111 Hz ·Bölüm 4 ·6 Ağustos 2021 ·27 dk ·936 kelime

Alevlerle Yaşamak

Bir haftayı aşkın bir süredir, Türkiye'nin dört bir yanındaki ormanlardan yangın haberleri ile yaşıyoruz. Yangın, ağaçlarlarla birlikte, canımızı da yakıyor. Bizim ise biraz sakinleşip, sormamız gereken sorular var: Ormanlar neden yanar? Yangınların giderek daha büyük alanları etkilemesinin sebebi ne? Ve elbette, biz yangınlar karşısında ne yapabiliriz? Esmiyor Podcast'i dinlemek için: https://dinle.podbee.co/esmiyor/

0:00

Orman yangınları, aslında doğadaki döngünün bir parçası. Bir düşünün, biz insanlar bu dünyada henüz yokken de patlayan yanardağların ve yeryüzüne düşen yıldırımların yarattığı orman yangınları hep vardı. Bizler bu dünyadan silindiğimiz zaman da, bu yangınlar devam edecek. Çünkü doğa, yaratıcılığı barındırdığı gibi, yıkımı da içinde barındıran bir güç.

Hatta, belki kulağa mantık dışı gelecek ama; aslında bazı ormanların, yaşam döngülerini sürdürebilmek için, yangınlara ihtiyacı var. Evet doğru duydunuz, bazı yangınlar doğanın iyiliği için gerekli. Nasıl olur da yaşayan ne varsa küle çeviren yangınlar, ormanların yaşam döngüsü için gerekli olabilir? Bu sorunun cevabı, ormanın derinliklerinde gizli.

Türkiye'de meydana gelen yangınların etkili olduğu ormanlar, Akdeniz ekosistemine özgü kızılçam ormanları.

Sesini duyduğunuz kişi, bu bölümdeki iki konuğumdan ilki, İsmail Bekar.

İsmail'in de söylediği gibi, Akdeniz ekosistemleri, yangınlarla yaşamaya bi' hayli alışkın. Hatta o kadar alışmışlar ki yangına, üreme yöntemleri bile bu duruma adapte olmuş. Çam kozalaklarını bilirsiniz. Bunlar içlerinde onlarca çam tohumu taşıyan kapsüller aslında. Ve çam ağaçları iki tür kozalak üretiyor, bunların ilki tohumlarını kendiliğinden toprağa bırakabilen, açık kozalak. Diğer tür ise kapalı kozalak. Bunlar, tohumlarını toprağa saçabilmek için çevresel bir tetikleyiciye ihtiyaç duyuyor. Yangın çıktığında ve alevler giderek yükselip, ortamdaki ısıyı artırdığında da...

"Küllerinden doğmak" gerçekten doğru deyim. Ama bunun dışında, küçük çapta yangınların ekosistem için bir faydası daha var.

Alevlerin yayılabilmesi için yakıta ihtiyacı var. Yakıt derken, zeminde biriken kuru dal parçalarını, yaprakları, ölü bitkileri kastediyorum. Orman zemininde ne kadar fazla yanıcı madde birikmişse, yangınlar da o kadar hızlı yayılıyor ve şiddetleniyor. İşte, düzenli aralıklarla meydana gelen küçük çaplı orman yangınları, zeminde biriken yanıcı maddelerin temizlenmesini sağlıyor ve hızlı yayılan yangınların önüne geçiyor. Ayrıca yine küçük çaptaki bu yangınlar, ormanlık araziler arasında boşluklar yaratarak, ormanı parsellere ayırıyor. Bu da gelecekte meydana gelebilecek orman yangınlarının diğer parsellere sıçramasının önüne geçiyor.

Ama, ekosistem üzerindeki tüm bu olumlu etkiler, küçük çaplı ve kontrol altında tutulabilen yangınlar için geçerli. Bu günlerde Türkiye'yi kasıp kavuran yangınlar ise, kontrolsüz bir şekilde çok geniş bir alana yayıldı. Peki ama bu yangınlar neden bu kadar hızlı büyüdü?

Anlayacağınız, orman yangınlarının bu denli sıklaşması ve şiddetlenmesinin nedeni bir yanıyla küresel ölçekli. Zaten orman yangınlarının güncel haritasını incelediğimizde etkilerin de küresel olduğu ortada. Türkiye'deki yangınlar devam ederken, farklı coğrafyalarda da büyük çaplı orman yangınları yaşanıyor. İtalya, Yunanistan ve İspanya başta olmak üzere pek çok ülke, yangınlarla mücadele halinde. Hatta İspanya'da işler öyle bir noktaya geldi ki, 1 Ağustos günü ülkede olağanüstü hal ilan edildi. Uzmanlara göre yangınlardaki artışın temel nedeni, küresel ısınmayla her sene daha şiddetli hale gelen sıcak hava dalgaları var.

