Geçtiğimiz Yaz Çok Brat'ti!
Dikkat ettiniz mi, bu yaz bazıları için çok "Brat"ti. En azından gençlerin bir kısmı, Charli XCX'in son albümü "Brat"in etkisiyle 2024 yazını böyle tanımlamıştı. Peki bir albüm nasıl böylesine popüler olabilir ki? Pazarlama taktikleri nasıl işliyor? Trend'ler bizim davranışlarımızı nasıl etkiliyor? 111 Hz'in bu bölümünde, “Brat” üzerinden popüler kültürün nasıl işlediğini anlamaya çalışıyoruz. Zamanın ruhu ve popüler kültür arasındanki ilişkinin üzerimizdeki etkileri hakkında konuşuyoruz.
Ah pardon! Geldiğinizi fark edemedim. Yan masadaki gençlerin ne konuştuğuna dalmıştım da… Yani hiç anlamadığım bir muhabbetleri var, ama çok da neşeliler… Epey merak ediyorum bahsettikleri şey nedir? “Brat” diye bir şey varmış ama… Durun bakalım biraz daha kulak kabartayım…
Yani hiç anlamadım ya “Brat” dedikleri şey ne… Ultrası da varmış… Yani yeni bir teknoloji galiba ama haberim olurdu benim kesin… Neyden bahsediyor ki bu gençler? Neyi kaçırmış olabilirim? Baya başka bir dil konuşuyorlar sanki. Yok yok… Ben bilmeden duramam şimdi, hemen öğrenmem lazım ne konuştuklarını. Stüdyoda görüşürüz.
Hmmmm… “Brat” bu yıl çıkan bir albümmüş. İnsanı gıcık eden yemyeşil rengi ve pikselleri görünen fontla yazılmış bir kapağı var... Charli XCX sahne adını kullanan bir sanatçınınmış bu albüm… Charli, 14 yaşından beri Londra’nın gizli kulüplerinde dj’lik yapıyormuş, ancak çok da ünlü değilmiş. Fakat bu yıl “Brat” albümüyle ana akımın sınırlarını aşıp, kendisinin dahi beklemediği şekilde ünlenmiş. Kariyerinden, özel hayatından ve kadın olmanın çelişkilerinden bahseden sözleriyle, aşina olduğu kulüp müziklerinin harmanlandığı bir albümmüş bu.
Hmmm… Ama “Brat”in içeriğinden daha ilginç bir şeyler var galiba... Brat kelimesi İngilizce’de “yaramaz” gibi bir anlama sahip aslında, ki genellikle de küçük haylaz çocuklar için kullanılan bir ifade bu. Fakat albümle birlikte sıfatlaşmış ve internet jargonunun en sık kullanılan ifadelerinden olmuş brat.
Albümün kapağının etkisini fark eden Charli’nin pazarlama takımı, “Brat generator” adlı bir internet sitesi de oluşturmuş bu arada. Anladığım kadarıyla kafedeki gençlerin bahsettiği site de bu... Bu internet sitesinin tek bir fonksiyonu var, sizin girdiğiniz herhangi bir yazıyı, albüm fontu ve rengiyle üretiyor olması. Bu da herkesin Brat akımına katılabileceği bir alan sunuyor. Böyle böyle internetin en viral akımlarından biri olmuş demek ki… E biz de deneyelim bakalım şu Brat generator’u…
Vaaay çok güzel durdu yalnız!
