 1949'da kısmen donduğu görülmüş. Ama onun dışında donmayan, yanmayan, sadece sularını buhar laştırarak 250 yılda bir değişmesini sağlayan bir göl. Ne oldu? Bak bir baba. Bakarsan bir anlarsınız ne olduğunu. Evet. Hadi bakalım. Aşağı inerken 2 kilometre, yukarı çıkarken 20 kilometre gibi.
Daha yukarı çıkacağız. Ondan sonra buradaki bir yerlerde, saat şu anda 8'e geliyor bu arada akşam. elektrikli bir destination charger gördük. Eğer orada yer bulursak, biraz şarj olacağız. Sonra da nerede kalacağımızı hala bilmiyoruz. Kalacak bir yer bulmamız lazım ama burada ne telefon ne internet var. olmazsa şöyle şuraya bir yere kıvrılır yatar uyuruz ya ne olacak sanki. Uyar mı? Evet. Baba? İmertin de şimdi buna.
Tamam hayal ediyorum şimdi. Gözlerimi kapatmadan hayal etmek istiyorum yalnız. Bir şey giriyoruz. Evet. Sana yeni Alexa kamerasını aldık. Sonra? Dünyadaki en iyi lens vardır üstünde. Of çok ağır yalnız o lensler. Ben Cook. Lensleri seviyorum ama o çok ağırlar. Mikrofon iMax mikrofonu. Of. Sonra? Bir sonra. Hı. Çişini yapmaya gidince. Ne? Tuvaletimi demek istiyorsun. Evet tuvaletimi. Tuvaletimi yapmaya gidince.
Aşağıda sonra unutup geliyorum yukarıya çıkıyorum. Unutuyorsun. Yukarıya çıkıyorum. Evet. Ağırmaya gidiyoruz. Evet. Ve sonra şowerlamaya başlıyor. Ve high tire oluyor. Evet çok fena değil mi? Şimdi ne yapardın? Yani buradaki en kötü senaryo aklımıza gelen. Bu bir saatlik tırmanışın sonrasında aşağıda bir şey unut mak olurdu herhalde. Oh. Nasıl sigaret? Galiba. Yolun ortasına geldik. Abi güzel şöyle çöp geliyorum.
Ben bu kadar zaman işler yapacağım ya. Bu ne olur mu ya? Güzel. En sevdiğimiz göl bu. Görmüyorum. Az önce nasıl düştün suya? Soğuk muydu? Yanlışlıkla mı düştün gerçekten mi? Yanlışlıkla. Çünkü Sufi'nin öyle bir huyu vardır. Kışın mesela bizim orada da bir buzlu göle bakarken düştü. Kaçıncı düşüş bu senin? 365.023. Atma ya o kadar. Peki bir şey diyeceğim. Düştüğün zaman çok derin miydi? Sen hatta kıyıya geldin.
Oraya kadar mı geldin? Düşün. İnanabiliyor musun peki bunun 600 metre derinlikte olduğuna ? Ve 600 metre dibe gitmene rağmen deniz seviyesinden 1800 metre yukarıda kaldığına hala inanabiliyor musun? Evet. Ona inanabiliyorsun yani. Şu anda deniz seviyesinden yaklaşık 2500-2700 metre yukarıl arda falan bir yerlerde olduğumuza inanabiliyor musun? Her şeye inanıyorsun ya sen. Evet. Peki. Evet dediniz ve kaybettiniz.
Benim bu gölden daha fazla gitmeyi çok istediğim bir göl var çok uzun zamandan beri. Hangi göl biliyor musun? Baykal gölü. Baykal gölü dünyanın en derin gölü. Evet. Ve suları en berrak göl olduğu söyleniyor. Bundan bile berrak. Bu berrak mı? Evet öyleymiş. Birazcık yakınlardaki orman yangınlarından dolayı bugün hav ada böyle biraz pus var. Gerçi şu anda güneş batarken azaldı. Rüzgar da esiyor şiddetli bir şekilde.
Sana bir sorun var. Sor. Dünyadaki enleri hakkında konuşurken. Evet. Dünyadaki en büyük mountain ne? Everest tepesi. Hayır. Ne? Değil. Hawaii'da ki yeni mi söylüyorsun? Hayır. Hangisi? Hawaii'de olabilir. I don't know where it is. Mount M ile başlayan bir şey gerçek adını bilmiyorum. Ama neden Everest'ten daha büyük? Çünkü deniz seviyesinden itibaren. Evet. Onunla ilgili benim videom var oğlum. Evet.
Yeniden düşün. Hafe var suyun altında. Evet. Yani Everest'ten daha büyük. Evet. Peki ben sana bir soru söyleyeyim. Güneş sisteminin en yüksek dağı hangisi? M. Biliyorum arkadaş yok böyle bir şey. Ya artık yeni nesle bir şey de öğretemiyorsun ki. Her şeyi biliyorlar. Etkileyici ve uzun bir günün ardından geri dönüş yolundayız . Nereye gideceğimizi hala bilmeden. Neyse ki gökyüzünde bize eşlik eden bir hilal var.
Bunun aydınlığı şimdilik yolumuzu bulmaya yeter.