111 Hz ·Bölüm 183 ·12 Mayıs 2025 ·27 dk ·3.021 kelime

Fikrini Gerçekleştirme Cesareti: Girişimcilik

Girişimci, yeni bir iş kuran ve bu süreçte en fazla riski kendisi alırken en fazla kazanımı da yine kendisi sağlayan kişidir. Girişimciler, ekonomide anahtar bir rol oynuyorlar, ama bu kadar büyük başarıların başlangıç noktası aslında bir hiçlikten ibaret. Daha doğrusu ilk başta elde olan tek şey, bir fikir. 111 Hz'in bu bölümünde, tutkularımızı pusula olarak kullanırken harekete geçmemizi sağlayan o enerjiyi konuşacağız. Çünkü, fikrimizin peşinden gidebilmek hem yetenek hem de cesaret işi.

0:00

Wonka

Demek altın bileti kazanan son şanslı çocuk sensin! Fabrikama hoş geldin… Ama… Boyun da bir çocuğa göre fazla uzunmuş doğrusu. Hormonel bir bozukluk olmadığına emi-

Barış

Willy, benim! Barış…

Wonka

Ah Barış, selam! Ben de bu nasıl çocuk diyordum. Neyse ki senmişsin eski dostum! Uzun zaman oldu dimi? En son galiba…

Barış

Cam asansörünü kullanmıştım. Evrendeki dikey yolculuğumuz bölümü için :)

Wonka

Evet evet, çarpmadan getiren tek kişisin. Bir yıldan fazla oldu… Ben sonra o asansörle tüm dünyayı gezdim neredeyse. Gerçek çikolatanın peşinden gittim. Amazon’un kalbinde, kakao çekirdekleriyle konuşan bir kabileyle aynı çadırda kaldım. Kutuplara seyahat ettim. Hatta beyaz çikolatanın buzullardan yapılmış bir versiyonunu da orada geliştirdim.

Barış

Vaaay, çok etkileyici!

Wonka

Ama sana sadece başarı hikayelerimi anlatmak büyük haksızlık olur. Çünkü asıl eğlence “tutmayanlardan” çıkıyor. Sakız faciasını hatırlarsın…

Barış

Evet… maalesef hatırlıyorum. Violet’in hala mor olduğu söyleniyor…

Wonka

Hmm… Neyse. Bak, uçan şekerlemeler…

Çikolatadan küçük tatlı kanatlar yapmıştım. Ama bir rüzgar çıktı mı… Herkesin suratına yapışıyor Barış! Tamamen zarar…

Barış

Hoş değil tabii…

Wonka

Zamanda Yolculuk Drajelerini direkt üretim bandında durdurdum. Yiyince çocukluğuna döndüğün bir formül geliştirmiştim, ama etkisi biraz fazla uzun sürüyor. Tüm fabrika birkaç saatliğine anaokuluna dönünce… Eğlenceli olsa da verimin düştüğünü söyleyebilirim. Yine de bunlar benim sevdiğim başarısızlıklar… İlhamı böyle yakalıyorum!

Barış

Bilmiyorum, bazıları bana biraz riskli duyuldu.

Wonka

Heyecanı da orada ya! Risk bu işin doğasında var. En azından benim anlayışım böyle… Klasik madlen çikolatalar da yapabilirdim ama o zaman farkım nerede kalır? Biraz kaos olmadan kakaonun gerçek lezzeti ortaya çıkmaz eski dostum! Benim şimdi bir ürün testine girmem gerekiyor. Çikolatadan müzik aletleri… Bateri ve flütte sorun yoktu ama gitar biraz zaman alacak gibi… Ah! Gitmeden önce şu kutuyu da al… İçindekiler hakkında fikirlerini merak ediyorum!

Barış

Görüşürüz Willy! Her şey için teşekkürler! (kendi kendine) Gerçekten kendine has bir arkadaşımız…

Evet arkadaşlar, tekrar hoş geldiniz. Doğrusu canım sadece tatlı bir şeyler çekmişti. Nasıl oldu anlamıyorum, kendimi birden burada buldum. Ama görünen o ki doğru karar vermişim, kocaman bir kutu çikolatamız oldu! Off, yalnız bu da ne ağırmış ya… En iyisi stüdyoda açmak… Sizinle orada görüşürüz.

