111 Hz ·Bölüm 182 ·5 Mayıs 2025 ·25 dk ·1.001 kelime

Mevsimlerin Etkisi: Bahar Neden İyi Hissettirir?

İlkbaharın gelişiyle birlikte, tıpkı zorlu geçen bir kışın ardından doğanın uyanması gibi biz de uyanmaya başlıyoruz sanki. Güneş ışığına kavuşuyor, daha enerjik, daha mutlu ve umutlu hissediyoruz kendimizi. Tıpkı doğa gibi, onunla birlikte yenileniyor, tekrar üretmeye, baştan başlamaya, daha iyisini yapmaya hazır hale geliyoruz. İçimiz motivasyonla, umutla doluyor sanki. Peki neden böyle hissediyoruz hiç düşündünüz mü? 111 Hz'in bu bölümünde mevsimlerin üzerimizde nasıl etkileri olduğunu araştırıyor, baharın gerçekten iyi hissetmemize etkisi olup olmadığını sorguluyoruz.

0:00

A hoşgeldiniz arkadaşlar, fark etmemişim geldiğinizi. Kendimi müziğe ve doğanın eşsiz manzaralarına kaptırmış yürüyordum. Baharın gelişiyle bir ayıldım, bir kendime geldim sanki. O kadar dinç, o kadar iyi hissediyorum ki anlatamam.

Bu sabah alarmsız, öyle kendiliğinden, güneşle uyandım mesela. Sonra pencereyi açıp yeşeren otların o taze kokusunu şööööyle bir içime çekince de dayanamadım. Taktım kulaklığı, açtım Vivaldi’nin Dört Mevsim Konçertosu’nu attım kendimi doğaya. Bakın size de dinleteyim biraz bahar sonesini.

İçiniz kıpır kıpır oldu, o coşkuyu hissettiniz değil mi siz de? Büyük deha Vivaldi de benimle aynı duyguları yaşamış galiba. Sonra da dayanamayıp baharın gelişinin yarattığı o sevinci, doğanın uyanışını notalara dökmüş, böyle eşsiz bir eserle ölümsüzleştirmiş belli ki.

Kendisini o kadar iyi anlıyorum ki şu an… Kışın o zorlu şartları bitmiş, yağmurlar fırtınalar dinmiş, doğa uzuuun süren bir uykudan uyanmış gibi adeta. Her yer yeşermiş, rengarenk narin çiçekler sonunda yüzünü göstermiş ve tüm güzelliklerini sergiliyorlar korkusuzca…

Kuşlar da en güzel şarkılarıyla eşlik ediyorlar onlara. Doğa bizim için süslenmiş gibi, sanki bir kutlama var etrafta!

Görüyorsunuz arkadaşlar baharın coşkusu beni bile şair yapacak nerdeyse. Durduk yere bir yaratıcılık geldi üstüme. Yani ne zamandır bir bıkkınlık, bir motivasyonsuzluk yaşıyordum aslında. Ama her yeri böyle yemyeşil görünce, şu taze havayı içime çekince, güneşin sıcaklığını tenimde hissedince her şey değişti sanki. İçim umutla doldu bir anda. Daha mutlu, daha huzurluyum.

Biraz abarttım mı acaba ya? Yani tüm bunları sadece mevsim değişti diye, bahar geldi diye hissediyor olabilir miyim gerçekten? Mevsimlerin bu kadar güçlü etkisi var mı insanlar üzerinde? Sonuçta biz modern yaşama geçeli yüzlerce yıl oldu ama yine de doğadan sandığımız kadar kopamadık mı acaba? Baharın gelişi gerçekten de bu kadar büyük duygu değişimleri falan yaratıyor olabilir mi yani?

Evet arkadaşlar bu kadar soru biriktiğine göre yapılacak şey belli, bize araştırmak düşer… En iyisi doğa yürüyüşümüze kısa bir ara verelim ve şu soruların peşine düşelim birlikte.

Mevsimler psikolojimizi de etkileme gücüne sahipler yani. Hatta literatürde bir depresyon çeşidi olarak tanımlanan “Seasonal Affective Disorder” yani “Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu” doğrudan bununla ilgili bir rahatsızlık. Sonbahar ve kış aylarında azalan güneş ışığı sebebiyle beynin serotonin yani mutluluk hormonu salınımını azaltması ve onun yerine melatonin yani uyku hormonu salınımını arttırması bu rahatsızlığın en önemli sebepleri arasında sayılmakta. Sonbahar ve kış doğa için olduğu kadar insanlar için de zorlayıcı geçiyor diyebiliriz sanırım.

Zira tıpkı doğa gibi biz de kapatıyoruz kendimizi kış aylarında. Toprağın çoraklaşması ağaçların yapraklarını dökmesi gibi biz de daha depresif, daha enerjisiz ve daha uykulu hissediyoruz bu mevsimlerde. Metabolik dengesizlikler ve çeşitli hastalıklar da kışın getirdiği diğer zorluklar arasında tabii.

Fakat baharın gelmesiyle birlikte her şey değişiyor. Zorlu geçen bir kışın ardından doğanın uyanması gibi biz de uyanmaya başlıyoruz adeta. Güneş ışığına kavuşuyor, daha enerjik, daha mutlu ve umutlu hissediyoruz kendimizi. Tıpkı doğa gibi, onunla birlikte yenileniyor, tekrar üretmeye, baştan başlamaya, daha iyisini yapmaya hazır hale geliyoruz. İçimiz motivasyonla, umutla doluyor sanki.

