111 Hz ·Bölüm 129 ·29 Nisan 2024 ·21 dk ·417 kelime

Komplo Teorisi mi, Yoksa Uyarı mı: Distopyalar

Bazen gerçeğin, bazen de kurduğumuz hayallerin karanlık bir yorumu olarak çıkıyor karşımıza distopyalar. İzlediğimiz filmlerin, oynadığımız oyunların ve okuduğumuz kitapların birçoğunda distopyalardan izlere rastlıyoruz. 111 Hz'in yeni bölümünde, distopyaların nasıl popüler kültürün önemli bir parçası olduğunu ele alıyoruz. Bu karanlık hikayelerin birer komplo teorisi mi yoksa geleceğe dair bir uyarı mı olduğu üzerine konuşuyoruz. Bölümde referansı verilen "Dünya 2025’teki güneş fırtınasına hazır değil!" videosunu buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

0:00

Huuh! Neyse ki sizmişsiniz! Ben de sinsi bir zombie beni takip ediyor falan sanmıştım.

diye düşünüyorsunuzdur doğal olarak. Hemen izah edeyim… Malum Fallout’un dizisi çıktı geçenlerde. Bilmeyenler için çok ünlü bir video oyun serisinin uyarlaması bu dizi. Nükleer bir felaketin ardından insanlığın Vault denen sığınaklarda bir düzen kurmasını ele alıyor bu hikaye. Vault’lara sığınan insanların hayatta kalabilmesi için bazı ihtiyaçları da var haliyle. Bunun için de dışarıya çıkıp tehlikeli görevlere atılıyorlar… İşte ben de dizinin atmosferine kapılıp post-apokaliptik bir keşif macerasına çıkalım istedim.

Fakaaat burada pek bir şey yok maalesef. Uçsuz bucaksız kurak bir alan yani… Tamam illa bir aksiyon aramıyorum, ama en azından değişik araç gereçler yapabileceğimiz parçalar olsaydı bari. Loot bile yapamıyoruz burada ya şu işe ba—

Aaaa, bir kulübe var ileride! Umarım içeride işimize yarar bir şey buluruz. Al sana macera işte! Cidden başka bir şey istesem olacakmış! Hadi gelin!

İşte geldik! Umarım burada suyu arıtmamızı sağlayacak bir makine için parçalar bulabiliriz.

Bu teneke işime yaramaz, bu çekmece de çer çöp doluuuu, bu da olmaaaz… Hah! Bak bu tam aradığım şey işte!

Gerçekten çok iyi oldu bu bataryaları bulduğumuz. Bunların sayesinde kendimize temiz su sağlay—

Aman diyeyim! O neydi ya?!

Haydaaa! Ya ıssız çölde bile bir aksilik buldu bak bizi. Ağız tadıyla maceraya çıkamayacak mıyız biz…

Hay aksi, radyasyon bombası da attılar! Biz iyisi mi sıvışalım buradan arkadaşlar, durduk yere radyoaktif çöl martısına dönüşmek istemeyiz.

Ucuz atlattık cidden… Yani bizim de tehlike peşimizi bırakmıyor. Daha iki bölüm önce başımıza Babil Kulesi yıkılıyordu! Cidden bir post-apokaliptik macera yaşayamadık ya… Neyse dizisiyle, filmiyle falan yetineceğiz artık.

Sahi neden distopya hikayelerini bu kadar çok seviyoruz ki? Yani son dönemde çıkan eserlere bir baksanıza… Zombisi, nükleer felaketi, uzaylı istilası falan derken; aslında hiç yaşamak istemediğimiz, hatta gerçekleşecek diye korktuğumuz şeyleri, ayıla bayıla izliyoruz ya da okuyoruz. Madem öyle, gelin bu felaket senaryoları üzerine konuşalım bu bölümde. Distopik hikayelere olan ilgimizin kaynağını arayalım birlikte.

Elbette distopyalar sadece politik bir perspektifle de kurulmuyor. Mesela Fallout ve “Mad Max” gibi evrenleri düşünelim… İnsanlığın elindeki bilgiyi tamamen yanlış kullanmasıyla oluşan bir kıyamet sonrası dünyayı resmediyor bu yapımlar. Ve biz, böyle bir dünyanın kıyısından döndük aslında…

Bundan 79 yıl önce, savaşları durduracağız diye atom bombası kullanıp, gezegeni nükleer bir felakete sürüklemek üzereydik! Hiroşima ve Nagazaki’de sebep olunan o felaket, “Fallout” ya da “Mad Max” gibi distopik evrenlerin bir demo’suydu belki de.

Ancak bazen de eleştirel düşünmemizi sağlıyor bu tür hikayeler. Çerçevenin dışından bakabilmemize, şüphe duymamıza ve hakikati görmemize olanak tanıyorlar... Daha da önemlisi o hayalini kurduğumuz ütopyalara ulaşmamız için bir pusula işlevi görebiliyorlar.

Künye
  • YazanÖzgür Yılgür
  • Ses Tasarımı ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (1)