Ses değiştiren gofret… Derin uyku şekerlemeleri… Çikolatadan iskambil destesi… Duyguya göre renk alan lolipop… Bunlar ne ya? Evet arkadaşlar, tahmin edersiniz ki sevgili Willy Wonka bir tane bile normal çikolata koymamış bu kutunun içine… Tamamı ar-ge ürünü diyebiliriz… Hmmm… Denemeye çekindim doğrusu… Biliyorsunuz Wonka, mizacı gereği risk almayı seviyor. Hatta, başarısını biraz da buna borçlu. Tüm o seyahatler, denediği formüller, hatta böylesine farklı bir fabrika konsepti, eğer ki o maceralara atılmayı sevmeseydi olmazdı muhtemelen. Fakat risk almak, her zaman başarıyla sonuçlanmayabilir elbette… Wonka, bir çikolata imparatorluğu kurmuş olabilir ama geçmiş, pek çok başarısız girişimcilik örneğiyle dolu. Tutmayan fikirler, kaybedilen paralar hatta yitirilen saygınlık ve hayat sevinci… Evet, farkındayım biraz dramatik oldu ama girişimcilik, gerçekten de büyük cesaret gerektiren bir iş.

Neyse şimdilik bu çikolataları bir kenara koyalım da gerçekten girişimcilik ne demek, girişimci ne demek biraz onu konuşalım. Çünkü bunlar, sık duyduğumuz kavramlar olsa da sanki daha bir somutlaştırmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Girişimci, özünde yeni bir iş kuran ve bu süreçte en fazla riski kendisi alırken en fazla kazanımı da yine kendisi sağlayan kişi arkadaşlar. Tabii burada, kurulan işin kazanç getirdiğini farz ediyoruz. Girişimciler, ekonomide anahtar bir rol oynuyorlar; çünkü becerileri, ihtiyaçları fark etmeleri ve inisiyatif alabilmeleri sayesinde piyasaya yeni fikirler kazandırıyorlar. Bu fikirlerin başarılı olması, ve kendisi için harcanan miktardan daha fazlasını getirmesi durumunda girişimci de kar sağlıyor.

Girişimcilerin ekonomi için önemini size şöyle açıklayabilirim. Gerçekten başarılı bir girişim, pastada herkesin payını çoğaltabilir. Mesela hepimizin tanıdığı bir isim olan Bill Gates, henüz Harvard’da lisans öğrencisiyken BASIC adını verdiği ilk mikrobilgisayarı geliştiriyor, ve 1975’te Microsoft’u kuruyor. 80’li yıllarda IBM, Bill Gates’ten bilgisayarları için bir işletme sistemi sağlamasını isteyince bugün bilgisayarların neredeyse %90’ının kullandığı Windows yazılımı ve Office programı ortaya çıkıyor. Buna bağlı olarak iş yerlerinin verimliliğinin artması, ekonomiyi canlandırmaya ve yaşam standardını yükseltmeye yarıyor kısacası… Ama bu kadar büyük başarıların başlangıç noktası aslında bir hiçlikten ibaret. Daha doğrusu ilk başta elde olan tek şey, bir fikir.

Girişimci kelimesi İngilizce’de “entrepreneur” olarak geçiyor. Kelimenin kökeniyse aslında Fransızca ve “entreprendre”; yani bir şeyi yapmak, onu üstlenmek anlamına geliyor. Kelimeyi akademik çerçevede kullanan ilk ekonomistse 1730’da Richard Cantillon olmuş ve girişimciliği, bir iş girişiminin bireysel yüklerini üstlenmeye olan gönüllülük olarak tanımlamış kendisi…

Ama girişimcinin tam olarak kim olduğu noktasında değişik teoriler mevcut. Bunlardan en ünlü olanlarıysa birbirlerine zıt düşünceye sahip olan, 20. yüzyılın iki önemli ekonomisti: Joseph Schumpeter ve Israel Kirzner.

Schumpeter’a göre girişimcinin rolü inovasyon yapmak, yani bir ekonomiye yeni ürünler ve üretim yöntemleri kazandırarak değişimi başlatmak. Schumpeter’ın kitabında girişimci, ekonomide yıkıcı bir güç.

