111 Hz ·Bölüm 49 ·22 Kasım 2022 ·18 dk ·1.538 kelime

Esnek Düşünmek

Modern yaşam fazlasıyla hareketli ve sürekli değişen koşullara sahip. Bu değişimin ortasında, adaptasyon ve esnek olabilme yeteneği önem kazanıyor. Miele'nin destekleriyle sunulan bu bölümde esneklik hakkında konuşuyoruz. Düşüncede esneklik nedir? Katı düşünmek ile esnek düşünmek arasında nasıl farklar var ve esneklik nasıl bir avantaja sahip?

0:00

Esneklik, özünde maddenin yapısından bildiğimiz bir kavram. Örneğin bir balonunu şişirdiğinizi düşünün…

İçine hava üfledikçe büyüyen, bir bakıma sınırlarının ötesine geçebilen bir yapıdan söz ediyoruz. Esnekliğin fiziksel dünyada zıttı ise muhtemelen

Katılık.

Örneğin bir cam şişeyi bir balon gibi şişiremezsiniz. Hatta en ufak darbede bile kırabilirsiniz onu.

Esneklik ve katılık. Ama bu bölümde, maddenin bir özelliği olarak ele almayacağız bu iki kavramı. Aksine, düşüncenin bir özelliği olarak ele alacağız. Esnek düşünmenin ne olduğunu konuşacağız.

Ve bu konuyu konuşmak için, başvurabileceğimiz en iyi kişilerden biri, bizzat kendi hayatını esneklik üzerine kurmuş olan Bruce Lee. Sanırım Lee’nin şu konuşmasını pek çoğumuz duymuştur:

Tam olarak şöyle diyordu Bruce Lee:

“Zihnini boşalt. Formsuz ol, şekilsiz ol. Su gibi... Suyu bir bardağa koyarsan, su bardak olur. Suyu bir şişeye koyarsan, su şişe olur. Suyu çaydanlığa koyarsan, su çaydanlık olur. Su akabilir ya da yıkıcı olabilir. Su ol arkadaşım.”

Su olmak.

Ne demek bu tam olarak? Bruce Lee neyi kastediyor bununla?

Ve bunun düşünmekle bağlantısı ne?

Düşünmeyi, imgeleme, anımsama, kavrama, sezme, ilişkilendirme, analiz yapma, karşılaştırma ve yaratıcılık gibi birçok zihinsel faaliyetin kapsayıcı unsuru olarak ifade edebiliriz. Daha da basitleştirmek gerekirse, sistematik ya da rastlantısal olarak fikir üretimiyle oluşan zihinsel bir süreç de diyebiliriz buna. İster bir nesneyi ister soyut bir fikri düşünelim… Tüm bu düşünceler, 86 milyar nöron ağından çıkan sinyallerin vasıtasıyla zihnimizde canlanıyor. Basit bir fikir için bile akıl almaz miktarda etkinlik yaşanıyor beynimizde. Fakat işin çok da teknik boyutuna girmeyeceğiz bu bölümde…

Aslında şunu bilsek yeterli şimdilik: Zihnimizin doğal eğilimleri düşünmeye yöneliktir. Yani bir olay gerçekleştiğinde yaptığımız ilk şey düşünmek oluyor. Eyleme geçmesek bile beynimiz arka planda bu olayı analiz etmeye, planlar kurmaya başlıyor. Bu, insanın doğasında, yani varoluşunda olan bir şey. Hatırladınız değil mi Descartes’in o meşhur sözünü?

, yani

Yaratıcı, yansıtıcı, eleştirel, analitik, lateral, ıraksal… Onlarca düşünme şeklinden haberdarız günümüzde. Hem felsefenin hem de nöroloji biliminin hayatımıza kattığı ifadeler bunlar aslında. Yaşamdaki konu veya problemlere nasıl yaklaşımlarda bulunduğumuzu, düşünme şeklimiz üzerinden hangi karakteristik özelliklere sahip olduğumuzu öğrenmemizi sağlıyorlar.

Katı ve esnek düşünmek de, birbirine zıt iki ayrı kategorizasyon.

İsterseniz, işe “katı düşünmeyle” başlayalım.

Psikolojide bu düşünme şekli; bireyin dış uyaranlara yeterince yanıt verememesi, değişen koşullara adapte olamaması veya olmayı istememesi olarak tanımlanıyor.

Araştırmalar, bu düşünme şeklinin daha çocuklukta başladığını gösteriyor. Aşırı beklentiler, karar ve davranışlara duyulan güvensizlik ve ebeveynlerin yaklaşımı gibi bir dizi eylem sonucu zihne işleniyor katı düşünme şekli. Gün geçtikçe de bireyin kendini gerçekleştirememesine neden oluyor. Bu şekilde düşünen insanlar genellikle matematik, ekonomi, finans ve muhasebe gibi kuralları belirli işlerde başarılı oluyorlar. Daha sağlıklı yaşamaya özen gösterdiklerine, fakat tek düze beslenmeyi tercih ettiklerine rastlanmış. İnatçı, kırılgan, mutsuz ve kurallara sıkı sıkıya bağlı olma gibi özellikler gösterirmiş katı düşünenler. En önemli özellikleri de planlarının bozulmasından hiç hoşnut olmamaları ve yeni planlara ayak uyduramamaları.

Bu noktada size birkaç soru sormak istiyorum:

Sorunları çözmek için birden fazla yol düşünmeye zaman ayırıyor musunuz? - Bir duruma farklı birçok açıdan yaklaşabiliyor musunuz? - Elinizdeki koşullar değiştiğinde, yeni koşullara hızlıca adapte olabiliyor musunuz?

Cevaplarınız evetse, ne mutlu! Siz esnek düşünebilen insanlardansınız.

Esnek düşünme ya da psikolojide kullanılan tabiriyle bilişsel esneklik…

Beklenmedik değişkenlerle karşılaştığımızda, düşüncelerimizi buna göre ayarlayabilme yeteneği olarak tanımlayabiliriz kısaca bunu. Bir problem karşısında nasıl çözümler sunduğumuz, nasıl bir strateji kurduğumuz, bilişsel olarak ne kadar esnek olduğumuzla orantılı. Kolaylıkla plan yapabilen ve bunları rahatlıkla uygulayabilen insanların düşünme biçimi.

Esnek düşünürler, kıyaslama yaparak en verimli çözümü bulabiliyorlar. Bir konuyla alakalı yetersiz bilgileri olduğunda bile mantık kullanarak sonuca varabiliyorlar ve daha kreatif oldukları söyleniyor.

Böyle bakınca çok iyimser insanlar oldukları izlenimine düşebilirsiniz, fakat pek de öyle değiller. Esnek düşünenler sadece pozitif ya da sadece negatif düşünceleri değerlendirmezler. Onların esas odaklandıkları, yapılması planlanan eylemin bir dizi farklı sonucunu değerlendirmek. Esnek bilince sahip insanlar, farklı perspektiflerden bakmaya ve sonrasında en faydalı bakış açısını seçmeye çabalıyorlar.

Gün içinden bir örnekle açıklayayım size bu düşünme şeklinin neye benzediğini…

Her gün işe aynı rotadan gidip geliyorsunuz. Fakat bu sefer her zaman kullandığınız rotanın bir noktasında yol çalışması oldu ve trafiğe takıldınız.

Hmm, bayağı sinir bozucu bir senaryo.

İşte, katı düşünen insanlar işe geç kalma pahasına bu rotada ısrar ederler, orijinal plana sadık kalırlar. Bilişsel esnekliğe sahip olan kişiler ise bu beklenmedik duruma uyum sağlayıp yeni bir rota çizerek, probleme çözüm bulmaya çalışır.

Peki, bu bilişsel esneklik bize nasıl avantajlar sağlamış? Yaşantımızda nelerin değişimine ön ayak olmuş? Gelin biraz da onun üzerine konuşalım sizinle. Birçok ünlü bilim insanına hayranlığımızı ifade ederken, onların IQ’larının ne kadar yüksek olduğundan bahsediyoruz, değil mi? Aslında türümüzün en büyük başarılarından bazıları IQ’dan ziyade yaratıcılık, hayal gücü ve merak gibi niteliklere dayanıyor. Dolayısıyla bu niteliklerin çoğu, bilim insanlarının bilişsel esnekliğe sahip olduğunu gösteriyor bize.

