111 Hz ·Bölüm 87 ·7 Ağustos 2023 ·28 dk ·1.197 kelime

Bir Sandalye Neleri Değiştirebilir?

B32 sandalyesi... Adını duymamış olabilirsiniz, fakat kesin görmüşsünüzdür... 20'inci yüzyılda mimari, tasarım ve sanat alanlarında yeni akımlar yaratan Bauhaus Okulu'nun öncü çalışmalarından biriydi bu sandalye. Temelde üzerine oturmamız için dizayn edilen bir eşya, tasarım dünyasına yeni bir bakış açısı kazandırmıştı. Peki bir sandalye neleri değiştirmiş olabilir ki? Yeni 111 Hz'te işte bu sorunun cevabını arıyoruz. B32'nin tasarım üzerine düşündürdüklerini birlikte inceliyoruz.

0:00

Ah! Pardon elektrikli süpürgeyi kapatmadan bölüme başlamışım… Kaç zamandır bahar temizliğinden kaçtığımı bir bilseniz şok olurdunuz demek istemiştim. Kendimi temizliğe kaptırınca, süpürge müpürge unuttum tabii… Ama işte insan bazen üşeniyorum öyleyse yarın diyebiliyor. Eeee ne demiştik önceki bölümlerde, tembellik de bir haktır, değil mi? Ama bazen de o yarın bir türlü gelmek bilmiyor işte… Amaaaaa benceeeeee o gün bugün de değil! Ben en iyisi daha keyifli bir şey yapayım… Ne olabiliiiiir!

Hah buldum! En iyisi tavan arasındaki fazla eşyaları ayıklayayım.

Aferin Barış, çok iyi akıl ettin.

Offff… Burası da çok tozluymuş yahu… Neyse nereden başlasaaaam. Hah meselaaaa şu kasetler… Kaç zamandır atmaya kıyamıyordum da uzun zamandır ayıklamam gerekiyordu bunları.

Kraftwerk… “Tour de France” albümü… Ya buna da geçen bölüm yaptım, iyi de albüm atılmaz şimdi ama neyse…

Jean Michel Jarre…

CAN… “Ege Bamyası”, bak bu çok iyi albümdür hiç atasım gelmedi şimdi. Neyse başladığım iş yarım kalmasın, hem kasetçalarım mı var yahu benim?

Aaa bu sandalye burada mıydı ya! Ne zamandır seni arıyodum ben de! 2001: A Space Odyssey’de görüp ne kadar da etkilenip almıştım. Biraz oturayım da sallanayım, hasret giderelim.

Vay be hala ilk günkü gibi çok rahat. Bu sandalyeyi aldığım günlere, gençliğime döndüm adeta. Buram buram nostalji koktu oda. Yok yok ya o “Ege Bamyası” kalsın, iyi albüm o.

Neyse bu gidişle kalkamayacağım buradan o yüzden hareket edeyim azıcık.

Günümüzdeki tasarımları düşününce biraz farklı duruyor bu eski yoldaşım. Hissettirdiklerinden bağımsız olarak başlı başına nostaljik gözüküyor.

Pekiii oturmak için kullandığımız bir eşya, insanın tasarıma yaklaşımını nasıl değiştirebilir? Aslında böyle düşüncelere sahip olmamızın altında yatan gerekçelerden biri, 20. yüzyıla damga vurmuş bir sandalye ve onun yaratıcısı olan okul. Bu öyle bir sandalye ki Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Avustralya’ya birçok farklı coğrafyadaki evin baş köşesine yerleşti. Şimdi, “ya ne sandalyeymiş be Barış, alt tarafı bir eşya…” dediğinizi duyar gibiyim. Ama bu sandalye başka bir sandalye arkadaşlar. Gelin size onun hikayesini anlatayım.

Baş köşeye yerleşen bu sandalye Bauhaus Tasarım Okulu’ndan çıkan B32 modeli. Bu sandalye, okulun en yaratıcı temsilcilerinden biri olan Marcel Breuer tarafından tasarlandı. Ama sizi sadece böyle kitabi bir bilgiyle bırakacağımı mı sandınız? Hah! Beni hiç tanımamışsınız, sizi öyle kolay kolay bırakmam.