Bu yaratıcı yıkım, yeni ürünleri piyasaya dahil ederken başka ürünlerin unutulmasına sebep olabiliyor. Schumpeter bunu faydalı ve gerekli bir süreç olarak değerlendirmiş. Yaratıcı yıkıma pek çok örnek verebiliriz sanırım: arabalar, bilgisayarlar, telefonlar hatta elektrik…

Fakat Kirzner, bu tanımın karşısında duruyor ve girişimciliği bir keşif süreci olarak görüyor. Ona göre girişimci, önceden gözden kaçırılmış kar fırsatlarını fark eden bir kaşif. Keşfedilen bu yeni fırsat, ürüne dönüşüyor. Piyasadaki rekabet, yani başka fikirler ve muadiller bu ürünün önüne geçip kar şansını ortadan kaldırıncaya dek de varlığını sürdürüyor. Kirzner için girişimci, yıkıcı değil; aksine, dengeleyici bir güç.

Tabii ki bu tanımlar, oldukça çeşitli olan girişimci ve girişimcilik türleri için sınırlı kalabilir. Günümüzde birbirinden farklı pek çok model var. Ama gelin, bunların arasında öne çıkan esas dörtlüye bir bakalım. Küçük işletme girişimciliği, ölçeklenebilir girişim, kurumsal girişimcilik ve son olarak, sosyal girişimcilik.

Aslına bakarsanız yerel bir hamburger zinciri işletmek veya bir illüstratör olarak hizmet sunmak, küçük işletme girişimciliği çatısı altında sayılabilir. Günün sonunda bu iş fikrini geliştiren, aktif hale getiren ve sürdüren sizsiniz. Elbette ki bunu yapmak, finansal bir birikim istiyor. Dolayısıyla kimileri ortaya kendi sermayesini koyarken kimileri de crowdsourcing gibi kaynaklara veya yatırımcılara dönüyor. Burada başlangıç için gereken bütçeyi iyi hesaplamak, ve doğru iletişimleri kurmak çok kritik.

Ölçeklenebilir girişimin biraz daha iddialı bir hedefi var. Burada amaç, hızla büyüme potansiyeline sahip olan bir iş fikri geliştirebilmek… En önemli şey, piyasaki acil bir ihtiyacı kısa sürede doldurmak ve genişletmek. Bu kadar hızlı büyüyebilmek için, haliyle son derece iyi düşünülmüş bir üretim ve pazarlama stratejisine ihtiyaç oluyor… Bu modele örnek olarak Uber’ı gösterebiliriz. Sınırlı bir alanda ihtiyaca yönelik olarak başlayıp küreselleşen bir uygulamadan bahsediyoruz sonuçta. Fikirse, bilgisayar mühendisleri Travis Kalanick and Garrett Camp’in konferansa katılmak için gittikleri Paris’te tek bir taksi bile bulamamaları üzerine ortaya çıkıyor. Yani aslında, kendi ihtiyaçlarından yola çıkan bu ikili, bu ihtiyacın çok daha genele yayıldığını fark ederek harekete geçmiş.

Şimdi gelelim görece biraz daha az risk barındıran bir modele: Kurumsal girişimcilik. Büyük ve köklü bir şirket de yeni bir ürün, hizmet ya da fikir konusunda inovasyon yapabilir. Piyasadaki değişimi iyi gözlemleyen şirketler, var olan markalarını bu sayede çok daha değerli ve popüler hale getirebilirler. Buradaki en önemli faktör, yeni trendlere ve ihtiyaçlara geç kalmadan cevap verebilmek; hatta en sadık müşterilerin bile tercihlerinin değişken olabileceğini fark edip yarışın içinde kalmak.

Ve son olarak… Sosyal girişimcilik. Bu model bir ürünü, ya da hizmeti piyasaya sokmaktansa toplumsal sorunlara parmak basmayı ve yeniliği burada yaratmayı hedefliyor. Aklınıza gelen her türlü problem olabilir bu: çevre kirliliği, gelir eşitsizliği, eğitime ulaşım… Zaman ve para, sosyal sorumluluk dahilindeki hedefler için kullanılarak gezegen ve insanlığın kar etmesi amaçlanıyor. İşin güzel tarafı, bunu sadece kar amacı gütmeyen bir kuruluş yapmak zorunda değil. Büyük şirketler, büyük değişimlere imza atabilirler. Örneğin bir elektronik şirketi olan LSTN Sound Co., Bridget Hilton ve Joe Huff’ın işitme cihazı sayesinde kendi sesini ilk kez duyan bir kişinin videosunu izlemeleri sonucunda kurulmuş. Sesin ve müziğin gücüyle dünyada değişim yaratmaya karar verdiklerini söyleyen ikili, Starkey Hearing Foundation ile ortaklıkları sayesinde 50.000’den fazla kişiye işitme cihazı ulaştırmış. Bu misyonlarını halen sürdürüyorlar. Gerçekten anlamlı…

