İyilik Bulaşıcıdır
İyi hissetmek, kendinin en iyi versiyonuna erişmek, iyilik yapmak... 111 Hz'in yeni bölümünde iyi olma hali üzerine konuşuyoruz. Kendimizin en iyi haline ulaşmak için neler yapabileceğimizi, iyilik yapmanın bizde nasıl pozitif etkilere yol açtığını inceliyoruz.
Dışarıda çoook güzel bir hava var. Sonbaharın bitmeye yüz tuttuğu ve yavaş yavaş kış aylarına geçtiğimiz şu günlerde böylesi bir havaya rastlamak içimde inanılmaz bir yürüme isteği uyandırdı. Ben de “o halde evde ne işin var Barış” dedim kendi kendime ve doğru sokağa fırladım. Yılın dışarıda üşümeden yürüyebileceğimiz son günlerinden biridir belki de bugün. Sizler de hazırsanız kulaklıklarınızı takıp bana yürüyüşümde eşlik edebilirsiniz. Haydi o zaman. Hep beraber sokağa! Ama çıkmadan önce bir müzik de seçeyim ben, yürürken birlikte müzik de dinlemiş oluruz, fena mı?
Doğrusu dışarıda olmak gibisi yok. Belki de bunu daha sık yapmalıyız. Hatta uzmanlara göre belki değil, kesinlikle yapmamız gereken bir aktivite bu. Araştırmalara göre günlük yürüyüş yapan insanların yaşam sürelerinin uzadığı, insülin direnci kazandıkları, kalp ve akciğer sağlıklarını korudukları ortaya çıkmış. Yani yürümek kendimizin en iyi versiyonuna bir adım daha yaklaştırıyor bizi.
Kendimizin en iyi versiyonu mu? “Bir dakika, bir dakika… “Barış abi biz güncelleme bekleyen robotlar mıyız ki bir üst segmentimiz olsun” dediğinizi duyar gibiyim. Her ne kadar bir üst sürümle kendini geliştirecek teknolojik varlıklar olmasak da bizim de kendimizi güncellememizin bazı yolları var. “Be your best version” yani “kendinin en iyi versiyonu ol”… Kişisel gelişim ve motivasyon alanında yaygın olarak kullanılan bir felsefe bu. Ve bu felsefe, bir bireyin potansiyelini en üst düzeye çıkarmayı, kendini geliştirmeyi ve en iyi versiyonunu elde etmeyi hedefliyor. Üstelik bunun için illa kararlarımızda radikal değişikliklere gitmemize de gerek yok. Yapacağımız ufak tefek değişikliklerle de bu hedefe ulaşmak mümkün.
Bu felsefeyi temel olarak şu ilkelere dayandırabiliriz. Hayat yolunda daha emin adımlarla yürüyebilmenin de ilk koşulu olan “kendini tanıma” ile başlıyor aslında her şey. Kendi güçlü ve zayıf yönlerimizi tahlil etmemiz, hedeflerimizi ve ilgi alanlarımızı belirlememiz gerekiyor önce. Ben, Barış olarak neleri daha iyi yapabiliyorum? Hangi konularda daha az yetenekliyim? Hangi konulara daha çok ilgim var? Olmayı amaçladığım Barış, yani en iyi versiyonum tam olarak nerede? Tüm bu sorulara vereceğimiz objektif ve içten cevaplarla yolculuğumuz başlıyor.
Bu yolculuk sürekli bir gelişim sürecinde olmayı beraberinde getiriyor. Her gün bir önceki günden daha iyi olmak, sürekli kendini geliştirmek, asla olduğunuz halinizle yetinmemek… Bunu kendimize bir baskı oluşturacak şekilde yapın demiyorum elbette. Daha sağlıklı bir noktadan ele almak gerekiyor. Yaptığınız bir işi acaba nasıl daha iyi yapabilirim, yahut aynı sonucu daha hızlı bir şekilde elde etmemin bir yolu var mı diye düşünmeyi alışkanlığımız haline getirmemiz gerekiyor.
Tabii ki tüm bunları yaparken hedef belirlemek de bir o kadar önemli. Bu hedefler, kişisel, mesleki, duygusal yahut fiziksel olabilir. Spesifik amaçlar üzerine yol almak kafamızın dağılmasını engelleyeceği gibi motivasyonumuzu da artırır. İlgimizi, alakamızı başka konulara bölüştürmek yerine belirlediğimiz hedefe tutkuyla ilerlemek bizi en iyi versiyonumuza bir adım daha yaklaştırabilir.
