Barış Mutfakta 🧑🏼🍳
Yemek yapmanın, modern yaşamın koşturmacasında meşakkatli bir iş olduğu doğru. Peki ya yemek yapmanın, sandığınızdan çok daha farklı faydaları varsa? Bu bölümde Barış mutfağa giriyor, bir yandan yemek yaparken bir yandan yemek yapmanın biz insanları nasıl etkilediği hakkında koyu bir sohbet sürdürüyor.
Hmmm… Pizza? Yok, o fazla hamur işi olur. Hamburger söylesem… Yok ya, yeni yedik onu da. Salata? O da kesmez sanki. Öfff, ne sipariş etsem acaba ya… Ya da iyisi mi yine evde yapayım. Yaparım ya, yapabilirim!
Şöyle sağlıklı, hafif, lezzetli bir şeyle güne devam etmek yok mu ya?
Sahi sizde nasıl oluyor? Ne yiyorsunuz bu aralar? Yemek yapıyor musunuz ya da doğru soru belki de; yapabiliyor musunuz? Yoksa az önce benim de yaşadığım gibi sıklıkla dışarıdan ne yemek sipariş edeceğinizi bilemediğiniz anlar mı yaşıyorsunuz? Hangi yemeği seçeceğini bilememek, işin ekonomik boyutu ve seçtiğin yiyeceğin sağlıklı olup olmaması gibi birçok kafa karıştırıcı unsur var maalesef. Ama bunun için çok basit ve keyifli bir çözüm de var.
Bu bölümde konumuz: Evde yemek yapmak. Ama bu diğerlerinden biraz farklı bir bölüm olacak. Ben mutfağa gireceğim ve bir yemek pişireceğim. Bir yandan da sizinle bu yemeğin tarifini paylaşacağım ki, siz de dinlerken bana eşlik edebilin.
Ama bu sadece bir yemek tarifi bölümü olmayacak. Bir yandan birlikte yemek yapacağız, bir yandan da yemek yapmak hakkında sohbet edeceğiz.
Öyleyse mutfağıma hoş geldiniz!
Evet, ne demiştik? Portakallı kereviz! Kerevizi duyunca kaçmayın sakın, bu benim en sevdiğim yemeklerden biri. Tam bir tatlı - tuzlu füzyonu.
Ama tabii şimdi bir anda sizlere kerevizi övmeye başlarsam, öve öve bitiremeyebilirim o yüzden hazırsanız tarife geçiyorum.
Öncelikle bi’ malzemelerimizi kontrol edelim:
Bir adet kereviz — bendeki büyük olduğu için bir tane kullanıyorum, ama sizin kerevizleriniz ufaksa 2 hatta 3 tane bile kullanabilirsiniz - Orta boy bir soğan - Bir tane havuç - Zeytin yağı ki olmazsa olmaz… 4 yemek kaşığı kadar yeterli. - İki su bardağı portakal suyuna ihtiyacımız olacak, sanırım 4-5 portakal işimizi fazlasıyla görür. - 1 tatlı kaşığı un — portakal sosumuz için lazım olacak - ve son olarak bir çay kaşığı tuz
Eveeet malzemeler de hazırsa, kerevizleri soymakla işe koyulalım.
Daha önce hiç kereviz pişirmemişseniz, soymak için birkaç tüyo vereyim. Üzerinde siyah bölgeler kalmayana kadar dış kısımlarını alacağız.
Evet aynen öyle arkadaşlar, çok iyi gidiyoruz.
Şimdi kerevizi soyarken tabii ki size bu yemeğin hikayesini anlatacağım…
Portakallı Kereviz, ülkemizin her bölgesinde yapılıyor. Anadolu’ya ait bir yemek, ancak İzmir’e özgü bir tarif olduğunu söyleyenler de var.
Kerevizin tazesini sonbahar ve kış aylarında bulabiliyorsunuz. E portakal da öyle. Şu zamanlar bu yemeğin tam mevsimi yani…
Hah bu arada, kerevizi yapraklarından ayrıdıktan sonra, bu yaprakları sakın ola atmayın. Mutlaka bir kenara ayırın. Bunları yemeğin bir noktasında kullanacağız. İnanın bana inanılmaz bir aroma ve koku veriyor. Böyle küçük dokunuşlar bu yemeği çok farklı bir noktaya taşıyacak.