Elbette tıpkı her insan gibi her girişimci de birbirinden farklı karakter yapılarına ve en önemlisi de farklı amaçlara sahip. Yine de kategorize edecek olursak diye, girişimci tipleri de dörde ayrılmış. Ama ben, onları düz bir şekilde anlatmak yerine kendilerini tanıtma şansı bulsalar daha iyi olur diye düşündüm.

Ve işte karşınızda…

Girişimci personaları!

Selam millet, ben Builder! Yani kısaca bir işi kuran, yapılandıran kişi olarak düşünebilirsiniz. Amacım kısa sürede ölçeklenebilir girişimler yaratıp sadece birkaç yıl içerisinde 5 milyon doların üzerinde kar elde etmek. Ama tabii bu kadarı yeterli mi? Asla! Hedef 100 milyon dolar ve üzeri… Baştan güçlü bir iş iskeleti kurmak için en iyi yetenekleri bulup seçmek ve en iyi yatırımcıları çekmek benim süper gücüm gibi bir şey… Hızlı büyüme, yüksek kar! Mottom budur… Bu yüzden bazen sağım solum belli olmayabiliyor; fevri diyenler de var ama atik olmazsanız fırsatları kaçırırsınız!

Selamlar, ben Opportunist yani Fırsatçı. Şimdi böyle söyleyince pek iyi duyulmadı farkındayım ama bu tamamen finansal fırsatları görebilmek ve bunu lehine çevirmekle alakalı. Trene doğru zamanda bin, büyüme süresince yerinde kal, ve işletme zirve noktasına ulaştığında da o trenden atla. Doğru fırsatı doğru anda yakalamaya fazlaca önem verdiğimden dürtüsel olduğumu söyleyenler çıkabilir; fakat zamanlama her şeydir.

Evet ben de Specialist yani uzmanım. Analitik bir zekaya sahibim, öyle fazla risk almayı da sevmem. Biz genellikle seçtğimiz bir alanda çok güçlü olur ve bu alanın üzerine gideriz. Network ve referanslar sayesinde piyasada kendimize bir yer ediniriz. Evet bazen burada gördüğünüz diğer girişimcilere göre daha yavaş bir büyüme sağlayabilir bu… Ama sağlam ve yıkılmaz bir sistem iki günde kurulmaz arkadaşlar… Benim için önemli olan kalıcılık.

Merhaba, merhaba… Ben de Innovator. Yenilikçi diyebiliriz. Bizden pek yok, daha nadir bulunuruz. Daha önce kimsenin düşünmediği harika bir fikir veya ürün yaratırız. Thomas Edison, Steve Jobs, Mark Zuckerberg örneklerden bazıları… Yetenekli ve tutkulu olduğumuz alanda vizyonumuzu da katarak çalışır, sonra da bundan bir iş fırsatı oluşturmaya çalışırız. Para tabii ki önemli ama bizi asıl heyecanlandıran şey, toplumda meydana getireceğimiz etkidir! Yaratıcı zihinler olarak fikir bulmayı, idari işlere tercih ederiz genelde. Bu yüzden de günlük operasyonları bu işlerden anlayanlara bıraktığımız çok görülür. Ama dünyayı değiştirecek fikirler monotonluk içinde bulunmaz sonuçta, öyle değil mi? (burada seyirciyi gaza getirir)

Evet, sanırım hepsini yeterince tanıdık. Güçlü ve zayıf yanları birbirinden farklı olsa da aslında iyi girişimcilerin pek çok karakter özelliği paylaştıklarını bölümün devamında konuşacağız. Bunlardan belki de en belirgin olanı, bir şeyleri başlatmak için duyulan enerji ve inisiyatif alma motivasyonu. Bu kişiler, bir fikir jenaratörü gibi çalışmanın yanı sıra somut adımlar atmak konusunda da çekinmiyorlar. Fırsatları takip ediyor, zamanın ruhunu yakalıyor ve bunu verimliliğe dönüştürüyorlar. Bilgisayarlardan bahsetmiştik mesela… İnternetin gelişimi, sosyal medyanın yükselişi ve son zamanların inkar edilemez gücü, çalışma şeklimizi tamamen değiştirecek olan yapay zeka da bununla paralel… Günümüzde yapay zeka, bir şirketin kurulumundan diğer operasyonel kararlara kadar, hiç tartışmasız kritik bir zaman kazanma aracı.

