111 Hz ·Bölüm 36 ·2 Ağustos 2022 ·17 dk ·1.655 kelime

WWF Market Sunar: Ne Giydiğini İyi Bil!

Basit şeyler dünyayı değiştirebilir. WWF Market desteğiyle sunduğumuz bu bölümde, dünyanın en basit ve en yaygın giysisi olan tişörtün doğadan üzerimize kadar hikâyesini işliyoruz. Ne giydiğinizi gerçekten tanıyor musunuz? Alışkanlıklarınızın ekolojik etkilerinin farkında mısınız? Ve elbette, daha iyi bir gelecek için neler yapabilirsiniz? Bu podcast, Reflect Studio ve WWF-Türkiye'nin işbirliği olan WWF Market hakkında reklam içerir. Bilinçli tüketicilerin üreticisi WWF Market’i ve ürünlerini daha yakından tanımak, size özel BARIŞÖZCAN20 kodu ile %20 indirimden faydalanmak için tıklayın.

0:00

Bu bölümün sponsoru, WWF-Türkiye ve Reflect Stüdyo işbirliğinde hayata geçirilen, çevre dostu ve sürdürülebilir giyim markası WWF Market. WWF Market hakkında daha fazla bilgiye, açıklamalardaki linke tıklayarak erişebilir, BARIŞÖZCAN20 kodu ile sepette %20 oranında indirimden yararlanabilirsiniz.

Şu anda üzerinizde ne var?

Öhöm! Öyle bir soru değildi yahu, yanlış anladınız. Durun ya da, ne giydiğinizi ben tahmin edeyim. Sihirli küremi çıkarmama izin verin.

Siz beni şu anda göremiyorsunuz, yalnızca duyuyorsunuz. Ama bilmediğiniz bir şey var. Ben sizi, görüyorum, görüyorum, görüyorum! O da ne? Bir kimono mu görüyorum? Tamam tamam, kabul, kötÖhöm! Öyle bir soru değildi yahu, yanlış anladınız. Durun ya da, ne giydiğinizi ben tahmin edeyim. Sihirli küremi çıkarmama izin verin.ü tahmin. Hmmm, o zaman, gömlek mi? Hatta bir de ceket belki?

Yani… Bu podcasti işe giderken veya işten dönerken dinleyenlerdenseniz, gömlek-ceket fena tahminler sayılmaz.

Ama tahminim bunların hiçbiri değil. Çünkü ben ne giydiğinizi biliyorum… Dünyanın en yaygın, en sıradan giysisini giyiyorsunuz. 21. yüzyılın evrensel kıyafetini. Biiir… tişört giyiyorsunuz.

Yanılma payım yüksek, kabul ediyorum. Ama yazın ortasındayız, tahminimin tutmuş olma ihtimali de yüksek.

Şu anda bir tişört giyiyorsunuz, çünkü tişört, dünyadaki en çok kullanılan giyim ürünü. Tabi, çorap ve iç çamaşırından sonra…

Çorap, iç çamaşırı, tişört… Bunların birbirine bağlayan bir kelime var. Basitlik.

Bunların hepsi, basitler.

Tişörtün dünyadaki en yaygın giysi olmasının nedeni, basitliği. T şeklinde; iki tane kol için, iki de vücut için dört delikten oluşan bir kumaş. Bu kadar. Düğmesiz, cepsiz, bağcıksız… Basitliği nedeniyle hafif ve kullanışlı. Haliyle, herkes tişört sever.

Ama tişörtün yaygınlığının tek nedeni, biz tüketicilerin onu seviyor olması değil. Basitliğinin bir avantajı daha var: Üretimi kolay. Özellikle de büyük çapta, kitlesel ve endüstriyel üretimi. E maliyeti ucuz? Ve pazar alanı geniş, çünkü her daim talep var.

Tişört yaygın, çünkü basit. Tasarımı basit, kullanımı basit ve üretimi basit.

Olay bu kadar basit — deyip geçebilir miyiz acaba? Çünkü tam da basit görünen şeyler, bazen dünyayı değiştirme potansiyeline sahip olabilir.

Bü yüzden bu bölümde: günlük hayatın, en sıradan parçalarının vazgeçilmezi tişörtün, hikayesine ortak olacağız. Çünkü günlük hayatta, buna pek fırsatımız olmuyor.

