Çoklu Evrenler, Alternatif Hikâyeler ve Simitler
Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Oscar Ödül Töreni'ne "Everything, Everywhere, All at Once" damga vurdu. Yepyeni bir hikâye anlatımı sunmasıyla dikkat çeken filmin ana teması, bu haftaki bölümümüzün de konusunu oluşturuyor. Yeni 111 Hz bölümünde, çoklu evrenler teorisini anlamaya ve bu teoriyle anlatılabilecek hikâyeleri hayal etmeye çalışıyoruz.
Eh fazlasıyla hak edilmiş bir ödüldü bu… Yoksa ödüller mi demeliydim? Ah! Tabii ben doğrudan lafa daldım, belki bilmeyeniniz vardır. Geçtiğimiz hafta dünyanın en prestijli film ödülleri olan Oscarlar, 95’inci kez sahiplerini buldu. Birçok sinema eleştirmeni, son yılların en tatmin edici ödül sezonunu geride bıraktığımızı ifade ediyor. E çok da haksız sayılmazlar aslında. Bu yıl altın heykelcik için yarışan filmlerin fazlasıyla doyurucu birer seyirlik oldukları su götürmez bir gerçek. Ancak bu seneki ödüllere aday olan birçok filmi “şansız” olarak nitelendirmek de mümkün. Zira yakın geçmişin en enteresan ve özgün filmlerinden biriyle; “Everything, Everywhere, All at Once" ile kıyaslanmak durumunda kaldılar.
Aday gösterildiği 11 ödülün 7’sini kazandı bu çılgın film. Öyle hemen deyip geçmeyin. En İyi Film, Özgün Senaryo, Kurgu, Yardımcı Kadın Oyuncu, Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu dallarındaki ödülleri tek tek topladı “Everything, Everywhere, All at Once”! Pheew… Böyle arka arkaya, tek nefeste saymaya çalışınca da fazlasıyla zor oluyormuş yahu. Fakat hakkını da vermemiz gerekiyordu. Çünkü film, Oscar tarihinin ana dallarda en çok ödül toplayan yapımı oldu. Bir sinema eserini izlemeye değer kılan tek şey kazandığı ödül sayısı değil elbette. Ancak “Everything, Everywhere, All at Once”ın bu başarısı, yakın gelecekte ana akım sinemada kullanılan hikayecilik dilini değiştirecek bir etki yaratmış olabilir. Nasıl mı?
Öncelikle ana akım sinemanın bize alıştırdığı basmakalıp kurgu şablonlarının ve hikaye örgülerinin çook ötesinde bir stile, estetiğe, konuya ve anlatıya sahip “Everything, Everywhere, All at Once”. Z jenerasyonuna yakıştırılan depresif ruh halini, kuşaklar arası anlaşmazlıkları ve farklı kültürlerin çatışmalarını incelikle analiz etmiş bir senaryosu var. Daniel Kwan ve Daniel Scheinertt’in yazıp yönettiği film; birçok sembolik detaya, koyu bir mizaha, dokunaklı sekanslara ve durmak bilmeyen bir aksiyona sahip. Ayrıca baksanıza, adı bile bir enteresan… “Her şey, her yerde, aynı anda”…
Sanki anneniz ya da ev arkadaşınız size serzenişte bulunuyor gibi değil mi? Ancak ismi bile filmin anlatısını destekler nitelikte. Yani bu enteresan isim, öyle farklılık olsun diye seçilmiş falan değil. Bu filmde gerçekten her şey, her yerde, aynı anda, üstelik farklı biçimlerde yaşanıyor! Böylesi bir karmaşayı, bu kadar derli toplu bir şekilde anlatabilmek, ustalık ve birazcık da çılgınlık istiyor açıkçası. Neyse ki Daniel’lar bu iki özelliğe de sahip birer sinemacı.
Şimdi size filmin hikayesini çok da detaylandırmadan anlatacağım. Ancak izlememiş olanları uyarayım, bu noktadan sonra küçük spoiler’lara maruz kalabilirsiniz. Bu konuda bir hassasiyetiniz varsa, filmi izleyip bize öyle eşlik edin derim. Merak etmeyin, burada sizleri bekliyor olacağım.
ABD’de yaşayan Çinli bir ailenin hikayesi üzerinden ilerliyor “Everything, Everywhere, All at Once”ın anlatısı. Evelyn ve eşi Waymond, Çin’den ABD’ye göç etmiş ve işlettikleri çamaşırhaneyi ayakta tutmaya çalışan bir çift. Geleneklerine bağlı ve hiçbir kararını onaylamayan babası ve hayatına nasıl yön vereceğine bir türlü karar veremeyen kızı Joy arasında kalan Evelyn’in, hem bütün dünyaların ortasında sıkışıp kalmış hem de her yere dağılmış öyküsünü izliyoruz. Babasından edindiği ebeveynlik alışkanlıklarını kendi kızında uygulamaya çalışan Evelyn, her geçen gün Joy ile iletişimi kaybediyor filmde. Eşi, babası ve kızıyla yaşadığı ilişkilerdeki kaos, hayatının her köşesine yansıyor. Sadece hayatı olsa iyi… Çoklu evrenlerin hepsinde kırılmalara sebep oluyor Evelyn’in yaşadıkları.
