111 Hz ·Bölüm 53 ·13 Aralık 2022 ·25 dk ·1.646 kelime

Ütopyalar Güzeldir

Yılbaşı neden biz insanlar için bu kadar önemli? Yeni yılda niye her ne olursa olsun umutlarımızı tazeleriz? Sebebi belki de ütopya kavramında gizlidir. 111 Hz'in yeni bölümünde yeni yıla ve ütopyalara dair soruların cevaplarını arıyoruz. 2023'e dair umutlarımızı ve ütopyalarımızı bir köşeye iliştirmeyi de ihmal etmiyoruz. Barış'a sesli yeni yıl mesajınızı iletmek için: https://podbeemedia.com/podcast/baris-ozcan-ile-111hz

0:00

Distopya veya tersi - ütopya gibi kavramlar aslında bize ayna tutuyor. Korkularımızla yüzleşmemizi sağlıyor. Distopik kurgu dediğimiz şey, anlattığı senaryolar itibarıyla bizim aslında gerçekten yaşamak zorunda kalmadan bazı şeyleri düşünmemize yardımcı oluyor.

Anlamı kaybettik, bari umudumuzu kaybetmeyelim. Hmmm. Bari umudumuzu kaybetmeyelim…

Ah, pardon, dalmışım. Bölüme başlamışız, ben hala geçen bölümün sonunda söylediklerimi düşünüyordum. Dinlemişseniz hatırlarsınız, Sıcak Kafa’nın yönetmeniyle yapmaktan çok keyif aldığım bir söyleşi gerçekleştirdik bir önceki bölümde. Gelecek hayalleri, distopyalar, umudu kaybetmemek… Bir önceki bölümden beri bu konular zihnimi meşgul ediyor.

Distopyalar üzerine konuştuk. Ama yılbaşının yaklaştığını hatırlayınca ve “umudu kaybetmemek” üzerine de düşününce, ütopyalar ve hayal kurmak üzerine de konuşmamızın tam zamanı olduğununu hissettim.

Çünkü bence Yılbaşının yaklaştığı tarihler, ütopyalar hakkında konuşmak için en doğru zaman.

Üstelik üzerinde de öyle “Bugün 1 Ocaktır” diye bir gösterge, herhangi bir ölçü çizgisi falan da yok.

Ama biz insanlar için durum farklı.

Gezegenimiz için hiçbir anlam ifade etmese de, biz Dünya sakinleri için yılbaşı çok değerli bir gün. Çünkü zihnimizin hayatı anlamlandırabilmesi açısından, bazı sabitlere ve akış halindeki şeyleri ölçebilmeye ihtiyacı var.

Yılbaşı işte böyle bir sabit. Gezegenimizin dairesel turunu anlamlandırmak için ortaya attığımız bir başlangıç noktası. Sürekli akıp giden zamanda yönümüzü bulmamıza yarayan bir deniz feneri. Ocak bir, biz dünyalılar için bir kerteriz noktası aslında.

Yılbaşları olmasa, dünya yine döner ve biz de yine yaşardık elbette, ama ne ben 48 yaşında olduğumu söyleyebilirdim sizlere ne de Dünya’nın 4.5 milyar yıldır döndüğünü iddia edebilirdik. Sonsuzluğa uzanan, kavranması zor bir akışa getirdiğimiz bu düzen arayışı sayesinde yılları hesaplayabiliyoruz. Ve yine tam da bu sayede 2022’yi bitirip, 2023’e girebiliyoruz. Sanırım birazcık da bu son söylediğim yüzünden kutluyoruz yılbaşını.

Eskimiş bir sayfayı kapatıp, yeni bir sayfa açıyoruz — tabi ki yeni umutlarla birlikte.

Bunun düşüncesi bile hoşumuza gidiyor. Önceki yıl ne kadar can sıkıcı, bunaltıcı geçerse geçsin, yeni yıl için hedefler koyabiliyor, hayaller kurabiliyoruz bu sayede.

Öyle ya, yeni yıllarda bir dilek tutmak gibi modern bir ritüele bile sahibiz. Pek çoğumuz için, yılbaşı, yeni bir umut demek. Ve umut, yeni yılı kutlamak için başlı başına yeterli bir neden.

İşte tam da bu yüzden, ütopyalardan bahsetmek istiyorum size. Çünkü ütopya dediğimiz şeylere, umudun ve gelecek hayallerinin şaheserleri gözüyle bakmamız mümkün.