Bu sebzeyi seçtim, çünkü lezzetli olduğu kadar sağlıklı da. Birçok faydası var kerevizin. Mesela kolesterolün düşmesine yardımcı oluyor ya da mide asidini dengeliyor. E bir de ödem atıyor. Daha ne olsun…
Tamaam. Hazır mıyız? Evet.
Kerevizleri soyduk. En zor işlem bitti.
Şimdi bunları büyükçe küpler halinde kesmemiz gerekiyor.
Evde yemek yapma meselesi çoğu zaman gözümüzde büyüyor ki bu çok normal. Günlük hayatın koşturmacasında bir de yemek yapmakla uğraşmak meşakkatli bir iş gibi görünse de birçok pozitif yanı var aslında. Hepsinden önce ekonomik. Çok daha ucuza maloluyor. Ama tabi ki tek avantajı da bu değil. Damak tadımıza uygun malzemeleri seçebiliyoruz. Malzemeleri seçebiliyor olmamız, daha sağlıklı yiyecekler tüketebilmemize, kullandığımız malzemelerin kalitelerini kontrol edebilmemize olanak tanıyor.
Ayrıca bu sayede yediğimiz şeylerin besin değerlerini de takip edebiliyoruz. Evde yemek yapmanın ve sağlıklı besinler tüketmenin bedensel sağlığımız için iyi olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok zaten. Sanıyorum pek çoğumuz bu konuda hemfikir.
Bu arada benim kereviz doğrama işim bitti. Siz ne alemdesiniz? Kestiniz mi?
Yoksa hiç başlamadınız mı?
O zaman benimle olanlarla, bir kenarda genişçe bir kaba su dolduralım ve içine limon suyu sıkalım.
Benimki hazır.
Kerevizleri bu suda bekleteceğim ki kararmasınlar.
Sıra geldi zeytinyağını kızdırmaya.
Şimdi genişçe bir tencereye ihtiyacımız var.
Ocağımızı da yakalım.
Ocağı yakmışken bakın aklıma ne geldi… Yemekeri pişirerek yiyen tek tür biziz. Bizi diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerimizden birisi bu. Bu özelliğimiz de ateşi keşfetmemizle gelişti aslında.
Bu arada hala benimle olanlar, ben soğanı ufak küpler halinde doğramaya başlıyorum.
Ne diyordum? Hah! Tarihin ilk yıllarında türümüzün en önemli problemlerinden biri besin bulamamaktı. Bu dönemde yaşayan insanların ömrülerinin kısa olmasındaki sebeplerden biri de buydu aslında. Açlık ve fiziksel zayıflık, onların bağışıklık sistemini düşüren bir unsurdu. Genellikle topladıkları bitki ve meyvelerle besleniyorlardı. Bir de av sırasında şansları yaver giderse, çiğ et.
Beslenme düzenleri böyleyken de büyük dişlere ve çenelere sahiplerdi. Ama buna rağmen antropolog Richard Wrangham’a göre günlerinin yarısından fazlasını yiyecekleri çiğneyerek geçiriyorlardı.
Bu arada, yağımız kızmış. Hatta çok sinirli gözüküyor… Şaka şaka… Tamam söylemedim sayın. Doğradığım soğanları tencereye alıyorum. Ardından havuçları doğramaya başlayacağım.
Ateşi keşfetmemiz ve onu kontrol altına almamız, her şeyin seyrini değiştirdi. Ateşi kontrol edebilen insanlar, bu keşfi ilk olarak vahşi hayvanları korkutmak ve geceleri mağaralarda ısınmak için kullandılar. Ta ki bundan iki milyon yıl önce pişirmeyi akıl edene dek.
Bu o kadar önemli bir kırılma noktasıydı ki, insanlığın fiziksel evrimine bile yön verdiği düşünülüyor.
Öyle ki, Richard Wragnham’ın bu konuda ortaya attığı bir hipotez bile var: Cooking Hypothesis.
Bu hipoteze göre yiyecekleri pişirmek, insanlık tarihinin akışında bir dönüm noktası.