Kendinin en iyi hali olmakla ilgili birçok farklı yaklaşım var. Üstelik bunların büyük bir kısmı çok basit gündelik çözümler. Mesela her gece yatmadan önce bir sonraki günün planını yazmak bu yolculuk için güzel bir adım olabilir. Üstelik yapması da bir o kadar basit. Amacımıza ulaşmak ve gündelik işlerimizi düzenlemek için yaptığımız bu planlar bizi nihai hedefimize gittikçe yaklaştıracaktır.
Ya da yakınlarınızdaki bir hayvanın başını okşayın mesela. Hatta imkanınız varsa bir hayvan sahiplenin. Hayvanlarla vakit geçirdikçe, onların sizi çoğu insandan daha fazla anladıklarını fark edeceksiniz. Hayvanlar size ağır eleştirilerde bulunmazlar ve size koşulsuz bir sevgi verirler. Karşılıksız sevilme duygusu kendinizi daha iyi ve zinde hissetmenizi sağlayabilir mesela.
Diğer bir yaklaşım da anı yaşamak… Ama öylesine değil, her şeyiyle bir anı yaşamak kişisel gelişimimizin olmazsa olmazı. Bu anı yaşamaktan kastım ne mi peki? Bakışlarınızı yakınlarınızdaki bir şeye odaklayın. Bu durumda ben şu an yanından geçmekte olduğum manavın tezgahındaki armudu seçtim kendime. Siz de herhangi bir şey seçebilirsiniz. Şimdi bu armuda sanki hayatınızda ilk kez bir armuda bakıyormuşçasına dikkat kesilin. Renklerine, şekline iyice bakın. Elinize alın onu...
Merhaba, bakabilir miyim acaba?
Tabii, buyurun.
Kokusuna dikkatinizi yöneltin. Burnunuza yaklaştırın ve ilk kez kokluyor gibi içinize çekin. Her bölgesi aynı mı kokuyor? Sonra bir ısırık alın. Ağzınızda tadı ilk hissettiğiniz yere odaklanın. Hangi tat daha baskın, tatlı mı yoksa ekşi mi? Daha sonra bir ısırık daha alın ve ilk ısırığınızla karşılaştırın. Armudun her bölgesinde aynı tat mı var? Yoksa ufak tefek de olsa farklar var mı? İşte bu ve benzeri pratikler anda kalmamıza, anı doyasıya yaşamamıza yardımcı oluyor. Tıpkı armuda yeni bir bakış açısıyla yaklaştığımız gibi kafamızdaki düşüncelere, gündelik hayattaki problemlerimize, çevremizde gelişen olaylara ve insanlara da aynı şekilde yargısız gözlerle bakmamızı sağlıyor. Bu tekniğin bir de ismi var. “Mindfulness”. Yani “bilinçli farkındalık”…
Kolay gelsin.
Teşekkürler.
Mindfulness ve farkındalık konsept olarak birbirine benzese de tam olarak aynı anlama gelen kavramlar değiller aslında. Farkındalık o esnada yaşanan bir durumun bilincinde olmakken, mindfulness farkında olma eylemini daha tarafsız bir tavırla yapmak anlamına geliyor. Aralarındaki nüans bu pratiği bambaşka bir deneyime dönüştürürken kendimizi geliştirme yolunda büyük bir yol katetmemize yardımcı oluyor.
Bu noktaya kadar genellikle hayatımızdaki motivasyonlar üzerine konuştuk. En iyi halimize ulaşma serüveninin bir de fiziksel boyutu var tabii ki. Amaçlarımıza ulaşmak için sağlıklı bir bedene, zinde bir vücuda ihtiyacımız olduğunu unutmamamız gerekiyor. Zira her şeyin başı sağlık. Her gün yapacağınız düzenli spor, nefes egzersizleri, açma germe hareketleri, hatta şu an yaptığımız gibi ufak yürüyüşler bile vücut zindeliğimizi beklenmedik şekilde artıracaktır. Tabii ki diğerlerine nazaran fiziksel açıdan biraz daha yorucu bir eylem bu. Hatta tam da yorgunluktan bahsetmişken yürüyüşüme ufak bir mola versem iyi olacak. Hazır çevremden de mis gibi kahve kokuları yükseliyor. Kokuyu takip edelim bakalım.
Hah kahve kokusu bir kafeden geliyormuş tabii ki. Bak çok iyi oldu buraya denk geldiğimiz…
Hoş geldiniz!
Teşekkürleeer. Hoş buldum!
Ne alırdınız?
Öncelikle bir su rica edebilir miyim lütfen?
Tabii ki! Hemen getiriyorum
Yürüyüş gibi egzersizler vücudumuzda fazla sıvı kaybına sebep olabiliyor. Ayrıca günlük vitamin ve mineral ihtiyacımızı karşılamak da son derece önemli…
Buyurun suyunuz. Afiyet olsun.
Teşekkürler!
İhtiyacım olan vitamin takviyelerini de aldığıma göre artık kahvemi söyleyebilirim.