Bakın ne diyor Oscar Wilde: “Ütopyanın olmadığı bir dünya haritasına bakmaya bile değmez. İlerleme dediğin ütopyaların gerçekleşmesidir.”

Madem öyle, öncelikle ütopya kelimesinin kökenine inerek işe koyulalım.

Bizim tek kelime olarak bildiğimiz bu kavram, aslında Antik Yunanca’daki üç ifadenin birleşimi. “Var olmayan şey” anlamındaki “ou”, “mükemmel/kusursuz” anlamındaki “eu” ve “yer” ya da “toprak” anlamındaki “topos” ifadelerinin senteziyle oluşmuş. Yani, mükemmel bir şekilde tasarlanmış, fakat gerçekte olmayan bir yer olarak toparlayabiliriz ütopya sözcüğünü. Anlamsal açıdan ele alırsak “mükemmel bir toplum hayali” şeklinde tanımlıyoruz bu kavramı.

Mükemmel bir toplum hayali…

Peki şimdi şöyle bir soru soralım kendimize:

Bu soruya öyle hemen diye cevap vermek zor.

Çünkü dünyanın içinden geçtiği süreci düşündüğümüzde, hepimiz bunun aksini hissediyoruz muhtemelen. Geride bıraktığımız yıla bakalım mesela.

Beklenmedik savaşlar, onların yol açtığı küresel bir ekonomik kriz derken, kendimizde Covid-19 salgınını dert edecek enerjiyi bile bulamadık.

Bunlardan bahsedince, daha çok bir distopyanın figüranlarıymışız gibi duyuluyor değil mi? Fakat hemen enseyi karatmayın. Umutsuzluğa kapılmayın. Çünkü yalnızca kötü şeyler değil, güzel şeyler de oldu düynada. Aklıma gelen ilk örnek James Webb Uzay Teleskobu mesela. Onun sayesinde evrenin derinliklerini keşfetme, hatta sırlarını çözme ihtimaline sahibiz artık.

Bu sayede yaşadığımız birçok problemin cevabını ya da çözümünü bulacağız belki de. Her şeye rağmen umudumuzu diri tutmak gerekiyor anlayacağınız. Ayrıca düşünsenize “kusursuz bir düzende yaşayan, her şeyden memnun bir toplum”

Böyle bir ideali hangimiz istemez, hangimiz hayal etmez? İşte ütopya bize bu hayalleri kurmamızı, idealimizdeki geleceği ifade etmemizi, en önemlisi de umutlu kalabilmemizi sağlayan bir kavram.

İlk kez 1516 yılında, İngiltere’de ortaya çıktı bu kelime. Thomas More tarafından yazılan Ütopya romanı, bizim bu kavramla tanıştığımız ilk kaynak.

More’un ütopyası, adı gerçekten de Utopia olan bir adanın üzerinde kurulmuştu. Bu adada kendi idealindeki topluma hayat vermişti. Kitabın ilk bölümünde dönemin dünyasını sert bir dille eleştiriyor, problem gördüğü şeylerin altına kalın bir çizgi çekiyordu More.

Ama yaptığı tek şey eleştirip kenara çekilmek olmadı. Aynı zamanda, bir çare sunmayı da dert edinmişti kendine. İşte bu yönden ütopyalar, salt eleştirilerden ya da hayallerden ayrışıyor.

Ütopyasını kurarken, Platon’un ideal devletinden yoğun bir şekilde esinlenmiş kendisi. Utopia adasının yöneticileri çok sıkı bir eğitimle yetiştirilmek zorunda mesela. Ona göre yöneticiler her konuda tam donanımlı olmalı. Bu adanın sakinleri birlikte üreten ve ürettikleri mahsülleri, şehirdeki ambarlarda birbirleriyle paylaşan insanlar. Dolayısıyla Utopia Adası’nda yemek ücretsiz, hiçbir insan yiyecek sıkıntısı çekmiyor ya da gelecek kaygısı duymuyor. Demem o ki bugünün bile en önemli problemlerinden biri olan besine erişim meselesine bir çözüm sunuyor More’un ütopyası.

