Yaş Sadece Bir Sayı mıdır?
Yıllar akıp gitti mi gerçekten? Oysa daha dün gibi tüm hatıralar… Gençlik, insanın gerek fiziksel gerek zihinsel anlamda zirve dönemi olarak kabul edilir. Peki ya sonrası? 111 Hz’in bu bölümünde yaşlanma korkusunun sebeplerini irdelerken sadece yılların bizden aldıklarına odaklanmıyor, bize neler kattığını da konuşuyoruz.
Evet arkadaşlar, bir başka 111 Hz bölümüne daha hoş geldiniz! Fark edeceğiniz üzere bugün çook enerjiğim. Özel bir sebebi yok ama son zamanlarda kendimi dinç tutmak için sabahları koşmaya başladım. Sonuçta koşmanın faydaları say say bitmez, değil mi? Hem ne yalan söyleyeyim, koşarken kendimi epey atletik hissediyorum ben. Enerjim de gün boyu sürüyor…
Yani abartmıyorum, şöyle bir o yana bir bu yana zıplayasım var!
Hatta durun ya bir perende de atacağım sanırım… İki adım geri gideyim…
Offf! Bileğim burkuldu galiba… Hayır suç bende ama… Perende atmak nereden çıktıysa? Sanki şeyim… Sim… Sim… Neydi ismi yaa?
Ya şey işte… Var ya hani… ABD’li jimnastikçi… Olimpiyatlara da katıldı hani… Altın aldı hatta! Sim… Simo- Kimdi o yaa? Dilimin ucunda ama, bir türlü aklıma gelmiyor. Durun, hemen internetten bakayım.
ABD’li ünlü jimnastikçii… Hah, buldum! Tabii yaa, Simone Biles! Nasıl unuttum ki bunu?
Sahi… Neden unuttum? Önceden böyle bilgiler tak diye aklıma gelirdi… Herhalde bileğimin acısıyla aklımdan çıktı bir anda… Gerçi perendeyi de önceden şak diye atardım ama, neyse... Antrenman yapmayınca tabii uzun zamandır, insan ister istemez paslanıyor.
Evet, evet… Antrenmansızlıktan… Koşuya birkaç gün daha devam edeyim, her şey değişir…
Off, arkadaşlar hiç yalan söyleyemeyeceğim fena halde moralim bozuldu, enerji falan kalmadı bende. Hani sormayayım sormayayım diyorum ama… Yaşlanıyor muyum ben ya? Yani bu unutmalar falan hayra alamet değil!
Yıllar akıp gitti mi gerçekten? Oysa daha dün gibi tüm hatıralar… Vay bee, nerelere gittik, neler neler yaşadık 111 Hz’te. Tehlikeli bir ada macerasına mı düşmedik, The Beatles’ın backstage’ine mi sızmadık… Yahu Barbieland’i bile ziyaret ettik! Her şey o kadar güzeldi ki… Şimdi o günler geri gelir mi bilmem… Gençlik gibisi yok gerçekten… İnsanın gerek zihinsel, gerek fiziksel anlamda zirvede olduğu yıllar. Sonrası… Sonrası yokuş aşa-
Oooohooo, kaptırdım gittim ben de! Duyan da 100 yaşıma geldim zannedecek. Kendine gel Barış’çığım, daha gençsin yaa… Gerçiiii yalan yok, nostalji rüzgarı esince insan bir sene öncesine bile özlem duyarken buluyor kendini. Sonuçta bir sene önce de şu an olduğumuzdan daha gençtik, öyle değil mi? Hatta dün bile… Hayatın içinde son sürat ilerlerken geriye dönemeyeceğimizin, bir daha hiç bu kadar genç olamayacağımızın bilincinde olmak, kalpte burukluk yaratıyor. Peki ya neden gençliğe bu kadar anlam biçiyoruz? Neden hep genç kalmak istiyoruz?
