Basketbol, Zen ve Phil Jackson'ın Üçgen Hücumu
Michael Jordan, zen ve takım oyunu... Bir arada düşününce biraz tuhaf duyulsa da, Chicago Bulls'un altı şampiyonluktan oluşan hanedanlığı bu temeller üzerine kurulu. 111 Hz'in yeni bölümünde basketbol tarihindeki en efsanevi hikayelerden birinin perde arkasına odaklanıyoruz. Phil Jackson ve Tex Winter'ın Üçgen Hücum taktiği, Zen öğretileri ve Jordan efsanesi üzerine konuşuyoruz.
Ohoooğo böyle bireysel oynayacaklarsa bizim çocukların işi iş…
Hadi çocuklar hadi biraz paslaşarak! Bunun bir takım oyunu olduğunu unutmayın… Hadi! Hadi! Hadi!
Vaay demek geldiniz! Tabii şimdi diye düşünüyorsunuzdur. Eee bunca zaman nerelere gittik birlikte arkadaşlar, basketbol maçına mı gidemeyeceğiz? Ama hadi ben size neden burada olduğumuzu açıklayayım yine de, belki frekansımıza yeni takılan arkadaşlarımız vardır…
Malum, geçtiğimiz haftalarda NBA’in yeni sezonu başladı. Ben de New York Knicks’in bir maçını izleyeyim dedim. Fakat bizim takım biraz ahenksiz bugün. Tamam kötü oynamıyorlar, hatta sezona da hiç fena başlamadılar… Ama bugün sahada hiç yardımlaşmıyorlar. Hücumda pek akışkan olduğumuz söylenemez…
Takımın savunmada da konsantrasyonu epey düşük. Çok basit sayılar yiyoruz…
Hay aksi, bak kolay bir sayı daha yedik! Sanırım yavaş yavaş stüdyoya dönme vakti geldi benim için... Zaten fark da iyice açıldı, bu maç buradan dönmez hocam. Umarım sıradaki maçta hücumda paslaşmayı, savunmada da yardımlaşmayı unutmaz bizimkiler.
Bu arada NBA’in yeni sezonunu öncekilerden ayıran başka bir özelliği de var. Kasım ayında başlayan In-Season Tournament, yani sezon içi turnuvasıyla lige yeni bir heyecan getirdi NBA yönetimi. Bilmeyenleriniz için 82 maçtan oluşan normal sezonun ardından, nisanın son haftalarında play off maçlarının başladığını not düşeyim. NBA yönetimi normal sezona olan ilginin düştüğünü fark edince, sezon içinde 5’er takımlık 6 gruptan oluşan bir mini turnuva düzenlemeye karar verdi. Aralık ayına kadar sürecek grup maçlarının ardından çeyrek ve yarı final maçları oynanacak. 9 Aralık’ta da final maçını izleyeceğiz.
İşin sonunda bir kupa olunca, takımlar da sahaya ekstra bir motivasyonla çıkıyor tabii ki. E dolayısıyla rekabetçilik de artıyor… Bu da seyir zevkini katlayan bir şey elbette.
Bu arada konuyu basketboldan açmamın tek sebebi NBA’in yeni sezonu değil elbette. Bugünkü bölümün konusu da doğrudan basketbolla alakalı. Bazen bu konudaki farkındalığımızı kaybediyoruz, fakat takım sporları -özellikle de basketbol- bize hayata dair bazı öğretiler sunabiliyor. Birlikte olmak, yardımlaşmak, ekibin başarısını ön planda tutmak ve başarılı olmak için çabalamak… Bunlar sadece ilk aklıma gelenler… Sözün özü birçoğumuzun günlük yaşamdaki uğraşlarının parkedeki yansıması bu spor… Ki benim de size anlatacağım hikaye biraz bununla ilgili. Ama önce eve gidip, stüdyoma ulaşmam gerekiyor…
Oh be, evim evim güzel evim! Neyse, ne diyordum… Size basketbolla ilgili bir hikaye anlatacaktım değil mi? Bunun için de ‘80’lerin sonlarına gitmemiz gerekiyor.