Ama tabii bir albümün böylesi bir akım yaratması, sadece basit bir internet sitesiyle açıklanabilecek bir şey değil arkadaşlar. “Brat”in bu kadar popüler olmasının başka sebepleri de var…
Günümüzde popüler kültürde gündeme gelmenin belki de en önemli boyutu, TikTok gibi mecralarda viral olabilmek. Aslında sosyal medyadaki motto şu… Herkes kendi üretimiyle viral olabilir. PopArt akımının öncüsü Andy Warhol’un “Gelecekte herkes 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak” derken ne kadar haklı çıktığını görüyoruz aslında. “Brat” de, pratikte Andy Warhol’un çalışmalarına benziyor... Onun eserleri, sanki fabrikadan çıkmışçasına üretilen, olabildiğince basit görsellerden oluşuyor. Charli’nin albüm kapağıysa basitliği ve dikkat çekiciliğiyle bunu yapıyor ve kendisi hakkında konuşturuyor. Hatta oluşturulan internet sitesiyle Warhol’un bir adım ötesine geçip, tüketiciye “siz de katılabilirsiniz, çok kolay” mesajı veriyor.
Burada amaç şu… Biri bu konseptte paylaşım yaptığında, bir grup insan bunu beğenecek, bazıları da benim gibi ne olduğunu anlamaya çalışacak. Dolayısıyla, bilen bilmeyen herkes bir şekilde akıma dahil olacak. Eh, yaz boyunca da böyle olmuş zaten… ABD’nin başkan adaylarından Kamala Harris dahi kampanyasının tanıtımını yapmak için bu konseptle yazılar paylaşmış hatta. Yani “Brat” aracılığıyla yeni jenerasyona hitap etmeyi hedeflemiş Harris.
Charli içinse bu daha da büyümek demek… Albümü artık ana akım medyaya çıkan ve herkes tarafından konuşulan bir hale geldi. Komik olansa Charli’nin albüm kapağını aslında bu amaçla tasarlamamış olması. Onun dediklerine göre, albüm kapağının rengi, biraz gıcık hissettirmek ve dikkat çekici olması için seçilmiş. Sadece “Brat” yazmasının sebebi de albümün pazarlama çalışmalarına para ayırmakmış esasında. Sanatçı, fotoğraf çekimine ekstra para harcamak istemediğinden sadece bu sözcüğü yazmaya karar vermiş kapağa. Şans işte… Günümüz sosyal medyası beklenmedik şekillerde çalışabiliyor. Öyle ki çok ses getiren bu kapak tasarımı Charli’nin çok hoşuna gidiyor ve eski albümlerinin kapaklarını da aynı konseptte olacak şekilde güncelliyor.
Bu renk meselesi sadece bu yıla özgü bir şey de değil üstelik. Hatırlarsınız, geçen yıl Barbie filminin etkisiyle pespembe bir yaz geçirmiştik. Bu yazsa trend’ler değişti…
Artık pembe out, yeşil in!
Şimdi kafedeki gençlerin sohbetini bir hatırlayalım. Ne oluyordu orada… Alp bir şeyleri kaçırmış gibi hissediyordu, değil mi? Ne yalan söyleyeyim ben de aynı hisleri yaşadım. Şimdi isterseniz bu ruh halini anlamaya çalışalım biraz…
FOMO… “Fear of missing out”, yani Türkçesiyle “bir şeyleri kaçırma korkusu”... Alp tam olarak bu duyguyu yaşıyordu kafede. Kişinin, başkalarının ödüllendirici deneyimler yaşadığına dair bir inanç geliştirmesi ve ardından bu deneyimlere dahil olamamaktan dolayı hissettiği bir kaygı olarak tanımlayabiliriz FOMO’yu… Mesela Alp, arkadaşları büyük bir heyecanla “Brat”ten bahsederken, albümü henüz dinlemediği için bir yabancılık ve dışlanmışlık duydu. Hatta durun, hemen hemen hepimizin yaşadığı bir örnek üzerinden açıklayayım size FOMO’yu… Arkadaşınızın doğum gününe hasta olduğunuz için gidemediğinizi düşünün. E üstüne bir de çok eğlenceli fotoğraflar attılar sosyal medyaya… Haliyle bir şeyleri kaçırdığınızı hissedersiniz, değil mi? İşte buna FOMO’ya kapılmak deniyor arkadaşlar.