Bu arzumuz yazdığımız şarkılara bile yansımış mesela... Her ne kadar dönemin Soğuk Savaş endişesini dile getiriyor olsa da, Alman synth-pop grubu Alphaville, “Forever Young” şarkısında şu sözlerle anlatıyor gençliğe olan tutkumuzu…
Gençlik, güneşte parlayan elmaslar gibidir
Ve elmaslar sonsuzdur
Cambridge Sözlüğü, “genç” kelimesini, “sadece kısa bir süredir yaşayan veya var olan, yaşlı olmayan” şeklinde tanımlıyor. Yani elmaslar sonsuz mudur tartışılabilir ama, yaşamaya devam eden her insan için gençliğin sonu yaşlılıkla başlıyor. Tıpkı şarkıda da olduğu gibi yaşlılık solgunlukla, yitip gitmekle özdeşleştirilirken, gençlik bir güneş gibi olanca sıcaklığıyla parıldıyor. Sadece bir yaşın değil; aynı zamanda mutluluğun, özgürlüğün, zindeliğin, güzelliğin ve potansiyelin temsilcisi olan gençliği bu sebeple kaybetmekten korkuyoruz... Nitekim kafamızdaki yaşlılık algısı, saydığım tüm bu pozitif kavram ve duyguların tam tersini simgeliyor. Yorgun bir ruh, bitkin bir beden, buruşmuş bir cilt ve bunlar yetmezmiş gibi geriye kalan zamanın kısacık oluşu geliyor akla… Yani potansiyel yerine hayal kırıklıkları, yaşanamamışlıklar ve hiiiç yaşanamayacak olanlar…
Bu algının farkında olan reklamcılar, pazarlama stratejilerini bu doğrultuda oluşturuyor. Kozmetik mağazalarındaki ürünleri düşünün mesela… Çoğunun üzerinde “yaşlanma karşıtı”, “kırışıklık karşıtı”, “gençlik iksiri” gibi etiketler görürüz, öyle değil mi? Saç boyaları beyazları kapatmayı, teknolojik aletlerse en son trendleri kaçırmamayı vaadeder. Yani modamızın geçmemesi için büyük bir efor sarf ettiğimizi söyleyebiliriz. Hatta bunu bir adım ileri taşıyıp şarkıdaki gibi sonsuza kadar genç kalmanın formülünü arayanlar bile var. Bahsettiğim bu kişiler, felsefe taşını yaşam iksirine çevirmeyi amaçlayan simyacılar değil.
Sonsuz bir gençlik arzusu çağlar öncesine dayansa da artık imkanı olanlar, daha bilimsel ve veri bazlı yöntemlere başvuruyorlar. Bunlardan biri de ABD’li milyoner girişimci Bryan Johnson. Bir teknoloji firmasının CEO’su olan Johnson, aynı zamanda “Don’t Die”, yani “Ölme” topluluğunun da kurucusu. Evet, farkındayım biraz tuhaf birisi… Kendi deyimiyle, esas yaşından kaçmayı başararak bir yıl sonra da aynı biyolojik yaşta kalabilmeyi hedefliyor. Bunun için de çeşitli prosedürlerden geçiyor. Düzenli olarak her organının yaşını ölçtürecek ve 17 yaşındaki oğlundan kan transfüzyonu yaptıracak kadar kendini adamış genç kalmaya…
Johnson’ın bu yolculuğu bir ilgi alanı ya da deneyden çok takıntı haline gelmiş gibi görünüyor. Hatta “yaşlanma korkusu” olarak bilinen geraskofobiyi de anımsatmıyor değil…
Gerasko, Yunanca “yaşlanmak” anlamına geliyor. Uzmanlar, bu fobinin kaynağını net olarak bulamamış olsalar da farklı teoriler mevcut. Kişinin yaş ayrımcılığını ve bu bağlamdaki söylemleri içselleştirmiş olması, hayal edilen veya beklenilen yaşam deneyimlerini henüz gerçekleştirememek, sosyal kimlik bakımından gençler grubundan atılıp yaşlılar grubuna sürülmek ve güzelliği yitirme korkusu bunlardan bazıları… Yaşlanma anksiyetesi hepimizde zaman zaman kendini gösterse de, bu durum çok daha uç bir seviye tabii arkadaşlar… Aslına bakarsanız, yaşlanmanın hep bir şeyleri kaybetmek ve bir şeylere geç kalmak olarak resmedildiği bir toplumda insanların tetiklenmesi oldukça doğal. Genç kalabilmek için sarf edilen nice çabanın ardında sadece ölüm korkusu değil; kalan yılların değersiz, geri plana atılmış, amaçsız ve anlamsız geçeceğine dair bir inanış da var. Üstelik bu inanış çok genç yaşlarda ekiliyor zihnimize… Hepimiz ergenliğimizde ya da 20’lerimizde hep şu sözleri işitmedik mi?