Tüm bunlar da ilkbaharı kutlamaya değer bir hale getiriyor işte.

Zaten bu sebeplerle, yüzlerce hatta binlerce yıldır, dünyanın dört bir yanında kutlanıyor baharın gelişi. Mesela her sene 21 Mart’ta yani baharın ilk gününde kutlanan Nevruz, bu toprakların en eski bahar bayramlarından birisi. 3000 yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğu düşünülüyor hatta. Kökeni hakkında farklı anlatılar ve efsaneler mevcut tabi. Fakat pek çok farklı toplum tarafından kutlanan, ortak bir bayram olduğu kesin. İşte bu sebeple Nevruz, 2010’da “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası” olarak kabul edilmiş UNESCO tarafından.

Yine bu topraklarda, özellikle Anadolu, Balkanlar ve Orta Asya’da çok fazla kişi tarafından kutlanan bir bahar bayramı daha var. Hatta bu da 2017’de Somut Olmayan Kültürel Miraslar arasında yerini almış. Evet, Hıdırellez’den bahsediyorum.

Hıdırellez aslında kökleri binlerce yıl önceye dayanan bir kutlama. Şamanizm başta olmak üzere pek çok farklı inançtan izler taşıyan bu gelenek, İslamiyet’in kabulüyle birlikte ona dair öğeleri de bünyesine katarak zenginleşmiş ve bugünkü halini almış diyebiliriz.

İnanışa göre her yıl 6 Mayıs’ta, karada zora düşenlere yardım ettiğine inanılan Hızır ile denizlerde darda kalanların yanında olduğuna inanılan İlyas peygamberler bir gül ağacının altında buluşuyormuş.

İşte o gün Hızır ve İlyas’ın yeryüzüne bolluk, bereket, mutluluk ve şifa getirdiğine inanmışlar insanlar. Ayrıca dilek ve temennilerini onlara ulaştırabilirlerse, bunların gerçekleşebileceğine düşünmüş ve bunun için çeşitli ritüeller uygulamışlar. Hızır ve İlyas’ın yeşil alanlarda ya da su kenarlarında olacağını düşündükleri için Hıdırellez günü bu alanlarda toplanmış, buralarda hep beraber yiyip, içip, eğlenmişler. Hıdırellez diyince akla ilk gelen şeylerden biri dilek ritüelleri oluyor tabii. Özelikle 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece gerçekleştiriliyormuş bu ritüeller genelde.

İnsanlar istedikleri şeylerin resmini kağıda çizip ya da yazıp bunları sabah gün ağarmadan önce ağaçlara asıyor, toprağa gömüyor ya da akan bir suya atıyorlarmış.

Bu sayede dileklerinin Hızır’a ulaşmasını ve gerçekleşmesini umut ediyorlarmış. Hıdırellez diyince akla gelen bir diğer ritüelse ateş üzerinden atlamak.

Kutlama alanlarında yakılan ateşlerin üstünden atlayan insanlar bu sayede kışın olumsuzluklarından arınacaklarına, hastalıklardan ve nazardan korunacaklarına inanmış ve yüzyıllar boyu uygulamaya devam etmişler bunu.

Artık eskisi kadar yoğun olmasa da hala bazı yerlerde ateşler yakılıp üzerinden atlanıyor, toplu eğlenceler düzenleniyor Hıdrellez günlerinde. Dilek dileme gibi bazı ritüeller de pek çok kişi tarafından devam ettiriliyor bugün. Tabi bunları yazdıkları kağıtları Hızır’ın gelip alacağını düşünmeseler de bir geleneği sürdürmek, isteklerini yazıp netleştirmek, kendilerine bir motivasyon edinmek için yapıyorlar bu ritüelleri artık.

İsimler ve ritüeller değişse de, her toplumda farklı gelenekler olsa da amaç ortak arkadaşlar; baharı kutlamak… Evet her mevsimin kendine göre zorlukları ve kolaylıkları, sevdiğimiz ve sevmediğimiz yanları var. Ama kıştan sonra gelen bahar bir başka. Dağları tepeleri aşıp düzlüğe inmek, susuzluktan ağzın kurumuşken buz gibi bir su içmek, sırtında taşıdığın kilolarca yükü bir anda kenara atmak gibi sanki baharın gelişi.

Ama tabi her şey gibi o da geçici… Dünyanın hareketleri, mevsimlerin döngüsü belli. İlkbaharın sonu yaz, her yazın bitişi kış. O yüzden her baharın tadını çıkarmalı, bize sunduğu güzelliklerin farkına varmalıyız. Doğayla iç içe olmalı, baharın fizyolojik ve psikolojik olarak bize sağladığı faydaları değerlendirmeliyiz. Aradığımız motivasyonu bize bir mevsim bile verebilir aslında, fazlasını beklemeye de istemeye de ihtiyacımız yok bana sorarsanız.

Tabi bir şeyleri gerçekleştirmeye çalışırken ya da hayatın belli zamanlarında tökezleyebilir, umutsuzluğa kapılabilir, yorgun ve mutsuz hissedebiliriz. Ama o anlarda da şunu hatırlamayı unutmayın: Her kışın sonu bahardır ve bahar her zaman tekrar gelir.

Künye
  • YazanKevser Yağcı Biçici
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (13)