Chicago Bulls ile Detroit Pistons’ın ezeli rekabetiyle başlıyor anlatacağım hikaye… Malum Elbette başlarda tarihe tanıklık ettiğimizin farkında değildik, ancak Jordan, 1987 - 1988 sezonunda, daha 25 yaşındayken tek başına ligi domine etmişti. Aynı sezonda Yılın En Değerli Oyuncusu, yani MVP ve Yılın En İyi Savunma Oyuncusu ödüllerini almıştı. Bu o zaman için tarihte bir ilkti. Aynı zamanda ligin sayı ve top çalma istatistiklerinde zirvedeydi Jordan. Üstüne üstük sezon arasında oynanan All-Star Maçı’nın MVP’si, Smaç Yarışması’nın da kazananı olmuştu. Hemen hemen herkes MJ’in ilk şampiyonluk yüzüğünü takacağından emindi artık.
Sezonu Doğu Konferansı’nın üçüncüsü olarak bitiren Bulls, Play Off’lara da fırtına gibi başladı. İlk turda Clevland’ı eleyen takım, Konferans Yarı Finalleri’ne yükselmişti. İşte tam da bu noktada spor tarihinin en çekişmeli rekabetlerinden biri başlayacaktı.
Chicago Bulls’un rakibi katı savunmasıyla bilinen Detroit Pistons olmuştu. Ligdeki birçok takımın üzerine gitmeye çekindiği bir takımdı Pistons, hatta onlara “Bad Boys” lakabı bile takılmıştı. Pistons, Bulls’da bir zaafı keşfetmiş, MJ ve arkadaşlarına kabus olmuştu. O yıllarda tüm hücum kurgusunu Jordan üzerinden yönlendiriyordu Bulls. Isaiah Thomas, Jordan’ı birebirde baskılı bir şekilde savunacak, ona kolay şut şansı vermeyecek, takımın geri kalanı da Jordan’ın pas opsiyonlarını kilitleyecekti. Böylece sinirlenen Jordan daha zor şutlar deneyecek, o şutları kaçırdıkça takım içerisinde şahsi oynadığına dair bir algı oluşacaktı.
Bir sonraki sezon Konferans Finalleri’nde karşı karşıya geldi iki takım. Bulls bu sefer daha rekabetçi olsa da, serinin sonunda Pistons 4-2 galip gelmiş, finallere gitmiş ve NBA Şampiyonu olmuştu.
Michael Jordan gerçek bir rekabetçi, oynadığı her oyunu, girdiği her iddiayı kazanmak isteyen bir karakter. Mevzubahis mücadele basit bir yazı tura oyunu olsa bile kazanmaktan başka bir şey düşünmüyor… Böylesi saf bir yetenek ve güçlü bir özgüveniniz varken, sürekli ezeli rakibinize kaybediyorsanız bir şeylerin değişmesi gerekir, değil mi? Bulls yönetimi de çareyi koç değişikliğinde buldu. 1989 - 1990 sezonuyla birlikte takımın başına Phil Jackson’ı getirdiler.
Jackson’ın gelişiyle Bulls’ta da bazı temel değişiklikler olacaktı. Koç hücumun sadece Michael Jordan’ın üzerinden gitmemesi gerektiğini düşünüyordu. Takım olarak hareket etmeleri, hücumda herkesin sorumluluk alması lazımdı. Bunun için de asistan koçu Tex Winter ile yeni bir sistem çalıştırdı takımına Phill Jackson… “Triangel”, yani “Üçgen Hücumu”.
Temelleri Güney Kaliforniya Üniversitesi’nin efsanevi koçu Sam Barry’nin şablonlarına dayanan Bu felsefenin temelinde de sorumluluğu paylaşmak yer alıyordu. Sahadaki tüm oyuncular birbiriyle bağlantılı olmalıydı. Hücum esnasında her oyuncunun bir rolü, pozisyonu ve buna göre sahip olması gereken özellikler vardı.