Bunlar en güzel yıllarınız… Değerini bilin!
Sanki o yılların ardı bir hiçliktir… “En güzel” yıllarımızın gölgesinde kalan “eh işte” yıllar… Durum böyleyken insan yaşlanmaktan korkmasın da ne yapsın? Peki o bilindik tabirle, 20’lerden sonrası gerçekten de yokuş aşağı mı?
Yaşlanmak sadece derimizdeki kırışıklıklarla, saçımızdaki beyazlarla ya da eklem ağrılarıyla kendini göstermiyor. Orta yaşlarımıza girdiğimiz andan itibaren beynimiz, zamanla ölçülebilir bir değişim sürecine giriyor.
Şöyle ki, 30’lu ve 40’lı yaşlarda beyin hacmimiz küçülmeye başlıyor. 60’larımıza geldiğimizdeyse küçülme hızı belirgin şekilde artıyor. Ama tabir-i caizse bu çekme durumu, beynin tüm bölgelerinde aynı hızda gözlemlenmiyor. Prefrontal Cortex, Cerebellum ve Hippocampus, yaşlanmanın etkisini en yoğun hisseden bölgeler arasında mesela. Büyüme sürecinde en geç olgunlaşan bu bölgeler, ilginç bir şekilde yaşlanırken fonksiyonunu en hızlı yitirenler oluyor. Hatta bilim insanları, beynin yaşlanmasına dair bu durumu yani şeklinde teorileştirmiş.
Beynin hacim kaybetmesine sebep olan faktörlerden biri de nöronlar. Çünkü bu süreçte onların da yapısı değişiyor, küçülüyorlar. Aynı zamanda başka bir nörondan gelen elektrokimyasal uyarıyı almakla görevli, ağaç dallarını andıran dendritlerini de geri çekmeye başlıyorlar.
Beyin hücreleri arasındaki bağlantılar ve sinapslar sayıca azalıyor ki bu da, maalesef az önce deneyimlediğimiz üzere, hafıza ve öğrenmeyi negatif şekilde etkiliyor. Hayatımızın ilk yıllarında müthiş bir hızla gerçekleşen yeni nöronların oluşumu, yani nörogenez yaşla beraber oldukça yavaşlıyor, hatta durma noktasına geliyor. Öyle ki, 2018 yılında Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada bilim adamları, yetişkin beyinlerinde yeni nöron oluşumuna dair herhangi bir kanıt bulamamış.
Tabii beyinde olup biten tüm bu değişimler, bilişsel kapasitemizi de doğrudan etkiliyor. Yeni bilgileri hafızaya atmak, isimleri ve sayıları hatırlamak daha uzun zaman almaya başlıyor. Hatıralarımızı barındıran otobiyografik hafızamız zayıflıyor. Yaşımız ilerledikçe odaklanmak biraz daha zor hale geliyor.
Örneğin gürültülü bir restoranda karşımızdaki kişinin dediklerine odaklanmak güçleşiyor. Bunun nedeni de odağımız dışındaki uyaranları filtrelememizi sağlayan seçici dikkatimizin yaşla birlikte körelmesi… İki işi bir arada yapmakta da daha zorlanır hale geliyoruz.
Off… Epey iç karartıcı duyuluyor değil mi? Böyle bakınca sanki gerçekten de bir yokuştan aşağı çaresizce yuvarlanıyoruz gibi duruyor ama merak etmeyin, durum bu kadar basit değil. Yani bir anda yaşlanıp, tüm yeteneklerimizi falan kaybetmiyoruz. Hatta yaş almanın da bazı avantajları var. Onları da anlatacağım size, ama önce kısa bir ara versek iyi olur. Ben de bu sırada ayak bileğime bir sargı yapayım yahu, hala dinmedi acısı…
Eveeeet, nerede kalmıştık? Size yaş almanın avantajlarından bahsedecektim değil mi?
Merak etmeyin, “Bizim zamanımızda şöyleydi, böyleydi” gibi klişe bir şey anlatmayacağım. Fakat aradan önce bahsettiğim değişimler sanki bir şalter indirilmişçesine akşamdan sabaha gerçekleşmiyor. Yavaş yavaş, yıllaaar içinde gerçekleşen bir süreç bu. Üstelik yaşanan değişimler de sadece negatif yönde değil… Aslında yaşla beraber pozitif değişimlerden de geçiyoruz. Hatta gelin bunu bir araştırmayla açıklayayım size.
