Garip Bir Şekilde Tanıdık: Déjà Vu
Bazen içinde bulunduğumuz an, bize garip bir şekilde çok tanıdık geliyor; sanki daha önce yaşamışız gibi... Peki bu bir zihin yanılsaması mı? 111 Hz'in bu bölümünde, oldukça gizemli bir deneyim olan Deja Vu'ya daha yakından bakıyor; hatırlamak ve unutmak aslında birbirlerinden ne kadar farklı, sorguluyoruz.
Arkadaşlar arkadaşlar hoş geldiniz, buradayım! Evet, kusursuz bir yaz akşamı ve şehrin en güzel manzaralı restoranlarından birindeyiz. Haliyle boş masa yok… Herkes sevdikleriyle güzel vakit geçirmeye ve eğlenmeye gelmiş. Nostaljik müzikler, saçlarımda hissettiğim tatlı esinti ve lezzetli yemeklerle keyfim gayet yerinde açıkçası…
Her mevsimin bir güzelliği var ama yaz geldiğinde ister istemez biraz gevşiyor ve böyle anların tadını daha sık çıkarabiliyoruz. Giysilerimiz gibi zihnimizdeki yükler de hafifliyor sanki… Bakın mesela, misafirlerden biri kendini müziğe o kadar kaptırdı ki şimdi danstaki hünerlerini sergiliyor.
Bu şarkı bende de dans etme isteği uyandırıyor doğrusu… Sözleri hemen dile dolanıyor…
Will things ever be the same again?
It's the final countdown
Bir dakika bir dakika… Ben… bu anı yaşamıştım. Evet… Bu restoranda, şu an oturduğum masada, aynı şarkı çalarken… Bunu yaşadım… Hatta şu an bir sonraki şarkının ne olacağını bile biliyor gibiyim… Belinda Carlisle’dan “Heaven is a Place on Earth”… Bilirsiniz, o da 80’li yılların hit parçalarındandır…
Arkadaşlar… Az önce ne oldu öyle yaa? Bir an için sanki geçmişte yaşadığım bir anı tekrar deneyimliyor gibiydim… Ama bir yanım da böyle bir şeyin aslında olmadığını biliyor…
Deja Vu! Evet… Bu ismi eminim ki pek çoğunuz duymuşsunuzdur. Hatta siz de benim gibi, bu durumu bizzat yaşamış bile olabilirsiniz. Peki bu neden oldu ki şimdi? Yani hayat her zamanki gibi akıp giderken beynim bana neden böyle bir oyun oynadı? Hala o tuhaf hissi üzerimden tam olarak atamadım… Bir sorunun alameti olmasın bu? Yok canım… Tehlikeli bir şey değil ki… Değil mi?
Off… Şimdi bu merakla ne manzaraya odaklanabilirim ne de kendimi müziğin ritmine bırakabilirim ben… Hemen stüdyoya dönüp bu Deja Vu nedir ne değildir, bir incelemek istiyorum. Eğer sizin de aklınız biraz karıştıysa her zamanki gibi orada buluşalım.
Evet, bu an gerçekten de yaşanıyor öyle değil mi? Yani geçmiş bir anının zihinde tekrar eden bir kopyası içinde değiliz… 111 Hz’de ilk kez Deja Vu’dan bahsediyoruz ve ben bu cümleleri ilk kez kuruyorum… Burada hemfikiriz… Umarım.
Arkadaşlar, beni mazur görün. Şu Deja Vu konusuna kendimi biraz fazla kaptırdım. Öyle ki, kısa bir süre için gerçekliği bile sorgular oldum. Buna geçmişe gitmek gibi bir his de denemez; zira onu 111 Hz’de pek çok kez yaptık… Bu daha çok, zihimin bana “bu anı daha önce yaşadım” diye fısıldamasıydı. Bir zaman yolculuğundan ziyade, algıda yaşanan anlık bir kırılma…
“Deja Vu” Fransızca’da “önceden görülen” anlamı taşıyor. Görmek anlamına gelen “voir” (vuar) fiilinin geçmiş zaman hali olan “vu” (vü); ve zaten ya da çoktan anlamı taşıyan “deja” birleşerek bu terimi oluşturuyorlar. Biz kendi dilimizde bunu Deja Vu olarak telaffuz etsek de esasında aslına uygun söylenişi “Deja Vü” şeklinde…
Bakın, işte burada… Nörolog Jean Khoury, bunu şöyle açıklamış:
Deja Vu, sahte bir aşinalık hissidir. Beyniniz, belirli bir durumda daha önce bulunduğunuza dair bir his yaratır; fakat aslında bu bir yanılgıdır. Çünkü bulunmadınız. Dolayısıyla, bu anıyı hafızanızdan geri çağıramaz ve gerçek yaşanmışlığı bulamazsınız.