E tabii konu ütopya olunca bunu hemen ekonomik ya da politik bir açıdan ele alma eğlimindeyiz, ki bu çok doğal bir refleks. Platon’dan bu yana, en bilindik ütopyalar neredeyse hep ideal bir yönetimi ve ideal bir toplumu hayal etmiş. Ancak her ütopya sadece bu meselelerle ilişkili olmak zorunda değil. Pek çok şey hakkında ütopya kurulabilir. Bakın mesela benim aklıma gelen çok enteresan bir mimari ütopya var.

Ne diyorduk… Heh Frank Lloyd Wright ve ütopik kent modeli… 20’inci yüzyılın kent sorunlarına çözüm arayan bir ütopyacı Frank Lloyd Wright. Kendisi birçok modern kent ütopyası tasarlamış. Bunlar arasında en ünlüsü ise, 1932’de yayınlanan Broadacre Kent Modeli.

Şehrin dışında kalan taşra bölgelerinin kalkınmasına ve sosyal yaşama katılmasına yönelik çağdaş hayallere dayanıyor bu ütopya. Wrigth, umudu insanların “bizim şehrimiz” diyebileceği bir düzende bulmuş. Bu şehrin sakinleri, şehrini sahiplenen, kentdaş hisseden, birlikte yaşayan ve birlikte hareket eden insanlar. Wright’a göre de umut tam da burada. Diğer kent modellerinin aksine merkezi bir anlayışa sahip değil Broadacre Modeli. Taşra ve kent insanının yaşam standartlarının eşit olması gerektiğini savunuyor. Şehir içindeki kaosu ve dışındaki çarpık kentleşmeyi, belli yönetmelik ve politikalar aracılığıyla giderme hayalini sunuyor bize.

Peki nasıl yönetmelikler bunlar?

Öncelikle bu şehirlerde doğan herkesin bir dönüm arazi hakkı var. Böylece mülkiyet ve barınma sorununun önüne geçebileceğini düşünmüş Wright. İnsanlar, arazilerilerini belli standartlar dahilinde değerlendirebiliyor. Bu arazilerde, geniş alanlara yayılmış Çayır Evleri adındaki yapılar bulunuyor. Her ailenin tarımsal faaliyetlerini gerçekleştirebileceği gizli bahçeleri var.

Böylece şehir sakinleri, en temel ihtiyaçlarından biri olan beslenme problemini kendi emekleriyle çözebiliyor.

Ulaşım sistemi de uçsuz bucaksız otoyollardan oluşuyor Wright’ın ütopyasında.

Her yöne rahatlıkla ulaşabileceğiniz, geniş hatta sınırları olmayan yollar tasarlamış. Amacı ise şehir içindeki trafiği ortadan kaldırmak.

Eee toplu taşıma istasyonları? Elbette buraları da sadece birer durak olarak tasarlamadı Wright. Bu mekanları farklı fonksiyonlara sahip ve insanların bir araya geldikleri yerler olarak dizayn etmiş. Yani buralarda sosyal bir ortam yaratmaya da çalışmış. Onun için en önemli şeylerden biri insanları bir araya getirmek.

Doğal ve yapay çevrelerin uyumlu olduğu bir kent hayal ediyor Wright.

Siz de benimle ve Wright’la birlikte hayal edin şimdi:

Etrafta hiçbir dikkat dağıtıcı unsur yok. Ne yüksek binalar, ne elektrik direkleri, ne korna sesleri, ne de oradan buradan sarkan kablolar. Yukarıya baksanıza! Alabildiğe gökyüzü! Wright’ın ütopyası, gökyüzünü ve ufku her daim görebildiğiniz bir şehir. Ona göre, bu en az temel ihtiyaçları karşılamak kadar önemli.

Neden mi? Çünkü Wright hayal kurabilen insanların dünyayı daha iyi bir yer haline getireceğini düşünüyordu. İşte bu yüzden şehir içinde kaosu olabildiğince azaltmayı, insanların o pürüzsüz ve uçsuz bucaksız gökyüzüne istedikleri an bakıp hayallere dalabilmesini düşlemişti.

Herkesin daha sık ve beraber hayal kurabildiği bir şehir planı… Bundan ala ütopya mı olur?

Wright’ın tasarladığı bu şehir ütopyası gerçekleşmiş mi diye sorarsanız, hayır. O da pek çok ütopya gibi, henüz gerçekleşmiş değil. Fakat bugünün çevreci şehir taslaklarında, Wright’ın modelinden izler görmek de mümkün.