Binlerce yetişkinin bilişsel becerilerini 50 yıl boyunca takip eden Seattle Boylamsal Araştırması, orta yaşlı bireylerin sözel-dilsel performanslarının, uzamsal akıl yürütmelerinin ve soyut düşünme yeteneklerinin gençliklerine kıyasla daha iyi olduğu sonucunu ortaya çıkarmış. Boston Koleji ve Harvard’dan Dr. Joshua Hartshorne ve Dr. Laura Germine, büyük bir online havuz oluşturarak katılımcıların hangi yaşlarda hangi becerilerinde pik seviyeye ulaştıklarını araştırmışlar. Sonuçlar arasında büyük bir paralellik keşfeden araştırmacılar, böylece her yaş aralığı için de bir rehber oluşturmuş. Bu rehberi genel bir yol haritası olarak değerlendirebiliriz; nitekim genetik ve çevresel faktörler, sonuçların kişiden kişiye değişmesini sağlayabiliyor.
Bu verilere göre, yüzleri hatırlama ve tanıma becerimiz 30 yaşımızda zirveye ulaşırken, 40-50 yaşlar arasında duygusal zekamız üst düzeyde seyrediyor. Tecrübeyle edinilmiş, hayata ve dünyaya dair bilgilerimizse yaşamımızın ilerleyen dönemlerinde, yani 60-70 yaş aralığında en nitelikli halini alıyor.
Araştırmalarını derinleştiren ikili, sonunda zihinsel anlamda tek bir zirve noktasının olmadığını; beynin her daim değişerek bizi farklı yaşlarımızda farklı alanlarda daha güçlü kıldığını ifade etmiş. Yani yaşamımızı çıkıp indiğimiz tek bir yokuştan ibaret görmek yerine, pek çok tepe aşıp farklı manzaraları seyrettiğimiz bir yolculuk olarak değerlendirebiliriz.
Üstelik, bu kaidelerin dışına çıkabilenler de mevcut... “SuperAgers” olarak adlandırılan bu kişiler, 80’li yaşlarında da en az 20’li yaşlardaki kadar iyi hafızaya sahipler. Hatta beyin hacimleri de neredeyse aynı. Bu durum, Northwestern Üniversitesi’ndeki araştırmacılara yaşa bağlı bilişsel gerilemenin kaçınılmaz olmayabileceğini düşündürmüş. Bu kişileri neyin özel kıldığına dair araştırmalar sürerken, bilim dünyasının iyi bir şekilde yaş almak için altını çizdiği çeşitli noktalar da var tabii ki… Uyku, beslenme, egzersiz… Aslında hepimizin tahmin edebileceği şeyler. Fakat bunların yanında çok önemli bir etken daha ön plana çıkıyor… Hayatımızı zenginleştirmek. Deneyim kazanmaktan vazgeçmemek. Ki bunu da destekleyecek çok iyi bir hikaye biliyorum ben…
Bill Hatfield, 2. Dünya Savaşı’nın başladığı 1939’da, İngiltere’de dünyaya gelmiş ve dört yaşındayken ailesiyle birlikte Sydney’e taşınmış. Hatta bu dönemde, Sydney Limanı’ndaki bazı gemilerin, Japon bir denizaltı tarafından saldırıya uğradığına dahi şahit olmuş kendisi.
Kısa bir zaman sonraysa asker olan babasına, ağır bir bronşit teşhis konulmuş ve ordudan ayrılması önerilmiş. Bunun üzerine ailesiyle Green Island’a taşınmış bizim Bill. Burada hayatının en güzel yıllarını yaşayan Bill, günlerini kız kardeşiyle beraber limandaki gemileri izleyerek geçiriyormuş.
Kız kardeşiyle birlikte kıyıdaki küçük bir kayığa biner, tepelerinden geçen savaş uçaklarını düşürdüklerini hayal ederlermiş. Çocuklarının denizciliğe olan ilgisini fark eden babaları, yüzmeyi öğrendiklerinde onlara bir tekne alacağına dair söz vermiş. Gece gündüz pratik yapan Bill ve kardeşi, bir sabah babalarının yanına gidip artık rahatça yüzebildiklerini söylemişler. Böylece Bill, daha altı yaşındayken ilk teknesine kavuşmuş. Kısa bir süre sonra savaş da, Green Island’daki günleri de sona ermiş. Ne var ki, Bill’in deniz tutkusu hayatı boyunca devam etmiş.