Topa yakın tarafın ucunda bekleyen “Köşe” oyuncusu iyi bir şutör olmalıydı mesela… “Tetik” olarak isimlendirilen oyuncusuysa kanatta, yani potanın çaprazında konumlanıyordu. Onun pas tercihi hücumun akışını belirleyeceği için saha görüşü iyi, basketbol IQ’su yüksek bir oyuncu olmalıydı. Potaya en yakın noktada ve sırtı dönük şekilde konumlanmış “Post” oyuncusuysa, Tetik ve pota arasına giriyor ve bir pas opsiyonu oluşturuyordu. Dolayısıyla bu rolde oynayan bir oyuncunun iyi bir pasör olması gerekirdi.
Tetik - Köşe - Post… Bu üç oyuncunun kurduğu üçgen de yeterli değildi tabii ki. Ters kanatta, bulunan oyuncu yani İzci, hücuma genişlik katıyordu. Bu oyuncunun da üç sayı isabeti yüksek olması gerekirdi. Ve son olarak, yine topun aksi istikametinde, “Ters” rolündeki oyuncu konumlanıyordu. Bu oyuncu daha çok perdelemelerde görevliydi. Haliyle her pozisyonla yer değiştirebilme becerisine sahip olmalıydı bu oyuncu.
Üçgen Hücum oynayan bir takım sahada birçok avantaja sahipti. Hücum esnasında beş oyuncu da hareketli olduğu için, sahanın her yerinde bir üçgen kurabiliyordunuz. Bu da sonsuz ihtimalleri ve sürekliliği olan bir hücum stratejisini beraberinde getiriyordu. 24 saniyelik hücum süresinde, en doğru şutu bulana dek üçgen kurabilirdiniz. Opsiyonları olan bir strateji olmasının yanında kolektif bir yapı oluşturuyor, bireysel anlamda oyuncuların saha hakimiyetin de geliştiriyordu. Hatta teorik fizik ve matematik üzerine çalışmalar yapan Dr. Ikjyot Sigh Kohli, 2016’da bu hücum sistemini verilerle değerlendirmişti. Yaptığı hesaplamaların da yer aldığı “A Game of Geometry” makalesinde, Üçgen Hücum’un alana yayılma açısından en verimli yol olduğunu iddia ediyordu Kohli...
Fakaaat bir dezavantajı da vardı Üçgen Hücumu’nun, yıldız oyuncuları bu taktiğe ikna etmek oldukça güçtü. Hele ki takımınızda Michael Jordan gibi bir alfa karakterin ve Scottie Pippen gibi bir yıldızın olduğunu düşünürseniz, dengeyi bulmak hiç de kolay değil.
Zaten kolay da olmadı… Phil Jackson ve Tex Winter’ın takıma aşılamaya çalıştığı bu felsefe, daha ilk haftalarda Michael Jordan tarafından reddedilmişti. Hatta Jordan o günleri “The Last Dance” isimli belgesel serisinde şöyle anlatıyordu:
Peki ne oldu da Phil Jackson, başta Jordan olmak üzere tüm takımı ikna etti ve Bulls altı şampiyonluğa sahip bir hanedana dönüştü? Neydi onun büyüsü? İşte bu sorunun cevabı hiç beklenmedik bir yerden çıkıyor karşımıza. Fakat hikayenin bu kısmında bir ara vereceğiz, çünkü benim ortamı hazırlamam gerekiyor.
Koç çözümü Zen Budizm’inde bulmuştu arkadaşlar. Evet, Zen…
Zen bakış açısına göre sezgiler sayesinde öz benliğinizi kavrayabiliyor, varoluşunuza dair yeni bir bakış açısı oluşturabiliyorsunuz. Aydınlanmanın dışsal bir arayış olmadığını, insanın kendi içinde bu noktaya erişebileceğini iddia ediyor. Yeni bir perspektif edinmeyi, yaşamı farklı bir şekilde kavramayı savunuyor Zen.
