111 Hz ·Bölüm 88 ·14 Ağustos 2023 ·23 dk ·1.454 kelime

Venüs Retrosu: Burçlara İnanmak İçin Doğru Bir Zaman Mı?

Hiçbir bilimsel dayanağı olmamasına rağmen astrolojiye olan inanç günden güne artıyor. Peki neden böyle, burç yorumlarına olan merakımızın kaynağı ne? 111 Hz'in yeni bölümünde astrolojinin tarihten bugüne nasıl algılandığını inceliyoruz. 8 milyar insanın 12 burç üzerinden yorumlanmasını birlikte sorguluyoruz.

0:00

Vay be… Resmen bildi kadın… Arkadaşlar öncelikle astrolog Belma Aydinç’i hepinize tavsiye ediyorum. Yani nasıl olabiliyor böyle bir şey yahu? Ben mesela gerçekten yalan söylenmesine asla tahammül edemem ve evet, bana her zaman mesafeli bir tavrın var derler.

Pençelerden galiba…

Ama aslında içten içe çok duygusalımdır, çok kafaya takarım…

Evet arkadaşlar… Yaşadığımız bu bir dakikalık kargaşaya istinaden, hepinizi bir dakikalık kaygı duruşuna davet ediyorum…

Yok yok, bir dakika da çokmuş ya kaygılanmak için… Ama bazı arkadaşlarımız için de kaygılanmamız gerek. Çünkü bu burç meselesini gereğinden fazla ciddiye alanlar var. Bakın mesela Şeyma’ya…

Bu Ali, Dedikoduya Övgü bölümünde kendisine karetta karetta kaplumbağaların saldırdığı berber arkadaşım bu arada. Çok geçmiş olsun Ali! Sen bu aralar biraz dikkat etsen iyi olacak gerçekten.

Tamam, arkadaşlar. Kendimizi biraz da ciddiyete davet ediyorum artık. Belma Hanım’ın söyledikleri ne benim, ne arkadaşımın, ne de önceki danışanın burç yorumuydu aslında. Bu arada aramızda kalsın Belma Hanım diye biri de yok zaten. Ama olsaydı eminim bu minvalde şeyler söyleyecekti. Herkese aşağı yukarı uyacak şeyler… Çünkü burç yorumları genelleyici ve kapsayıcı bir içeriğe sahip olmalı. Sonuçta sadece 12 burç var ve bunların dünyadaki 8 milyar insanı yansıtabilmesiiii… E takdir edersiniz ki çok zor. Zaten bunun için de yükselen burçlar, alçalan burçlar, 7. evler falan… Bir sürü detay var. Diğer türlü nasıl ikna edebilirsiniz ki insanları?

Uymayan özellikleri uydurabileceğiniz bir sürü alternatifiniz var. Burcu tutmazsa yükseleni olur, o olmazsa alçalanı olur. Hal böyle olunca çok kolay bir şekilde herhangi bir burç yorumu için “aynı ben” diyebiliyoruz. Kendimize uymasından hoşlandığımız özellikleri alıp, uymayanları kulak arkası edebiliyoruz. Çünkü kendimizle ilgili bir açıklama duymak istiyoruz her zaman. Biri bize, bizi anlatsın istiyoruz. Bu sadece burç yorumları için değil, internette gördüğümüz on soruluk yüzeysel bir kişilik testi için de geçerli aslında. Ben de bugün neden bu konulara bu kadar kafa yorulduğunu açıklamaya çalışacağım size. Çünkü arkasında enteresan bir psikoloji yatıyor. Zaten biz de psikoloji biliminden faydalanacağız. Zira astrolojiyi fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilimlerle değil ancak sosyoloji veya psikoloji gibi beşeri bilimlerle açıklayabiliriz. Şu an aranızdan bazılarının

“ dediğini duyar gibiyim. Evet haklısınız, uygarlıkların gelişiminde astrolojinin önemli bir yeri var. Hatta bir anlamda insanın yaratıcılığının, felsefi ve kültürel gelişiminin önemli bir parçası.

Bunu daha iyi anlamak için, gelin sizinle astrolojinin doğduğu topraklara, Babil’e gidelim.

Eskiden astrologlar gelecekte ne olacağını görmek için gökyüzünü inceler, her hareketi en ince ayrıntısına kadar not edermiş. Hatta bu çizimler de astronominin gelişmesini sağlamış. Mevsimleri, tarihleri, güneşin hareketlerini izlemek için kullanmışlar astrolojiyi. Ne o şaşırdınız mı? Benim astroloji üzerine iyi şeyler söyleyeceğimi düşünmemiş olabilirsiniz, ama ne demiştik önceki bölümlerde? Çerçevenin dışında da düşünmek lazım… Babilliler tarafından M.Ö 1700’lerde yazılan ve bilinen ilk astroloji belgesi olan

Enuma Anu Enlil tabletlerinde Venüs’ün hareketleri incelenip bunlara göre öngörülerde bulunulmuş. Bu öngörüler daha çok toprak verimliliği ya da hava durumları gibi maddi konular üstüne yoğunlaşmaktayken, gökyüzüne olan bu ilgi geliştikçe yıldız haritaları, doğum haritaları falan çıkarılmaya başlanmış. Hatta krallar bile önemli kararlar almadan önce astrologlara danışırmış…

Bence göndermemelisiniz sayın kralım, ama tabii takdir sizin.

Şaka bir yana gökyüzüne olan bu ilgi sayesinde astronomi bilimi gelişmiştir diyebiliriz. Yani astrologların kullandığı yöntemler, gökyüzünü gözlemleyip çıkardıkları haritalar astronomlara ışık olmuş. Peki nedir bu sürekli karıştırılan ve birbiri yerine kullanılan astroloji ve astronomi arasındaki fark? Gelin buna bakalım şimdi.

En basit tanımıyla astronominin temel amacı evrenin fiziğini anlamakken, astroloji gökyüzündeki hareketlenmeyle dünyevi olaylar ve gelecekte yaşanacaklar arasında bir ilişki kurmaya çalışır. Yani biri gökyüzünün kendisiyle ilgilenen bir bilim dalıyken diğeri gökyüzünün insanlar üzerindeki etkisiyle ilgilenen bir eğlence aracı. Peki neden bilim değildir? Eeehh malum, astrolojide kontrollü deney yapılamıyor ve evrensel olarak kabul edilebilecek yasalar çıkarılamıyor. Farklı astrologlar aynı konuda farklı tahminlerde bulunuyor, her gazetedeki günlük falların birbirinden farklı olduğunu görebiliyoruz. Bir tanesinde koç burcu finansal sıkıntılar çekecekken diğerinde maddi olarak rahatlayacağı iddia ediliyor. Bu ne yaman çelişki? Hangi birine inanacağız şimdi biz? İşin kötüsü denetime de tabii değiller. Hiçbir astrolog söylediklerini kanıtlamakla yükümlü değil. E bunun sebebi de çok açık: çünkü bilimsel hiçbir dayanağı olmayan mistik bir eğlence biçimi bu.

Hmmm… Siz örneğin 1 ila 5 arasında kaç uyuyorsunuz bu tanıma? Ben kendim için kafadan 4 verebilirim. Herkes yüksek verir diye düşünüyorum. Onlar da böyle düşünmüş olmalı ki 39 kişinin ortalama puanı 4.26 çıkmış. Yani herkes gördüğü paragrafa “bana çok uyuyor” demiş.

Ama işin aslı böyle değil… Bay Forer aslında tek bir kişilik tanımı yapmış ve herkese aynı tanımı dağıtmış. Katılımcıların çoğunluğu da bu tanımın tamamen kendilerini yansıttığı yanılgısına kapılmış. Yani herkes aynı sonucu kendine yakın bulmuş.

Neden mi? Çünkü bu paragrafların hepsi muğlak ifadelerle dolu. Böyle ucu açık, keskin yargılar barındırmayan, her yere çekilebilecek ifadeler. Tıpkı burç yorumlarında olduğu gibi… Bu da aslında daha önce de söylediğim gibi insanın kendisiyle alakalı bir açıklama duyma ve bunu teyit etme isteğinden geliyor. Çünkü zihnimiz, bilgiyi kendi inançlarını destekleyecek şekilde arama ve yorumlama eğilimine sahip. Aslında yaptığımız kendi varsayımlarımızı destekleyen bilgileri kayırmak. Buna da bilişsel psikolojide “confirmation bias”, yani “doğrulama yanlılığı” deniyor. Bu bilgilere ne kadar inandığımızsa tanımın ne kadar kişiselleştirildiği ve tanımı yapan kişinin ne kadar yetkili olduğuna göre değişiyor. Burada bu yetkili kişi psikolog Bertram Forer iken, bizim hikayemizde Belma Hanım’dı… Bize doğum haritamızı çıkardı, burcumuzu, yükselenimizi, alçalanımızı her şeyimizi söyledi. Konuyu bizim için kişiselleştirdi yani. Böyle yapınca da söyledikleri daha inandırıcı geldi bize.

Peki bu hep böyle miydi? Ne oldu da bugün her sosyal medyaya girdiğimizde gibi postlar ve bunların altında binlerce yorum görüyoruz? Bu ilginin kaynağı nedir? Aslına bakarsanız Hindistan ve Çin gibi batılı olmayan ülkelerde astroloji, insanların kendileri ve dünyadaki yerleri hakkında düşünce biçimlerini oluşturan ana kaynaklardan biri oldu hep. İnsanlara nasıl yaşayacakları konusunda rehber oldu yani astroloji. Ancak batı dünyasında durum böyle değildi. 18. yüzyılla yani Aydınlanma Çağı’yla birlikte astroloji, astronomiden keskin bir şekilde ayrıldı. Söz sahibi olan yıldızlar değil, bilimdi artık. Son yıllardaysa sosyal medya aracılığıyla yıldızlara giderek daha fazla danışılmasıyla, astroloji popüler kültürün bir parçası haline geldi. Öyle ki 2020 yılı içinde “doğum haritası ve astroloji” gibi kelimeler son 5 yıldaki aramalar arasında en yüksek seviyeye ulaştı. Peki neden? Astrolojiye psikolojik ve sosyolojik olarak yaklaşacağız demiştik. Psikolojik kısmını anlattık. Peki kitlelerin astrolojiye olan ilgisinin artmasını sosyolojik olarak nasıl açıklayabiliriz?