Takvim, 8 Haziran 2019’u gösterirken, artık Bill Hatfield’ın daha büyük hayalleri vardı: Dünya’nın etrafını tekneyle dolaşmak… Guinness Dünya Rekorları’na göre Hatfield 2015’ten itibaren tam üç başarısız girişimde bulunmuş. İlkinde şiddetli dalgalar onu tekneden denize düşürmüş…
ikinci yıl feci bir fırtınaya yakalanmış…
üçüncü yılsa Horn Burnu’ndan dolaştığı sırada karşılaştığı zorluklar sebebiyle yolculuğu yarıda kesmek zorunda kalmıştı.
Fakat artık 80 yaşına gelen Bill’in pes etmeye niyeti yoktu. Ne yapıp edip hayalini gerçekleştirecekti. 8 Haziran 2019’da 11.5 metrelik teknesiyle Batı’ya doğru, yani hakim rüzgarları karşısına alarak tekrar yolculuğa çıktı.
Çeşitli badireler atlatsa da tam sekiz ay boyunca teknesini ve hayalini terk etmedi. 22 Şubat 2020’de Brisbane’e geri döndüğünde 81 yaşındaydı ve Dünya’nın çevresini tekneyle dolaşmayı başarabilmiş en yaşlı kişi rekoru artık kendisindeydi. Aynı zamanda bu yolcuğu, 12 metrenin altındaki bir tekneyle tek başına tamamlayan kişiler arasında da hız rekorunu kırmıştı. Evet, 258 gün, 22 saat, 24 dakika ve 9 saniyeyle, her yaştan denizci arasında bu rotayı en çabuk tamamlayan oydu… Bill’in tutkusu henüz küçük bir çocukken kalbine yerleşmişti, ama hayatının en büyük başarısını, çoğu insanın evden dışarı adımını bile atmaya üşendiği bir yaşta kazanmıştı. Çoğu insanın bırakın böyle tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı, yeni bir şey öğrenmeyi dahi lüzumsuz bulduğu bir yaşta Bill, yüksek fiziksel ve zihinsel dayanıklılık gerektiren bu maceradan hiç çekinmemiş. Belki de ona bu başarıyı kazandıran şey, kendisine yılların deneyimini getiren yaşıydı. 8 ay boyunca tüm zorluklara göğüs germesini sağlayan inanç, hayatta nice başka zorluğu görmüş ve aşmış olmaktan geliyordu. Kriz anlarında verdiği doğru kararların ardında, yanlış pek çok karar sonucu öğrendikleri de yatıyordu.
“Yokuş aşağı gitmek” deyimi biraz da bu sebeple sıkıntılı… İnsanın özerkliğini, tercihlerini hiçe sayan bir anlayış var orada. Bize ayrılan sürenin ne zaman dolduğunu, biz henüz yaşarken dikte eden kalıplaşmış bir düşünce… Oysa hayatımızın dümeninde biz varız. Limandan hiç ayrılmamayı da seçebiliriz, aylarca uzakta olmayı da… Yelkenleri suya da indirebiliriz, rüzgarlara karşı gitmeyi de… Yaş sadece bir sayı değil belki, ama bize “yapamam” dedirten sınırların çoğu zihnimizde… Yeni bir dil veya enstrüman çalmayı öğrenmek, bizi konfor alanımızın dışına çıkarıp kimi zaman zorlayacak aktiviteler yapmak beyni genç tutuyor. Eğer bir yaşa geldikten sonra “bu benim neyime?” diye düşünüyorsak orada bizi engelleyen gerçekten de yaşımız mıdır sizce? Bunun öyle olmadığına dair bir örnek vereyim size…
J S Bach The six cello suites Pablo Casals, 1936 39 1957 yılında, İspanyol çello virtüözü Pablo Casals hakkında bir kısa film çekilir. Casals’ın bir gününü nasıl geçirdiğini anlatan filmin yönetmeni Robert Synder, 80 yaşındaki ustaya neden hala günde dört beş saat pratik yaptığını sorunca, Casals’ın o gün verdiği cevap tarihe geçer:
“Çünkü ilerleme kaydettiğimi düşünüyorum.”
