Yeni Yıldan Beklentilerini Gözden Geçirdin mi?
Her yıla yeni beklentilerle giriyoruz. 1 Ocak itibarıyla her şey çok güzel olacakmış gibi düşünüyoruz. Evet, beklentiler bizim motive olmamızda ya da başkalarına karşı davranışlarımızın şekillenmesinde önemli bir faktör. Doğru kullanıldığı takdirde bir süper güç bile diyebiliriz onlar için. Ancak her zaman olumlu yönde işleyen bir etkisi olmadığı da gerçek. 111 Hz'in bu bölümünde beklentilerin faydalı ve tehlikeli yanlarını konuşuyoruz. Yeni yıla girmeden önce beklentilerimizi tekrar bir gözden geçiriyoruz.
Tuba: Öhmmm! Arkadaşlar yeni yıl partimize geldiğiniz için çok teşekkür ederim. İyi ki bir araya gelebildik. Sizin burada olmanız (vurgulu bir şekilde) gerrçekten benim için çok değerli ve kıymetli.
Tuba: Sağ olun, sağ olun… Biliyorsunuz 2024 zorlu bir yıldı… Gerçi hangisi değildi ki.
Tuba: İnişlerimiz de oldu çıkışlarımız da… Kah güldük kah ağladık… Ne hikayeler yazdık, nasıl yollardan geçtik… Şimdi yenileri için adım adım 2025’e doğru ilerliyoruz. Çeyrek asır daha geride kalıyor. Çok özel bir yıl olacak inanıyorum. Ben de bugün siz—
Psst! (Daha yüksek) Pssst! Gelin gelin, buradayım. Malum yıl sonu… Sık sık böyle davetlere, partilere falan çağırılıyoruz. Aslında güzel de oluyor böyle buluşmalar, ama bu seferki epey sıkıcı. Yani… Evden çıkarken bu kadar klişe bir parti olacağını hiç düşünmüyordum açıkça—
Tuba: Öhmmm…
Pardon.
Tuba: Teşekkürler… (Normal konuşmaya devam eder) Evet, ne diyordum… Ben de bugün 2025’ten beklentileriniz nedir, kendinize hedef ne koydunuz, onları merak ediyorum. Dilersen seninle başlayalım Barış’cığım…
Öhmmm! Yani… Eee… Şey… 2025 hedefleriiiim… Hmmm… Ya açıkçası ben bu yıl gitar çalmayı öğrenmek istiyorum arkadaşlar. Bakarsınız küçük bir konser de veririm, belli mi olur…
Tuba: Hı hı, anlıyorum… Enteresan bir hedefmiş Barış’cığım. Peki arkadaşlar sırayla devam edelim lütfen…
Funda: Aaa gitar mı, çok cringe!! Bilemedim yaani… Neyse ben 2025’te Paris Moda Haftası’nda brand’imi, dünya pazarına açacağım!
Moda haftası mı? Funda muhasebeci değil miydi ya?
Mustafa: Ben bir albüm yapıp Grammy kazanacağım…
Mert: (Gıcık bir gülümsemeyle) Ben yeni bir Maserati tasarlamayı planlıyorum yaa…
Yok artık!
Cenk: 2025, uzay safarisi hayalim için doğru bir yıl…
Nergis: Ben önümüzdeki yıl Cannes Film Festivali’nden ödülle döneceğim…
N-n’oluyor ya… Bunlar n-nasıl hedefler… Uzaya çıkmak gibi bir yeni yıl beklentisi mi olur ya! Ooof çok daraldım…
Sakin ol Barış… Maserati’ci çocuk gerçek değil, sana zarar veremez. Sakin ol… Sakin… Saaakiiiinnn…
EEEEH YETEEEER!
Off kabus gibiydi değil mi az önce duyduklarınız? Neymiş efendim yeni Maserati tasarlayacakmış da, uzaya gidecekmiş de, Cannes’dan ödül alacakmış falan… Hayatımda daha uçuk yeni yıl beklentileri duymamıştım. Bir de benim hedefimi beğenmiyorlar. Akıl var mantık var canım.