Phil Jackson da gençlik yıllarında tanışmış bu öğretiyle. Kendi hayatının merkezine koyduğu bu felsefeyi, takımlarına da aşılamış. Üç önemli aşamayla basketbol ve yaşam arasında bir köprü kurmuş koç.
Öncelikle kontrolden vazgeçmeyi şart koşmuş kendisine. Suzuki’nin öğretilerinden yola çıkarak oyuncularına şöyle yaklaşmış: “Onları görmezden gelmek işe yaramaz, bu izlenecek en kötü yoldur. İzlenecek en kötü ikinci yolsa onları kontrol etmeye çalışmaktır. En iyi yol onları kontrol etmeden izlemektir.”
Ardından içinde bulundukları anın, ellerindeki en iyi an olduğunu kabullenmeleri gerektiğini öğütlemiş takımına. “Yaşamın sadece içinde olduğumuz anda var olduğunu söylemiş oyuncularına. Geçmiş geride kaldı, gelecek henüz yaşanmadı. Geçmişi değiştirmek ya da geleceği şekillendirmek beyhude bir çaba. İçinde bulunduğumuz şu anda kendimize dönmezsek, hayatla temas kuramayız” fikrini aşılamış oyuncularına.
Son olarak da şefkatle yaşamaktan bahsetmiş koç. “Kendiniz ya da çevreniz için yaptığınız nazik ve dürüst olan herhangi bir şey, dünyayı anlayış şeklinizi de etkiler” düşüncesini yerleştirmiş oyun felsefesinin merkezine.
Şefkat ve basketbol… Kulağa çok tuhaf geliyor değil mi? Sonuçta rekabetin en üst seviyede olduğu, fiziksel kalitenin ve atletik performansın sonucu belirlediği, sahadan kemik seslerinin geldiği bir oyundan bahsediyoruz. Böyle bir ortamda sakinlik nasıl başarı getirebilir ki?
Sebat ederek arkadaşlar… Jackson’ın Üçgen Hücumu ve Zen yaklaşımı elbette ilk günden başarıya ulaşmadı. 1989 - 1990 sezonunun Doğu Konferansı Finali’nde yeniden Detroit Pistons ile karşılaştı Chicago Bulls. Bu sefer de seriden 4-3 mağlubiyetle ayrıldılar. Ezeli rakipleri ikinci kez onları yenerek NBA Finalleri’ne gitmiş ve kupayı kazanmıştı. Ancak rüzgar tersine dönüyordu. Önceki serilerde Pistons karşısında afallayan Bulls, bu sefer daha kontrollüydü. Kazanmak için en önemli aşamayı, yani kaybetmeyi öğrenmişlerdi artık.
Ertesi sezon Phil Jackson ile Michael Jordan önderliğindeki oyuncular arasındaki bağ iyice kuvvetlenmişti. Jackson’ın takımın sezgilerini güçlendirmek için karanlıkta yaptırdığı antrenmanlar, maç öncesinde soyunma odasında tütsü dolaştırması, koçların ve oyuncuların birbiriyle konuşmasının yasak olduğu kendini dinleme periyotları gibi alışılmışın dışında yöntemler de takım tarafından kabul görüyordu artık.
MJ bir röportajında şöyle anlatıyordu o dönemi:
İlk başlarda koçun felsefesine, diyerek karşı çıkan Jordan dahi kısa zamanda bakış açısını değiştirmişti anlayacağınız. Hatta Jackson’ın takımdan ayrılması gündemdeyken diyerek Bulls yönetimine kafa bile tutmuştu…
Bu mental değişiklik, takımın Üçgen Hücum’a alışması, kaybedilen serilerden alınan dersler ve sabır başarıyı da getirmişti elbette. 1990 - 1991 sezonunda bir kez daha Doğu Konferansı Finalleri’nde karşılaştı iki ezeli rakip Pistons ve Bulls. Bu sefer Bulls rakibine şans bile tanımamış, seriden 4-0 galip ayrılarak Pistons’ı süpürmüştü. Aynı yıl şampiyonluğu da kazanan Jordan ve arkadaşlarının durmaya niyeti yoktu. Ardından beş şampiyonluk daha kazanarak, altı kupalı bir efsaneye dönüşmüştü boğalar!