Hmmm çoklu evrenler mi? Son yıllarda ne kadar çok duyuyoruz değil mi bu ifadeyi? Multivese desem daha tanıdık gelecek muhtemelen size. Popüler kültürün son yıllardaki odak konularından birisi bu malumunuz.
Dr. Strange ve Spider-Man gibi Marvel yapımlarında ya da Rick & Morty gibi dizilerde bu konuya rastlıyoruz.
Aslına bakarsanız filmlerde ya da dizilerdeki çoklu evren anlatıları, konuya daha çok felsefi bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Bu anlatılara ilgi duymamızın da çok basit bir sebebi var aslında… Hepimiz hayatımızda bir takım kararlar verdik ve bunların sonuçları oldu öyle değil mi? Yani sizi bugün olduğunuz insan haline getiren şeyler, geçmişte verdiğiniz kararlar ya da yaptığınız seçimlerden meydana geliyor. Bazı kararlarınızı çok doğru bulurken, bazılarından pişmanlık duymuş olabilirsiniz.
İşte bu noktada aklınızdan gibi düşünceler akıyor. Eh önceki bölümlerde ne demiştik? “Ütopyalar Güzeldir”!
Fakat birçoğumuz bu multiverse konusuna bilimsel açıdan yaklaşmamıştır muhtemelen. Eğer astrofizikle ilgilenmiyorsanız, çoklu evrenler meselesini yoğun bir şekilde incelememişsinizdir diye tahmin ediyorum.
Sonuçta böyle şeyler sadece filmlere konu olur… Fakat bunun için ortaya atılmış teoriler var! Gelin sizle evrenler arasında bir sıçrama yapalım ve bu teori üzerine konuşalım şimdi.
Şu an Abeille-42-PDB evrenindeyiz. Burada insanlar havada süzülerek hareket ediyorlar ve ciltleri bir arı gibi siyah ve sarı renkte.
Yok yok bu bölümde öyle bir şey yapmayacağız. Lütfen, kendimizi ciddiyete davet ediyorum! Öhmm!
Eveeet, ne diyorduk? Çoklu evrenler teorisi… Evren dediğimiz şey sonsuza dek uzanan bir alan. Gezegenleri, galaksileri, yıldızları, uzay boşluğunu, zamanı, sizi, beni… Aklımıza gelen veya gelmeyen, bildiğimiz veya bilmediğimiz her şeyi kapsıyor bu alan. Gökbilimcilere göre bizim yaşadığımız evren yaklaşık 93 milyar ışık yılı genişliğinde, uçsuz bucaksız, sonsuuuz bir yer. Kendine özgü kurallara, doğrulara, noksanlara, görünüşe, düzene ve düzensizliğe sahip. Peki ya uzaklarda bir yerlerde bizim bilmediğimiz, yine kendine has özelliklere sahip olan bambaşka evrenler varsa? Ve o evrenlerden birinde şu an “güneş doğuyorsa”?
Evren bilimi, yani kozmoloji alanında çalışan fizikçilerin, bu konu hakkında birçok görüşü, farklı teorileri var. Onlara göre bizim evrenimizden çok uzakta, farklı fizik yasalarının ve farklı atom altı parçacıklarının var olduğu başka evrenler olabilir. Çok sayıda değişik kozmolojik yaklaşım bulunuyor bu alanda. Ben bugün size “Kuantum Mekaniğinin Çoklu Dünyaları” yaklaşımından bahsetmek istiyorum biraz. Gelin basit bir örnekle açıklayayım size bu teoriyi.
Bir atom altı parçacığı düşünün şimdi… Mesela bu bir elektron olsun. Onun konumunu veya dönüşünü gözlemleyebilmek için bazı kuantum denklemlerinden faydalanmak gerekiyor. Bu denklemlerin bazı sonuçlarının gerçekleşmesi mümkünken, bazılarının gerçek olması ihtimal dahilinde değil. Örneğin bir elektronu, bir protona dönüştüremezsiniz. Tamamen farklı elektrik yüklerine sahip parçacıklar bunlar. Fakat bir elektron saat yönünde ya da onun tersi istikamette dönüyor olabilir.
“Kuantum Mekaniğinin Çoklu Dünyaları” yaklaşımına göre, birbirine zıt giden bu iki hareketin farklı evrenlerde gerçekleşmesi mümkün. Dahası bunun çok da uzak bir yerde gerçekleşmediği savunuluyor. Kuantum deneylerinin bizim evrenimizdekilerden farklı sonuçlar verdiği, ancak bizimkisiyle eş zamanlı işleyen bir gerçekliğin olabileceğini ön görüyor bu yaklaşım. Bir nevi aynadaki ters yansımaya benziyor bu anlattığım.
Ne o, beyinler yandı sanırım biraz. İyisi mi biz bir ara verip kendimize gelelim. Geri döndüğümüzde yeni yangınlara doğru ilerleriz.
Oh be, biraz kendime geldim. Atom altı parçacıklar, çoklu evrenler falan derken yakıyorduk devreleri valla. Ama önemli bir soru üzerine düşünmedik henüz. O da şu: Peki bizim farklı versiyonlarımız var mı?
Eğer konuya felsefi bir yaklaşım getiriyorsanız bunun çok göreceli bir cevabı olacaktır. Ancak bilimsel bir yaklaşım gösteriyorsak, bu denklemi birlikte çözmek zorundayız arkadaşlar.
Kuantum fiziğine göre hayattaki eylemlerimizin kararını biz değil, atom altı parçacıklar veriyor. Dolayısıyla varlığınızı proton, elektron ve nötronlardan oluşan atomik bir yapı olarak değerlendirirseniz, kendinizi bir kuantum yapısı olarak tanımlamış olursunuz. Dolayısıyla uzaklarda bir yerlerde alternatif versiyonlarınız olabilir.
Şimdi biz dönelim “Everything, Everywhere, All at Once”a.
Heh! Duydunuz alarmın sesini, siper alın yeni bir spoiler geliyor.
Film bu öte evrenler arasında seyrediyor. Alternatif evrenlerin birinde Evelyn’in kızı Joy’un tüm gerçekliği öğrenmiş, anlamı ve umudunu yitirmiş bir versiyonu çıkıyor karşımıza. Yaşadığı umutsuzluk öyle bir düzeye ulaşmış ki kendisinin tüm versiyonlarını yok etmek için ant içmiş. Tüm gerçekliği sığdırabileceği simit şeklinde bir kara delik inşa etmiş, ve alternatif versiyonlarını aramaya koyulmuş. Bu simit sembolünün seçimi de filmin adı gibi boşuna değil aslında. Zira tüm evrenin bir simit şeklinde olabileceğini iddia eden fizik teorileri var. Diğer yandan Joy karakterinin ismi de öylesine bir seçim değil. İngilizce’de “neşe” anlamına gelen bu kelime, Çince’de “felaket” demek. Bu zıtlık Joy’un içine düştüğü depresyon halini de daha anlamlı kılıyor aslında.
Fakat en az Evelyn ve Joy kadar önemli bir karakter daha var filmde: Waymond. Evrenler arası sıçrama gerecine sahip olan bu karakterde çok önemli ve sık sık unuttuğumuz bir şeyi, nezaketi buluyoruz. Joy ve babasının ruh halleri, siyah ve beyaz kadar farklı. Bu da filmin önemli bir kırılma anında ortaya çıkıyor. Fakat o kadar sert bir spoiler vermeyeceğim tabii ki size.
Ancak şunu söyleyebilirim. Alternatif versiyonlarımız olsa bile, bunların herhangi birinin en iyi halimiz olup olmadığını asla bilemeyiz. Tek değiştirebileceğimiz şey kendimiz, ve kendi evrenimiz.
Tamam, şimdilik elimizde çoklu evrenler arası zıplayabileceğimiz bir araç yok. Şimdilik kendimizin daha iyi veya alternatif bir versiyonunu olabileceğini hayal edebiliyoruz. Ancak bu bile kendi evrenimiz içerisinde daha iyi bir alternatif oluşturmamıza olanak tanıyabilir. Tıpkı “Everything, Everywhere, All at Once”ın sinema dünyasında yaptığı gibi, biz de kendi dünyamızda bir fark yaratabiliriz. Yeni yollar deneyerek, hayal ederek, uzlaşarak, dayanışarak, yaklaşık 93 milyar ışık yılı büyüklüğündeki bu geniş evreni daha güzel kılabiliriz. Tıpkı filmdeki Waymond gibi nezaketle, uzlaşıyla, zarafetle ve güler yüzle, kendi evrenimizdeki karanlıkları aydınlatabiliriz. Kendi yarattığımız simitlerden keyif dolu bir ısırık alabiliriz. Kim bilir belki de tüm evrenler içindeki en iyi alternatif olmamızın yolu buradan geçiyordur…
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (18)
- HER ŞEY HER YERDE AYNI ANDA
- Paralel Evren Teorisi Nedir? Kuantum Fiziğinin Everett Yorumu, Schrödinger'in Kedisi Paradoksunu Çözebilir mi? - Evrim Ağacı
- Çoklu Evren Teorisi Nedir? Paralel Evren Teorisi ile Farkları Nelerdir? Paralel Evrenler Teorisi Deneysel mi? - Evrim Ağacı
- A Physicist Explains Why Parallel Universes May Exist
- Do parallel universes exist? We might live in a multiverse.
- Parallel Universes: An Infinite Number of Yous
- Parallel universes in fiction
- youtube.com
- 95. Akademi Ödülleri: Kazananlar - Oscar Boy
- r/TrueFilm - Do we want Characters, or Actors? The story? Or the story beneath the story?
- Oscars 2023: Everything Everywhere All At Once wins best picture
- Everything Everywhere All At Once | Official Trailer HD | A24
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- youtube.com
- Everything Everywhere All At Once - Multiverse Scene
- youtube.com