Yani bu hissin Deja Vu olabilmesi için bir noktada geçip gitmesi ve bu anı aslında daha önce yaşamadığınızı anlamanız lazım. Aksi takdirde bunun adı bellek yanılgısı; ve “sahte anı” olurdu. Fakat başlangıçta, bu iki kavram birbirinin yerine kullanılmış…
Antik Çağ filozofu Aziz Augustine, milattan sonra 400 yılında bu hissiyatı doğrudan “false memoriae” olarak adlandırmış ve sebebini de ‘aldatıcı ruhlar’ olarak tanımladığı, gözle görülmez varlıklara bağlamış. Aslına bakarsanız insanlar, bu durumu uzunca bir süre tanımlanamayan ruhsal faktörlerle ilişkilendirmeye devam etmiş. Zira ismi, ilk olarak Fransız filozof Emile Boirac tarafından kullanılıyor ki Boirac, aynı zamanda bir parapsikolog. Yani paranormal olaylarla, ölümden sonraki yaşamla ve beş duyuyla algılanamayan psişik olaylarla da ilgileniyordu kendisi.
Boirac, 1876 yılında Fransız bir felsefe dergisine gönderdiği açık mektupta, “hafıza illüzyonu” olarak sayılabilecek bir deneyim yaşadığını açıklıyor ve ardından şu cümleleri yazıyor:
Bu bir anıtı, bir kasabayı, bir kişiyi ilk görüşümde oldu… Ve birden, tüm muhakememe rağmen fark ettim ki gördüğüm şeyi aslında daha önce de görmüştüm. Nerede ya da ne zaman olduğunu söylemek imkansız ama hatıra; tıpkı “deja vu” hissinin kendisi gibi oldukça canlı ve oldukça açıktı… Bu durumu çoktandır okuma yaparken de deneyimliyordum: bir anda, ortada hiç sebep yokken, o sayfayı çoktan okumuş olduğumu anımsıyorum. Başka zamanlar bir sohbetin ortasında, önemsiz bir anda garip bir sahtelik, sunilik fark ediyorum. Bir kelime kombinasyonu, bir yansıma ya da bir hareket beni buna ikinci kez şahit olduğuma inandırıyor. Duydum ki aynı deneyimi; bu hafıza illüzyonunu yaşayan başkaları da varmış…
Emile Boirac, bu durumu yaşayan başka kişilerin de olduğunu düşünmekte haklıydı. Cleveland Clinic tarafından sunulan 2025 verilerine göre hayatı boyunca en az bir kere Deja Vu deneyimlemiş kişiler, %97 gibi oldukça büyük bir orana sahip. Bundandır ki, Deja Vu kelimesinin bilimsel bağlamda kullanılması da pek uzun sürmemiş.
Fransız nörolog François-Leon Arnaud, 1986 yılında bu durumun patalojik bir çeşidini inceledikten sonra, Mediko-Psikoloji Derneği toplantısında “false memory” yerine Deja Vu teriminin kullanılmasını desteklemiş. Zira, o yıllarda bazı bilim insanları “zaten yaşandı” anlamına gelen Deja Vecu ifadesinin daha yerinde olduğuna kanaat getirseler de bu ifade, hiçbir zaman aynı popülariteye sahip olamamış. Deja Vu, artık gündelik dilde bile sıklıkla karşımıza çıkan bir kelime. Fakat günümüzde dahi bu hissiyatı paranormal nedenlere bağlayanların sayısı, sanıyorum azımsanmayacak ölçüdedir.
