111 Hz ·Bölüm 12 ·28 Ekim 2021 ·24 dk ·2.264 kelime

iyzico Sunar: Bir Tıkla Dünyayı Değiştirenler

Günümüzde aradığımız herhangi bir şeye tek bir tıkla erişmek, bizler için markete gitmek kadar sıradan. Ama internet henüz emekleme dönemindeyken, kimse sanal dünyanın bu noktaya gelebileceğini tahmin bile etmiyordu. Tıpkı internetin geleceği gibi, bu devrimin öncüleri de hiç de tahmin edilemez kişiler arasından çıktı. Peki kimdi bu öncüler? Ve bugün tek tıkla her şeye erişmemizi sağlayan internet devlerinin sıradışı kuruluş hikayeleri neydi? Bu podcast, iyzico hakkında reklam içerir.

0:00

Bugün ihtiyacımız olan her şeyi, hatta internet olmasa varlığından dahi haberdar olamayacağımız bir çok şeyi tek bir tıkla sipariş edebiliyoruz. Hatta bu iş hayatımızın öyle bir büyük bir parçası oldu ki, siz bu cümleyi dinlerken dünyanın dört bir yanında on binlerce, belki de yüz binlerce internet kullanıcısı

"satın al" tuşuna tıkladı. Fakat takdir edersiniz ki, her hikayede olduğu gibi, bu devasa online alışveriş hareketi de yalnızca tek bir tık tuşuyla başladı.

Peki o ilk tıklamayı yapan, kişi kimdi? eTicaret hareketini kurdelesini kim kesti?

Dünyada internet çağının öncülüğünü yapmış olan, en son teknolojik gelişmelerin hızına yetişebilmeyi başarmış bu kişi, sizce kimdir? Ve acaba, tarihin ilk online siparişinde, neler alınmıştır?

Bugün web tarayıcılarımızla gezindiğimiz, milyonlarca web sitesine ev sahipliği yapan World Wide Web, 1989 yılında ortaya çıktı. Bu ilk alışveriş ise, Web'in ortaya çıkışından tam 5 yıl önce 1984'te yapıldı. Henüz kimse, webde gezinmemişken, hiçbir firmanın websitesi yokken yani.

Bu alışverişi, herhalde dönemin bilgisayar "nerd"lerinden biri yapmış olabilir diye tahmin ediyor insan, öyle değil mi?

Hikayenin burası, biraz sürprizli. Çünkü 1984 yılında, dünyanın ilk online alışverişini yapan bu kişi, ne bir programcı, ne de bir bilgisayar "nerd"ü. Elindeki televizyon kumandası yardımıyla, mahallesindeki marketten bir karton yumurta, bir kutu margarin ve bir paket de kahvaltılık gevrek siparişi vermiş... Jane Snowball adında 72 yaşında bir teyze! İnanabiliyor musunuz? Tarihin ilk online siparişi, internetin "i"sini bile duymamış 72 yaşında birisi tarafından veriliyor.

Jane Snowball, o tarihte, yaşlılara ve engellilere yardım eden, onların hayatını kolaylaştırmak için çalışmalar yapan yerel bir organizasyona üye. Bu organizasyon, Jane Snowball'a, mahallesindeki Tesco'dan -yani onun yaşadığı yerin yerel bir marketinden- alışveriş yapabilmesini sağlayan bir teknoloji getiriyor: Videotext. Hani şu, televizyonlarda bir tuşa bastığınızda, karşınıza çeşitli haberleri, futbol fikstürünü veya yayın akışını takip edebildiğiniz, bilgisayar terminaline benzer siyah bir arkaplan üzerine, çeşitli yazıların olduğu bir ekran gelir ya, hani kumandadaki renkli tuşlarla kontrol edilir, hah işte o teknolojiden söz ediyorum. Jane Snowball'un kullandığı televizyonundaki videotext, bizim bildiğimizden biraz farklı. Bu televizyonun videotext'i, Snowball'ın mahallesindeki market olan Tesco'nun sistemine bağlı. Yani haber, futbol fikstürü falan değil, marketteki ürünlerin bir listesini getiriyor ekrana. Ve Jane teyze de, oturduğu koltuktan ürünleri sepetine ekleyip, tarihin ilk online siparişini bu sayede verebiliyor: Biraz yumurta, margarin ve bir paket de kahvaltılık gevrek.

Anlayacağınız, zamanın hızını kimin, nasıl yakalayacağı, bazen hiç ama hiç belli olmuyor. 72 yaşında bir teyzenin, bugün hayatımızın bir parçası olmuş online alışverişin öncüsü hailine gelceğini kim bilebilirdi?