Bunun için ilk durağımız,

Çin olacak. Burası, ucu bucağı görülmeyen, kocaman bir pamuk tarlası. Çin, dünyadaki en büyük pamuk üreticisi. Yılda yaklaşık 6 buçuk milyon ton pamuk üretiyor. Onu 6 milyon tonla Hindistan, ve 3 buçuk milyon tonla ABD izliyor. Yani şu anda üzerinizdeki tişörtün hikayesi —tabi eğer pamuk bir tişört giyiyorsanız— çok büyük ihtimalle, bu üç ülkeden birinde, bir pamuk tarlasında başlıyor.

Buralar, pamuk tohumlarının ekildiği, sulandığı ve ürettikleri bulutsu kozalar için yetiştirildiği devasa tarlalar.

Çoğu zaman kendi kendini süren, insansız çalışan makineler bu kozaları dikkatlice topluyor. Ardından endüstriyel bir alet, kabarık kozaları tohumlardan mekanik olarak ayırıyor ve pamuk tiftiği büyük balyalar halinde presleniyor.

Ama bu iş bu kadar basit değil. Bir tişörtün, dünyaya maliyeti, tam da burada, tarlada başlıyor. Pamuk bitkisi, inanılmaz miktarlarda sulamaya ihtiyaç duyan bir bitki. Peki, bir tişörtün üretilebilmesi için, tarladan mağazaya kadar ne kadar suya ihtiyaç duyulduğunu siz tahmin edebilir misiniz?

5 litre? 10 litre? Bunlar çoook ama çok iyimser rakamlar. İstatistikler bize, bir tişörtün, yalnızca 1 tişörtün üretilmesi için, 2.700 litre temiz suya ihtiyaç olduğunu söylüyor.

2.700 litre! Gözünüzde canlanmıyor değil mi? Yardımcı olayım: 2.700 litreyle, 30’dan fazla küveti doldurabilirsiniz. Bu, bir insanın 900 gün boyunca su ihtiyacını karşılayabilir. Ve bu yalnızca, bir tişört.

“E dünyanın %71’i sularla kaplı değil mi canım?”.

Kaplı. Ama bunun %97’si tuzlu, deniz ve okyanus suları. Kalan %3’ün yaklaşık %2’si buzullar. Sadece %1’i, temiz su kaynağı olarak erişebildiğimiz bölümü.

İnsanlık olarak, bunun yaklaşık %70’yle, tarlalarımızı sulayıp, ekinlerimizi yetiştiriyoruz. Pamuğun da bu ekinler arasındaki payı, oldukça büyük, pamuk fazlasıyla susayan bir bitki.

Ama yalnızca bu da değil. Kocaman tarlalarda yetiştirilen pamuğun, hastalıklardan ve haşerelerden de korunması gerek. Çünkü bu o kadar büyük ölçekli bir üretim ki, bir hastalığın maliyeti, çok büyük olabilir. Bunun için çeşitli böcek ilaçlarına ve kimyasallara ihtiyaç var.

Hatta pamuk, dünyadaki diğer tüm mahsuller arasında, bugün en fazla kimyasal madde kullanılanı. Bu kimyasallar kansorojen olabilir ve çevredeki ekosistemlere zarar verebilir.

Bazı tişörtler, böcek ilacı ve kimyasal kullanılmadan yetiştirilen organik pamuktan yapılıyor. Ama organik pamuk, dünya çapında üretilen 20 milyon tonu aşkın pamuğun %1’inden daha azını oluşturuyor. Geri kalan %99 ise, az önce bahsettiğim yöntemlerle.

İçiniz mi karardı? O zaman pamuk tarlasındaki vaktimize ara verelim ve bir sonraki durağımız olan, bir tekstil fabrikasının kapılarından içeriye adımımızı atalım.

Pamuk balyaları çiftlikten ayrıldıktan sonra, tekstil fabrikalarına geliyor. Çin veya Hindistan bu işin merkezleri. Burada, yüksek teknoloji makineler pamuğu karıyor, taraklayarak liflerine ayırıyor. Ardından tarıyor, çekip-geriyor. Ardınan eğirme dediğimiz işlem var. Şeritler bükülerek, incecik silindir ipliklere dönüşüyor.

Bu iplikler, daha sonra dokuma fabrikasına doğru yola çıkıyorlar. Burada dev örme makineleri var. Burada iplikler dokunarak kumaş haline gelecek. Kaba, grimsi bir kumaş. Kumaşlar önce beyazlatılmak, ardından renklendirmek için ısı ve kimyasallarla işleniyor. Ne yazık ki, bu kimyasalların bazıları, kadmiyum, kurşun, krom gibi maddeler içerebiliyor. Diğerleri ise de nehirlerde ve okyanuslarda zehirli atık su olarak salındıklarında yaygın kirlenmeye neden olabiliyor.