Yani tamam, bu hedeflerin fazlasıyla abartılı olduğunu biliyorum. Ama aslına bakarsanız bunun daha hafif versiyonlarına tanık oluyoruz hepimiz şu sıralarda. Yılın son haftalarındayız ne de olsa… Gerçekçi ya da değil, onlarca plan duyduğumuz o günlerdeyiz. Yeni umutlarla hazırlanan uzuun uzun listeler, yepyeni hedefler… Fit bir vücut hayali, kendime daha fazla zaman ayıracağım sözleri… Hep bir beklenti içindeyiz yeni yıldan. Normalde sahip olduğumuz beklentilerimize daha sıkı sarılıyoruz böyle zamanlarda. Ailemizden, ilişkilerimizden ya da etrafımızdakilerden birçok yeni şey bekliyoruz mesela. En önemlisi de kendimizden beklediklerimiz… Onlar yerleşiyor odağımıza. Daha başarılı ya da daha mutlu olacağımızı düşünüyoruz yeni yılın başlamasıyla. Elbette böyle olması da çok doğal. Umut duymak, hayal kurmak hepimizin ihtiyacı en nihayetinde.
Ama işte bu beklenti meselesine de dikkatli yaklaşmamız gerekiyor. Zira beklentiler bizi gerçeklikten koparıp karanlık bir yere de sürükleyebilir, başarılı bir noktaya da taşıyabilir. E madem öyle, yeni yıla bir hafta kala şu beklentiler konusunu bir netleştirelim dilerseniz.
Beklentiler üzerine yapılmış çok sayıda bilişsel psikoloji çalışması ve ortaya atılmış teori var aslında. Fakat bunların içinden bir tanesini temel olarak alabiliriz. Beklenti - Motivasyon Teorisi… Bir psikolog ve işletme profesörü olan Victor Vroom’un, 1960’larda öne sürdüğü bir kuramdı bu. Vroom’a göre sahip olduğumuz beklentiler, bizim bir işi yapma motivasyonumuzu da doğrudan etkiliyor. İnsanların genel olarak bir ödül beklentisi içinde olduğunu öne sürüyor bu teoride Vroom. “Bir şeyin gerçekleşmesi için belli bir çaba gösterdikten sonra, her ne olursa olsun bir ödül bekliyoruz” diyor kendisi. Onun tespitine göre bir eylemimizin sonunda ödül kazanırsak, sonraki çabalarımızda da benzer şeyleri kazanmayı bekliyoruz. Buradan yola çıkarak da kişinin geçmişteki deneyimlerine, özgüvenine, becerilerine, kısacası sahip olduğu kaynaklara duyduğu inanç olarak tanımlıyor beklenti olgusunu Victor Vroom. Bu inanç arttıkça, iş yapma motivasyonumuz da yükseliyor haliyle.
Motivasyonu da üç faktöre bağlıyor teorisinde.
Öncelikle bir enstrümandan bahsediyor Vroom. Bu hedefin, yani ödülün ta kendisi. Mesela az önceki partiden örnek vereyim… Gitar çalabilmeyi hedeflediğimi söylemiştim, değil mi?
Burada sevdiğim şarkıları çalabilmek ve gitarda ustalaşabilmek, benim ödülüm aslında. Buna ulaşabilmek için de her gün gitar çalışmam gerekiyor.
Vroom’un Beklenti - Motivasyon Teorisi’nin ikinci faktörüyse “değerlik”. Bu da hedefimize varmayı ne kadar çok istediğimiz, onu ne kadar arzuladığımızla alakalı bir şey aslında. Bir nevi ateşleyici gücümüz de diyebiliriz bu faktör için. Bir şeyin gerçekleşmesini ne kadar çok istersek, o kadar çok çaba sarf ederiz diyor Vroom. Yine kendi örneğimle pekiştireyim bunu… Gün içinde gitara ayırdığım çalışma süresi, bu enstrümanı ne kadar çalmak istediğimin, yani ödülümü ne kadar arzuladığımın da bir ölçütü.