İşte tam da bu noktada BuildYourStore.ai, girişimcilik fikirlerinizi hiç vakit kaybetmeden gerçekleştirmeniz için devreye giriyor.

Ürünlerinize güveniyorsunuz, farklı ve yeni bir şey sunduğunuzu biliyorsunuz ama tek bir adım kaldı… Onları potansiyel müşterilerle buluşturmak. Yapay zeka destekli bir platform olan BuildYourStore.ai, sıfırdan Shopify mağazası açmak isteyen girişimciler için tasarlandı. Üstelik tamamen ücretsiz. Build Your Store üzerinden açılan Shopify üyelikleriyse ilk 3 ay yalnızca aylık $1.

Gelişmiş algoritmaları sayesinde, seçtiğiniz kategoriye özel en çok satan 10 ürünle birlikte sadece 2 dakikada satışa hazır bir e-ticaret sitesi kurabiliyorsunuz. Mağazanız tek tıkla hazır hale geldikten sonra da AutoDS’e entegre edip ürün eklemeyi ve sipariş yönetimini otomatikleştirebiliyorsunuz. Devamında e-ticarette ustalaşmak için faydalanabileceğiniz pek çok eğitim ve normalde $200-$250 değerindeki premium Shopify teması da yine ücretsiz olarak sizin oluyor.

Yani BuildYourStore.ai sayesinde siz, bahsettiğim o başlatma enerjisini sonuna kadar hissederken yapay zeka, girişimi kolaylaştırıp teknolojiyi fırsata dönüştürüyor!

Madem ki enerji ve tutkudan bahsettik, o zaman sizi her ikisini de doruklarda yaşayan bir şehre, New York’a götürmek istiyorum. Ama biraz daha eskilere… Yani 1960’ların sonlarına…

Bir dans stüdyosundayız. Ama sıradan bir stüdyo değil burası… Bir jazz sınıfı ve Gus Giordano, sınıfındaki öğrencilere ders vermekle meşgul. Yanında da onun hem öğrencisi hem de asistanı olan, genç Judi var. Northwestern Üniversitesi’nde dans ve tiyatro okuduktan sonra sanat hayallerini gerçekleştirmek için bu stüdyoda çalışmaya başlamış.

Fakat Judi Sheppard Missett, verdiği derslerde bir süre sonra, dansçıların bırakma oranının çok yüksek olduğunu gözlemliyor ama bunun neden olduğunu tam anlayamıyor. Eski öğrencileriyle konuşup biraz soruşturduktan sonra aldığı cevaplar onda bir aydınlanma yaratmış. Profesyonel dansçı olmayan katılımcılar, derslerin teknik anlamda ağır geldiğini ve asıl amaçlarının daha çok fitleşip kilo vermek olduğunu söylemişler Judi’ye… Judi de burada bir fırsat ve yenilik alanı olduğunu fark edip 1969’da “Jazzercise” adını verdiği kendi özel dans-egzersiz sınıfını oluşturmuş.

O günden bugüne, Jazzercise artık 32 ülkede 8,300’den fazla şubesi olan bir marka… Hatta bir dönem popüler kültüre öylesine entegre olmuş ki, 2000 yapımı meşhur Christmas filminde Grinch’in günlük programı sabah 5.30’ta Jazzercise yapmayı içeriyor. Günümüzde 81 yaşında olan Judi, kızı Shanna ve torunu Skayla ile markayı büyütmeye ve trendlere uygun olarak geliştirmeye devam etmekte üstelik. Enerjisini ve tutkusunu hala koruyor.