Breuer, okulun kurucusu Walter Gropius’un gözde öğrencilerindendi. Kendisinin hem ekstra yaratıcı bir zihni vardı hem de entelektüel birikimiyle sınıf arkadaşlarından ayrışıyordu. Bu sebeple de Gropius onunla daha fazla ilgileniyordu. Ancak işler her zaman Breuer’in istediği gibi gitmedi. Sürekli harika fikirler bulamazdı. Nitekim de öyle oldu. Breuer’in yaratıcılığı bir noktada tıkandı. Artık aklına hiçbir tasarım fikri gelmiyordu.

Morali bozuk, zihni bulanık bir günde evinden çıkıp Dessau şehrinin taşlı yollarında bisikletini sürmeye başladı. Okula gidiyordu ve yağmurlu bir hava vardı. Birden bisikletinin dengesini kaybedip yere düştü.

Ancak okul yolunda yaptığı ufak bisiklet kazası uzun zamandır aklına gelmeyen o tasarım fikrini bulmasını sağladı... Olayın şaşkınlığıyla bisikletine bakakalmışken gidonunu daha önce hiç görmediği bir açıdan gördüğünü fark etti.

“Tabii yaaa” dedi. Çünkü her şeyden önce tasarlamak istediği sandalyenin dayanıklı, estetik ve yenilikçi olmasını istiyordu ve gidonun bu açıdan görünüşü, aklındaki sandalye tasarımının ayağı olmaya çok uygundu. E gidonda olduğu gibi malzeme olarak çelik kullanırsa, hem dayanıklı hem kolay üretilir hem de estetik duracaktı. Ayrıca gidonun eğimli yapısı sandalyeye yüklenildiğinde ya da arkaya yaslanıldığında esneyecek, bir nevi sallanacaktı. Yaptığı bisiklet kazası, işte bunları fark etmesini sağladı.

Breuer, yerden kalkıp üstünü başını temizledikten sonra, soluğu hocası Gropius’un yanında aldı. Fikrini paylaştı ve gelen olumlu reaksiyonun ardından çalışmalarına başladı. Tamam kafasında ışık yanmıştı Marcel Breuer’in. Ancak B32 gibi farklı bir tasarım sadece bir fikirle ortaya çıkmıyor arkadaşlar. Çığır açan tasarımlar uykusuz gecelerin, yoğun uğraşların sonucunda çıkıyor…

Bu meseleyi sanat tarafından ele aldığımızda da ortada radikal farklar vardı. Sinestezi bölümümüzü dinleyenler hatırlayacaktır. Vassily Kandinsky’den bahsetmiştik. Renkleri koklayan ressamdı hani? İşte onun başını çektiği Paul Klee ve Lazslo Nagy gibi ressamlar kübizmden, konstrüktivizmden etkilenen isimlerdi. Ama dönemin Avrupa’sında yer alıp çok sayıda sanatçı, Bauhaus’un varlığını duyup öğrenince onlar için de bu ekolün önemi arttı. Çünkü Bauhaus öğretisini almaya başlamadan önce bu sanatçılar için temel yaklaşım sanatın, sanat için olduğuydu. Ancak Bauhaus’tan etkilenmeye başladıktan sonra sanata karşı yaklaşımları sanat, toplum içindir noktasına evrildi.