Motivasyonu etkileyen son faktör ise beklentilerimiz. Kendi kabiliyetlerimiz ve geçmişteki deneyimlerimiz, o ödüle ulaşacağımıza dair inancımızı, yani beklentilerimizi de yükseliyor.
Bu faktörleri de kullanarak bir motivasyon formülü de çıkarmış bu arada Victor Vroom. Basit bir örnekle açıklayayım bunu da size. İş yerinde terfi almak istediğinizi düşünelim. Böyle bir durumda zihniniz kendisini şu şekilde motive ediyor… “Eğer Y kadar çaba harcarsam, X kadar iş bitiririm ve terfi alırım.” Burada harcadığınız çaba -yani Y- beklentilerinizi, bitirdiğiniz iş -yani X- enstrümanı, kazanmayı istediğiniz terfi ise değerliği oluşturuyor.
Fakat beklentiler sadece kendimize dair inançlarımız üzerinden tanımlayabileceğimiz bir şey de değil açıkçası. Başka insanlardan beklediğimiz şeyler var en nihayetinde. Bu da bizim davranışlarımızı şekillendiriyor aslında. İşte bu noktada beklentiler üzerine ortaya atılmış en popüler yaklaşım olan Pygmalion Etkisi’nden bahsetmezsek olmaz.
1968… Psikolog Robert Rosenthal, Kaliforniya Üniversitesi’nde beklentiler ve “kendini gerçekleştiren kehanet” olgusu üzerine çalışmalar yürütüyordu.
Yüksek beklentilerin çalışma performansını arttırdığı fikri kağıt üstünde güzel gözükse de, gözleme dayandırılması gerekiyordu haliyle. Bunun için de Lenore Jacobsen’in yardımlarıyla bir deney tasarladı Rosenthal.
İkili bu deney için Kaliforniya’daki bir ilkokuldan, rastgele bir sınıf seçti öncelikle.
Ardından sınıftaki öğrencilerin tamamına bir IQ testi çözdürdüler. Bu testin sonunda öğrencilerin IQ puanlarını değerlendiren Rosenthal ve Jacobsen, on kişilik bir grup belirlemiş. “Entelektüel açıdan olgunlaşanlar” olarak isimlendirdikleri bu grupta, testten en yüksek IQ puanı alan öğrencilerin yer aldığını söylemişler sınıfın öğretmenlerine. İşte bu, -tırnak içinde- sınıfın en zeki öğrencileri, öğretmenlerinin de gözdesi olmuş bir anda.
Fakaaat burada ufak bir hile vardı. Şöyle ki, Rosenthal ve Jacobsen gruptaki öğrencileri rastgele seçmişlerdi. En başta yaptıkları o IQ testi bir yanıltmacaydı esasında. Bu şekilde öğretmenlerin beklentilerini yönlendirecek ve Pygmalion Etkisi’nin pratikte çalışıp çalışmadığını gözlemleyebileceklerdi.
Bir sene sonra yeniden sınıfa gitti Rosenthal ve Jacobsen. Öğrencilere tekrar benzer bir IQ testi çözdürdüler. Bu testin sonucunda rast gele seçtikleri o on öğrencinin IQ puanlarında ciddi bir ilerleme gözlemlemişler. Bunun da açıklamasını şöyle yapıyor Rosenthal… Sınıfın öğretmenleri yıl boyunca bu on öğrenciye daha faklı bir yaklaşımda bulunmuş. Onların yüksek IQ’lu olduklarını düşünmeleri, öğrencilerine karşı davranışlarını da doğrudan etkilemiş. Zira bu on öğrencinin sahip olduğu potansiyel, öğretmenlerinde de büyük bir beklenti oluşturmuş. Dolayısıyla da inanç, emek ve zaman yatırımlarının büyük kısmını bu öğrencilere yapmışlar.
“Sınıftaki Pygmalion” isimli bu deneyin sonunda şöyle bir çıkarıma varıyor Rosenthal… “Birinden belli bir beklentimiz olduğunda, bunun gerçekleşmesini sağlayacak bir tavra bürünüyoruz.” Haksız da sayılmaz aslında. Mesela toplumsal bir yerden yaklaşalım bu etkiye… Beklentilerimiz sadece IQ gibi ölçülebilir şeylerle şekillenmiyor elbette. Bireylerin kültürel tüketimleri, imajları, fiziksel özellikleri, etnik kimlikleri, meslekleri veya sosyoekonomik düzeyleri de önemli faktörler bizim için. Böylece kişilere yönelik beklentiler geliştiriyor, davranışlarımızı bunlara göre şekillendiriyoruz. Örneğin hemşirelerin hepsinin yardımsever olmasını bekleriz, değil mi? Fakat yardımseverlik, mesleki değil bir kişilik özelliğidir.
İşte bu beklentilerin karanlık yüzünü açığa çıkarıyor biraz da. İşin o kısmına da bakacağız tabii ki, ama burada kısa bir ara versek iyi olur. Yani… Bölüme mola vermeden devam edeceğimi bekliyorsanız, yanılıyorsunuz.
Evet, beklentiler bizim motive olmamızda ya da başkalarına karşı davranışlarımızın şekillenmesinde önemli bir faktör. Doğru kullanıldığı takdirde bir süper güç bile diyebiliriz onlar için. Ancak her zaman olumlu yönde işleyen bir etkisi olmadığı da gerçek. Mesela Pygmalion’ın tersi olan bir etki daha söz konusu. Golem Etkisi… Pymalion ile benzer bir sistemle işliyor Golem de. Birinden düşük beklentiler içindeyseniz, davranışlarınız da buna göre şekilleniyor. Böylece karşı taraf daha düşük bir performans gösteriyor ve başarısız oluyor. Ama benim esas konuşmak istediğim şey beklentilerin psikolojimiz ve davranışlarımız üzerindeki etkileri.
Penn State Üniversitesi profesörlerinden John A. Johnson bu konuya özel olarak odaklanan akademisyenlerden birisi. Beklentilerin pozitif etkilerini kabul etmekle birlikte, bunların birer probleme dönüşebileceğini de savunuyor kendisi. Beklentilerimizin bizi hantallaştırabileceğini ve gerçeklikle bağımızı koparabileceğini ifade ediyor Johnson. Çoğu zaman kendimizi yanıltacak beklentilere sahip olduğumuzu gözlemlemiş yaptığı analizlerde.
Şimdi bölümün biraz başlarını hatırlayalım dilerseniz… Kendimize yönelik oluşturduğumuz beklentilerin, geçmişte deneyimlediğimiz olumlu şeylerden etkilendiğini söylemiştik, değil mi? Yine gitar üzerinden örneklendireyim bunu. Haftalarca uğraşıp The Beatles’ın ‘While My Guitar Gently Weeps’ şarkısını çalmayı öğrendim diyelim. Rahatlayabilirim, değil mi? En zorunu atlattım, sevdiğim tüm şarkıları çalabilirim artık. Kendimden bunu beklemem gayet doğal. Ama bu pek de sağlıklı bir düşünme şekli değil. Evet, gitarda nasıl ilerleyebileceğime dair bir metot biliyorum artık. Fakat bir enstrümanı tek bir şarkıyla da öğrenemezsiniz. Bir sürü teknik öğrenmeniz gerekir. Etüt edeceğiniz her yeni gitar çalma tekniğini de hata yaparak öğrenmeye başlayacaksınız. Dolayısıyla pratik yapmalı, denemeli ve pes etmemelisiniz.
Ya da yine terfi üzerinden ele alalım bunu… Siz gereken tüm sorumluluklarınızı yerine getirseniz de elinizde olmayan bazı şartlar yüzünden terfi alamayabilirsiniz. İş yerinizde sizden daha iyi performans gösteren başka bir kişi de olabilir. Onu bırakın terfi olabileceğiniz bir pozisyon bile olmayabilir işinizde. Johnson da buna vurgu yapıyor aslında. Beklentilerimizi oluştururken mantıklı düşünmek gerektiğini ve her şeyin umduğumuz gibi gitmeyebileceğini hatırlatıyor.
Bu arada odağımızı kendimizden, çevremizdekilere dair beklentilerimize yönelttiğimizde de başka sorunların ortaya çıktığını söylüyor John Johnson. İnsanların istediğimiz gibi davranmalarını beklediğimizde de bazı riskler doğuyor ona göre. Yakın çevremizdeki kişiler, beklentilerimizin aksine davranışlar sergilediğinde şok oluyor, öfke veya kırgınlık gibi duygular hissediyoruz. Tüm bunların neticesinde beklentileri “öncede tasarlanmış hayal kırıklıkları” olarak tanımlıyor Johnson.
Şimdi size sürekli kötümser olun, hiçbir beklentiniz olmasın falan demiyorum elbette. Demin de söylediğim gibi, beklentilerimizi bir süper güç olarak da kullanabiliriz pek tabii. Ancak “uzay safarisi yapmak” ya da kısa yoldan zengin olmak gibi gerçeklikten kopuk beklentilere girdiğimizde somurtkan, mutsuz ve hatta depresif bir insana dönüşebiliyoruz.
Peki tüm bunlara rağmen neden böyle bir eğilime sahibiz? Yani gerçekleşmesi büyük ölçüde imkansız olan şeylere karşı neden beklentiler yaratıyoruz? Bunun için de iyimserlik ön yargısı dediğimiz durumu incelememiz gerekiyor.
Kişinin bir meselenin olumlu sonuçlanacağına dair, gerçeküstü bir inanca sahip olma hali diyebiliriz iyimserlik önyargısı için. Böyle durumlarda bireyin risk algısı kırılıyor ve karar verme süreçleri de etkileniyor. Neyi istediğimizi bilemediğimiz, neye çaba harcamamız gerektiğine karar veremediğimiz durumlar vardır ya hani… Bir türlü makul bir hedef belirleyemeyiz kendimize. İşte bu durumlarda iyimser düşünmeye yöneliyor zihnimiz. Olumlu anlamda bir önyargı oluşturuyoruz kendi kendimize yani. Bu da beynimizin ödülle kurduğu ilişkinin bir sonucu esasında.
Bu konuyu inceleyen nörobilimci Tali Sharot, iyimser önyargıların beyindeki dopamin aktiviteleriyle ilgili olduğunu söylüyor. Yaptığı nörolojik incelemelerde, olumlu ya da umut veren bilgilerin işlendiği sırada beynin prefrontal korteks bölgesinde daha yoğun bir faaliyet olduğunu gözlemlemiş Sharot. Burası da beynimizin davranışlarla ilişkili olan bölgesi. Buradan yola çıkarak olumlu olayları abartıp, her ne olursa olsun hep en iyisini düşünmeye ve olumsuz ihtimalleri küçümsemeye teşne canlılar olduğumuzu söyleyebiliriz. Sharot da bu durumun doğru yönetildiğinde motivasyon ve stres kontrolü açısından çok faydalı olabileceğini söylüyor. Fakat gerçekçi olmayan beklentilerin sonunda hayal kırıklığının kaçınılmaz olduğunu da ifade ediyor.
Tamam ama yapmak gerek? Yani hiçbir şey hayal etmemeli, umutsuzluk içinde mi yaşamalıyız illa? İyiye yormayı yasaklamalı mıyız kendimize? Böyle bir durumda nasıl mutlu olabiliriz ki? Elbette karamsarlığa düşmeyeceğiz arkadaşlar. Fakat beklentilerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor kesinlikle. Bir farkındalığa sahip olmalı, kendi beklentilerimizi de sorgulamalıyız mutlaka.
Ne istediğinizi, neyi arzuladığınızı sorabilirsiniz mesela kendinize. Hayal ettiklerinizi makul bir zemine indirmek güzel bir ilk adım aslında. Uçuk beklentilere, çılgın hayallere dalmak size vakit ve motivasyon kaybettirebilir. Bunların farkında olmak bile daha berrak düşünebilmenize yardımcı olacak.
Elbette potansiyelinizin de farkında olmanız çok önemli burada. Yeteneklerinizi görebilmek için kendinizi daha iyi tanımaya çalışın mutlaka. Başkasına uçuk bir hayal gibi gelen şeyler, sizin ulaşabileceğiniz bir şey de olabilir sonuçta. Gerçekliğin subjektif olduğu durumlar da var yani… Bir de denemekten, çabalamaktan asla vaz geçmeyin. Mutluluk, başarı ya da arzuladığınız şey her neyse… Bunların hepsine ulaşmak bir süreç. Bu sürecin içinde takılıp düşebilirsiniz de. Ama bir şeyi çok istiyorsanız, sabır göstermeli ve inat etmelisiniz. Böylece arzu ettiğiniz o ödüllere de zamanla ulaşabilirsiniz
Madem öyle, 2025’ten beklentilerinizi bir daha gözden geçirmeye ne dersiniz?
Künye
- YazanÖzgür Yılgür
- Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (33)
- Expectancy theory
- Prospect theory | Psychology, Decision Making & Risk Analysis | Britannica
- Where Do Your Expectations of Yourself Come From?
- Beware of Your Self-Fulfilling Prophecy
- How to Avoid the Expectations vs. Reality Trap
- The Psychology of Expectations | Psychologs Magazine | Mental Health Magazine | Psychology Magazine | Self-Help Magazine
- The Psychology of Expectations
- (PDF) COMPARATIVE THEORETICAL ANALYSIS OF EXPECTATIONS IN DIFFERENT PSYCHOLOGICAL CONCEPTS
- (PDF) Low Hopes, High Expectations: Expectancy Effects and the Replicability of Behavioral Experiments
- The Stoic Guide to Winning The War Of Reality vs. Expectations
- The Power of Expectations | Invisibilia | NPR
- Ne Beklersen Onu Alırsın ! | Pygmalion Etkisi
- The Hawthorne, Pygmalion, Placebo and other effects of expectation
- Pygmalion ve Golem Etkisi: Kişilere Yönelik Beklentilerimiz, Algılarımızı Nasıl Etkiliyor? - Evrim Ağacı
- Kendini Gerçekleştiren Kehanet - Evrim Ağacı
- Plasebo Etkisi Nedir? Deneylerde Plasebo Nasıl Kullanılır? - Evrim Ağacı
- On Desire
- Mutluluğun sırrı: Yüksek ve düşük beklentiler başarıyı nasıl etkiliyor?
- Charlie Munger’e Göre Mutluluğun İlk Kuralı
- I really don’t know where I want to end up. How do I figure out what I want to do? | Leading questions
- How to Find Out What You Really Really Think and Why...
- How to know what you really want | Luke Burgis | Big Think
- Don't Know What You Want? Answer This Question #MelRobbinsLive
- Do You Know What You Want from Life? | Eckhart Tolle
- Hayal Kırıklığı Nedir? Hayal Kırıklığıyla Başa Çıkmak | Hiwell
- Disappointment in Decision Making under Uncertainty on JSTOR
- 6 Strategies for Managing Disappointments
- One Big Way to Deal with Disappointment
- www.bestpsychologydegrees.org
- (PDF) What do we talk about when we talk about disappointment? Distinguishing outcome-related disappointment from person-related disappontment
- Expectations - the real happiness killer - Human Psychology
- Ayna Benlik Teorisi Nedir? - Evrim Ağacı
- How do I overcome chronic indecision and make progress with my life? | Leading questions