Deja Vu’nun yarattığı esrarengiz tanıdıklık, yüz yıllardır insanların onu doğa üstü fenomenler ve dini perspektiflerle açıklamasına yol açmış arkadaşlar… Bunun bir çeşit psişik güç olduğuna inananlar, bu sayede başka boyutlarla bağ kurmanın veya gelecekten haber almanın mümkün olduğunu düşünüyorlar. Yani kişi, gelecekte deneyimleyeceği bir anı önceden seziyor… “Sneak peek” deniyor ya, bir nevi öyle de düşünülebilir. Ya da geleceğin aksine, Deja Vu’nun esasında geçmişle alakalı olduğuna inananlar da var. Burada da reenkarnasyon inancına geliyoruz elbette…
Reenkarnasyon, bildiğiniz üzere, ölümden sonra ruhun bir veya daha fazla ardışık varoluşta yeniden doğduğu inancıdır. Özellikle Hinduizm, Budizm gibi dinlerde ve Eski Mısır, Antik Yunan felsefelerinde önemli bir yeri olan bu kavramın varlığına kanıt olarak gösteriliyor Deja Vu, kimileri tarafından… Bu perspektife göre Deja Vu sırasında ruh, daha önceki bir yaşamda ve bedende deneyimlediği bir olayı, mekanı ya da duyguyu anlık olarak hatırlıyor. Dolayısıyla şimdiki yaşam, bağımsız bir varoluş değil; bundan önceki hikayelerimizin bir devamı kabul ediliyor.
Bu tabii ki daha mistik bir yaklaşım; işin bir de bilimsel boyutu var. Fakat şöyle ki arkadaşlar, her ne kadar farklı teoriler geliştirilse de bilim, bu konuya kesin ve net bir cevap verememiş henüz. Öncelikli anlaşmazlıksa Deja Vu’nun tam olarak nasıl sınıflandırılması gerektiği… Daha açık konuşacak olursak bu bir hafıza hatası mı?
Matrix filmini izlemiş olanlar hatırlar; orada bir sahne vardır.
Neo, kapının ardında siyah bir kedi görür ve pek üzerinde durmaz. Fakat birkaç saniye sonra…
Aynı kedi, aynı yerden tekrar geçer. Hafif bir heyecanla “Deja Vu!” der Neo ve herkes bir anda ona feci bir şey söylemiş gibi bakar. Trinity’nin ağzından şu kelimeler dökülür:
“It’s a glitch in the Matrix.”
Bunun bir hata olduğunu ve sistemde bir şeylerin değiştirildiğine işaret ettiğini öğreniriz…
Peki Deja Vu, beynimizdeki bir glitch yani “aksaklık” olabilir mi?
University of St Andrews’da nöro-araştırmacı olan Akira O’Connor, bu alan üzerinde yoğunlaşarak derinlikli çalışmalar yürütüyor ve popüler kanının aksine Deja Vu’nun bir hafıza hatası olmadığını düşünüyor. Ona göre bu, daha çok beyin içerisinde yaşanan bir iletişim kopukluğu…
Beyninizi bir haber ajansı gibi düşünün…
Temporal lob, beyinde karar alma süreciyle ilgilenen Prefrontal Cortex’e ve hafızayla ilgilenen Hippocampus’a deneyimin tekrarlandığına dair bir haber, yani sinyal yolluyor.
Bu bölgeler, gönderilen sinyalin geçmiş deneyimlerle ne ölçüde örtüştüğünü değerlendiriyor. Yani haberin doğruluğunu test etmek için arşivleri inceliyorlar da diyebiliriz.
Eğer, anılar arşivinde herhangi bir eski deneyime rastlanmazsa kişi Deja Vu yaşadığının farkına varıyor.
Bu sebeple O’Connor’a göre bu bir hata değil; aksine, beynin sağlıklı çalıştığına dair bir işaret. Bilginin doğruluğunu kontrol eden bölgeler görevlerini en iyi şekilde yerine getirerek bir şeyleri yanlış hatırlamanızı önlüyor.
Beynin çalışma şekli ne kadar hayranlık uyandırıcı öyle değil mi?
Ne oldu ya, bu kedi de nereden çıktı şimdi? Yeni bir Deja Vu daha mı yaşıyorum? Yoksa… Yoksa bu da 111 Hz evrenindeki bir “glitch” mi? Bir şeyler mi değişiyor? Ben en iyisi şu kediye bir bakayım arkadaşlar, yoksa yine yanılgılar ve gerçekler arasında sonu gelmez bir sorgulamaya girişeceğim… Sizinle az sonra tekrar buluşalım.
Arkadaşlar, tekrardan merhaba… Telaşa mahal yok, neyse ki duyduğumuz gerçek bir kediymiş… Buraya nasıl girdi bilmiyorum, ama bunun dışında her şeyin olağan seyrettiğini söyleyebilirim.