Jane Snowball, adıyla da uyumlu bir şekilde, online alışverişin çığ gibi büyümesinde o ilk kartopunu atan kişi olabilir. Ancak bu dünyanın bu denli büyümesine katkısı olan başka insanlar da var, ve bunların bazıları da tıpkı Jane Teyzemiz gibi beklemeyeceğiniz insanlar. Öyle ne internet ile bir alakaları var, ne de ticaretle. İyi de, öyleyse bu kişiler nasıl e-ticaretin öncüleri oldular?

Ben bu bölümde sizlere bu insanlardan, büyük ihtimalle en önemli ikisinin hikayesini anlatacağım. Dünyanın iki ayrı ucunda iki sıradan adamın, benzer yollardan geçerek e-ticaretin en büyük iki devini oluşturmalarının sıradışı hikayeleri. Üstelik birisi yeni dünyada ABD'de, kapitalizmin başkentinde; diğeri ise kökleri çok eskilere dayanan Çin'de, komünizmin son büyük kalesinde!

İlk hikayemizin kahramanı dünyanın en zengin ikinci insanı olan (yakın zamanda birinciliği Elon Musk'a kaptırdı), Amazon.com'un kurucusu Jeff Bezos. Kendisinin adını, son dönemde YouTube kanalımda da sıklıkla duyuyorsunuz aslında, özellikle de kurduğu uzay araştırmaları şirketi Blue Origin'in son dönemde yaptığı fırlatmalarla. Peki bugün yüzünü gökyüzüne çevirmiş bu adam, nasıl daha yeni çıkmış bir teknolojinin öncülerinden biri oluverdi?

Amazon'un hikayesi, 90'lara dayanıyor. Yani Bezos'u bugün dünyanın en zenginlerinden yapan servetinin, öyle çok uzun bir geçmişi yok aslında. Hatta üniversitede okuduğu sırada, harçlığını çıkarabilmek için yarı zamanlı olarak McDonald's'ta çalışan birinden bahsediyoruz. Anlayacağınız, bugün dünyanın en zengin insanı olan bu adam, bundan sadece 30-40 yıl kadar önce, oldukça sıradan bir hayata sahip olan, oldukça sıradan biriydi.

Bezos, 1994 yılında Amazon'u kurmadan önce, New York'taki Wall Street'te, bir yatırım şirketinde hiç de fena olmayan bir işe sahipti. Gayet iyi bir geliri, ve stabil bir hayatı vardı aslında. Hayatına yeni bir yön verecek, onu kökünden değiştirecek olan olay, patronunun ondan, çalıştığı şirket için yeni yatırım olanaklarını araştırmasını istemesiyle başlıyor. Patronu Bezos'tan, özellikle şu yeni ortaya çıkan ve kimsenin ne olduğunu tam olarak bilmediği, adına

"World-Wide-Web" denen şeyle, ve bu teknolojinin sunduğu olanaklar ve yatırım imkanları ile ilgili bir araştırma yapmasını istiyor.

Şimdi birazcık, 90'lı yılların başlarında, Web'in ne anlama geldiğini hayal etmeye çalışın. Bu teknoloji halka sunulalı sadece 3 yıl olmuş ve web-siteleri daha yeni yeni ortaya çıkmaya başlamış. Kimsenin, henüz Web'in tam olarak ne olduğuna, ne işe yaradığına dair pek de bir fikrinin olmadığı zamanlardan söz ediyoruz. Halk arasında Web'e dair en çok kullanılan benzetme, enformasyon otobanı. Yani dünya üzerindeki bilgilerin ve verilerin bir noktadan bir diğerine aktığı bir yol. Kesinlikle isabetli bir benzetme, ama sorun şu ki, 90'lı yılların başında kimse bu otobanın, dünyayı nereye götüreceğini bilmiyordu. Kimse onun potansiyelini tam olarak anlayamamıştı.

İşte böyle bir ortamda, web üzerine araştırma yapan Bezos, daha yeni emeklemeye başlamış olan dijital ortamın, gelecekteki potansiyelini görmekte gecikmemiş.

Dinlediğiniz bu kayıt, Bezos'la 1997 yılında yapılan bir röportajdan. Bu röportajda, Bezos, araştırmaları sırasında web kullanımının yılda %2.300 oranında arttığına dair ilginç bir istatistikle karşılaştığını söylüyor. Yılda %2.300! Bu gerçekten de muazzam bir büyüme.

İşte bu istatistikle karşılaşır karşılaşmaz, Bezos'un aklında bir ışık yanıyor. Coğrafi sınırları anlamsız kılan ve hızla büyüyen internet, tıpkı yeni keşfedilmiş bir gezegen gibi, pek çok olasılığı, pek çok potansiyeli içinde barındırabilir mi?