Yapılan araştırmalara göre Koronavirüs’ün patlak vermesiyle birlikte astrologlara başvuran müşteri sayısında yoğun bir artış meydana geldi. Yüzlerce insan online olarak astrologlarla buluşmaya başladı. Bunun sebebi de aslında çok basit… Belirsizlik ve bunun getirdiği kaygı. Hatırladınız değil mi o bunaltıcı günleri? Nasıl da kaygılıydık. Yakınlarımız için, işimiz için… Tüm dünya için kaygılıydık aslında. Ve her şey belirsizdi. Karantina bitecek mi, ne zaman bitecek, bitince ne olacak, eski hayatımıza dönebilecek miyiz gibi sorular vardı zihnimizde hep. Tüm bu belirsizlikler içinde hayatla bir bağ kurmamız gerekiyordu. Kimimiz yeni hobiler edindik, bazılarımız spora başladı, bazılarımız evde yoğurt yapmaya, dil öğrenenlerimiz oldu -ki onlara helal olsun!- Hatta size şöyle söyleyeyim, benim Vietnam Mutfağı’nda Michelin Yıldızı alacak seviyeye gelen arkadaşım bile var…

Yani ben olsam verirdim.

Tıpkı bunlar gibi, bazılarımız da astrolojiye sardı. Ancak astrolojiye olan ilgi, diğerlerine göre oldukça fazlaydı. Çünkü astroloji temelde, umutsuzluk zamanında geleceğe yönelik bir umut veriyor. Bu da aslında bizim manevi boşluğumuzu doldurmak için tutunduğumuz bir dal. Bir nevi yeni çağ maneviyatı diyebiliriz buna. Din antropoloğu Dr. Susannah Crockford da bunu, insan doğasının buhran dönemlerinde teselli bulmak için daha büyük bir güce dönme arzusu üzerinden açıklıyor. Bu teselli arayışı aslında insanın hayatta kalma içgüdülerinden bir tanesi. Fakat batılı ülkelerde dine olan ilginin azalmasının yarattığı boşlukla birlikte, gençler başka bir inanç arayışına yöneliyor. Astroloji de bu boşluğu dolduruyor aslında. Açıklayıcı ve rahatlatıcı yönüyle de cezbedici bir tarafı var. gibi bir açıklama, ilerde güzel günlerin geleceğine dair rahatlatıcı bir anlam da barındırıyor aslında. Bu da bize iyi geliyor. Çünkü insan yaşadıklarını iyiye yormak ister her zaman.

Tüm bunlarla beraber astroloji bir topluluğa aidiyet duyma hissini de kuvvetlendiriyor.

Bu iki açıklama aslında aynı ihtiyacı pekiştiriyor. Hemşeriler de birbirini gördüğünde daha fazla ortak paydada buluştukları için birbirlerine daha yakın hissediyor ya, işte burçlarda da aynısı oluyor. Genç jenerasyon artık Divriğililer Lokali’nde hemşerilik dayanışması kurmuyor, onun yerine kendisi gibi oğlak burcu arkadaşını Instagram postuna etiketliyor, “bak bizi anlatıyor” diyerek. Bu da aslında insanın bağ kurma arayışı ve kendini bulma arzusunu gösteriyor bize.

Peki ne yapalım Barış? Astrolojiye değil bilime mi inanalım? Yok canım estağfurullah… Tarot kartları varken deney tüplerine ne hacet… Şaka bir yana ben size şunu yapın bunu yapmayın diyenleri dinlemeyin demek istiyorum aslında. Siz kendinizi tanımaya, anlamaya, kendinizle barışmaya ve ona göre hareket etmeye gayret gösterin bence. Astrolojiyi takip etmek sizi rahatlatıyorsa edin tabii. Bir eğlencedir sonuçta… Ancak duyduklarınızı ve okuduklarınızı da mutlaka eleştirel bir süzgeçten geçirin. Bunlar gerçekten benimle ilgili objektif yorumlar mı, yoksa duymak ve inanmak istediklerim mi diye kendinize bir sorun her şeyden önce. Çünkü günün sonunda gerçeklerden kaçıp sadece duymak istediklerinizin peşinden giderseniz, kaygı, belirsizlik ve mutsuzluk içinde kalabilirsiniz. Ki ben bunu hiç istemem…

Ha bu arada son bir şey söyleyeceğim… Şu Venüs retrosuna dikkat edin! Ani kararlar vermeyin. Ama sadece retroda değil, genel olarak ani karar vermeyin.

Künye
  • YazanHazal Beril Çam
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (1)