Biyologlar, yemek pişirmenin insan vücudunun evrimleşme sürecinde büyük etkileri olduğu konusunda hemfikirler. Örneğin, pişen yiyecekler çiğ hallerine kıyasla daha yumuşak hale gelir. Böylece daha küçük dişler ve daha zayıf çenelerle çiğnenebilirler. Ayrıca yiyecekleri pişirmek, besinlerden alınan enerjiyi de arttırıyor.
Öyleyse hadi biz de pişirelim.
Doğradığımız havuçları tencereye ekleyelim. 2-3 dakika da havuçları soteleyeceğiz.
Nerede kalmıştık?
Besinlerin sindirimi diyorduk. Mesela Cooked kitabının yazarı Michael Pollan’ın verdiği örnek şöyle: Bağırsaklarımız, pişmiş bir yumurtanın yüzde 90'ını sindirebilirken, çiğ yumurtanın yalnızca yüzde 65’ini sindirebiliyor. Aynı kural diğer birçok gıda maddesi için de geçerli. Bir yiyeceği pişirdiğimizde, bağırsaklarımız gıdada depolanan besinleri daha kolay emebiliyor.
Yani bu sayede yemekleri kolaylıkla çiğneyebiliyor ve sindirebiliyoruz. Belki de, böylelikle insanlık daha uzun süre tok kalabildiğini keşfetti. Bu şekilde başka şeylerle uğraşmaya vakit de bulabilir hale geldi. Hipotezin öne sürdüğü çıkarımlardan biri bu.
Ancak yemek pişirmek sadece sindirim sistemimizin evriminde etkili olmadı. Wragnham’a göre, bu aynı zamanda beynimizin evrimsel sürecini de etkileyen bir faktör. Nasıl yani? ~~Beyinle, yemek pişirmenin nasıl bir bağlantısı olabilir ki?~~
Beynimiz, içerisinde onlarca muammayı barındıran bir bilmece aslında. Her şeyden önce yüksek enerji tüketen bir organ ve evrimsel süreçte nasıl ve neden bu denli büyüdüğü sorusu, bu bilmecenin en karışık parçalarından biri. Çünkü daha akıllı olmak genelde iyi gibi görünse de, aslında büyük bir beyin daha fazla enerji harcamak demek.
Yemek pişirmeyi keşfeden ilk insanlar, bu enerji ihtiyacını yiyecekleri pişirerek telafi etmiş olabilirler. Kısacası ateşi keşfetmemiz ve yemek pişirmeye başlamamız, modern insanın gelişiminde çok önemli bir dönüm noktası oldu.
Bu sırada havuçlar ve soğanlar kıvama geldi. Artık suda bekleyen kerevizleri de yemeğe ekleyebiliriz.
Tencerenin kapağını kapatıp, ocağın da altını kısalım. Kerevizler bir 5 dakika kadar ateş görsün, biz de o sırada boş durmayıp portakal sosunu hazırlamaya geçelim.
Aslında yapması çok kolay bir sos bu, ama lezzete olağanüstü bir etkisi var. Küçük dokunuşlar büyük etki yaratır.
Sosumuza portakal kabuklarını rendelemekle başlıyorum. Bir-iki tanesini rendelesek yeter.
Yemek pişirmenin tarihsel sürecimize olan etkilerinden bahsettik. Eh hazır mutfaktayız, gelin biraz da yemek yapmanın gündelik hayatımıza etkilerinden bahsedelim. Ki zaten yemeği yapmaya başladığımızda bu konuya ufak bir giriş yapmıştım. Ne yediğimizi bilmenin fiziksel sağlımıza olumlu etkilerinden bahsetmiştim.
Ve düşündüğümüzde; bize hep fiziksel sağlığımız için yemek yapmamız öğütlendi.
Oysa bununla eşit önemde dikkat etmemiz gereken bir meselemiz daha var: Ruhumuzun sağlığı.
Evet, yemek yapmak ruhumuza da iyi gelen bir aktivite. Bunun birkaç nedeni var.
İlk neden oldukça basit: Odaklanmak.
Bakın portakallardan gelen şu ferahlatıcı kokuya! Bu kokuya nasıl odaklanılmaz ki?!