Mesela tarihte Dünya’nın şekline dair yapılan çalışmalar, bilişsel esnekliğe yönelik verebileceğimiz en güzel örneklerden. Dünya’nın şeklinin yuvarlak olduğunu kanıtlayan ilk kişi Aristo’nun metoduna bakalım bunun için. Aristoteles, “Gökyüzü Üzerine” kitabını yazdığında Dünya’nın yuvarlak bir şekle sahip olduğunu kanıtlamıştı. Hem de milattan önce 350’de, yani basit bir teleskobun bile icat edilmediği bir dönemde! Aristo, ilk olarak Ay tutulmalarını incelerken fark etmiş bunu. Dünya’nın, Ay yüzeyinde oluşan gölgesinin yuvarlak olduğunu görmesiyle, yıldızları gözlemlemeye başlamış. Mısır’da incelediği yıldızları, yaklaşık bin kilometre ötedeki Kıbrıs’tan da seyretmiş ve bu gök cisimlerinin farklı konumlarda olduğunu saptamış. Yani yıldızlara farklı açılardan bakması, hayal gücünün sınırlarını zorlaması, Aristo’ya tarihin en önemli keşiflerinden birini yapmasında yardımcı olmuş. Alın size gerçek bir bilişsel esneklik örneği.

Fakat esnek düşünmek sadece bilimsel gelişmelerde faydalandığımız bir şey değil. Hatta günlük yaşantıda daha sık kullanıyoruz bu düşünme biçimini. İlgisiz gibi görünen noktalar arasında bağlantılar ve ilişkiler kurarak, çerçevenin dışına çıkabiliyoruz.

Esnek düşünmeyi bir örnekle somutlaştırmak için, size Clarence Saunders’in hikayesini anlatmama izin verin.

Hikayemiz bundan 120 yıl kadar önce, bir bakkal dükkanında başlıyor.

Bundan 100 yıl önce, günlük gıda alışverişini yaptığınız yerler, bugün bildiğimizden çok farklıydı.

Sıradan bir bakkalda, genişçe bir tezgah olurdu. Tezgahın arkasında satış elemanları dururdu, satış elemanlarının arkasında ise ürünlerin tamamının bulunduğu raflar…

Dolayısıyla müşteri olarak bir dükkana girdiğinizde ne almak istiyorsanız doğrudan tezgahtara söylemeniz gerekirdi, çünkü müşterilerin öyle raflara erişimi yoktu. Tezgahtar da, arkasındaki raflardan sizin için bu ürünleri bir bir toplar, paketler…

ve ardından paranızı alırdı.

E ne güzel işte? Hiç yorulmuyoruz, biri bizim için her şeyi hallediyor değil mi?

Ama esnek düşünen biri, bunun ne kadar verimsiz bir metod olduğunu hemen anlar.

Çünkü müşteri sayısı arttığında, tezgahtarlar siperişlere yetişemez, kapı önünde kuyruklar oluşurdu. Yetişebilmek için çok fazla tezgahtar alırsanız da, günün sakin saatlerinde bu çalışanlar boşu boşuna dükkanda bekler ve sinek avlarlardı.

Yani ortada bir problem var ve dükkan sahipleri bir çözüm bulmak zorundalar. Ama kimse yeterince esnek düşünemiyor, doğru bildiklerinden vazgeçip, çerçevenin dışına çıkamıyordu.

Bu soruna çözüm arayanlardan biri de Clarence Saunders’tı.

Trenle eyalet eyalet gezip, farklı dükkanları inceliyordu. Ama aradığı çözümü bir türlü bulamıyordu.

Yine bir tren yolculuğu sırasında bir domuz çifliğinin yanından geçti Clarence. İşte tam da o anda aradığı çözümü buldu.

Market? Domuz çiftliği? Ne alaka şimdi?

Hiçbir çiftlik sahibinin, domuzları tek tek beslemediğini fark etti Clarence. Aksine, yemliğe yiyecekleri dolduruyor ve domuzları serbestçe salıveriyorlardı. Domuzlar da istedikleri zaman gidip, yemlerini yiyordu.