Her yaşta verdiğimiz kararların, eylemlerimizin, günümüzü nasıl geçirdiğimizin bir değeri var. Çünkü tüm bunların birleşimi, kendimize verdiğimiz değeri de belirliyor. Her yaş bize yeni hediyeler sunarken, biz sadece sayıya ve popüler kültürün dayattığı kalıplara takılıp potansiyelimizden erken vazgeçebiliyoruz. Ya da bazen kendimiz bu kalıpları devam ettirip hayatı tutkuyla yaşayan, yeni şeyler denemekten korkmayan kişileri, sırf yaşlı oldukları gerekçesiyle hafife alabiliyoruz. Oysa yaşlanmak, herkesin sahip olamadığı bir ayrıcalık. Sevdiklerimizle daha çok vakit geçirmek, deneyim kazanmak, öğrenmek, olgunlaşmak… Hayatın farkı basamaklarında, farklı versiyonlarımızla tanışmak ve tüm bu versiyonları sevgiyle kabul etmek, onları anlamak… Bu gerçekten de bir ayrıcalık.
Geçmişi yad etmek ve o zamanları tüm güzellikleriyle hatırlamak gerçekten de çok değerli, biliyorum. Ne var ki yıllar akarken geriye dönüp sadece kaybettiklerimize üzülürsek, kazanımlarımızın ve daha bizi bekleyen nice fırsatın farkına varamayız. Kendimizi bir kar küresine hapsetmiş oluruz. Oysa o büyüleyici kürenin dışında da bizi bekleyen bir hayat var.
Onu yaşamaktan kendinizi alı koymayın. Ve yaş gibi sayılara çok da takılmayın.
Künye
- YazanGülşah Dim
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (90)
- NCBI - WWW Error Blocked Diagnostic
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- NCBI - WWW Error Blocked Diagnostic
- Fig. 1
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- ncbi.nlm.nih.gov
- Aging changes in the nervous system: MedlinePlus Medical Encyclopedia
- lipofuscin
- How the Brain Changes With Age
- What happens to the brain as we age?
- The Science Behind Staying Sharp as We Age
- What It Takes To Change Your Brain's Patterns After Age 25 - Fast Company
- Nervous system activity might influence human longevity, neural activity
- How Brain Neurons Change Over Time From Life Experience
- neurons
- synapses
- interaction between the environment and genetics
- Traveling
- Creating art
- Reading
- mental health
- grey matter
- improve your sleep
- Regular physical activity
- dancing
- Mindfulness
- **What to Know About Mindfulness Meditation**
- brain's physical structure
- William James
- The importance of neuroplasticity as we age
- The power of neuroplasticity: How your brain adapts and grows as you age - Mayo Clinic Press
- When Do Your Mental Powers Peak in Life?
- Short-term memory
- Emotional understanding
- Crystallized intelligence
- intelligence
- Joshua Hartshorne, PhD
- Laura Germine, PhD
- muscleandhealth.com
- body confidence
- At What Age Do We Peak? | Blogs
- What’s the prime of your life?
- Sunny McKee
- **peaks even later**
- conducted much of the research
- **youthful outlook that can cause them to be more active, and live longer as a consequence**
- Here Are The Ages You Peak at Everything Throughout Life
- When Do We Hit Our Peak?
- observed
- noted
- When Is the Prime of Your Life (And Could It Be Now?) – SoulSalt
- Sailor of the Century- Eight solo circumnavigations for Minoru Saito
- Bill Hatfield
- Biography: Toni Morrison
- Late Bloomers: People who Started Late in Life
- The ugly truth about ageism: it's a prejudice targeting our future selves
- How Capitalism Exploits Our Fear of Old Age - YES! Magazine Solutions Journalism
- Fear of ageing is really a fear of the unknown – and modern society is making things worse
- even scary
- fear of the unknown
- focus on youthfulness
- capability
- are everywhere
- called gerascophobia
- Bryan Johnson
- traditional mixed-generational communities
- house prices
- grow wider than ever
- making it difficult
- intergenerational housing
- community choirs
- senior volunteers reading to young children in nurseries
- Studies show
- Ageing Anxiety: The Fear of Growing Old
- How 30 became a terrifying milestone for an anxious generation