Neyse biz konumuza odaklanalım. Yemek yapmak, zihin ve beden koordinasyonunu bir arada yürütmek için biçilmiş kaftan bir kere. Birbirinden farklı malzemeleri, doğru zamanlarda uygun işlemlerden geçirmek bunun en güzel örneği.
Mesela sırada, portakalları sıkmak var.
Yemek pişirirken, malzemeleri hazırlamaya, ocaktaki sosun dibi tutmasın diye durmadan karıştırmaya, çeşniyi ayarlamaya ve pişirme sürecini izlemeye sürekli odaklanmak zorundayız. Tüm bunlar hem zihin, hem beden koordinasyonu gerektiren aktiviteler.
Aslında bu biraz da meditasyon yapmaya benziyor. Mutfakta vakit geçirmek, ana odaklanmamıza ve elimizdeki işe tamamen dikkat kesilmemize yarıyor. Araştırmacılara göre, yemek yapmayı bir odaklanma egzersizine çevirebiliriz. Ve onu modern yaşamın en büyük problemlerinden biri olan dikkat dağınıklığına bir panzehir olarak kullanabiliriz.
Yemek yapmanın ruh sağlığı üzerindeki bir diğer etkisi ise: Yaratıcılık.
Mutfak her şeyden önce yaratıcı olabileceğimiz ve kendimizi ifade edebileceğimiz bir alan. Bir tarifi harfi harfine takip ederken bile, bazı aksiliklerle karşılaşabiliriz. Bugün yaptığımız portakallı kereviz mesela. Buzdolabını açtık, ve bir baktık ki…
A-aah! Evdekiler aldığımız portakalların hepsini yemiş! E ne yapacağız peki? Yemek yapmaktan vaz mı geçeceğiz hocam? Eee evde mandalina da var, yemeği onunla yapalım? Olmaz demeyin, bal gibi de olur.
Bu arada portakal demişken. Portakal sosumuzun son dokunuşu olan unu ve tuzu da ekleyelim ve güzelce karıştıralım.
Bir tarife uysak bile, yemek yapmak esnek ve yaratıcı düşünmeyi gerektiriyor. Ama bence bunun en güzel örneği, dolapta kalan malzemelerle doğaçlama yapılan yemekler. Bu şekilde yapılan yemekler insanın sanatçı ruhunu ve pratik zekasını da ortaya çıkarıyor. Zaten düşünsenize rengarenk, farklı tatlar ve aromalara sahip bir sürü malzemeyle haşır neşir oluyoruz mutfakta. İster istemez içimizdeki sanatçı ruh ortaya çıkıyor. Yaratıcı hareket etmenin, stres ve kaygıyı azaltmanın yanı sıra, ruh halimizi ve özgüvenimizi artırdığı yönünde de pek çok araştırma var üstelik.
Amaaaa… Benim bahsetmek istediğim başka bir konu daha var… O da evde yemek yapmanın ekolojik etkisi. Belki bir çoğumuz bu anlatacaklarımı zaten biliyor, dert ediyor. Biliyorum. Bunları yine de konuşmalıyız. Dışarıdan eve yemek sipariş verirken çoğu zaman hayal edemediğimiz bir şey var. Gelin bir tablo çizelim;
Sipariş verdiğimizde eve sadece yemek gelmiyor aslında.
Yemekle birlikte karton kutular, kese kağıtları, plastik poşetler, tabaklar, çatallar, kaşıklar… Offff amma şey geliyormuş eve yahu.
Bir de bunların çoğunu çöpe atıyoruz! Biz sadece tek bir haneyi düşünüyoruz ama, bu durum genele vurduğumuzda korkunç miktarda katı atığın oluşmasına neden oluyor.
Bu da yetmezmiş gibi, neredeyse her yemek siparişi bize motorsikletli kuryelerle ulaşıyor. Bunun yarattığı karbon emisyonunun üzerine, bir de endüstriyel mutfakların harcadığı enerji ve çıkardığı atıkları ekleyin. Tüm bunlar muazzam bir ekolojik tahribata neden oluyor.
Oysa yemeği evde yaptığımızda, bunların tamamında en azından kendi payımızı minimuma indirmemiz mümkün. Bu sayede çevresel kirliliğin önlenmesinde de pozitif bir etki yaratmış oluyoruz.