Jazz ve egzersiz… İlginç bir kombinasyon. Öyle ki pek çok kişi tarafından daha en baştan egzantrik kabul edilip hiçe sayılabilecek bir fikir. Şimdi dans ve fitness’ı birleştiren pek çok program olduğunu biliyoruz ama yıllar önce, Judi bu fikri bulduğunda henüz böyle bir şey yaygın değildi. Anlayacağınız kendisi bu konuda öncü olmuş ve dansı sporla buluşturan diğer uygulamalar için bir yol açmış. İyi girişimcilik fikirleri, her ne kadar ilk bakışta uçarı görünseler de aslında mantıklı bir temele dayanır. Bu temele güvenen ve fikri hayata geçirmeye baş koyan kişiler de farklı ya da hayalperest olarak adlandırılmaktan çekinmezler. Günün sonunda, fikirleri istedikleri gibi çalışmasa bile her zaman yeni bir yol ve gerçekleştirilecek yeni hayaller vardır çünkü… Başarısızlıklar, bir öğrenme fırsatı olarak değerlendirilebilir. Dans Judi için bir tutkuydu ve o, bu tutkusunu öğrencilerinin talepleriyle birleştirmeye karar verdi; ama başka bir olasılıkta, bu tutkusunu apayrı bir şekilde de kullanabilirdi. Nihayetinde önemli olan, içindeki enerjiyi somut bir eyleme dökme motivasyonuydu. Girişimcilik; tutkularımızın, yeteneklerimizin ve piyasanın ihtiyaç duyduğu şeylerin akıllıca hazırlanmış bir karışımı aslında… Yaratıcılık ne kadar elzemse bunun peşinden gitmek, atılımda bulunmak da aynı derecede önem arz ediyor.

Ne var ki bazen ileriye gitmekten, o adımı atmaktan bizi alıkoyan şey, bugüne kadar dinleyip içselleştirdiğimiz öğretiler olabiliyor. Kabul ettiğimiz bazı yargılar, içimizdeki tutkuyu ve enerjiyi değil de korkularımızı dikkate almamıza veya yaratabileceğimiz etkiyi küçümsememize yol açıyor.

Aklıma İngilizce’de oldukça sık kullanılan bir söz geldi.

“Jack of all trades is a master of none”

Jack of all trades, pek çok konuda bilgisi olan bir kişiyi tanımlamak için kullanılıyor. Fakat “master of none” dediğimiz anda, onu hiçbir alanda uzmanlaşamamış, derinleşemediği için yüzeysel kalmış biri olarak konumlamış oluyoruz. Bu deyiş, genellikle bir çok farklı ilgi alanı ve hobisi olan insanlara gelişigüzel yöneltilerek aslında haksız bir önyargı doğuruyor. Yeni şeyler denemeyi daldan dala konmak ya da kayda değer bir iş yapmamakla bir tutabiliyoruz. Güvenli alanda kalmak, risk almamak, hayatımızın gidişatıyla ilgili erkenden karar almak öğütleniyor bize. Erkenden karar almak için de çoğu zaman bilinen, denenmiş yolları tercih ediyoruz. Gençlikte büyük hayaller kurarken yetişkinlikte, tutkularımızı keşfetmenin şımarıkça ya da çocukça olduğuna inandırılıyoruz. Ama size kritik bir detay vereyim arkadaşlar… Bu sözün devamı da var. O da şöyle…

“Jack of all trades is a master of none, but oftentimes better than a master of one”

Yani pek çok konuda bilgi sahibi olmanın sadece tek bir alana yoğunlaşmaktan çoğunlukla daha iyi sonuç verdiğini vurguluyor bu söz aslında… Uzmanlaşmak elbette ki önemli… Fakat hayatta yeni şeyler denemek, algılarımızı açık tutmak ve beceri yelpazemizi genişletmenin değeri çok çok büyük. Çünkü ancak bu şekilde kendimizi farklı maceraların içinde bulabilir, fırsatları görebilir ya da yeni kombinasyonlar oluşturacak materyali ve donanımı edinebiliriz. Hem sporla hem de ekonomiyle yakından ilgilenmek mesela… Ya da mühendislik eğitimi almış bir şef olmak… Tiyatro yaparken bir yandan psikolog olarak çalışmak… Farklı parçalar, yeni ve alışılmadık sonuçlar ortaya çıkmasını sağlayabilir. Kendinize kattığınız her beceri, sizi başkalarından ayıran özel bir güce dönüşüyor.