Aslına bakarsanız, günlük yaşamda sık sık hissettiğimiz bir duygu bu. Sosyal medyadaki akıştan tutun, borsaya kadar her yerde FOMO’ya kapılabiliyor insanlar. Dijital dünyayla birlikte epey yaygınlaşan bu duygu, kültürel tüketim anlayışımızı da fazlasıyla etkiledi haliyle. Öyle ki birçoğumuz, potansiyel olarak ödüllendirici bir deneyimi kaçırmamak için seçeneklerimizi açık tutma baskısı hissediyoruz bu günlerde. Hatta iş ve eğitim hayatımızdaki karar verme süreçlerimiz de etkilenebiliyor.
Fakat bunun iyi kontrol edilmesi lazım. Zira Aditya Sharma ve Mayank Gupta, yaptıkları bir çalışmada FOMO’nun bazı mental sağlık sorunlarına yol açtığını ifade etmiş. Çalışmalarında özellikle de anksiyete ve depresyonu şiddetlendirebileceğini söylüyorlar. Kısacası sürekli bir şeyleri kaçırdığını düşünmek, kişiyi sağlıksız bir noktaya götürebiliyor.
E hazırım galiba ya… Gayet iyi anladım bence gençleri.
Hadi gidelim de şu “Brat” muhabbetine biz de katılalım.
Y2K pantolon mu? O ne ki ya? Daha “Brat” nedir onu yeni öğrenmiştim, bir de bu çıktı şimdi başıma… Baya erken davrandım kafeye dönmekte, üfff! Neyse ama, ne demiştim… Ben bu arkadaşların dilini çözeceğim! O yüzden şimdi kısa bir ara verelim, stüdyoda tekrar buluşuruz.
Yani Y2K’in ne olduğu belli aslında. 2000’ler işte. Ama bu gençlerin ne alakası olur ki 2000’lerle. Sonuçta 2000’lerde ne olduğunu hatırlamıyorlardır bile. Ne manada kullanıyorlar acaba? Neyse neyse, hiç vakit kaybetmeden bakalım neymiş gençlerin Y2K diye hitap ettiği şey…
Son yıllarda sosyal medyada, özellikle de Z jenerasyonunun paylaşımlarında görülüyor Y2K kalıbı. Aslında 2000’li yılların modası ve eğlence kültürüne dair duyulan bir özlemi ifade ediyor bu. O dönemi direkt olarak yaşamamış olmasına rağmen Z jenerasyonu, bu döneme dair övgüler dizmeye başlamış. Ve bu övgüler Charli’nin albümünden çok daha öncesine dayanıyor. Parlak pembeler, kot pantolonlar ve kapaklı telefonlarla yeniden popüler olan 2000’ler modası, yeni jenerasyonlar için bir tür kaybedilmiş altın çağ hissi veriyor aslında. Aynı zamanda bu dönemin bir diğer önemli noktası, gençler için yarın yokmuşçasına eğlenme mottosuyla partilemekti... Bir bakıma bu tavır, “Brat” ile pazarlanan konseptle de uyuşuyor. “Brat” gerçekten de yaramazlık yapma, hayattaki sorunlara rağmen yarınlar yokmuşçasına eğlenme temalı bir parti albümü. Yani biraz önce bahsettiğim pazarlama stratejisinin işleyebilmesi için bir ateşleyiciye ihtiyaç vardı. Bu ateşleyici de 2000’lerin popüler kültürüne duyulan özlem oldu “Brat” özelinde. Gerçekten de 2000’ler pop müziğine bakarsak yüksek tempolu, dans etmeye çağrı yapan, partilemeyi ve eğlenmeyi öven bir tavırla karşılaşıyoruz. Mesela Lady Gaga’nın ‘Just Dance’ şarkısındaki “Sadece dans et, iyi olacak” sözü, bu tavrı gayet iyi özetliyor bence.