Ama faturanın tamamını küresel iklim değişimine kesmek, kolaycılık olur. Çünkü faturanın bir kısmı da sorunlu lokal uygulamalarda. Ufak ölçekli yangınların, büyük yangınların önünü alabildiğini söylemiştim. Eskiden, bu ufak çaplı yangınlar ekosistemin bir parçasıydı. Oysa bugün, gelişen teknoloji ile birlikte yangına müdahale imkanlarımız da eskisinden çok daha fazla ve ufak çapta yangınlara bile izin vermiyoruz.

Ne kadar garip değil mi? Meğer ormanların en büyük düşmanı bildiğimiz yangınların, ekosistemin yaşam döngüsü için hayati bir önemi varmış. Ve biz aslında "aman bir ağaç bile yanmasın" kaygısıyla hareket edip, en ufak yangını dahi söndürerek, aslında doğanın döngüsüne müdahale ediyor, bir nevi kaş yapayım derken göz çıkarıyormuşuz. Şimdiye kadar konuştuğumuz neredeyse her şey, insan sezgilerine aykırı. İşte tam da bu yüzden, sezgilerimizi bir kenarı alıp doğayı, ekosistemi anlamaya çalışmalıyız.

Bunu başarabilmek için, orman yangınlarını anlamak için kullandığımız dar perspektifi terkedip, daha geniş bir perspektif edinmeliyiz. Özellikle zaman konusunda. Ne mi demek istiyorum?

Ormanda bir oraya bir buraya uçuşan bir kelebek olduğumuzu hayal edelim. Daha dün kozamızdan çıkmışız, bugün ise bir orman yangını başlamış. Hepi topu üç günlük ömrümüz muhtemelen yangının sonunu görmeye bile yetmeyecek. Alevlerle karşılaştığımızda "eyvah! dünyanın sonu geldi, kıyamet kopuyor!" diye düşünürdük herhalde. Kısacık ömrümüzün bize armağanı olan daracık perspektifimizle, başka bir yorum getiremezdik yangına.

İşte biz insanlar da, birazcık bu kelebek gibiyiz. Ömrümüz kelebeğinkinden çoook daha uzun belki; ama milyonlarca yıldır varlığını sürdüren ekosistemlerin yanında gerçekten çok kısa. Yangınla yok olan ormanlarımızın, yangın öncesindeki haline geri dönebilmesi için geçecek süre, biz insanlara uzun gibi gelse de, ekosistemin yaşını düşündüğümüzde, koca okyanusta ancak bir damla kadar.

Peki bunu neden söylüyorum? "Aman canım bırakın üzülmeyi, doğa kendini yenileyecek nasılsa" demek için değil tabii ki. Ancak, insan perspektifiyle hareket edersek, doğanın ihtiyacı olanı görmezden gelebiliriz. Eğer sabırsız davranır ve doğanın kendisini restore izin vermek yerine, yanlış müdahalelerde bulunursak çok daha büyük sorunlara yol açabiliriz.

"İyi diyorsunuz hoş diyorsunuz da Barış abi, ne yapacağız, elimiz kolumuz bağlı oturacak mıyız yani?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu podcast bölümünün amacı, kesinlikle sizi pasifizme itmek değil. Tam tersine, orman yangınları konusunda bilinçlenmek için her zamankinden daha aktif olmamız gerek çünkü dünya ormanlarını bekleyen tehlike, gün geçtikçe büyüyor. Daha aktif olmalıyız, ama her şeyden önce, eylemlerimizi insan merkezli bir bakış açısıyla değil, ekosistem merkezli bir bakış açısıyla belirlemeliyiz.

Her şeyden önce, orman yangınlarının, ekosistemin bir parçası olduğunu anlamamız gerekiyor.

Ekosistemi kendi isteklerimize uygun hale getirmek yerine, doğanın döngüsü ile uyumlu çözümler üretmeye çalışmalıyız. Bunun yolu ise insani duygularımıza kapılmaktansa, doğayla daha sağlıklı bir ilişki kurabilmek için bilime ve mantığa kulak vermekten geçiyor. Benim ise kulak vermenizi istediğim biri daha var. Derin, dinleyicilerimiz seni tanıyabilirler mi?

Esmiyor Podcast, küresel iklim değişikliği konusu üzerine işler çıkaran bir podcast serisi. Derin ve Utku, yayınlarında iklim ve ekoloji konusunda bir çok uzmanı konuk etmişler. Son dönemde de yangınlar ile ilgili farklı uzmanların konuk olduğu ve binlerce kişinin takip ettiği yayınlar gerçekleştirdiler.

Az önce sözünü ettiğim doğayla daha sağlıklı bir ilişki kurmak konusunda, Derin'in değinmek istediği birkaç nokta var. Derin'e göre doğa ile sağlıklı bir ilişki kuramamamızın en büyük nedeni, bizzat insanın kendisi.

Derin'in de bahsettiği gibi kibirimiz bizi doğaya hükmedebileceğimiz yanılgısına düşürüyor. Ancak böyle büyük felaketler karşısında anlıyoruz ki, doğanın gücü karşısında tüm teknolojik gücümüze rağmen çaresiz kalabiliyoruz.

Künye
  • YazanBerkant Gültekin, Zuhat Taşer
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
  • Müzik SeçimleriUmut Barış Genç
Kaynaklar (9)