Yapay zekadan bahsettik mesela… Buradaki gelişimi takip etmek ve değişimden korkmak yerine o dili öğrenmeye çalışmak, sizi öne çıkarabilir. Girişimciliğin ruhunda da bu var… Akıntıya karşı kürek çekmektense akışta kalmak; dalgalarla yüzebilmek hatta yeni yüzme stilleri geliştirmek…

Çünkü yaratıcılığımızın kaynağı bizde. Geri kalan her şey, o kaynağı esas potansiyeline ulaştırmak için bir araç. Bu yüzden de girişimci olmak isteyen birisi kendine güvenmek, o kaynağa inme cesaretini göstermek ve bir dalgada alabora olmamak durumunda…

Gelecekte yapay zeka yaratıcılığı yok edecek ve herkesi, her şeyi aynı kalıba sokacak gibi bir tedirginlik yaşanıyor örneğin. Fakat bu korku, yapay zekanın doğru kullanıldığı takdirde yaratıcılığı yavaşlatan unsurları ortadan kaldırıp bize yeni keşif alanları açabileceğini es geçmemize sebep olmasın. Biz yeni fikirlerin heyecanıyla kanatlanırken düşüncelerimizi düzenleyecek, bize yol haritası çizecek bir asistana da ihtiyaç duyuyoruz. Fikirlerimizin somut karşılığını çıktı olarak görebilmek, daha da yükseğe uçabilmek noktasında bizi özgür kılıyor aslında. Hız kazanıyor, sektör taraması yapabiliyor ve fikirler içinde kaybolma tehlikesinden - ki pek çok yaratıcı insanın lanetidir - sıyrılabiliyoruz.

Wharton School’da yapay zekanın iş ve girişimciliğe etkileri üzerine çalışan Ethan Mollick’in de dediği gibi:

“Size en iyi olduğunuz alana odaklanma imkanı tanıyıp geri kalan neredeyse her şeyi hallediyor.”

Mollick’e göre yapay zeka, yeni bir iş fikri olan fakat sırf ne yapacağını bilemediği için eyleme geçmeyen kişilere rehberlik edebilir. Araştırma yapmaya, websitenizi oluşturmaya, e-mailler yazmaya, logo bulmaya ve ürününüzü geliştirmeye yardımcı olabilir. Artık bir işe başlarken süreç, eskiye göre farklı işliyor. Deneyler ve testler yapmak için çok daha geniş imkanların olması, girişimciliği yeni baştan yazıyor. Bu da kendini yenilemeyen şirketlerin silinip gitmesi demek. Mollick; önceden bir şirket kurma süreci haftalar, hatta aylarla ölçülürken şimdi sadece dakikalarla ölçüldüğünü söylüyor. Bu korkunç bir hız, ama bir yandan da oyuna girmek için belki de en doğru zaman. Çünkü değişime ayak uyduracak ve bunu lehine çevirecek birileri varsa, o da girişimcilerdir.

Bir çok beceri ve özel güç saydık, ama bunların arasından en temel olanı belirsizlikte eyleme geçme kabiliyeti...

Biz fikirler geliştirip onlar üzerinde oynamalar yaparken fikirlerimizin de bizi değiştirmesine izin vermeliyiz. Zamanın, gördüklerimizin, deneyimlerimizin; tanıştığımız insanların bizi değiştirmesine izin vermeliyiz. Her gün yenilenmeliyiz aslında… Kimse her sayfasında aynı metnin yazılı olduğu bir kitabı okumak istemez. Bir sonraki sayfada ne olacağını bilmesek de sayfaları çevirmek için bir merak duymalıyız. Hayallerimizi sadece bir ağacın altında uzaklara dalarak değil, çok çalışarak hayata geçirmeliyiz. Çünkü burası kazaların, çekişmelerin ama aynı zamanda da eğlencenin hiç bitmediği bir oyun alanı… O yüzden arkadaşım Wonka, biraz egzantrik olsa da en doğrusunu yapıyor aslında. Gördüğü sınırsız fırsatların peşinden, çocuklara özgü bir merak ve ustalara özgü bir disiplinle gidiyor. Tutkuları onun pusulası, fakat direksiyon başında kendisi var… Çünkü günün sonunda her şey bir fikirle başlasa da yarını yazanlar, boş bir sayfada yazmaya cesaret edip kalemi hiç bırakmayanlardan çıkıyor. Belki tüm bu konuştuklarımız, sizin için de henüz kağıda bile dökmediğiniz fikirlerle buluşmak; ve belirsizlik kadar fırsatlar da sunan modern zamanları değerlendirmek için bir kıvılcım olur.

Künye
  • YazanGülşah Dim
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (48)