Vox yazarlarından Constance Grady, bu durumu poptimizm diye adlandırıyor. Yani hem pop, hem de optimist bir bakış açısından söz ediyor… Poptimizm, popüler kültürün kaçış mekanizmasını ve kitlelerce severek tüketilmesini öven biz duruş. Gardy diyor ki; insanların hayatında bir sorun varsa, eğlenceli ve basit şarkıları tüketmek onlara iyi gelebilir. Ona göre eskiden popüler olmayanı sevmek havalıydı. Ancak poptimizm ile popüler olana yönelik eleştiri sansürlenecek kadar büyük bir tepki alıyor artık. Hatta herhangi bir eleştiriye karşı “insanların bir şeylerin tadını çıkarmasına izin verin” tepkisi geliyor. Grady, bu tepkileri toplumsal olarak eleştirel düşünceden uzaklaşmamıza bağlıyor.
Poptimizm ile çok yakından bağlantılı bir kavram daha var… “Recession pop”, yani “duraklama dönemi popu”. Bu kavramın odaklandığı şeyse şu… Dünya’da kriz dönemine girildiğinde, yüksek tempolu müziklerin popülerleşmesi. Özelikle de ekonomik kriz dönemlerinde bu yönelimi daha yoğun bir şekilde görebiliyoruz. Zira bu tür müzikler bizim kendimizi neşeli hissetmemizi sağlıyor.
Bunu “Brat”in teması özelinde değerlendirenler da var tabii. Mesela Pitchfork’te müzik eleştirmenliği yapan Meaghan Garvey, “Brat” için “Apollo’cu pop anlayışını yeniden Dionysos’çu hale getirdiğini” söylemiş. Onun bu ifadesini de şöyle açıklayabiliriz…
Apollo ve Dionysus, Antik Yunan’ın iki sanat tanrısı… Nietzsche’nin oluşturduğu karşıtlığa göre Apollo; düzeni, bireyi, mükemmelliği ve kendine yeterliliği temsil ediyor. Buna karşın Dionysus ise, kaosun ve eğlenmenin tanrısı... Onun için düzenlenen festivallerde antik dönemin ötekileri; yani köylüler, kadınlar ve köleler delicesine eğlenir, deyim yerindeyse partilerdi.
Adeta bir delilik hali… Garvey’nin de bahsettiği şey de bu esasında. Pop müziğin olabildiğince sıradan, düzenli ve beklendik dünyasına kaotik bir dokunuş. Kısacası “Brat” bizi yeniden 2000’lerin parti kültürüne götürüyor. Eğlenmeyi merkeze alırken, aynı anda dışlanan alt-kültür gruplarına hitap edebilmesiyle, bir tür modern Dionysus festivali sunuyor bu albüm.
Yani evet, ihtiyaç olduğunda eğlenmenin bir sakıncası yok. Hatta bu bir gereklilik de… Fakat burada da dengeyi bulmak, tamamen delilik haline sürüklenmemek gerekiyor. Ki Nietzsche de bizlere düzenle kafayı bozmayın, ancak tamamen de delirmeyin diyor.
Elbette olumsuzluklardan eğlenerek kaçma ruh hali yeni bir şey değil. Popüler kültürün hep böyle bir yanı vardı. Hatta bu kimilerinin de eleştirdiği bir şey… Mesela sosyal teorisyen Theodor Adorno.
Adorno, ABD’ye göç ettiği dönemde deyim yerindeyse şok geçirmiş. Kitlesel kültür, hem caz müzikle hem de sinemayla onun negatif duygularını körüklemiş. Ona göre popüler kültür, insanların kendini ifade aracı değil, kar amacı güden bir endüstri...