Tablomuz budur yani, tamam? Evet, şimdi yemeğin son adımına geçmenin zamanı geldi. Bakalım sebzeler ne durumda.
Hmmm tam da istediğim kıvama gelmişler. Artık sosu ekleyebiliriz. Bir saniye…
Hay Allah! Yemeğin sosunu dökeyim derken, ocağa da sıçrattın Barış! Hep yapıyorsun bunu! Şimdi temizle dur!
Ocak deyip geçmemek lazım, çünkü Arçelik'in Nano Kaplama Teknolojisi leke tutmayan bir yüzeye sahip. Bu sayede az önce benim yaptığım sakarlık gibi aksiliklerle baş etmek daha kolay oluyor.
Nano teknoloji sayesinde leke tutmayan yüzey, daha az deterjan ve su kullanılarak temizlenebiliyor. Bu sadece ev ekonomisi için değil, doğal kaynakların tüketimi ve çevresel atıkların azaltılması açısından da faydalı bir özellik.
Hatta bir de veri paylaştılar benimle: Normal bir gazlı ocakta beklemiş kirin temizlenebilmesi için 18 litre su ve 1.8 gram deterjan kullanılıyormuş. Arçelik Nano Kaplama ankastre ocaktaysa aynı lekenin temizlenebilmesi için 1 litre su ve 0.1 gram deterjan yeterli oluyor.
Eh evde yemek yapmanın çevre dostu olduğundan bahsetmiştik. Arçelik Fibona Ankastre Serisinin yeni üyesi, Nano Kaplamalı ocak ile daha çevre dostu yemekler yapmak mümkün.
Biz dönelim portakallı kerevize.
Portakal sosunu da ekledik. Bu noktada, başta kenara ayırdığımız kereviz yapraklarını da tencereye atabilirsiniz.
Bölüm bitmeden evde yemek yapmak üzerine bahsedeceğim son bir artı daha var: Sosyallik.
İster yalnız yaşayın ister kalabalık bir aileyle… Yemek yapmak mutfakta sosyalleşebilmemiz için harika bir alan yaratıyor. Yaptığımız yemeği sevdiklerimizle paylaşmak, onları bir akşam yemeğine davet etmek, masaya hep birlikte oturmak… Tüm bunlar yalnızlık ve izolasyon hissini azaltmakta yardımcı oluyor bize. Zaten bizi diğer canlılardan ayıran bir başka özelliğimiz de sosyal varlıklar olmamız. Hatırlasanıza pandemide karantinaya girdiğimiz dönemleri: Hayattan izole olduğumuz bu süreçte kendimizi iyi hissedebilmek için denemediğimiz tarif kalmadı. Kısacası yemek yapmak sadece beslenmek için yaptığımız bir şey değil. Emeğinizle ortaya çıkan bir yemeği, başkalarının zevkle yediğini görmek son derece tatmin edici bir duygu. En güzeli de yaptığınız yemeğin, sevdiklerinizle bir araya gelebilmeniz için lezzetli bir bahane oluşturması.
E o halde ne duruyorsunuz? Bakın bir portakallı kerevizi hazırlamak, yaklaşlık bir podcast bölümü kadar vakit alıyor. Eğer siz de bana bu tarifte eşlik etmişseniz ya da etmeyi düşünüyorsanız şimdiden afiyet olsun.
Künye
- YazanÖzgür Yılgür, Berkant Gültekin
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (13)
- youtube.com
- Podcast: Portakallı Kereviz
- We literally are what we eat | Ed Gillespie | TEDxHackney
- Carla Ramsdell: Take Back Cooking: A Delicious Climate Change Solution
- Mark Bittman: What's wrong with what we eat
- The true cost of food | Volkert Engelsman | TEDxRotterdam
- The Emotional Benefits of Cooking
- Can Cooking My Own Food Help My Mental Health?
- Is Cooking Good for Emotional Health? What the Science Says
- youtube.com
- Food for Thought: Was Cooking a Pivotal Step in Human Evolution?
- How animal uses of fire help to illuminate human pyrocognition | Aeon Essays
- youtube.com