Ama şimdi, onların değil, bizim okyanuslara açılma vaktimiz. Gelin, kumaşlarla birlikte, bir yolculuğa çıkacağız.

Bir geminin güvertesi. Nereye mi gidiyoruz? Birkaç ihtimal var: Bangladeş, Çin, Hindistan veya Türkiye. Saydıklarım, bitmiş kumaşın tişörte dönüştüğü, tekstil endüstrisinin ve giyim fabrikalarının yoğun olduğu yerler. Ucuzlar. Zaten kargo gemisindeki konterynerlarda da kumaş ruloları dolu. Hepsi de, tişört olmaya gidiyorlar. Bunun için çoğu zaman kilometrelerce yolculuk yapıyorlar.

Yaptıkları tek yolculuk bu da değil. Tişörtler üretildikten sonra, yine bir kargo gemisine yüklenecek. Ama bu kez, müşterilerini bulacakları, daha yüksek gelirli ülkelere gitmek için. Bangladeş’ten kimi zaman Asya’ya, kimi zaman Avrupa veya Amerika’ya uzanan, kilometrelerce uzunluğundaki rotalar… Ve bu rotaları kat eden gemiler, trenler, tırlar…

Transfer süreci, pamuğa muazzam ölçülerde karbon ayak izi veren bir işlem. Genel olarak hazır giyim üretimi küresel karbon emisyonlarının %10'unu oluşturuyor. Ve bu oran gün geçtikçe tırmanıyor. Tek bir tişörtün, pamuk tarlasından siz üzerinize giyene dek kat ettiği mesafeleri, hiç düşünmüş müydünüz?

Bir tişörtün hikayesi, bu yüzden önemli. İlk bakışta dünyanın en sıradan ve en basit şeyiymiş gibi geliyor çünkü. O kadar sıradan ki— hani ortamdaki klima sesini belli bir süre sonra önemsememeye, hatta duymamaya veya algılamamaya başlarız. Tişört de tıpkı bunun gibi. Üzerine düşünmeye, bir hikayesi olduğunu farketmeye fırsat ayırdığımız bir şey değil. Ne kullanırken, ne de satın alırken.

Bugün artık bir tişört satın alma süreci bile, birkaç klik ile bir kapı zili arasında geçen, gün içinde bilincinde geçen bir zamana evrildi.

Peki ne yapalım yani? Tişört mü giymeyelim yani bundan sonra?

Çünkü alışkanlıklarımızı değiştirmemiz mümkün.

Dolabınızdan başlayabilirsiniz mesela.

Şimdi, sizden bu bölüm bittiğinde, kalkıp, dolabınıza bir bakmanızı istiyorum. Kaç parça tişörtünüz var? Bunların kaçını giyiyorsunuz? Kaçını hiç giymiyorsunuz? Peki giymediklerinizi, neden satın almıştınız? Alırken yeterince düşünmüş müydünüz acaba?

Bundan sonra bir mağazaya girmeden, veya gitmeden önce düşünebiliriz mesela. Kendimize iki soru soracağız:

Bir: Gerçekten ihtiyacım var mı? Bazen ihtiyacımız olmadığı halde kendimizi kasada veya ödeme sayfasında bulabiliyoruz. Bir dahaki sefere Dolabınızdaki tişörtleri, giysileri canlandırın gözünüzde.

Diyelim ihtiyacımız var, ve bir tişört almamız gerek.

İlk tercihiniz, her zaman ikinci el alışveriş olabilir. Bence olcukça şık bir çözüm, ve çok uyguna çok güzel şeyler bulabilmeniz mümkün. Hatta, bölüm sonunda, dolabınıza baktığınızda kenarıya ayıracağınız hiç giymediğiniz kıyafetleri, ikinci el satışa koyabilir veya bağışlayabilirsiniz. Böylelikle karbon sıfır bir döngüye destek olmak mümkün.

Ama diyelim ki yeni bir tişört almaya karar verdik. O zaman ikinci soruyu soracağız: “Bunu yıllarca giyebilir miyim?”.

Hem tasarım anlamında, hem de dayanıklılık anlamında söylüyorum bunu. Ben senelerce sıkılmadan giyebilmek için, basit tasarımlı, sade ve tek renk tişörtler tercih ediyorum mesela. Bunlar aradan yıllar geçse ve zevklerimiz değişse de, her daim bize uyum sağlayabiliyor.

