111 Hz ·Bölüm 164 ·30 Aralık 2024 ·27 dk ·959 kelime

Peki, Yeni Yıl Kararlarınızı Aldınız mı?

Her yıl milyonlarca insan, yeni yıla dair kararlar alıyor. Ancak çoğu insan bu kararları gerçekleştiremiyor. Peki, neden böyledir? Planlarımıza neden uymakta zorlanırız? Aslında, bu zorlukların birçok nedeni vardır; motivasyon eksikliği, gerçekçi olmayan hedefler belirlemek ve alışkanlıkları değiştirmede yaşanan güçlükler bunlardan sadece birkaçıdır. 111 Hz'in bu bölümünde, yeni yıl kararlarını nasıl sürdürülebilir hale getirebileceğimizi ve planlarımızı nasıl hayata geçirebileceğimizi tartışıyoruz.

0:00

Aaaa! Saat ne kadar da geç olmuş… Şu işimi bitirip yatayım artık. Eveeeet ne diyorduk… Japonca öğrenmek! Bu yıl o yıl olacak… 2025’te Japonca öğreneceğim.

O da neydi? Kim var orada?

Ne? Kimsin? Ne istiyorsun benden?

Nereye? Ne? Hayıııır.

Neredeyiz biz? Burası çok tanıdık geliyor?

Bi’ dakika… ama bu benim? O da Alp?

Genç Barış: Bak ne diyeceğim Alp. Ben 1995’e girerken bazı kararlar aldım. Bu yıl fotoğrafçılık öğrenmek istiyorum. Aynı zamanda kahveyi azaltacağım… Bir de Japonca öğrendim mi tamamdır!

Geri dönelim lütfen. Çok garip hissettim… Ne kahveyi azalttım ne de fotoğrafçılık kursuna yazıldım… Ya bir de ben 30 yıl önce de mi Japonca öğreneyim diyormuşum? E neden bir türlü halledememişim? Neden bana bunları gösterdin ki?

Ne ziyaretçisi? Ne oluyor ya? Offfffff.

Tekrardan merhaba sevgili arkadaşlar.

Biliyorum, biraz ürpertici bir giriş oldu... Ne yapacağım şimdi? Ben de tam kestiremiyorum. Neredeyse 30 yıl öncesini gördüm… Şimdi hızlıca, bu davetsiz misafirin bahsettiği ikinci ziyaretçime hazırlanmalıyım. Yine gerilmeyi pek istemem doğrusu.

Kutlayanlarınızın ya da kutlayan dostları olanların malumudur… Yeni yıl kararları almak birçok açıdan keyifli bir etkinlik. Sonuçta, hedeflerimizi herhangi bir zamanda belirleyebiliriz öyle değil mi? Ama insanlar önemli kararlar almak için genellikle bu dönemi tercih ediyor. Hatta bu oran, gençler arasında yüzde ellilere kadar çıkıyormuş… Yani oldukça popüler bir ritüel…

Peki takvim yılının dönmesi, bizi büyük hedefler koymaya neden daha yatkın hale getiriyor? Lisanslı klinik psikolog Terri Bly, yeni yılın bitmekte olan yıl ve gelecek yıla dair bizi düşünmeye ittiğini belirtiyor. “2024 nasıl geçti?” diye kendimize ve etrafımızdakilere soruyoruz. Daha sonra 2025’e dair beklentilerimizi, planlarımızı ve arzularımızı paylaşıyoruz. Bu nedenle, yeni yılın gelişi, birçok kişiyi hayatında yapmak istediklerini düşünmeye itiyor. Böylelikle, yeni yıl kararları alma ritüeli ortaya çıkıyor. Uzman psikolojik danışman Jennifer Kowalski de bu görüşe katılıyor. Kowalski, yeni yılın taze bir başlangıcı simgelediğini ve insanların bu yenilenme anına ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Ona göre, bir şey sona erdiğinde yeni başlangıçlar için bir fırsat doğuyor. Ayrıca, dünyanın her yerinde yeni yılın aynı gün deneyimlenmesinin, geçmişe ve geleceğe dair kollektif bir düşünme alanı açtığını söylüyor kendisi... İşte bu nedenle, yeni kararlar alma isteği özellikle güçlü oluyormuş.

Düşününce bu kararlarının ardındaki psikolojiyi anlamak pek de zor değil. Yeni yıl kararları, ulaşmak istediğimiz ve arzu edilen hedeflerin bir ifadesi. Ancak bu hedefler genellikle pek işe yaramıyor. Peki bu neden böyle ki? Bunu şöyle açıklayabiliriz. Planlar, beynimizin daha mantıklı, uzun vadeli düşünen kısmından geliyor arkadaşlar. Örneğin, birkaç kilo vermek, yeni bir dil öğrenmek veya sosyal medyada daha az zaman geçirmek. Değişim isteğimiz konusunda bir sorun yok. Sorun, beynimizin alışkanlıklarımızı sürdüren ve günlük eylemlerimizin çoğunu kontrol eden tarafı devreye girdiğinde ortaya çıkıyor. Aslına bakarsanız, beynimiz davranışları otomatikleştirme konusunda bayağı iyi. Bu otomatikleştirme sayesinde zihnimiz, vermemiz gereken diğer kararlara kaynak ayırmak için özgürleşmiş oluyor. Fakat bu durum, uzun vadeli planlamalar yapmamız gerektiğinde önümüze engeller çıkarabiliyor. Çünkü alışık olduğumuz rotanın dışına çıkmak bizleri zorluyor.

Yeni yıl kararlarını uygulamaya çalışırken yaşadığımız bir diğer güçlükse, bunların büyük ve köklü değişiklikler olması... Bu büyük hedefler kulağa çekici gelebiliyor tabii anlıyorum… Ama aslında insan doğası bu tür büyük değişiklikleri hemen yapamıyor arkadaşlar. Bly ve Kowalski gibi uzmanlar, davranışları değiştirmek için konfor alanından çıkmanın kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Ancak tahmin edersiniz ki kimse uzun süreli rahatsızlık yaşamaktan hoşlanmıyor. Kalıcı bir değişimin yolu ise, uzun süre boyunca konforsuz hissetmekten geçiyor...

Fakat kendinizi zorlamayı bırakıp konfor alanınıza dönerseniz de başka bir sorun beliriyor. Yunan filozoflarının akrasia (okunuşu: akrazya), yani irade zayıflığı dediği şeye bir bakalım isterseniz.

Bu terimi anlamak için kararlar ve aksiyonlar arasındaki ilişkiyi incelemek şart. Üç farklı tip ilişki ortaya çıkıyor gibi. Bir şeyi yapmak isteyip yapmak, bir şeyi istemeden yapmak ve bir şeyi istememize rağmen yapamamak. İlk durumda bir arzunuz var. Mesela su içmek… Bu arzunuzu gerçekleştirmeye yönelik bir plan yapıyorsunuz ve daha sonra da aksiyona koyulup sonucunu alıyorsunuz. En basit şekliyle, mutfağa gitmek, bir bardak seçmek ve sürahiden kendinize biraz su doldurmak gibi… İkinci durum, genellikle zorunda olduğumuz şeyleri kapsıyor. Mesela, hasta olmamak için iğneden korkmanıza rağmen aşı olmanız gibi… Son durumsa akrasia denilen ve kararlarımızı uygulamaya çalışırken başımızın belası olan durum. Şöyle ki, Japonca öğrenmek istiyorsunuz ve kendinize haftanın belli günlerini belirliyorsunuz. Birkaç hafta da bu plana uyuyorsunuz. Sonra, bir gün geliyor ve o hafta gitmeyi çok istediğiniz bir film için Japoncayı erteliyorsunuz. Sonraki hafta başka bir arzunuz için bir esneklik daha... Sonra yine, yine, yine… Bir bakmışsınız ortada plan diye bir şey kalmamış. Ancak hala Japonca öğrenmeye dair bir arzunuz var. Bu da sizin içinizde bir rahatsızlık yaratıyor. Bir tarafınız sizi Japonca’ya diğer tarafınız o an istediğiniz şeylere doğru çekiyor sanki…

Aslında bunu anlamak için Platon çok güzel bir metafor kullanıyor. Gelin ona bir bakalım.

Aslında bu gece yaşadığım her şey, tam da dokuz yıl önce Zinciri Kırma metodolojisini oluşturma sürecime benziyor. O zamanlar da benzer sorularla boğuşuyordum: "Neden hedeflerimize ulaşamıyoruz? Neden her yeni yıl, aynı kararları alıp duruyoruz?"

Bu soruların peşinde koşarken, bir gün çok basit bir şey fark ettim. Tıpkı Aristoteles'in dediği gibi, değişim aslında küçük adımlarla geliyordu. Büyük hedefler bizi ürkütüyor, ama o hedefleri ikiye bölünce... ulaşılabilir hale geliyordu.

İşte Zinciri Kırma'nın özü de buydu: Her gün, hedefimiz için küçücük de olsa bir adım atmak. Attığımız adımı bir çarpıyla işaretlemek. Ve zamanla o minik adımları, attığımız çarpıları birleştirip bir zincire dönüştürmek.

Binlerce insan bu metodolojiyi kendi hayatına uyguladı. Sigarayı bırakanlar, kitap okuma alışkanlığı kazananlar, spor rutini oluşturanlar... Her biri kendi zincirini ördü. Kimileri düzenli uyku için kullandı, kimileri sosyal medya bağımlılığından kurtulmak için...

Ve şimdi, dokuz yıl sonra, bu gece üç ruhun ziyaretiyle öğrendiğim her şey, aslında o ilk günkü sezgimi doğruluyor. Büyük değişimler, küçük adımlarla başlıyor. Tıpkı bir zincirin halkaları gibi... Her gün eklenen yeni bir halka. Her gün atılan küçük bir adım.

O yüzden sevgili dostlar, 2025'e girerken kendinize büyük hedefler koymaktan korkmayın. Ama onları gerçekleştirirken, küçük adımların gücünü unutmayın. Her büyük zincir, tek bir halkadan başlar. Her uzun yolculuk, o ilk adımla...

Hepinize mutlu yıllar!

Künye
  • YazanUğur Yıldırım
  • Ses Tasarım ve KurguMetin Bozkurt
Kaynaklar (20)