Zaten aslında, biraz önce de bahsettiğim üzere, tedirgin edici bir sıklıkla yaşanmadığı sürece Deja Vu tehlikeli veya korkulması gereken bir şey değil. Hatta bu hissiyatı yaşayan kişilerin, çoğunlukla genç yaş aralığında olduğu gözlemlenmiş ki bu da oldukça ilgi çekici. Neden diye soracak olursanız; hafızaya dair gariplikleri genellikle ileri yaşlarda yaşamaya daha müsaitiz. Unutkanlık, geçmişe dönme ya da yanlış anıları hatırlama gibi sıkıntılar, yaşlı insanlarda daha sık görülüyor. Bu da aslında yine Deja Vu’nun beynin daha verimli çalıştığına işaret ettiğini kanıtlar nitelikte… Üstelik bu hissiyatı deneyimleyen grubu deneyimlemeyenlerden ayıran farklı unsurlar da var. Düzenli seyahat eden, bol kitap okuyan, eğitim seviyesi yüksek olan ve rüyalarını genellikle hatırlayan kişiler Deja Vu’ya da daha yatkın. Dolayısıyla aktif bir duygu-düşünce dünyası, hayatı dolu dolu yaşamak ve yaşantılar arasında bağlantılar kurabilmek önemli faktörler arasında. Eh, bunların da birey için bir dezavantaj olduğunu söyleyemeyiz haliyle…
Peki kişisel faktörlerden ziyade, dışsal faktörleri konuşalım biraz da… Yani Deja Vu “yaratılabilir” bir şey mi; bu hissi tetiklememiz mümkün mü? Kısa cevap, evet…
Bu deneyim, öncelikli olarak içinde bulunduğumuz ortam tarafından, fiziksel uyaranlarla şekilleniyor; fakat bazen sadece bir kelimeyi duymak bile bize Deja Vu yaşatabiliyor. Columbia University Medical Center’da psikiyatri profesörü olan Doktor Adam Brown, bu konu hakkındaki en derinlikli araştırmaları yürüten uzmanlardan. Kendisi yaptığı çalışmalarda Deja Vu’nun genellikle iç mekanlarda, dinlenirken ya da bir boş zaman aktivitesi sırasında ve genellikle arkadaşlarla birlikteyken ortaya çıktığını tespit etmiş. Onun bu hissiyatı en çok ilişkilendirdiği bilişsel süreçse karar verme mekanizmasından ziyade aşinalık… Nitekim aşinalık hissini manipüle etmek de oldukça mümkün. Hatta Deja Vu üzerine yapılan pek çok deney, bu manipülasyonun laboratuvar ortamında uygulanmasıyla gerçekleşiyor.
Colarado State University’de bilişsel psikoloji profesörü olan Dr. Anne Cleary, içinde Adam Brown’ın da bulunduğu bir ekiple, VR yani sanal gerçeklik teknolojisini kullanarak işte böyle bir çalışmaya imza atmış. Bu deneyde, katılımcılara günlük yaşamda karşılaşabilecekleri farklı mekanlar gösteriliyor.
Bir bahçe, bir bowling salonu, veya bir okul koridoru…
Daha sonra bu kişiler, sanal gerçeklikle oluşturulmuş tamamen yeni ortamların içine sokuluyor.
Fakat bu ortamlar, önceden gösterilen resimlere benzer mekansal konfigürasyonlardan oluşuyor. Katılımcıların büyük bir kısmı, bu yeni mekanların içine girdiklerinde tuhaf bir aşinalık duyduklarını ifade ediyorlar. Hatta mekansal konfigürasyonlar birebir aynı olmasa dahi, yeteri kadar benzerlik bulunması katılımcılardaki tanıdıklık hissini tetikliyor. Sadece burayı daha önce nerede görmüş olabileceklerini çıkaramıyorlar.
Bu deney, daha önce bahsettiğimiz bilim insanlarının aksine Deja Vu’yu bir hafıza hatası olarak konumluyor. Gerçek bilgiyi ve anıyı geri getirmeyi başaramadığımız için sahte bir aşinalık hissi tarafından gafil avlanıyor, ve bir çeşit illüzyona uğruyoruz.