Phil Jackson’ın basketboldaki etkisiyse burada bitmedi elbette. Mesela Kobe Bryant gibi başka bir yıldızın da gelişiminde önemli katkıları oldu. Onunla özdeşleşen Mamba Mentality’nin temelinde de koçun öğretilerinden izler bulmak mümkün, ama bu başka bir bölümün konusu olsun. Koç, Bulls sonrasında da Los Angeles Lakers ile beş şampiyonluk kazandı. Toplamda on bir şampiyonluk yüzüğü olan Basketbolun Gru’su, bu oyuna yepyeni bir hava katmıştı. “On Bir Yüzük: Başarının Ruhu” isimli bir kitap da yazan Jackson, elde ettiği zaferlerin sırrını kabaca şöyle anlatıyor:
Bölümün başında basketbolun hayata çok benzediğinden söz etmiştim size. Bence bu noktada Phil Jackson hepimize koçluk yapabilir.
Birlikte hareket edebilmeniz için illa bir takım sporuyla uğraşmak gerekmez, değil mi? İster zor bir sınavla, ister çetrefilli bir projeyle boğuşuyor olalım… Tüm sorunları bir kerede çözemeyeceğimizi, bu süreçlerde tek başına ilerlemenin çok yıpratıcı olduğunu sık sık hatırlatmalıyız kendimize. Tamam kabul, bir sorunu tek başına çözebilmek gerçekten de büyük bir haz veriyor, ancak bu hazzı başkalarıyla paylaşabilmek de son derece keyifli. Belki de sandığımızdan daha kolaydır o sorunları çözmek...
Ekip olarak hareket etmek, uğraşlarınızdan daha çok zevk almanızı da sağlayacaktır, kim bilir? Bazen sayıyı atan değil, asisti yapan ya da o şutun rahat atılmasını sağlayan kişi olmak da başarının bir parçası sonuçta. O yüzden dayanışmadan ve sakin kalmaktan vazgeçmeyin derim ben. Phill Jackson’un üçgenlerini hayatınıza uyarlamak, hayatınızdaki birçok kilidi açacak anahtardır belki de…
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses TasarımıBatuhan Kösegil
Kaynaklar (22)
- Triangle Offense Top of Key Series - How the Bulls Countered Elite Defenses
- Phil Jackson analyzes MJ highlights and the Bulls' triangle offense on 'Detail' | ESPN+
- Phil Jackson dissects the Bulls' triangle offense vs. Jazz in 1998 NBA Finals | Detail on ESPN+
- Phil Jackson Zen Buddhism
- MJ and Phil Jackson on Mindfulness and Visualization
- The distillation of Phil Jackson - A Zen Master's Approach to Coaching & Leadership
- Phil Jackson on Mindfulness and Competitiveness
- Phil Jackson on integrating mindfulness practice with the Chicago Bulls team
- Phil Jackson Mindfulnes - He taught Kobe Bryant how to be calm
- Kobe Bryant & Phil Jackson | Meditation
- youtube.com
- Michael Jordan, Bad Boys’a Karşı
- triangle offense
- jordan rules
- Yaşayan efsanenin tarihle karşılaşması
- Basketball – A Game of Geometry
- Hükümdarlık Sanatı: Jordan'ı Jackie MacMullan'dan Dinledik
- Zamanında Jordan'ı Durdurmak İçin Uygulanan ve Başarılı da Olan Taktik: Jordan Rules
- Üçgen hücum
- Bulls–Pistons rivalry
- youtube.com
- youtube.com