Affedersiniz! Bir fincan kahve rica edebilir miyim acaba?
Tabii ki!
Kendimizin en iyi versiyonuna ulaşmak için yaşadığımız toplumu, çevreyi, doğayı da gözetmemiz gerekiyor. Bunun da en iyi yollarından biri “iyilik yapmak”. Bu konuyla ilgili çok sevdiğim bir hikaye var. Tam da yerine denk gelmişken kahvem gelene kadar sizinle paylaşmak istiyorum.
Bir zamanlar İstanbul’da kahvecilik yapan biri varmış. Kahvehanesi her dinden, her milletten insanla dolup taşarmış. Yine böyle bir gün kabadayılığıyla nam salmış bir yeniçeri bu kahvehaneye gelmiş. Herkese bir selam verdikten sonra giyiminden kuşamından Rum olduğu anlaşılan birine bakarak:
demiş. Kahveci herkesin kahvesini doldurmuş. Birer birer vermiş. En son iki fincan kahveyi almış ve Rum’un yanına oturmuş. Kabadayı tam hiddetlenecekken kahveci “ diyerek lafı kabadayının ağzına tıkıştırmış. Aradan yıllar geçmiş. Bir adada Rumlar isyan çıkartmış. Şansa bakın ki isyanı bastırmaya giden askerlerin içerisinde bizim bu kahveci de varmış. Kader ya, bu iyi yürekli kahvecimiz esir düşmüş. Köle pazarında satışa çıkarılan kahvecimiz boynunu bükmüş kaderini beklerken bir Rum tarafından satın alınmış. Satın alan Rum, kahveciye demiş. Kaderine razı yeni efendisini takip etmiş kahveci. Issız bir sokağa geldiklerinde Rum, kahveciye dönüp diye sormuş. Kahveci yüzüne dikkatlice baktıysa da çıkaramamış. deyip kahveciyi azat etmiş.
Buyurun kahveniz.
Çok teşekkürler.
İşte “Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır” sözünün geldiği yer bu hikayeymiş.
Sosyal birer canlı olan biz insanlar birbirimize görünmez iplerle bağlıyız. Yaptığımız her şeyin, gösterdiğimiz her davranışın iyi yahut kötü bir şekilde bize döneceğinin farkında olarak yaşamalıyız. Ünlü psikolog Kemal Sayar’ın şu sözlerini sizinle de paylaşmak istiyorum.
Peki neden iyilik yaparız? Bizi iyiliğe iten şey ne? Gelin biraz da bunun üzerine konuşalım şimdi.
Bilinen doğada iyilik yaptığı kesin olarak gözlenen tek canlı insanlar. David Hamilton’ın tezine göre iyilik yapan bireyler toplum tarafından daha fazla kabul görürler. Bunun aksine daha kötücül ve bencil bireyler sosyal kabullenilme açısından zorluklar yaşarlar. Bu da iyi bireylerin genlerinin bir sonraki nesle aktarılma olasılığını, kötücül alışkanlıkları olanlara göre daha olanaklı kılar. Atalarımızın geçmişte komün hayat yaşarken bizlerin aksine daha bariz ve çok ciddi sonuçlara sebebiyet verebilecek sorunlarla karşılaştıkları kesin. Bu zorlu yaşam koşulları, atalarımızı diğerleriyle işbirliği yapmak zorunda bırakmıştı. Böylelikle toplulukları içerisinde daha güçlü empati yeteneği ve duygusal ilişkilenme açısından daha başarılı olanların hayatta kalma ve bir sonraki nesle genlerini aktarma şansları daha yüksek olmuş.
İyilik tamamıyla genetik faktörlere dayanıyor demiyorum elbette. Sonuçta “alimden zalim, zalimden alim” doğar gibi iyiliğin genetik faktörlere dayanmadığını öğütleyen çok anlamlı atasözlerimiz de mevcut. Fakat türümüze özgü olduğunu düşündüğümüz bu iyilik kavramına yakın bir davranış başka bir türde daha gözlemlendi. Afrika gri papağanlarında…
Current Biology dergisinde yayınlanan makaleye göre, bir grup araştırmacı kuşlardaki iyilik yapma davranışlarını sınamak için bir deney yaptı. Öncelikle iki kuşu birbirlerini görecek şekilde yan yana kafeslere kapattılar. İki kafeste de araştırmacılarla papağanların yiyecek ve başka nesnelerin takasını yapabilecekleri birer delik bulunuyordu. Kuşların her ikisi de, metal bir jetonu verdiklerinde karşılığında yiyecek alabilecekleri şekilde eğitildiler. Araştırmacı avcunu açıyor, papağanlar da jeton verirlerse yiyecek takası gerçekleşiyordu. Daha sonra kuşlardan birine birden çok jeton verilirken, diğerine hiç jeton verilmedi. Elinde jeton olmayan kuştan bir jeton talep edildi, fakat kuş herhangi bir jeton veremediği için besin takası gerçekleşmedi. Tam bu noktada ilginç bir şey oldu ve yandaki diğer jeton sahibi kuşun, kendi jetonlarından birini alıp diğerine verdiği gözlemlendi. Böylelikle kendisi jetonlarından birini kaybederek alabileceği besin miktarını azaltacak olsa da, aç kalmak pahasına komşusuna yardım etmiş oldu.