Belki siz de sosyal medyada dolaşan “liminal space” içerikleriyle karşılaşmışsınızdır. İnsana garip bir biçimde nostaljik, ama bir yandan da ürkütücü gelen o boş, sahipsiz, tekinsiz mekanlar… Liminal, kelime anlamı olarak “eşikte” demek. Liminal space de aslına bakarsanız arada kalmış bir tür geçiş mekanı… Bu resimlere baktığımızda ya da arkadaki o boğuk sesleri duyduğumuzda, aslında tıpkı deneydeki katılımcılar gibi bir tür manipülasyona uğruyoruz. Her şey yeteri kadar benzer fakat aynı değil; ne var ki yine beynimiz, bir zamanlar bu mekanlarda bulunduğumuza bizi inandırıyor. Tanıdık, ama bir o kadar da yabancı… Bu sebeple Deja Vu, aslında liminal space kavramıyla oldukça ilintili; ve kabul etsek de etmesek de bizler bu anlamlandıramadığımız, hatta kimi zaman ürktüğümüz nostalji hissini seviyoruz. Belki de kendi hayatımızdaki geçiş dönemlerini; geride bıraktığımız ama kalbimizde yer edinen, artık içinde kimseyi barındırmayan mekanları, anıları hatırlattığı içindir… Deja Vu, acaba farkında olmadığımız bir geçmişe dönme, eski bir anı tekrar yaşama arzusu olabilir mi?
Deja Vu’nun tam tersi bir kavram da var arkadaşlar… O da Jamais Vu. Fransızca “never seen”, yani “hiç görülmemiş” anlamına gelen bu kelime; aslında Deja Vu’dan bile ilginç… Bildiğinize, tanıdığınıza emin olduğunuz bir yeri ya da insanı ilk defa görüyormuş gibi hissetmek için kullanılıyor. Hani bazen, bir kelimeyi defalarca kez tekrar ettiğinizde o kelimeye yabancılaşırsınız ya; veya en yakın arkadaşınızla sohbet ederken bir anlığına yüzünde yeni bir şey keşfeder ve bambaşka biriyle konuşuyor olduğunuz hissine kapılırsınız… Bundan bahsediyorum işte… Deja Vu ve Jamais Vu gelip geçici olmalarına rağmen kısa bir süreliğine de olsa gerçeklik algımızı ve hayatımızı sorgulatan deneyimler… Bir anı tekrar tekrar yaşamak mı; yoksa yaşanmış bir ana yabancılaşmak mı? Hangisini daha sarsıcı bulduğumuza vereceğimiz yanıt, hayatla kurduğumuz ilişki çerçevesinde şekillenir elbet… Bu noktada Friedrich Nietchze’ye kulak verebiliriz.
Nietchze, sonradan en büyük felsefi keşfi olarak tanımlayacağı ve İsviçre Alplerinde yaptığı uzun yürüyüşler esnasında aklına gelen Ebedi Dönüş konseptini; 1882 yılında yayınlanan Şen bilim kitabında şöyle anlatmıştı:
Eğer bir gün, eğer bir gece, bir iblis senin en koyu inzivadaki yalnızlığına sızar da sana "şimdi gördüğün ve yaşadığın bu yaşamı, bu haliyle bir kez daha ve sayısız defa yaşamak zorunda kalacaksın; o yaşamda yeni hiçbir şey olmayacak, her acı ve her zevk, her düşünce ve her inilti ve senin yaşamında dile getirilemeyecek kadar küçük ve büyük olan her şey senin için geri gelmek zorunda ve hepsi de aynı düzen ve aynı ardışıklık içinde geri gelecek… Varlığın ezeli kum saati yeniden ters dönmeye devam edecek ve sen de onunla birlikte döneceksin, ey tozun toz zerreciği!" derse, sen ne diyeceksin?
İşte Nietchze için de bu sorunun cevabı, hayatı ele alış biçimimizle doğrudan ilintiliydi. Hayatımızın her anını tekrar ve tekrar ve tekrar yaşayacağımızı bilsek, bu bizi korkutur muydu? Çektiğimiz ruhsal ve fiziksel bütün acıların yanında mutlu olduğumuz her güzel an, bir döngü şeklinde defalarca kez aksa nasıl hissederdik? Tüm kayıpları yeniden en ağır biçimde yaşayacak olsak da yitirdiğimiz sevdiklerimizle geçen zamanın aslında orada bizi beklediğini bilsek ne değişirdi? Geçmişe dair bakış açımızda bir farklılık olur muydu; veya hayatın geri kalan kısmını daha başka yaşar mıydık?