Şimdi hikayemizin ikinci kahramanı için, gelin dünyanın diğer bir ucuna, taa Çin'e gidelim. Bu kişinin Alibaba.com'un kurucusu Jack Ma olduğunu büyük ihtimalle tahmin ettiniz bile. Ancak onu Bill Gates veya Mark Zuckerberg gibi diğer teknoloji öncülerinden ayıran çok önemli bir nokta var. Kendisi öyle Harvard'ı kazanıp sonra yarıda bırakmamış - aksine Harvard'dan tam on kez red almış. Öyle Bezos gibi kendi şirketini kurmadan önce yatırım bankacılığı gibi işlerde de çalışmamış, tıpkı üniversite için olduğu gibi, iş konusunda da bir çok kez reddedilmiş. Hatta bir keresinde KFC'de işe başvurduğunda, birlikte başvurduğu diğer 23 aday işe alınırken yalnızca kendisi kabul alamamış!

Anlayacağınız Jack Ma'nin geçmişi başarısızlıkar ve reddedilmeler üzerine kurulu - kendisi en sonunda kapağı İngilizce öğretmenliği gibi stabil, fakat ayda yalnızca 12 dolar kazandıran bir işe atmış. Ama bir gün iş çıkışında yıllarca öğretmenlik yapmış yaşlı bir meslektaşını görmüş. Bisikletinin sepetine en ucuz sebzelerle doldurmuş evine dönen bu adamın imgesi, Jack Ma'nın zihnine bir kıymık gibi saplanmış. Anlamış ki onun aradığı gelecek, bu meslekte değil.

Derken bir gün, Jack'in tercüman olarak ABD'ye gerçekleştirdiği bir gezi sırasında hayatını değiştirecek bir olay meydana geliyor.

1995'teki bu gezide ABD'li bir öğrenci ona daha önce hiç görmediği bir şey gösterir. Bu şeyin adı internet. Jack büyülenmiş bir şekilde önünde açık arama motoruna rastgele kelimeler yazmaya başlamış ve çok geçmeden farkına varmış ki, yazdığı her ne olursa olsun dünyanın dört bir yanından sonuçlar geliyor. Bütün dünyadan... Kendi ülkesi Çin hariç...

İşte bu kez de...

aynı ampül Jack'in zihninde yanmış. Onun da aradığı geleceğin internette olduğunu anlamış.

Dünyanın iki ucundaki bu iki adam, ikisi de internetin sunduğu uçsuz bucaksız ihtimaller denizinden büyülenmiş bir halde, birbirinden habersiz bir şekilde, bu korkutucu denize ilk adımı nasıl atabileceklerini düşünmeye başlamışlar.

Gelin bir kez daha ABD'ye, Jeff'in o dönem çalıştığı Wall Street'e dönelim.

Bezos'un aklına gelen ilk düşünce, online bir mağaza açmak olmuş. Dünyanın her yerinden erişilebilen ve dünyanın her noktasına hizmet veren bir mağaza. Tamam ama böyle bir mağazada ne satmalı? O yıllarda kafasını kurcalayan soru işte tam da bu!

"Kitaplar bir konuda inanılmaz derecede sıradışıdır: Kitap kategorisinde, diğer tüm kategorilerden daha fazla seçenek vardır."

İşte bu yüzden Bezos, bugün içinde aklınıza gelebilecek herşeyi ve daha fazlasını bulabildiğiniz Amazon'u, başlangıçta yalnızca kitap satan bir mağaza olarak hayata geçirmeye karar verir.

Bezos, çevresindeki insanlara, aklındaki bu online kitap mağazası fikrini heyecanla anlatır. Bir gelecek ihtimali görmüştür ve bunun peşinden gitmeyi istemektedir. Peki, fikrini anlattığı insanların, Bezos'a tepkisi ne olur sizce? İsterseniz, cevabı Bezos'un o dönemdeki bir çalışma arkadaşından dinleyelim:

Bezos, internetten kitap satma fikrini, arkadaşına anlattığında, arkadaşı ona "Neden insanlar köşebaşındaki kitapçıları dururken, senden kitap satın alsınlar ki?" diye sorar.

Evet, bugünün perspektifinden bakınca bu soru kulağa çok komik geliyor. Ancak Bezos'un yaşadığı dilemmayı anlayabilmek için o günün şartlarını düşünmemiz lazım.