Hayvan davranışları açısından devrim niteliği taşıyan bu deneyin sonuçları, zekasıyla hayrete düşüren kargalarda dahi gözlemlenememiş. Dolayısıyla kalabalık gruplar halinde yaşayan bu kuşların bireysel çıkarlarından çok sürü çıkarını gözetecek şekilde evrimleştiği düşünülüyor.
Aslında biz de iyilik yaparak bir takım sosyal kazanımlar elde ediyoruz. Tüm bu sosyal kazanımların yanı sıra iyilik yapmanın fiziksel faydaları da tek bir podcast bölümüne sığmayacak kadar fazla. İyilik yapmak, anti-depresan etkisine benzer bir etki yaratıyor bünyemizde. Yapılan çalışmalar iyiliğin fiziksel sağlığımızla da doğrudan ilintili olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İster iyilik yapan, ister iyilik yapılan taraf olun... Her iki durumda da beynimiz oksitosin hormonu salgılıyor. “Kalp koruyucu” ve “sevgi hormonu” olarak da bilinen bu hormonun, kan basıncımızı düşürerek genel kalp sağlığımıza faydalı olduğuna, özgüvenimizi ve iyimserliğimizi artırdığına dair ciddi bulgular mevcut. Üstelik iyilik yapan ve yapılan taraf olmanın bir kenara dursun, bir iyiliğe şahit olmak bile beynimizin bu hormonu salgılamasına yetiyor.
Mesela British Columbia Üniversitesi’nin konuyla ilgili yaptığı araştırmada, bir grup insana bir günde harcamaları için 50 Dolar verilmiş. Gün sonunda parayı kendi için harcamak yerine başkaları için harcayanların daha mutlu hissettikleri gözlemlenmiş. Deney sonunda başkaları adına para harcayan bireylerin salgıladıkları endorfin düzeyinin, spor yapan bir bireyin salgıladığı miktara neredeyse eşit olduğu çıkmış ortaya. Üstelik bu hormon, ağrıları azaltma işlevi de görüyor. Mucize gibi değil mi?
Eveeet kahvem de bitti bu arada benim. Eh madem öyle tekrar sokağa çıkabiliriz.
Ellerinize sağlık, kahve çok güzeldi. Her şey için çok teşekkürler.
Rica ederiz. Yine bekleriz.
Şöyle bir çevrenize bakın şimdi. Bu toplumu nasıl daha güzel bir hale getirebilirim, çevremdeki bu insanlara nasıl daha faydalı olabilirim diye bir düşünün. Belki yaşlı bir teyzenin karşıdan karşıya geçmek için sizin yardımınıza ihtiyacı vardır.
Ben yardımcı olayım isterseniz.
Çok teşekkürler evladım.
Belki o teyze, o anda su almaya parası çıkışmayan bir gence yardım eder.
Buyur evladım.
Çok teşekkür ederim teyzeciğim.
Sonra o genç tek başına ağır bir kutuyu taşımaya çalışan bir adama yardım eder.
Tek başınıza yorulmayın, durun yardım edeyim.
: Sağ olasın kızım.
Yorgun düşmüş bu adam yemeğini, sokakta yaşamak zorunda kalan biriyle paylaşır.
Buyur kardeşim beraber yiyelim.
Teşekkür ederim, eksik olma abi.
Ve kim bilir. Belki de o kişi birinin cüzdanını düşürdüğünü fark eder ve cüzdanı sahibine ulaştırır.
Affedersiniz! Affedersiniz!
Buyurun?
Cüzdanınızı düşürdünüz de. Arkanızdan seslendim epey.
Çok ama çok teşekkür ederim.
Böylelikle bir çember tamamlanır. İyilik çemberi…
Siz iyi oldukça, kendinize iyi baktıkça, bu uğurda çabaladıkça, etrafınıza da iyiliğiniz dokunacaktır. Zira iyilik bulaşıcıdır arkadaşlar. Siz de sokağa çıkıp herkese iyiliğinizi bulaştırabilirsiniz. Belki de yaptığınız iyilik tıpkı benim cüzdanım gibi döner dolaşır sizi bulur.
Künye
- YazanKadir Can Değer
- Ses TasarımıBatuhan Kösegil - Metin Bozkurt