“E peki?” diye sordu Saunders, “domuzlar kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, insanlar neden yapamasın? Neden bakkala gittiklerinde bir tezgahtara ihtiyaç duysunlar?”

Böyle tuhaf bir bağlantı sonucunda ortaya çıktı bugün bildiğimiz türdeki marketler. Ürünlerle dolu rafların arasında gezebildiğiniz, ihtiyacınız olan ürünleri toplayabildiğiniz ve her şeyin üzerinde fiyat etiketi olan bir bakkal fikri yani. Gerçi, Saunders’ın bu fikri hayata geçirebilmesi için bir de market arabası icat etmesi gerekiyordu — ki onu da yaptı zaten.

Şimdi, bu size çok basit bir düşünce gibi gelebilir. Ama bundan 100 yıl kadar önce Clarence’ın kurduğu Piggly Wiggly mağazaları, bir self-servis devrimi yapmıştı. Yani Clarence perakendecilik sektörünü temelinden değiştirmişti. Üstelik bunu satış ve pazarlamayla ilgisiz gibi görünen bir yerden, bir domuz çiftliğinden ilham alarak gerçekleştirmişti.

Alışılmışın dışına çıkarak, var olan önkabullerin ötesine geçerek başarmıştı bunu da. Tezgahtar merkezli bir satış anlayışından, müşteri merkezli bir alışveriş anlayışına geçerek çözmüştü problemi. Anlayacağınız, tam olarak esnek düşünebilen bir insanın davranışlarını sergilemişti Clarence.

Şimdiii… Biz dönelim esnekliğe, daha doğrusu “bilişsel esnekliğe”, esnek düşünmeye.

Tüm bunların üzerine size güzel bir haber vereyim. Bilişsel esneklik, zaman içerisinde kazanılabilen bir şey. Tıpkı bir kas gibi, çalıştıkça - pratik yaptıkça güçlenen bir yeti.

Size bunun için ufak tüyolar verebilirim.

Bir!

Ufak adımlarla başlayın.

Bilişsel esnekliği uygulamanın bir yolu, hayatınıza küçük, düşük riskli değişikliklere yer vermekle başlıyor. Konfor alanınızın çok dışına çıkmadan kendinizi yeni durumlara ve farklı bağlamlara maruz bırakabilirsiniz. Mesela sürekli gittiğiniz bir restoranda, her zaman sipariş verdiğiniz menü yerine, başka bir şey söyleyin. Basit gibi duyulabilir, ama değişim ufak adımlarla başlar.

İki!

Empati kaslarınızı geliştirin.

Mesela bir problemle karşılaştığınızda, çevrenizdeki insanların fikirlerini alarak başlayabilirsiniz. Onlar bu problemi nasıl çözerdi? Bu türden sorular, zihnimizi alternatif perspektiflere açar ve tek doğrununun kendi perspektifimiz olduğu önyargısından bizi kurtarır.

Ve son olarak, üç!

Düşünce akışınızı sabote edin ve kendinize başka neyin doğru olabileceğini sorun.

Bir problemin içinden çıkamıyor musunuz? Her şey arap saçına mı döndü? Kafanızda susturamadığınız sesler mi var?

“Pause” tuşuna basın? Bir süre o sorun üzerine düşünmeyi bırakın. Ara verin yahu!

Düşüncelerimiz ve yaptığımız her şey belirli varsayımlara dayanır ve bazen sorunun içinde öylesine kayboluruz ki, bu varsayımların ne olduğunun farkına bile varmayız. Ara vermek, bu varsayımların ötesine geçmemizi, çerçevenin dışına çıkıp, farklı bir perspektiften yeni bir paradigmayla çıkagelmemizi sağlayabilir.

Çünkü esnek düşünmek, o güne dek doğru bilinen yolların dışına çıkıp, yeni yollar açabilmekte saklı.

Ne diyordu Bruce Lee? Su gibi olmak…

Veya hepimizin bildiği o atasözünü hatırlatayım size:

Su akar yolunu bulur.”

Künye
  • YazanÖzgür Yılgür, Berkant Gültekin
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (19)