Sunduğu tahmin edilemez olanaklarıyla, büyük bir hızla büyüyen internet. Kazanmanın da, iflas etmenin de gayet mümkün olduğu, çünkü kimsenin henüz tam anlamıyla ayak basmadığı, adeta keşfedilmemiş bir gezegen. Diğer tarafta ise, basamaklarını tırmanıp belli bir noktaya kadar yükseldiğiniz kariyeriniz, iyi bir kazanca sahip olduğunuz işiniz.

Siz olsanız ne yapardınız?

Jeff arkadaşının sorusunu şöyle cevaplıyor: "İnsanlar diğer kitapçılar yerine bizden kitap satın alacaklar, çünkü biz hepsinden daha çok çeşit kitap satıyor olacağız." Evet sokağındaki kitapçıdan alışveriş yapmak çok daha pratik olabilir; ama Jeff, online olmanın avantajını kullanarak kullanıcılarına çok daha geniş bir yelpaze önerecektir."

Yine de, bu kararı vermek, öyle çok da kolay olmamış tabiki. Jeff 2 gün boyunca düşündükten sonra, tüm endişelerini karşısına alıp kendine oldukça basit, ama etkili şu soruyu sormuş:

"Bundan yıllar sonra, bu fikri hayata geçirmediğim için pişmanlık duyacak mıyım?" Böyle bir soruya verilecek cevap kısa ve net olmalı: Evet ya da hayır.

Aradan geçen 48 saatin sonunda, Bezos kararını verir. Wall Street'teki işinden ayrılıp, eşiyle birlikte Seattle'a taşınır, kitap stokları için depo işlevi görecek bir garaj kiralar, ve sonunda, bugün bir teknoloji devi olan Amazon.com'un temelleri atılmış olur.

Tabii bu sırada internetin varlığından yeni haberdar olan Jack Ma da benzer bir ikilem yaşamaktadır. Evet, onun işi belki öyle kazançlı ya da yüksek getirili değil, ama sayısız redden sonra bulabildiği tek iş. O yüzden, risk almak yerine küçük başlamayı tercih ederek "China Pages" adlı ilk sitesini kurmuş. Yaşı uygun olanlar hatırlayacaktır, internetten önce sarı sayfalar denilen, herkesin numarasını ve adresini bulabildiğiniz rehberler vardı. İşte Jack Ma da bu sarı sayfaları internete taşıyarak Çinli işletmelerin dünyanın geri kalanı tarafından keşfedilmesini sağlamak ister. Yani, sağlamaya çalışır. Ancak, internet'in Çin'de hala yeteri kadar bilinmemesi nedeniyle Jack'in işi Jeff'e kıyasla çok daha zordur.

İşte bu yüzden China Pages, ne kadar akıllıca bir girişim olsa da yeterli fon bulamadığından kapanmak zorunda kalır. Fakat bu durum, Jack'in başarısızlıklar listesinde yalnızca yeni bir çentikten ibaret. İngilizce öğretmeni olarak hayatına devam ederken, yeni girişim fırsatları için interneti takip etmeye devam eder. Zaman içerisinde, o da tıpkı Bezos gibi e-ticaret'in barındırdığı potansiyeli fark eder.

İşte böylece takvimler 1999'u gösterdiğinde, Jack Ma arkadaşları ve öğrencilerinden topladığı 17 çalışanı ile birlikte Alibaba'yı kurar. İlk ofisleri Jack'in Hangzhou kentindeki mütevazi apartman dairesidir. Daire mütevazidir, Jack'in üzerinde emanet gibi bir duran bir takım elbise vardır, hatta kravatı bile yoktur. Fakat Jack tüm bunlara aldırış etmeden, etrafına topladığı 17 kişiye ateşli bir konuşma yapar.

35 yaşında, sayısız kez reddedilmiş bu adam kurdukları şirket ile dünya devlerine kafa tutmaları gerektiğini söylüyor. Ona göre Alibaba'nın rakipleri Çinli satıcılar değil, Silikon Vadisi.

"Amerikalılar donanım ve sistem konusunda güçlüler. Ama konu bilgi ve yazılım olduğunda bizim beyinlerimiz de en az onlarınki kadar iyi. İşte bu yüzden Amerikalılarla rekabet etmeye cüret ediyoruz."

Alibaba, Batılı rakiplerinin gerisinden başlamıştı belki. Jeff Seattle'a yerleşip Amazon'u kuralı 5 yıl geçmişti - ama Jack, arayı kapatmak için kültürel farklılıklarına güveniyordu. Ona göre toplum olarak yaşamaya alışık Çinlilerin ekip ruhu, bireysel yaşayan rakiplerine karşı en güçlü silahları olacaktı.

