111 Hz ·Bölüm 50 ·28 Kasım 2022 ·19 dk ·500 kelime

İşitsel Bir Pusula

Duymak, çoğumuzun günlük hayatta değerini yeterince bilemediği, fazlasıyla alışık olduğumuz bir olay. Ancak duymak, karmaşık süreçleriyle bir mucize de aynı zamanda. Bu bölümde duyma sürecimizde yaşananları takip edeceğiz. Bu eylemi gerçekleştirirken ortaya çıkan mucizelere tanık olacağız.

0:00

Doğmadan birkaç ay öncesini hayal edin benimle. Nerede olduğumuzu çok iyi biliyorsunuz.

Anne karnında.

Dünyaya gözlerimizi açmadan önce, ömrümüzün 9 ayını geçirdik burada — bu karanlık boşluğun içinde asılı bir şekilde.

Peki neler yaşadık, onca süre boyunca?

Bir kere: Neredeyse hiçbir şey görmedik. Görme duyumuz 6. aydan itibaren tam olarak vardı ama tek görebildiğimiz karanlıktı.

Tat almak deseniz — e pek bir anlamı yoktu. Bizi besleyen bir göbek bağımız vardı ya?

E, dokunmak deseniz — çoğu zaman dış dünyaya fazlasıyla kapalı, yalnızca bizi çevreleyen o küçük dünyamızla ilgiliydi.

Peki öyleyse, anne karnında geçirdiğimiz zaman mental anlamda bomboş bir deneyim mi?

Asla.

Çünkü anne karnındayken en çok duyuyor ve dinliyoruz.

İşitmek, diğer tüm duyularımızdan önce, henüz anne karnındayken bizi etkisi altına alıyor.

Güvenli karanlığın içinde geçirdiğimiz aylar boyunca, annemizin kalp atışlarını https://www.youtube.com/watch?v=UPnvDnMaXJ4 << bu belaymış(bekle — belki üfle aynı zamanda?)(berber Barış) —

Yolculuk boyunca işitmenin ne kadar karmaşık bir süreç olduğunu konuştuk. Pusulanın ne kadar fazla parçası olduğunu yani. Ancak henüz bitmedi.

Hatırlarsınız, yakın dönemde yayınladığımız “İşitsel İllüzyonlar” bölümünde, duymanın yalnız kulaklarla ilgili olmadığını; aynı zamanda beynin bir aktivitesi, gelen ham verileri yorumlaması olduğunu söylemiştim size. Kulak zarı ile başlayan, üç küçük kemik ve kokleayla devam eden yolculuk, nihayet beyine ulaşıyor.r

Northwestern Üniversitesi’nden Nörobilim profesörü Nina Kraus, işte tam bu konuyu çalışıyor, seslerin beynimiz tarafından nasıl duyulduğunu.

“Bir ses duyduğumuzda” diyor Kraus, “beynimizde sese tepki veren nöronlar ateşlenir. Ve kafa derisine yerleştirilen elektrotlarla bu elektriği ölçebiliriz. Bu ölçümlerden elde ettiğimiz verileri de, doğru bir algoritma sayesinde tekrar sese çevirip, örneklendirebiliriz.”

Muhtemelen, doğru tahmin ettiniz. Kraus, bu ölçümleri gerçekleştirmiş ve örneklerini de bizlerle paylaşmış.

Deney esnasında, katılımcılara “Amazing Grace” adlı parçadan bir kesit dinletilmiş. Katılımcıların dinlediği kesit şöyle:

Ve ardından elektrotlar aracılığıyla, nöronların ateşlenmesini dinleyerek elde ettiği verileri sese dönüştürmüş. Ortaya şöyle bir sonuç çıkmış:

Şaşırtıcı derecede benziyor, neredeyse aynısı, değil mi?

Ama durun, henüz bitirmedik.

Daha önce kulağın yapısından söz ederken, her kulak kepçesinin tıpkı parmak izi gibi, eşsiz olduğundan söz etmiştim. Bizler, biyolojik ve anatomik olarak bazı temel hatları paylaşsak da, her birimizin bedeni, bir diğerinden farklı.

Ve farklı olan, yalnızca kulak kepçelerimizin anatomisi değil. Her birimizin, beyinleri de birbirinden farklı. Ve bu durum, neyi, nasıl işittiğimizi haliyle etkiliyor.

Profesör Kraus’un bir sonraki adımı da, farklı beyinlerin aynı şarkıyı dinlediğinde verdikleri tepkileri karşılaştırmak olmuş.

Katılımcılara Beatles’ın A Hard Day’s Night parçası dinletilmiş.

Ve daha sonra her bir katılımcının ‘beyinlerinin duyduğu’ ses kaydedilmiş.

Aralarındaki farkı duyuyorsunuz değil mi? İlki daha dengeli bir versiyonken, ikincisinde ses nasıl buğulandı ve puslulaştı, ve sonuncusu tiz sesleri nasıl da daha ön planda algıladı?

Öyleyse, her birimiz dünyayı farklı şekillerde duyuyoruz. Ufak ama kesinlikle var olan farklılıklar bunlar.

Ana rahminden ayrıldığımız o andan itibaren farklı hayatlar yaşadık, farklı şeyler deneyimledik, farklı şeyler duyduk ve dinledik. İçinde yüzdüğümüz o ufacık, güvenli odacığımızdan, koca okyanuslara açıldık.

Açık denizlerde yönümüzü bulmamızı, dünyayı anlamlandırmamızı sağlayan, kendimize has pusulalarla.

Öyleyse bu pusulanın “mutlak bir kuzey kutbunun”, yani ya da doğrusunun olmadığını aklımızda tutmamız gerek.

En önemli soru ise, kendi pusulamızla açık denizlerde nereye yol alacağımız.

O halde iyi yolculuklar, yelkenler fora.

Künye
  • YazanBerkant Gültekin
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (22)