Üstelik bununla da kalmamış Adorno… Popüler kültüre yönelik en büyük eleştirilerinden biri de az önce bahsettiğimiz kaçış mekanizmasına yönelik. Aslında kaçamadığımız sorunlardan, kaçıyormuş gibi yapma hali olarak görüyor bunu. Sorunlardan kaçabilme illüzyonunun arkasında, bizi toplumsal özgürlük için uğraşmaktan alıkoyan bir endüstrinin olması yatıyor Adorno’ya göre. Esas amaç toplumların öfkesini, enerjisini alıp başka bir noktaya yönlendirmek…
Yirminci yüzyılın bir başka önemli düşünürü olan Eric Hobsbawm’ın da bu konuda enteresan fikirleri var… Her ne kadar temelde Adorno’yla bezer şeyleri savunsa da popüler kültür tüketimi konusunda ayrışıyorlar. Mesela caz müzik…
Adorno, 1930’lar ve ‘40’ların caz müziğini, Amerikan tipi ticarileşmiş popüler kültürün bir parçası olmakla eleştiriyor. Hobsbawm ise caz müziğin özellikle işçi sınıfı tarafından tüketildiğinden bahsediyor. Ona göre cazın küresel olarak çekici olmasının sebebi, o dönem farklı ve geniş kitlelerce dinlenmesi.
Hatta cazı bir tür protesto müziği olarak da sınıflandırıyor kendisi. Popülerleşen caz müzik, eşitlik mücadelesi için de önemli bir araç yani.
Şimdi biraz dedikodu olacak ama Hobsbawm, Adorno’nun eleştirileri hakkında caz üzerine yazılmış en aptalca şeyler olduğunu söylemiş.
Fakat Adorno ve Hobsbawm’ın yaklaşımları bize yeni bir pencereden bakabilme olanağı da sunuyor. Görünen o ki popüler kültürü anlamanın birden fazla yolu var… Adorno popüler kültürün kaçma mekanizmasının bizi pasifize ettiğini savunurken; Hobsbawm popüler kültür tüketiminin içindeki potansiyeli görmemiz gerektiğini söylüyor. İşin gerçeği hem negatif hem de pozitif yanlarıyla popüler kültür, hepimizin bir şekilde içinde olduğu bir alan yaratıyor. Burada önemli olan şey şu… Adorno ve Hobsbawm’ın ortaklaştığı nokta, yani popüler kültür üzerinden toplumu anlayabilmek... Elbette “Brat” sadece bir albüm. Yani caz gibi uzun yıllar toplum kültürüne sirayet etmiş bir şey değil. Fakat bu albümü sadece bir jenerasyona sıkıştırmamak gerekiyor. Onun üzerinden zamanın ruhunu da analiz edebiliriz.
Tamam, kabul… Hepimizin bunaldığı anlar oluyor. Mesela şu anki gündemi takip ederken yorgun düşüp, sosyal medyadan uzaklaşmak isteyebiliyoruz hepimiz. Yani gündemden kaçmaya çalışıyoruz… Bu gibi zamanlarda biraz olsun eğlenmek bizlere iyi gelebilir. Ancak kendimizi dünyada olup bitenlerden soyutlamadan yapmalıyız bunu. Duyarlılığımızı da kaybetmemeliyiz kısacası. Bazen kafayı dağıtmak ve biraz eğlenmek iyidir arkadaşlar… Yeter ki dengeyi bulabilelim… Böylece hem keyif aldığımız şeyleri yapabilir hem de dünyayla bağımızı koparmadan yaşamaya devam edebiliriz.
Sanırım kafedeki gençlerin yanına gitmeye hazırız… Hadi gelin benimle.
Ya gençler kusura bakmayın, konuştuklarınıza kulak misafiriyim bir süredir. Çok haklısınız buranın matchası tam Brat yaa! Bu arada inanır mısınız yeşil çayı da—
Tamam gençler siz de Berk’in üstüne çok gitmeyin. Denemek istemezse FOMO yaşayacak olan o ne de olsa…
Künye
- YazanUğur Yıldırım
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt