Müzik Duygularımızı Nasıl Etkiliyor?
Duygularımızı uyandıran veya onları pekiştiren bir etkisi var müziğin. Farklı hisleri temsil eden, melodik özelliklere sahip bir dil olarak tanımlayabiliriz onu. Peki müzik, duygularımızı nasıl etkiliyor; hangi özellikleri sayesinde hüznü, hangileri sayesinde neşeyi deneyimliyoruz? 111 Hz'in yeni bölümünde bu sorulara cevap arıyor, müziğin hislerimizle etkileşimini inceliyoruz.
A-aa! Bak yine erkenden gelmişsiniz… Ama çok güzel bir anda yakaladınız beni bu sefer, hadi iyisiniz arkadaşlar. Açıkçası benim keyfim pek yerinde bugün. Baya pozitif hissediyorum kendimi. Bahar geldi, havalar güzelleşiyor falan, onun etkisidir belki de… Ben de dedim ki Bölüme başlamadan evvel şöyle kısa bir müzik keyfi çok iyi olur diye düşündüm. Şöyle ritimlerin ve melodilerin akışına bırakırız kendimizi, fena mı olur… Hem işlere girişmeden de güzelce bir zihin açar, motivasyonumuzu yükseltiriz. Eh ruhumuzu da beslemek lazım tabii…
Bu arada böylesi keyif anlarını bir ritüele dönüştürmeye çalışmak epey önemli. deyip geçmemek lazım. Odanın ışıklandırması, müzik dinlerken izleyeceğiniz manzara, oturduğunuz yerin konforu, nasıl bir sosyal izolasyon sağladığınız… Bunların hepsine özenmek gerekiyor.
Heh bak kahvem de hazır, şöyle taze taze!
Şimdiiiii sıra dinleyeceğimiz müziği seçmekte… Ama yok, ben bugün işimi şansa bırakacağım…
Evet evet… Bilgisayarın rastgele çalacağı bir şarkıyı dinleyeceğim, yani kendimi shuffle moduna emanet ediyorum. Heh! Bilgisayar tamam, atmosfer tamam, kahve tamam, telefonun bildirim seslerini de kapattık… O halde müzik keyfi yapmaya başlayabiliriz.
Vaay ‘Lacrimosa’ya denk geldi… Mozart’ın en görkemli eserlerinden birisi bu. Desenize şansımız epey yaver gitti! Bu arada çok da dokunaklı bir hikayesi var bu eserin arkadaşlar. Gelin bu nefis parçayı dinlerken bir yandan da onun hikayesini anlatayım size…
Yıl 1791… Artık usta bir besteci olarak tanınan Wolfgang Amadeus Mozart, isimli eseri üzerinde çalışıyormuş o sıralarda. Yine bestesine yoğunlaştığı bir gün, bir mektup gelmiş kendisine.
Bir yabancının imzasını taşıyan bu mektupta, Amadeus’tan yeni bir beste yapması isteniyormuş. Mektubu kaleme alan esrarengiz kişi, Mozart’tan bir ağıt yazmasını talep etmiş. Üstelik mektubunda epey dolgun bir fiyat da teklif etmiş usta besteciye. Fakat bir şartı varmış mektubu yazan bu esrarengiz kişinin… Amadeus’un bu siparişi kimden aldığını araştırmasını katiyen istemiyormuş.
Daha sonraları bu siparişin Almanyalı aristokrat Kont Franz von Walsegg tarafından geldiği çıkmış ortaya. Walsegg, yeni kaybettiği eşinin, ölümünün birinci yıl dönümünde çalınması için böyle bir beste ısmarlamış. Yalnız kendisinin pek de iyi bir repütasyonu yokmuş o yıllarda. Zira Walsegg’in daha önce sipariş ettiği başka eserleri kendi bestesi olarak sunduğu biliniyormuş. Dolayısıyla da bu mektubu bir aracının imzasıyla göndermiş Amadeus’a. Kendini ele vermek istememiş yani. Elbette teklif ettiği ücretin yarısını da avans olarak yollamayı ihmal etmemiş Kont.
Siparişin Kont Walsegg tarafından geldiğinden bir haber Amadeus, bu gizemli mektuba şüpheyle yaklaşmış ilk başta. Daha önce adını hiç duymadığı birisi, yüksek bir meblağ teklif ederek kendisinden bir beste talep ediyor... Tamam bütçe iyi, ama eserin hakları ne olacak? Sonuçta artık bir ismi var kendisinin. E yani o zamanlarda da internet yok… falan diyemeyecek yani bizim Mozart. Fakat eşi Costanze’nin de ısrarı sonucunda bu teklifi kabul etmiş kendisi. u tamamlar tamamlamaz işe koyulmuş Amadeus. Fakat “ üzerine çalışmaya başladığı esnada filiz hastalığına yakalanmış ne yazık ki. Sağlık durumu epey kötüye gitmeye başlayınca, olacakları öngörmüş sanki… Ve besteyi nasıl tamamlamayı planladığını öğrencisi Xaver Süssmayr’a anlatmış Mozart. Yine de hastalığına rağmen devam etmiş eser üzerine çalışmaya.
Taa ki 5 Aralık 1791 gecesine dek.
O gece in bölümünü yazıyormuş Amadeus. Sağlık durumu onu çok zorlasa da en sevdiği işi yapmaktan alıkoyamıyormuş kendini. Parçanın dokuzuncu ölçüsünü yazdığı sırada…
…hayata gözlerini yummuş Wolfgang Amadeus Mozart. Bir rivayete göre ‘Lacrimosa’yı yazdığı sırada kendi ölümü üzerine düşünüyormuş usta besteci. O sırada kendi cenaze töreninin müziğini yazdığını düşündüğü için böylesine karanlık ve görkemli bir eser yazabilmişti belki de… Otuz beş yaşındaki bir dehanın veda ezgisi, kendi ölümüne yaktığı ağıttı sanki . Elbette bu bir rivayet olarak kalsa da, eserin haletiruhiyesiyle epey örtüşüyor.
Neyse efendim, Mozart’ın ölümünün ardından eseri tamamlama görevi öğrencisi Süssmayr’a kalmış. Hocasının kendisine anlattığı plandan ve onun el yazmalarından yola çıkarak tamamlamış i… Siparişin teslimi sırasındaysa teklif mektubunun Walsegg tarafından kaleme alındığı anlaşılmış. Eşinin son eserini kaybetmek istemeye Costanze Mozart ise hemen kamu yararına düzenlenen bir konserde bu bestenin duyulmasını sağlamış. Böylece Walsegg de in kendisine ait olduğunu asla iddia edememiş…
Vay arkadaş! Yani şurada bir müzik keyfi yapalım dedik içim karardı. Zaten ne bekliyordum ki… Shuffle’dan çıktığı an başıma geleceğini bilmeliydim. Daha ilk saniyesinden bulunduğunuz ortamı zifiri bir karanlıkla kaplıyor bu parça. Huzurla karışık bir hüzün çöküyor üstünüze ister istemez. Aslında bu sadece ya özgü bir şey de değil. Tür ve ruh hali fark etmeksizin müziğin böyle bir etkisi var üzerimizde. Bir anda ruh halimizi değiştirebiliyor.
Pekiiii nasıl oluyor ki bu? Yani baksanıza, bölümün başında çok keyifliydim, canımı hiçbir şey sıkamaz diye düşünüyordum hatta. Nasıl bir şarkıyla ruh halim değişti ki? Eminim her gün başınıza geliyordur sizin de… Ne bileyim enerjisi yüksek bir müzik dinlerken yürüyüşünüz değişiyordur mesela. Spor yaparken sizi daha dinç hissettiren, çalışırken odaklanmanızı sağlayan, üzüntünüzü pekiştiren, durduk yere dans etmenize sebep olan parçalar vardır mutlaka. Böyle durumlarda diye sormadan edemiyor insan. Fakat biz yine büyü falan diye kestirip atmadan, işin bilimsel yanını da bir gözden geçirelim en iyisi. Bakalım bu müzik bizi nasıl etkiliyormuş…
Müziğin ruh halimiz ya da mood’umuzu doğrudan etkilediğini söyleyen birçok akademik çalışma var aslında. Bireylerin dinleyecekleri şarkıları seçerken parçanın türüne, temposuna veya melodisine dikkat ettiklerini; bu seçim aşamasında da ruh hallerinin belirleyici olduğu saptanmış mesela. Bazı çalışmalar demin saydığım müzikal ögelerin ruh halimizi doğrudan değiştirdiğini de söylüyor. Tıpkı az önce benim yaşadığım gibi yani… Çok keyifliyken bir şarkı dinleyip hüzünlenebiliyorsunuz. Kısacası bazen ruh halimiz dinlediğimiz şeyleri, bazen de dinlediğimiz şeyler ruh halimizi belirleyebiliyor.
Bu noktada “müzik duyguları uyandırır” önermesi ön plana çıkıyor. Ki bu felsefeden, nörolojiye, sosyolojiden psikolojiye kadar birçok farklı alanda incelenen bir konu aslında. Batı müziği üzerinde yapılan birçok çalışma, dinlediğimiz şeylerin ruh halimizle ilişkili olduğu sonucuna varıyor. ABD’li psikolog Kate Hevner’in 1936’da yaptığı başlıklı çalışması bunun en iyi örneklerinden biri mesela. Majör ve minör akorların, ruh halimiz üzerine etkisini incelemiş Hevner. Majör akorların pozitif, minör akorlarınsa negatif duyguları tetiklediğini saptamış.