72 yaşında İngiliz bir kadın, Çinli bir İngilizce öğretmeni ya da Wall Street çalışanı - gördüğünüz gibi online alışverişin bugünlere gelmesinde payı olan pek çok aktör ve oyuncu var; fakat içlerinde bir grup var ki, onlar bu sistemin kilit parçası. Kimden mi bahsediyorum? Online ödeme çözümleri sunan girişimlerden. Malum, e-ticaret tamamen güvene dayalı bir sistem ve bölüm sponsorumuz olan İyzico gibi oyuncular, ödeme konusunda güveni sağlayarak bu devasa sistemin ayakta durmasını sağlıyorlar.

Peki sizler, İyzico ile online alışverişlerinizi nasıl daha güvenli ve kolay hale getirebilirsiniz?

Diyelim ki, internetten alışveriş yapacaksınız, ama banka kartınız veya banka hesabınız yok. Veya olur ya, belki de kredi kartı bilgilerinizi, güvenlik endişeleriniz nedeniyle satıcıyla paylaşmak istemiyorsunuz. İşte iyzico, tam da burada devreye giriyor ve banka kartınız veya banka hesabınız olmasa bile, iyzico mobil uygulamasını kullanarak internetten alışveriş yapmanızı mümkün kılıyor. iyzico ile öde'yi kullanarak, başka banka kartı veya hesap bilgilerinize ihtiyaç duymadan, sepetinize eklediğiniz ürünleri, tek tıkla güvenli bir şekilde ödeme yapıp satın alabilirsiniz. Ayrıca, yaptığınız tüm harcamalarınızı iyzico mobil uygulamasında düzenli bir şekilde görerek, bütçenizi organize edebilir, harcamalarınız üzerinde kontrolü elinize alabilirsiniz. Üstelik iyzico Korumalı Alışveriş hizmetinden faydalanarak, tüm işlemleriniz için iyzico destek ekibinden 7/24 canlı destek alabilirsiniz. Ödemelerinin iadesini de hızlı bir şekilde almanızı sağlayan iyzico ile ilgili ayrıntılı bilgiye, bölüm açıklamasındaki linkten erişebilirsiniz.

Jeff ve Jack'in hikayelerinin devamını anlatmak için şu iki kelime yeterli olur sanırım: Gerisi tarih. Jeff'in kurduğu Amazon, Amerika'yı; Jack'in Alibababa'sı ise Çin'i deyim yerindeyse fethederken; her ikisi de tüm dünyada e-ticaret denince akla ilk gelen isimler olmayı başardılar. Birisi McDonald's da yarı-zamanlı çalışırken, diğeri aylığı 12 dolara İngilizce öğretmenliği yaparken İnternet devrimi sayesinde dünyanın en zengin insanları arasına isimlerini yazdırdılar, üstelik yalnızca 20-30 yıl gibi çok kısa bir sürede!

Bugün bizler de, yaşamın ve değişimin giderek hızlanan temposuna baktığımızda, yetişmenin asla mümkün olmadığı, bize kendimizi yetersiz hissettiren, karamsar bir tabloyla karşılaşabiliriz, bunu kabul ediyorum. Ama bu tabloya bakabileceğimiz tek perspektif bu değil. Çünkü hızı artan bir dünya, aynı zamanda yol ayrımlarının ve yeni olasılıkların da daha sık meydana geldiği bir dünya anlamına geliyor. Yeni potansiyeller hepimizin önünde duruyor.

Bu resme bakmanın ikinci bir yolu daha var. Tıpkı birbirine yabancı dünyalarda yaşayıp, benzer yolları yürüyen bu iki adamın baktığı gibi, bizler de göz korkutan değişimleri izlerken içinde saklı fırsatları görmeyi deneyebiliriz. Ve tıpkı onların yaptığı gibi bu yeniliklerin beraberinde getirdiği belirsizliklere değil, bizi bu belirsizliklerin içerisinde ayakta tutacak olan güçlü yanlarımıza odaklanabiliriz.

Bir düşünün; teknolojik gelişmeler sayesinde, neredeyse her gün yeni bir iş alanının tohumları atılıyor. Yanıbaşımızdan hızla geçen ama yolcu almak için istasyonlarda asla durmayan, ve giderek daha da hızlanan bir tren gibi. Bu trene binebilmek için ihtiyacımız olan belki de en önemli erdem ise, cesaret. Ayaklarımızın altında sabit duran o zeminden vazgeçmeyi göze alıp, trene atlamayı deneyebilmek.

Künye
  • YazanZuhat Taşer, Berkant Gültekin
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
  • Müzik SeçimleriUmut Barış Genç
Kaynaklar (15)