Ama mesele zaten ütopyaların gerçekleşip gerçekleşmemeleri değil. Çünkü ütopyalar, her şeyden önce hayaller kurdurur. Ki önemli olan da bu. Kurulan bu hayallerse, bugüne umut ve ilham verir. Geçen bölümün sonunda ve bu bölümün başındaki söylediklerimi tekrar hatırlatayım:

Distopya veya tersi - ütopya gibi kavramlar aslında bize ayna tutuyor.” demiştim.

Yılbaşına yaklaşırken ütopyalar üzerine konuşmak istememin sebebi de buydu aslında.

Çünkü her şey hakkında ütopya kurulabilir. Bu ütopyalar More’un kurduğu gibi dünya hakkında da olabilir, Wright’ınki gibi mimari ve şehir planı hakkında da olabilir. Ya da daha iyisi ve belki de en önemlisi kendi küçük dünyamız ve yaşamımız hakkında olabilirler…

Ben bu son söylediğimi “bireysel ütopyalar” diye adlandıracağım…

Peki neyi kastediyorum bireysel ütopyalar derken?

Klasik anlamda ütopyalar, toplumsal bir düzeni kendisine dert ediniyor, bunu sanırım şimdiye dek anlattıklarımdan çıkarabiliriz. Neredeyse tamamı, toplumsal ilişkileri mükemmel bir düzene oturtmayı hedefliyor.

Oysa benim bireysel ütopyayla kastettiğim, kendimiz, yakın çevremiz ve geleceğimiz hakkında kurduğumuz hayaller. Tıpkı diğer ütopyalar gibi “henüz var olmayan”, ama kendi hayatımızda bir şeyleri değiştirmeye ve gelişmeye bugün, hemen, şimdi başlamamız için bizi motive eden bir vizyondan söz ediyorum.

Ve bir sayfayı kapatıp, bir yenisini açtığımız yılbaşı, bu hayali kurmak için en uygun zamanlardan biri. “2023’te...” diye başlayan dileklerin her biri, bizim ufak ütopyamızda birer tuğla olabilir.

İşte bu yüzden, sevgili Podbee Media yaratıcılarına 2023’e dair umutlarını, hayallerini sordum. Verdikleri cevapları sizinle de paylaşmak istiyorum, çünkü hayalleri paylaşmak, bir başkasının hayaline ışık tutabilir.

Eveeeet, her biri birbirinden değerli cevaplar… E artık biz kendi yeni sayfalarımıza neler yazdığımızı sizlerle paylaştık. Şimdi sıra sizde. Sizden ricam şu, bu bölümün açıklamasına bir link bıraktım. Sizi Podbee’nin sitesindeki 111 Hz’in sayfasına yönlendirecek. İşte orda “Soru Sor” diye bir bölüm göreceksiniz. Burdaki butona tıklayıp, sesinizi kaydederek benimle 2023 için kurduğunuz hayalleri, ütopyaları, yeni yıla dair umutlarınızı paylaşmanızı istiyorum… Sizlerin kendi yeni sayfalarınızda neler yazacağınızı merak ediyorum.

Evet bölümü kapatırken de ekipçe 2023’ün hayaller kuran, bunların gerçekleşmesi için birlikte mücadele veren ve birlikte çaba gösteren tüm insanların yılı olmasını diliyoruz.

Hayal kurmaktan vazgeçmeyin.

E artık biz kendi yeni sayfalarımıza neler yazdığımızı sizlerle paylaştık. Şimdi sıra sizde. Şimdi sizden şöyle bir ricam olacak: Bu bölümün açıklamasına bir link bıraktım. Sizi Podbee’nin sitesindeki 111 Hz’in özel sayfasına yönlendirecek bu link. Ve işte orda “Soru Sor” diye bir bölüm göreceksiniz: Soru sor. O butona tıklayıp, sesinizi kaydederek benimle 2023 için kurduğunuz hayalleri, ütopyaları, yeni yıla dair umutlarınızı paylaşmanızı istiyorum, kendi sesinizden. Sizlerin kendi ütopyanızda neyi yaratmak istediğini, kendi yeni sayfalarınızda neyi yazmak istediğini çok merak ediyorum.

Kim bilir, belki bu mesajlardan bazılarını 2023 yılı için hazırlayacağım, daha oraya girmeden YouTube kanalımdan yayına vereceğim yıllardır yaptığım Zinciri Kırma videomda da belki kullanabilirim.

Künye
  • YazanÖzgür Yılgür, Berkant Gültekin
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (14)