Gelgelelim, Bauhaus kağıt üstünde sona ermişti, ama dedim ya Almanya’dan giden temsilcileri vardı. Onlar da bayrağı Berlin’den alıp Chicago’ya taşıdılar. Artık isimleri Bauhaus değil, Illinois Tasarım Üniversitesi’ydi. Ama mirasları devam ediyordu. Illinois Tasarım Üniversitesi’nden çıkan insanlar aslında Bauhaus’un 1960’larda beyaz perde aracılığıyla yeniden hayat bulmasını sağlayacaktı. Illinois’dan mezun olan birçok tasarımcı 1960’larda klişeleşmiş Hollywood’un dışına çıkmak isteyen yönetmenlerin ekiplerinde kendilerine yer buldular. Bu yönetmenlerin de başını tabii ki Stanley Kubrick çekiyordu. Kubrick’in kariyer çizgisindeki değişimi başlatan Dr. Strangelove filminde kullanılan sandalyeler B32 ve B64 modelleriydi. Bu noktada Kubrick’in ekibinde yer alan tasarım danışmanlarının neredeyse tamamının Bauhaus ekolünden etkilenmiş olması önemliydi. Kubrick’in o aşırı detaycı ve hiçbir şeyi kolay kolay beğenmeyen haline rağmen onu etkilemeyi başardılar. Kubrick’in etkilenmesini sağlayan nokta da aslında bizim bu bölümü hazırlamamızın sebebiyle aynıydı. Dışardan bakan, tasarımla çok da alakası olmayan insanlar için dümdüz denebilecek bu sandalyede kendine has bir çekicilik vardı. O çekiciliğin altında ne yattığını kazıdığımızda karşımıza üç dönemi tek potada eriten bir görüntünün varlığı çıkıyordu. Bauhaus’un Kubrick üzerindeki etkisi, hem geçmişe, hem içinde yaşadığı güne hem de geleceğe dair bir havası olmasıydı. Düşünüyorum da efsane yönetmenin sinemasında da bunu sık sık görmemiş miydik zaten? Gelgelelim llinois Tasarım Üniversitesi’nin kurulduğu 1937’den Dr. Strangelove’ın çıktığı 1964’e kadarki dönemde B32 sandalyelerinin ünü azalmış, satışı durma noktasına gelmişti. Tek tük evlerde denk geliniyor, bu evlerde genellikle Almanya’dan sürgün edilen Almanlar ve Yahudiler yaşıyordu.

Dr. Strangelove sonrası özellikle Amerika’da fütüristik ev dekorasyonları moda oldu. Bu sayede Bauhaus’un nevi şahsına münhasır tasarımları tekrar ilgi çekmeye başladı. Ayrıca bu sefer çok daha fazla talep olduğu için ulaşmak kolaylaştı. Bu süreçte Stanley Kubrick ise durmuyor ve sinema tarihini baştan yazdığı 2001: A Space Odyssey filmini seyircisiyle buluşturuyordu.

Evet! Aklımdan ne geçtiğini siz de biliyorsunuz. Aynen öyle!

Bu filmin de dekor tasarımında B32 modeli vardı. Ayrıca Bauhaus etkili masalar, aynalar, tabureler de sinema dünyasına merhaba diyordu. Gelgelelim Space Odyssey’nin günlük hayattaki etkisi çok daha büyük oldu. Bu sefer Amerika’yı aşıp doğduğu coğrafyaya, Avrupa’ya döndü B32. Modelin ekonomik ve toplumsal etkisini gören İtalya menşeili şirket Gavina, Marcel Breuer’e saygı duruşunda bulunarak kızının adı olan Cesca’yı B32’nin aynısı denecek kadar benzer bir modele verdi.

Başta sormuştum ya sadece oturmamız için tasarlanmış olan bir eşya, ne kadar değişebilir ve ne kadar etki gücüne sahip olabilir diye? Hemen bunu bir alıntıyla açıklayayım size. New York Times yazarı Elaine Louie, 1991’de hazırladığı dosyada şöyle diyor B32 için: “

Bir gün bir üniversitede ya da seminerde karşınıza biri geçip kültürel miras nasıl oluşturulur diye sorsa anlatılabilir Bauhaus Tasarım Okulu’nun yolculuğu… Kesin yargılara ulaşmak güç olsa da endüstriyel tasarımla bir hikaye anlatılabilir mi ya da endüstriyel tasarımla hikayenin ta kendisi olunabilir mi soruları da cevap bulmakta.

Genellersek, endüstriyel tasarımın gayesinin mesaj vermek olduğunu söyleyemeyiz. Ancak temelinde sanat ile zanaatı birleştirmek olan bu akım, mimariyi de bir araştırma nesnesi olarak görerek devasa bir sentez yaratmıştı. Sentezin kendisi bir mesaja dönüştüğü için de günümüze kadar ulaşmayı başardı. Ki bu, “günümüz” kalıbını 2023 için de kullanılabiliriz 2063 için de… O yüzden sanat kendisi için midir yoksa toplum için midir, bu çok kişisel çıkarımlarla verebileceğimiz bir cevap. Bir kalıba sokmasak da olur. Ancak söyleyebileceğim şey şu ki sanat ve tasarım bizim deneyimlerimizi ve hatta düşüncelerimizi de şekillendiriyor. Aslında mesele bir mesaj verip vermedikleri değil, bize hayal ettirdikleri…

Künye
  • YazanAnt Arın Şermet
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (9)