Nietchze bu ihtimalin insanı mutlu etmesini, Dünya üzerinde geçirdiğimiz sürenin gerçekten anlamlı olabilmesi açısından gerekli görüyor. Yine kendisinin kullandığı “Amor Fati” fikriyle de örtüşüyor bu bakış açısı… Kişinin, yaşanan her şey için ve her şeye rağmen kaderini sevmesi…
Bir insanın büyüklüğünü belli eden bence amor fati’dir; insanın hiçbir şeyi geçmişte, gelecekte, sonsuza dek başka türlü istememesidir. Zorunluluğu yalnızca katlanmak, hele onu gizlemek yetmez –her türlü idealizm zorunluluğa karşı bir aldatmacadır– iş onu sevmekte…
Pek çok insanın kötü anılarını tamamen unutmayı, silmeyi tercih edeceği yerde Nietchze’nin bu yaklaşımı oldukça dikkat çekici gelebilir; ama burada kör bir iyimserlik değil, hayatın içindeki en ufak anları dahi daha farkındalıklı yaşama arzusu ve azmi de var aslında… Eternal Sunshine of the Spotless Mind filminde Joel ve Clementine, acıdan kaçınmak için yaşanmışlıklarını sildirmek isterken kendilerini defalarca kez aynı döngünün ve aynı kaçınılmaz sonun içinde buluyorlar. Hayatın ironisi de biraz burada… Unutmak ve hatırlamak; tanımak ya da yabancılaşmak aslında düşündüğümüz kadar zıt kavramlar değiller belki de…. Deja Vu, en sıradan anlarımızda uğrayarak yaşamın ve insan olma deneyiminin başlı başına bir illüzyon; oldukça gizemli, hatta sihirli bir illüzyon olduğunu anımsatıyor bize. Ne kadar okur ne kadar gezer, yeni deneyimlere ne denli atılırsak gösteriden aldığımız keyif de bir o kadar katlanıyor. Çünkü Akira O’Connor’ın da dediği gibi… Günün sonunda insan beyni, anlamlandırma ve anlam yaratmaya programlı. Çevremize ve etrafımızdaki her şeye bir anlam bulmaya çalışıyor ve örüntüleri yakalıyoruz. Deja Vu, gelecekte bilim insanları tarafından çok daha net anlaşılabilir; ama biz insanlık olarak her zaman yeni bir sihire ve bilinmezliğe doğru çekilmeye devam edeceğiz.
Evet… Hatırlıyorum… Geçen sene bu sıralar… Keyifli bir araba yolculuğunda yine dilime dolanmıştı bu şarkı… Restoranda bana Deja Vu hissini yaşatan da bu oldu muhtemelen… Garip, bir yıl bile hem pek çok yenilik hem de eskiye dair sayısız hatırlatıcı barındırıyor. O zaman, bu gizemli yolculuğun bitiş ve de başlangıç noktasına aynı anda gelirken şarkıdaki gibi
Son kez geri sayalım… 3…2…1…
Künye
- YazanGülşah Dim
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (49)
- psychologytoday.com
- neuroscience
- memory
- decision-making
- stress
- **Dopamine
- popsci.com
- eerie feeling that you have had the same novel experience before
- particularly those responsible for recognizing familiarity
- related to the brain’s process for retrieving memories
- study
- health.clevelandclinic.org
- Jean Khoury, MD
- memory
- getting enough sleep
- stress
- aura
- frontotemporal dementia
- **Temporal lobe epilepsy
- Headaches
- psychologytoday.com
- supernatural
- dreams
- anxious
- dementia
- psychiatric
- sciencefocus.com
- Dr Akira O’Connor
- subjects were seen to doubt if ‘door’ was spelt correctly or even a real word at all
- sciencefocus.com
- psychologywriting.com
- numberanalytics.com
- sciencedaily.com
- books.google.com
- people.uncw.edu
- health.clevelandclinic.org
- numberanalytics.com
- science.howstuffworks.com
- google.com
- 3quarksdaily.com
- plato.stanford.edu
- google.com
- Eternal Recurrence: What Did Nietzsche Really Mean? | Philosophy Break
- P. D. Ouspensky
- *déjà vu*
- *Strange Life of Ivan Osokin*
- George Gurdjieff
- Eternal Recurrence Revisited | Issue 137 | Philosophy Now
- Europe - The Final Countdown | Fingerstyle Guitar Cover