Hevner’in çalışması bu konudaki başlangıç noktalarından biri aslında. Zira müzik ve ruh hali ilişkisini inceleyen, Hevner’in bulgularını bir adım daha öteye götüren birçok müzikolog var tarihte. Bilişsel müzik üzerine çalışmalar yapan müzisyen Deryck Cooke da onlardan biri. 1959’da yayımladığı isimli makalesinde müziği, farklı duyguları temsil eden, melodik özelliklere sahip bir dil olarak tanımlamış Cooke ve Hevner’in çalışmasını daha da detaylandırmış. Cooke’a göre; majör akorlar sevinci ve zaferi, majör altılı aralıklar özlemi, minör altılı aralıklar ıstırabı, artık dörtlülerse düşmanlık ve bozulmayı ifade ediyor.
Tamam, Cooke’un bu kuramını tam anlamıyla idrak edebilmek için müzik teorisi de bilmek gerekiyor ki bir değil, birkaç podcast bölümüne sığamayacak bir konu bu. Fakat bu örneği vermemin bir sebebi var… Müziği oluşturan öğeler aslında bizim üzerimizde çok farklı etkiler yaratıyor. Hani diyoruz ya müzik bir dil diye… Tıpkı kelimeler gibi akor dizileri, ritim, tempo, melodi, şarkının trafiği, hatta teknolojiyle birlikte kullanılan kayıt teknikleri… Hepsi bizim farklı şeyler hissetmemize yol açıyor.
Bunu daha iyi anlatabilmek için sizinle basit bir deney yapmak istiyorum. Fakat bunu sağlıklı yapabilmemiz için sizden istediğim iki ufak şey olacak… Şayet şu an beni kulaklıkla dinlemiyorsanız, kulaklıklarınızı takmanızı ve odağınızı buraya vermenizi rica ediyorum. Hatta deneye başlamadan kısa bir ara versek iyi olur. Hem kulaklıklarımızı hazırlamak hem de odaklanmak için ufak bir mola hepimiz için iyi olacaktır.
Eveet, umarım kulaklıklarınızı takmışsınızdır ve odağınız bendedir.
Deneye başlamadan ufak bir şeyi hatırlatacağım size… Az önce Hevner’in minör ve majör akorlar üzerinden kurduğu teoriden bahsetmiştim size. Ne diyordu Hevner? Minör akorlar negatif, majör akorlar ise pozitif duyguları ifade ediyordu, değil mi? Deneyimizde de bunu pratik edeceğiz aslında. Şimdi size The Beatles’ın en ünlü şarkılarından ‘un iki farklı versiyonunu dinleteceğim. Hazırsanız ilk versiyonumuzla başlayalım.
Şarkıyı bilenler muhtemelen şaşırmıştır. Ama biraz sabretmeleri gerekecek… Şimdi sizden bir süre bu dinlediğiniz melodide ne hissettiğinizi düşünmenizi rica ediyorum. Hangi duygular canlandı sizde, hangi anılarınızı hatırladınız. Nasıl hissettiniz kendinizi? Hatta dilerseniz burada bölümü durdurup üzerine de düşünebilirsiniz…
Neyse ama ben devam edeyim… Şimdi sırada ikinci versiyonumuz var. Hazırsanız geliyor…
Evet, şimdi de bir önceki melodide olduğu gibi, bu partisyonun da size hissettirdikleri üzerine düşünmenizi rica ediyorum…
Farkı fark ettiniz mi? Şöyle izah edeyim, ilk dinlediğiniz versiyon şarkının orijinal düzenlemesi değil. Tüm parçanın majörden minöre çekilmiş hali… Daha hüzünlü duyulmasının, sizde bu tür hisler çağrıştırmasının sebebi de bu esasen. İkinci dinlediğimiz versiyon ise ‘Hey Jude’Ben çocuğuma bebeklikten beri Mozart dinletiyorum”“String Quintet No. 5 in D major”‘Country House’“Eeee bunu nasıl yapacağız diye”“Dinlemenin Felsefesi: Çok Seslilik”te bu konuya etraflıca değinmiştik. Dinlemeye oradan başlamanızı öneririm.
Neyse… Bazen dinlediğimiz şeylere fazla önem atfedebiliyoruz cidden. Dinlediğimiz şeyler bizim kimliğimize de dönüşebiliyor, ki bir ara bunun da üzerine konuşalım muhakkak. Ancak bunlara çok da takılmadan iyi bir dinleyici olmaya odaklanın derim ben. Dilerseniz minör, dilerseniz majör… İster yüksek tempolu, ister aksak ritimli… Rap, caz, metal, klasik… Hiç fark etmez! Severek dinlediğiniz müzikleri analiz etmekten, sizde uyandırdığı hisleri nasıl işlediğinizi sorgulamaktan, müziği bir oyuna dönüştürmekten vazgeçmeyin.
Keyifli dinlemeler…
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses Tasarımı ve KurguMetin Bozkurt