Gerçi bugünlerde, çoğu tekstil ürünü öyle yıllarca kullanmaya pek uygun değil. Bazıları kısa sürede aşınabiliyor, veya yırtılıp sökülebiliyor. Belki tamir etmeyi deneyebilirsiniz? Hatta daha güzeli, tamir ederken kişiselleştirmek. Delinmiş bir tişörte, şöyle renkli, resimli bir yama mesela. Hem iğne-iplik tutar, yeni bir şey denemiş olursunuz. Hem de, belki, yıllar boyunca severek giyeceğiniz, dünyada eşi benzeri olmayan bir tişört sahibi olursunuz, kim bilir?

Uzun vadeli plan ise, dayanıklı ürünlere yönelmek. Bugün bunun eşine benzerine rastlamak biraz zor. Fiyatları da diğerlerine göre daha yüksek. Ama eğer yıllarca kullanacaksak, neden olmasın?

Biraz araştırarak, yıllara dayanabilecek, gerektiğinde tamir ede ede giyebileceğiniz ürünler bulmak çok zor değil.

Mesela bölümün sponsoru WWF Market’te dayanıklı ve sade tasarımlı tişörtler var.

Mesela giyim ürünlerine kullanılan pamuk organik. Ege’de hasat ediliyor ve İstanbul’a getiriliyor. Tarladan mağazaya kadar tüm işlemler, Türkiye sınırları içinde gerçekleşiyor. Tedarik zinciri yerel üretime dayalı olduğu için de, karbon ayak izi minimum seviyede. Bunu nasıl bu kadar ayrıntılı biliyoruz?

Çünkü pamuk tarlasından itibaren her aşamanın, izini sürüyorlar. Bugün burada paylaştığımız hikayenin izini yani. Ve bu hikayeye bizi de ortak etmek için her ürününün içine bir QR kod saklamışlar. Bu QR kodu tarattığınızda elimizdeki ürünün tarladan paketlemeye kadar olan yolculuğu hakkında bilgi edinebiliyoruz.

111 Hz dinleyicileri için de, bizimle bir indirim kodu paylaştılar. Ödeme sayfasında, Türkçe karakterlerle ve tamamı birleşik şekilde BARIŞÖZCAN20 kodunu yazdığınızda %20 indiriminiz olacak. Linki de açıklamalarda bulabilirsiniz.

Hikayeler önemli. Anlamamızı ve bağ kurmamızı sağlıyorlar. Bize çoğu zaman görünmez olacak kadar alışılmış, basit şeylerin hikayeleri ise, en önemlileri.

Çünkü hayatın tam ortasındalar, her yerdeler, tüm dünyadalar. Ve onların hikayesi, dünyanın hikayesini şekillendiriyor. Etkileri küresel ölçekli. Ekolojide yarattıkları ayakizi de, bu yüzden önemli.

Ayakizi dediğimiz şeye, konu yiyecekler olduğunda, biraz aşinayız. Mesela havuç yetiştirmekle et üretmek birbirinden farklı. Bunu biliyoruz. Etin çoook daha büyük bir ayakizi var. Ya da mesela organik muzla, sıradan muz da birbirinden farklılar. Birinde ilaçlar, kimyasallar var, birinde yok diyoruz.

Ama iş tekstile geldiğinde, aradaki farkın çok da ayırdında değiliz. Bir tişört bile, dinlediniz, ne kadar işlemden geçiyor. Haliyle, çoğu zaman hikayesi gizlenmiş ve hafızasız oluyorlar. Haliyle biz de kolayca vazgeçebiliyoruz onlardan. Yerine yenisini alabiliyoruz.

Alışkanlıklarımızı değiştireceksek, “basit” olana bakış açımızı değiştirmemiz gerekli. “Aman canım, basit bir şey zaten” diyerek geçiştirmek yerine, “basit” olduğu için ciddiye almak demek bu. Önemsemek, dikkate almak kimi zaman bağ kurmak demek.

Bence tamir etmek, ve kişiselleştirmek de, giydiğimiz şeye duygusal yatırım yapmanın, ona bir hikaye, bir hafıza vermenin en iyi yollarından biri. Belki üzerinizdeki tişörtün geleceği için, böyle bir plan yapabilirsiniz?

Bu arada, çok güzel bir tişörtmüş, halihazırda üzerinizde olması, bence onu dünyanın en güzel tişörtü yapıyor. Yeni bir tişörte ihtiyaç duymadan, yıllar boyu giymeniz dileğiyle.

Künye
  • YazanBerkant Gültekin
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
  • Müzik SeçimleriCemre Dalyan
Kaynaklar (12)